jazzetta

“renk renk düşünceler kaldı söylenmedik” (hayyam)

Günü güne katası / tilki kardeşin hatası

Dönüş yaptık kürkçü dükkanına ama, eski tat yok anlaşılan. Ne bende, ne de sizlerde… Neyse, bir süre daha devam diyelim. (15 ay sonra Utopos‘un da paslı kilidini açtık bu arada -ola ki ilgilenen olursa diye söylüyorum.)

07.05.2008 - 15:54 Yazan: metin | Poorish | | 6 Yorum

Ben bensem ben kim ola?

Baylar baymayanlar, tamam mı devam mı? Buraya uğrayan fikrini (mümkünse gerekçeleriyle) söylesin lütfen. Belki ikna olurum. Viranenin bahçesini otlar bürümüş. Bakım mı yapayım, hepten yıkayım mı?

Anketin katılım düzeyine de cevaplar kadar dikkat edeceğim. Fani bloğum ya küllerinden yeniden doğacak ya da sanal evrenin uçsuz bucaksız uzay boşluğunda kaybolup gidecek. İkisi de uyar, eskisi kadar dert etmem.

benim sanki ben şimdi ne değilsem… (Hilmi Yavuz) / ben değilim sanki ben şimdi neysem… (Ben -?!)

25.04.2008 - 12:47 Yazan: metin | Poorish | | 45 Yorum

Söz vermiş saymayın ama…

Toplumun başına yeni yeni belaların sardırılmaya çalışıldığı bir dönemde yeniden karşınıza çıkmaya yetecek kadar hevesim, gücüm, keyfim var mı tam bilemiyorum ama, onları birbirinden ayıran bir harfi dışta bırakırsak “yazı” sözcüğü ile “yazgı” sözcüğü arasında büyüleyici bir ilinti olduğu da çok açık.

Sanırım Jazzetta’yı diriltmenin vakti gelip çattı. Lakin burada değil, kirletilmemiş bir arazide. Teknik nedenlerle biraz bekleteceğim sizi. (Bu yazıya bir necefli maşrapa iyi giderdi ama neyse!)

Yakında görüşmek üzere…

31.10.2007 - 16:36 Yazan: metin | Poorish | | 24 Yorum

Alesta tramola Halid!

halid1.jpg

29.07.2007 - 09:46 Yazan: metin | Poorish | | 5 Yorum

İhtar

Muzmin Bey Muzmin Bey!

Yokluğunuzla şu fakiri cezalandırdığınızın frknd msnz, hı? Üçe kadar sayacam, gelmezseniz kendimi Beyazıt meydanında yakacam! Benzin parasını da sizden alacam! Yetti gari.

27.07.2007 - 10:54 Yazan: metin | Poorish | | 13 Yorum

AKP + Baskın Oran. Son kararım!

Bilinenleri tekrar, bazen işe yarayabilir (Maddeleri önem sırasına göre değil, aklıma geliş sırasına göre dizdim, kusura bakmayın):

1a. Türkiye’de demokrasi yoktur.

1b. Türkiye’deki, militarist vesayet rejimidir.

2a. Türkiye’de laiklik yoktur.

2b. Türkiye’deki, köktendinci bir rejimdir. Dinimiz, kemalizmdir. (Aslında, Engin Ardıç‘ın deyimiyle, Enverizm!)

2c. Laisizm, rejimin köktendinciliğini kamuflaja yönelik bir manipülasyondur.

3a. Türkiye’deki cumhuriyet, Baasçı bir cumhuriyettir.

3b. Efendilerimiz, o dillere destan demokrasi düşmanlıklarının üzerini, literatürel anlam ve bağlamdan münezzeh, soyut bir “cumhuriyet” güzellemesiyle örtmeye çalışmakta; lakin bu absürd “cumhuriyet”çilikleriyle demokrasi düşmanlıklarını aslında daha da belirginleştirmektedirler.

4a. Türkiye’deki parlamentarizm, politik bir vodvilden ibarettir. Parlamentonun hiçbir ağırlığı, işlevi, gücü ve saygınlığı yoktur.

4b. Türkiye’de parlamentarizm, yalnızca bir demokrasi imitasyonu malzemesidir.

5a. Türkiye’deki siyasal partiler düzeni ve yapısı tam bir kara mizah şaheseridir.

5b. Türkiye’de bir tarafta Devlet Partisi, öte tarafta da siyasal parti süsü verilmiş çıkar örgütleri vardır.

5c. Parti süsü verilmiş bu çıkar örgütlerinin kendi iç mekanizmaları ve yapılarında da demokratik ilke ve süreçlerden eser yoktur.

5d. Bu sözde-partiler, sosyolojik olarak temsil ettikleri toplumsal sınıf ve katmanların çıkarlarını değil, sadece ve sadece kendisi-içinleşmiş yoz örgütsel çıkarlarını savunurlar.

5e. Ancak bunu bile, kısmen (izin verildiği ölçüde) ve “düşük profil politika” çerçevesinde yaparlar.

5f. “Yüksek profil politika” Türkiye’de siyasetçi esnafının değil, Devlet Partisi’ni oluşturan oligarşik zümrenin uhdesindedir. Siyaset esnafının buradaki rolü Figüran Osman’lıktan ibarettir.

5g. Türkiye’de siyaset, sosyal-sınıfsal çelişki paradigmasına değil, yapay ve sahte çelişkilere dayalıdır ve bu bir devlet stratejisidir.

5h. Bu yüzdendir ki Türkiye’de sosyal sorunlara çözüm arama bağlamında bir siyaset yerine, rejimi topluma karşı koruma bağlamında bir siyaset esastır.

5i. Böyle olunca da merkez-çevre çelişkisi gerçeklik kazanır ve merkezdeki zorba elit ile çevredeki eğitimsiz ve yarıeğitimli avam arasında bir toplumun kaderi tıkanıp kalır.

6a. Türkiye’de görünürdeki anayasa, göstermelik bir anayasadır. Asıl anayasa başkadır -bilenler bilmeyenlere anlatsın.

6b. Görünürdeki anayasa, 12 Eylül faşizmince bize dayatılmış bir “aMayasa”dır. Bu amayasada haklar ve özgürlükler şeklen verilmiş gibi gösterilir, ardından birer “ama” ile geri alınır. Anayasanın felsefesi ve ruhu, toplumsal ve bireysel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasına değil, devletin bekası ve ikbaline yöneliktir. Devlete karşı toplum değil, topluma karşı devlet savunusunun mevzuatıdır.

6c. Özgürlükçü bir anayasaya sahip olsaydık bile, durum değişmezdi. Çünkü asıl önemli olan yasalar değil, onları uygulamakla yükümlü olanların zihniyet yapısıdır.

7. Türkiye’de hukuk ve hukuksal irade yoktur.

8a. Türkiye’de özgürlük ve sorumluluk nosyonu gelişmiş, medeni bir medya yoktur.

8b. Türkiye’deki, her türlü dezenformasyon ve manipülasyona açık, linççi, sahteci, embedded, embesil, cahil ve soytarı bir medyadır.

9. Türkiye’de adalet yoktur.

10. Türkiye’de hak ve özgürlükler değil, emir ve görevler esastır.

11a. Türkiye’de sol yoktur. Zihniyet olarak da yoktur, politik yapı ve kurumlar olarak da yoktur.

11b. Türkiye’de solun doğal toplumsal tabanı da ideolojik kaymaya uğramış durumdadır.

11c. Türkiye’de kendini “sol” olarak lanse eden kişi, kurum, hareket, akım ve siyasal partilerin neredeyse tümü, özünde sağcı ve milliyetçi, büyük bölümü faşizan, dahası faşisttir.

12a. Türkiye’de, demokrasinin bütün kurumları gibi seçimler de göstermeliktir.

12b. Siyaset arenasındaki uzantılarıyla görünürleşen ve çeşitli düzlemlerdeki açık ve gizli güç odaklarından oluşan Devlet Partisi, Türkiye’nin yakın tarihinde hemen hemen bütün seçimleri kaybetmiş olmasına rağmen, iktidar ilanihaye ve mutlak surette ondadır.

12c. Seçimlerde kazanan, sadece ve sadece “hükümet” olabilir, “iktidar” değil -o da olabilirse, oldurulursa. Türkiye’de bir “devlet iktidarı” vardır, bir de iktidarsız hükümet iktidarı ve bu ikincisi birincisinin kuklasıdır.

13a. Türkiye’de ilmiyye sınıfı, kollektif beyni tümüyle militarize olmuş, akademik namustan ve bilim nosyonundan arınmış, yoz, aşağılık bir zümredir.

13b. Demek oluyor ki Türkiye’de üniversite ve bilim yoktur.

14a. Türkiye’de burjuvazi yoktur.

14b. Türkiye’deki, egemen bürokratik oligarşiye karşı sesini yükseltme cesaretine asla sahip olamayan, sünepe ve sümsük bir zenginler zümresidir.

14c. Türkiye sanayi toplumu aşamasından doğru dürüst geçemediği için sınıf bilincine sahip bir proletarya da olmamıştır.

14d. Dolayısıyla Türkiye’de bir liberal burjuva demokrasisinin kurulma ve yerleşme olasılığı ve şansı halihazırda son derece düşük, hatta imkansıza yakındır.

14e. Çarpık sınaileşme ve kentleşmenin doğurup büyüttüğü lumpenproletarya, Türkiye’de kurumsal faşizmin kitle desteği almasının da, doğrudan kitle (sokak) faşizminin de birincil gücüdür.

15a. Türkiye bir Ortadoğu ülkesidir.

15b. Dolayısıyla her türlü global oyuna, ketempereye açıktır.

15c. Dış güçler tarafından asla rahat bırakılmaz, bırakılamaz.

15d. Ortadoğu coğrafyasına dahil olmak gibi bir jeostratejik dezavantaj, ekonomisinin güçsüz ve zaafiyetlerle malul oluşu, kişi başına düşen ulusal geliri, global ekonomideki payının önemsizliği, enerji üreticisi olmayışı, savunma teknolojisi ve felsefesinde dışa bağımlılığı, eğitim düzeyinin düşüklüğü, vb olgularla da birleştiğinde, Türkiye’nin dış müdahale ve provokasyonlara açık oluşunun önünde hiçbir engel kalmamaktadır.

16a. Türkiye’nin iç efendileri, yönetim enstrümanları baskı, korku, tehdit ve yıldırıdan ibaret olduğu için, her türlü iç ve dış sorunu bir çözüm nesnesi olarak değil, egemenliklerini sürdürme yolunda bir fırsat ve kaldıraç olarak kullanırlar.

16b. Dış güçlerin bunu bilmemesi düşünülemez; dolayısıyla her türlü iç sorunun uluslararası bir düzleme çekilmesi dış güçler için çocuk oyuncağı olagelmiştir. Kürt sorunu, bunun en karakteristik örneğidir.

16c. İç egemenlerin zorba olmakla kalmayan, akıldışı, devekuşu yönetim anlayışı, aynı zamanda sorunların kronikleşmesinin, deyiş yerindeyse “çürüme”sinin de temel nedenidir. Türban sorunu ve Ermeni sorunu, bu bağlamda verilebilecek diğer önemli ve öncelikli sorunlardır.

17a. Az kalsın unutuyordum! Türkiye’de akılcılık yoktur. Özgür düşünce geleneği yoktur.

17b. Türkiye’de şark kurnazlığı vardır. Ezber ve dogmatizm vardır.

Bunlar, ilk anda aklıma geliverenler sadece. Deveye ne sormuşlardı bilirsiniz.

E, peki, bir seçim arefesinde bunları niye saydım döktüm? Şunun için:

Bu seçimler de, diğer bütün seçimler gibi, hiçbir derdimize deva olacak değildir. Bir “mış gibi” müsameresi oynayacağız her zamanki gibi. “Mış gibi” siyasal partiler, “mış gibi” bir sözde-demokrasi, “mış gibi” seçmenler, “mış gibi” seçimler…

Ama yine de eski bir komünist olan ben, yarın evden çıkacak, halâ elime ulaşmamış olan seçim pusulası yerine kimlik kartımla oyumu kullanmak üzere sandık başına gideceğim ve oyumu, kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek olan bir partiye vereceğim.

Hangi partiye vereceğimi biliyorsunuz çoğunuz. Yazmıştım. Kararım daha da netleşti o günden bugüne. Vaktiyle söylediklerimi kısaca tekrarlamakta fayda görüyorum:

1. Bu seçim, sıradan bir seçim değildir.
2. Bu seçim, bir demokrasi referandumuna dönüşmüş durumdadır.
3. Bir tarafta demokrasi düşmanı bir cephe, diğer tarafta açık faşizmin sultasına girmesi an meselesi olan bir toplumun şu anda tutunabileceği tek siyasi dal olan, benim deyimimle “mecburi demokrat” bir parti konuşlanmıştır.
4. Bu nedenle, şimdiye kadar birkaç kez boş oy atmış olan ben, oyumu AKP’ye vereceğim.
5. Bunun emanet bir oy olduğunu kendim bildiğim gibi, AKP’nin de biliyor olduğunu düşünüyorum. AKP bugünkü ortamda bunun bilincinde olmak durumunda ve zorundadır.

Gelgelelim, bütün göstergeler, seçim sonrası Türkiye’sinin bir kaos ortamına sürükleneceği ve dış ve iç egemenlerin borularının ötmeye devam etmesi için hiçbir alçaklık ve düzenbazlıktan vazgeçmeye niyetlerinin olmadığı yönündedir. Ancak bu beni yine de, seçimde oy vermenin ve AKP’ye oy vermenin gerekliliğini önemsemekten vazgeçirmedi, vazgeçiremiyor. Hatta AKP’nin beklenenden fazla oy almasının paradoksal biçimde daha tehlikeli bir durum arzettiğini biliyor oluşum da beni AKP’ye oy vermekten vazgeçirmedi, vazgeçiremez.

Dostlarım arasında halâ AKP’ye oy vermek içlerine sinmeyenler varsa -ki epey var-, onların da bağımsız sosyalist adaylara oy vermelerini tercih ederim, boş oy değil. Ufuk Uras‘a, Levent Tüzel‘e, vd.

Eğer İstanbul ikinci bölgede kayıtlı olsaydım, eh, biraz zorlanacaktım doğrusu. Çünkü ben  Baskın Oran hocamın da seçilmesinin çok hayırlı olacağından kesinlikle eminim.

Neyse, pazartesi sabahı belli olacak encamımız. Seçimlerin sonucunda üç partinin (AKP, CHP, MHP) meclise gireceğini, birinin de (DTP) bağımsızlar yoluyla mecliste yeralacağını tahmin ediyorum birçokları gibi, ama benim bir başka iddiam var: Bence, anamuhalefet partisi CHP denilen devlet faşisti parti değil, özdeşleşmeye yöneldiği MHP olacak.

Hayırlısı neyse o olsun diyelim. CHP-MHP koalisyonu kurulursa, ülkeyi terketmek boynumun borcu olsun -kevgir bütçeme IMF desteği bulabilirsem.

21.07.2007 - 17:51 Yazan: metin | Poorish | | 15 Yorum

Phaseolus vulgaris’in faideleri

Türküm, doğruyum, çalışkanım örtmenim.

Kuru fasulye, baklagiller ailesindendir örtmenim.
Barbunyası vardır, çalısı vardır, horozu vardır, sonracığıma ayşekadını vardır.
Kırmızı etten eksiği yoktur, fazlası vardır.
Milli -pardon, ulusal- yiyeceğimizdir, tam 50 çeşit yemeği yapılır örtmenim.
Hayvansal olmayan protein ve anorganik tuz yönünden zengin mi zengindir, hemi de bolcana kalori verir.
Bir küçücük fıçıcık, içi dolu proteincik, karbonhidratçık, vitamincik, mineralciktir.
Fasulye deyip geçme örtmenim, kalbe bir avuç fasulye iyi gelir, aşk acısını giderir.
En az sekiz saat suda bekletilirse ve pişirirken köpüğü alınırsa, gaz ürettiren olagosakkaritleri suya geçer; böylelikle Ece Abla‘mızın link verdiği makaledeki thlknn frkn vrlmş olnr örtmenim.
Kemikleri, sinirleri, böbrekleri, karaciğeri, pankreası, velhasılı tüm vücudu güçlendirir; çalışmasını, gelişmesini ve onarılmasını sağlar.
Sindirimi kolaylaştırır, çünküm liflidir.
Metin Amca tam bir ay önce yine hastanelik olduydu; keşke fasulye yeseymiş, böbreklerdeki kum ve taşları da döküyor bu fasulye örtmenim.

Kakam geldi de, çıkabilir miyim örtmenim?

Varlığım Deniz Dayı‘mın, Bahçevan Emmi‘min ve ikisinin arasında heybetiyle gözlerimi kamaştıran İlhanabi Amca‘mın varlığına armağan olsun.

20.07.2007 - 18:53 Yazan: metin | Poorish | | 12 Yorum

İzninizle…

Bazı sorunlarım var çözmem gereken. Bir süre buralarda olmayabilirim. Ama siz uzaklaşmazsanız sevinirim. Çay may için, keyfinize bakın. Hatta sigara bile tüttürebilirsiniz -izmarit görmeyeyim orda burda yalnız! Döndüğümde birkaç yazının altında yanıtlama fırsatı bulamadığım yorumlarınıza yanıtlarımı veririm. Sağlıcakla kalın hepiniz. Sizleri seviyorum.

_____________________________________________________________________

13.07.07 notu: Güle güle Cano Hanım… Cesursunuz siz. Hayranım o cesarete.

 

06.07.2007 - 11:04 Yazan: metin | Poorish | | 25 Yorum

Aşk bir sudur, ulusalcı da aha budur! (İşaret levhasına bakınız)

Felaket tellallığım yine azdı, kusura bakmayın okurcuklarım!

Hava gittikçe bozuyor. Absürdistanda akıl, fikir ve feraset, bulunmaz Bursa kumaşı kategorisine çoktan dahil oldu. Bir toplumsal cinnete doğru yol almaktayız. Malum iç ve dış derin odaklar, yüz küsur yıllık bayat oyunu bilmemkaçıncı kez sahneye koydular. Bu, toplumun zekasına ağır bir hakarettir. Demek ki doğru: Bizler, balık hafızalıyız.

Farkında olmamanız imkansız: Müessese amiriniz, neredeyse 15 gündür falan, Jazzetta’yı bir aşk yazıları güldestesine döndürdü. Siyaseten milletçe komplo teorisyeni kesildik ya; belki de kimi sevgili okurcuklarımız, Jazzetta’nın aniden böyle aşka gelişini bir kutsal üçgen masalına da yormuş olabilir. Eğer öyleyse, kendilerini esefle kınarım efenim. Yok öyle şey mirim; bir erkek aynı anda iki kadına birden aşık felan olamaz. Canımdan aziz teknik direktörüm Halid Bey‘in de buyurduğu üzre, “hayat ne garip, vapurlar felan”, emme velakin o gadder de değil yane.

Efenim bu aşk meşk makalelerimizin nedeni gayetle basittir. Törkiya’mızıng bir post-postmodern darbe sürecinden geçmekte olduğu şu günlerde, neocon enüstütülerinde Zeyno Barbaran Hanımgiller‘in dış mihrak olaraktan canla başla bu ülkede iç savaş çıkarmaya çalışmaları, paramiliter kuvvacı-ulusalcılarımızın da orda burda çöplükten bomba aşıraraktan filan dağa çıkmaktan sözetmeleri, zaten hassas olan midemizi hepten bulandırmaya yetmiştir. Kararan dünyamızı bir nebze olsun aydınlatmak üzere, “aşk” denilen ve -kulakları çınlasın- Pekinel Kardeşler‘in de isabetle buyurdukları gibi, içerdiği ş ve k seslerinin yanyana gelişinden ötürü Türkçesi hiç de şık durmayan kelimenin göstereni olduğu evrensel insani olgu, ruhumuzu ve gönlümüzü hiç değilse yazılı olaraktan ferahlatsın diyerekten bu makaleleri kaleme almışızdır ey okuyucu! (Tümcemizi Ü.Mafyaperver Güler Oduncu Hanım tarzı bitirdik ey okuyucu!)

İşte elé! Pek yakında siyasi ve de içtimai yazılarımıza olan derin hasretinize bir son vereceğimizi muştalar -pardon- muştular; büyüklerimizin ellerinden, küçüklerimizin gözlerinden öperiz. Sözde varlığımız, özde Türk varlığına armağan ossun sayın seyirciler! Heil Hitler Bey!

_______________________________________

Sevgili teknik direktörüme buradan sesleniyom: WordPress, Youtube kabul ediyo mu sevgili Halid Bey? Reca ederim bunu bi açıklayıvirin bana. Siz açıklayana dek şirin Üsküdar beldemizde gün ağaracağından ve ben de beklemekten hiç hazzetmediğimden, geçici olarak link vermekle yetineceğim şinci. Aşağıdaki linke tıkladığınızda, tam da aşık olunası bir gözelliklen karşılaşacaksınız muhterem Washington portakallı hemşehrilerim -çoktandır özüne sabun ve nylon çorap olamadığım Monica Belluci Hanım duymasın, öldürür beni walla!

Buyrun, benden de selam söyleyin:

22.06.2007 - 19:58 Yazan: metin | Poorish | | 5 Yorum

Uyuyan Güzel ve saz arkadaşları

Cazgır Hanım’la tanıştırayım sizi. Bahçe kedisi. Diyor ki: “Babamın malikanesine bir yılda 188.092 giriş yapılmış. En şanslı günündeki skor, 1.059 olmuş.”

 

Bu da Hoppidi[k] Hanım. O da bahçe kedisi. Kulak verelim kendisine: “Babam bugüne kadar 457 yazı döktürmüş. Bu yazıları, malikanemizin 21 köşesinde cızıktırmış.”

 

 

Sol penceredeki vatandaş, Kınalı Hanım. Cazgır Hanım’ın kızkardeşi. “Babamın okurcuklarının yaptığı yorum sayısı, cevaplarla birlikte 9.942 adet.” diyor ve ekliyor: “1.500’ü aşkın spam hariç.”

 

Hoppidik Hanım – Cazgır Hanım ikilisi: “Babamız yuvarlak rakam hastası. Keşke Jazzetta’nın bir yılı dolarken yorum sayısı tam 10.000 olsaydı diye kıvrandı durdu! Ama sakın yanlış anlamayın, babamız ‘sözde’ değil ‘özde’ yorumları sever. Yine de Muzmin Beyamcamız gibi ‘az ama öz’ değil, ‘çok ama öz’ politikası güder. Muzmin Beyamca, Muzmin Beyamca, hani Misket Bey‘in resmi?”

 

“Beni, insanoğlunun otomobil adını verdiği ve direksiyonuna oturduğu vakit metamorfoza uğradığı teneke yığını, sevdiklerimden ve hayattan aldı. Babam acısını içine gömmek için adımı unuttu artık. Geçici olarak Siyah Hanım diyebilirsiniz bana. Cazgır ve Kınalı Hanımlar’ın kardeşiyim. Babam beni hatırladığı zamanlarda nedense Bilge Karasu Beyamca’nın Göçmüş Kediler Bahçesi’nde bulabileceği ümidine kapılır. Dünden beri içinde bir burukluk var babamın. Çekirdek okurcuklarından çoğunun bir bardak çay içmeye gelmeyişinin verdiği bir buruklukmuş bu, bana söylediğine göre. Tahmin etmiştim zaten.”

 

“Bu saygıdeğer prensesi tanıyorsunuz hepiniz: Minti Hanım. Kendisine ‘Uyuyan Güzel’ de diyebiliriz. Uyurken fevkalade artistik pozlar verir, daha bu ne ki! Evin kedisi olan Minti Hanım’ı öyle çok kıskanıyoruz ki, ben Hoppidik Hanım mesela, bizimkiler kapıyı açtıklarında sotadan fırlayıp içeri dalıyor, aşağı kata inerek Minti Hanım’ın mamasını anında silip süpürüyorum ve ben Cazgır Hanım, onun pencereden çıkışlarına bir son verdim cazgırlık yaparak, adım da o yüzden böyle zaten.”

 

“Bizler son kuşağız. Bu bahçeden öyle çok kedi geldi geçti ki babamlar sayısını bile unuttu. Bundan on yıl önceki birinci kuşak, Cazibe Haminne ve kızı Şükufe Hanım ile başlar. Aralarda babamın anılarında çok özel yeri olan birkaç kuyruklu melek var. Mesela babamın, hakkında mutlaka bir yazı yazmak istediği Şamşeytanı Hanım ile The Kedi Bey. Ha, bi de Sümüklü Hanım.”

“Hadi artık, bize müsaade. Babamız bugün bahçeyi bellemeye niyetli. Dediğine göre bu ülkeye pek yakında totaliter bir rejim bir kabus gibi çökebilirmiş. Ona bu kadar kötümser olma, felaket tellallığı yapıp okurcuklarının da canını sıkma diyoruz ama dinletemiyoruz. Neyse, stresini çim ekerek atsın bari, atabilirse. Öyle yorgun ki mecali yok aslında… Ha, unutmadan: Buradan başta Peri Hanımabla ve Bekir Beyamca‘nınkiler olmak üzere tüm kedi kardeşlerimize en kedice miyavlarımızı yollarız.”

 

10.06.2007 - 10:37 Yazan: metin | Poorish | | 47 Yorum