Asiye nahal gurtulur? (Hazır reçete, no: 2)
Eskiden kahvehaneler vardı şirin beldemizde ve buralarda bir yandan kağat oynanır, Bafra cuğarası tüttürülür ve bol bol melmeket gurtarılırdı. Üj bejini Taksim meydanında sallandırarak felan.
Yok şinci öyle yapılmıyor. Artık “cafe”ler var ve oralarda melmeket aydınının soyunu ense nahiyesinden üç kurşunla tüketme kararları alınıyor ve de ne hikmetse yerin kulağı bir tek resmi görevlilere olacağı biteceği fısıldamıyor.
Neyse, “o gün” bugün herkeş melmeketi gurtarıyo madem, biz de Asiye Hanım’ı gurtarmaya devam edelim bari.
011. “Akıllı ol!”maya karar vermiş Nobelli Pambık Bey’in “İnsan toplulukları, kabileler, milletler edebiyatlarını önemsedikleri, yazarlarına kulak verdikleri ölçüde zekileşir, zenginleşir ve yükselirler, ve hepimizin bildiği gibi, kitap yakmalar, yazarları aşağılamalar milletler için karanlık ve akılsız zamanların habercisidir.” sözünün ne anlama geldiğini farkettiğimizde.
012. Milliyetçiliğin (ve hele de ulusalcılığın) yurt ve ulus sevgisi demek olmadığı gerçeği kafamıza dank ettiğinde.
013. Muzmin Bey, statükonun ontolojisini savunmak yerine beğenmediği ve hayalci bulduğu antistatükoculuğun içini doldurmaya karar verdiğinde.
014. Küresel ısınmanın yaklaşan büyük felaketin habercisi olduğu bir dönemde insanlığın yıkıma süreklendiği gerçeğiyle kafamızı meşgul etmek yerine kendi saçma sapan, incir çekirdeğini doldurmaz, abidik gubidik “mesele”lerimizi paslı bir kılıç gibi kuşanıp birbirimize girmekten kendimizi kurtardığımız zaman.
015. Elalem, -yukarıda yazdığım “abidik” tilciğini kendi kararıyla “ağabeydik”e dönüştüren sivrizekalı Word gibi programları araya sallasa da- durup dinlenmeden teknoloji üretirken, bizim niçin halâ lumpen tarlalarında tetikçi yetiştirmekte olduğumuzu kendimize sormayı akıl ettiğimiz zaman.
016. Afşar Bey, her “milliyetçilik” eleştirimde kıllanmayıp, kendisini “yurdunu ve milletini seven, ince ruhlu, fakat fevri çıkışlarla kendine haksızlık eden” bir dost olarak değerlendirdiğimi ve onu “milliyetçi” profilinden uzak tutmaya çalıştığımı anladığı zaman.
017. İslami kesim, kendisini laikçi sahtekâr zorba egemenlerin dezenformatif atraksiyonlarına karşı korumasız bırakan, içindeki eli kanlı, takiyyeci faşist fraksiyonu (iki faşist partiden daha küçük olanını kastettiğimi belirtmeye bilmem gerek var mı?) deşifre ederek bünyesinden kustuğu zaman. (Dedikodu: Mıstaa Bey‘in malikanesinde bir hanım nihayet ağzındaki baklayı çıkarmış!)
018. Gerek Batıyı gerek Doğuyu blok dünyalar olarak görmekten vazgeçip paçalarımızı oryantalizmle oksidentalizmin çamurundan temizlediğimizde. (Burada uzaktan Edward Said Bey‘le yakından Bekir Bey‘in kulaklarını çınlatarak kendime bir şerh düşeyim: Mazlumun haksızlığı, zalimin haksızlığına denk değildir!)
019. Yüzüktaşım Cano Hanım’la AA tipi ikilemeler bahsini kapayıp A1A2 tipi ikilemeler bahsine geçtiğimiz zaman. (Asiye Hanım kurtulmaz ama bir adım atmış olur.)
020. Yeni ofise geçtiğimizde kombi harıl harıl çalıştırılmazsa. (Asiye kurtulmaz ama müessese amiriniz sıcaktan fenalık geçirmekten kurtulur.)

