jazzetta

“renk renk düşünceler kaldı söylenmedik” (hayyam)

Nylon çorap ve sabun sorunsalı…

Okurcuklarına hedaye dağıtan dünyanın ilk ve tek bloğu gurur ve iftiharla açıklar:

Hey! Cano Hanım and Konstantin Bey!

Hedayelerinizi hazırladım. Dün nihayet Kadıköy’e inebildim ve de ikinize de titizlikle birer küçük hedaye seçtim. Gözlerim paracıklara kıymanın verdiği yaşla, içimse garip ve sebepsiz bir huzur ve sevinçle doldu. Şincik bana kargo adresi vireceksiniz -siz değil Konstantin Bey, sizin işinizi daha önceki gibi halledeceğiz artık.

Hadi bakalım. Ama ben bir son saniye golü atmak isteyom yüksek müsaadelerinizle efenim. Şöyle kine:

Hedayelerinizi her ne kadar hakettinizse de olsun, kılçıklık parayla değil a; şimdi bir soru sorcem. Bilirseniz tamamdır. Bilemezseniz bi beş dakika kadar düşünecem hedayeleri göndereyim mi, yoksa bende mi kalsın da gendüm sevineyim diye.

Veee işte soru:

Ben niyçün Monica Belluci Hanım‘a nylon çorap ve sabun olmak isteyom da ondan bin kat daha züpper kalite olan Sharon Stone Hanım‘a hiçbi halt olmak istemiyom?

Meydan sizin canlarımcım.

03.07.2007 - 16:58 Yazan: metin | PİPANA BİLGİ YARIŞMASI | | 19 Yorum

Çöp evde bir Tractatus…

Müessese amiriniz olur olmaz herşeyi bir kenara koyardı eskiden, zaman gelir lazım olur diye. O yüzden işitmediğim laf kalmamıştır (kimden deyu sormayın). “Belediye zabıtaları kapıya dayanacak, o vakit görürsün gününü!” bu azarların en düşük kalorilisidir. Neden sonra canıma tak etti, sıcak bir Ağustos zebbahı evde geniş çaplı bir “Farkında Olmaksızın Çift Alınmış Kitaplardan, Maalesef Hiçbir Kıymet-i Harbiyesi Kalmamış Mecmualardan, Hükümsüz Risalelerden, Lüzumlu Lüzumsuz Kupürlerden Azatlık Ameliyesi”ne giriştim. Vah bana vahlar bana ki, tam 25 sene gözüm gibi sakladığım bir kupür, sokaktan geçen eskicinin menfur emellerine alet olduktan sadece ve sadece iki gün sonra şiddetle lazım oldu. İşte kendime ettiğim küfürler antolojisini ossaat zenginleştirip yeni baskıya hazırladım.

Tractatus’tan Felsefi Soruşturmalar’a attığı adımla beynimizi salatalık turşusuna çevirmiş olan büyük Wittgenstein Bey, “üzerinde konuşulamayanlar konusunda susmalı” dediğinde hemi anlamış, hemi de kızmıştım. “Olguların mantıksal tasarımı, düşüncedir. / Düşünce, anlamlı cümledir. / Cümle, temel cümlelerin doğruluk işlevidir. Temel cümle, kendi kendisinin doğruluk işlevidir.” buyurduğunda gayet doğal karşılamış, “höğnk!” şeklinde nida kıyırttırmamıştım. Severdim keratayı –pardon, dahi filozofu.

Şimdi bu paragrafı önceki paragrafa törenle bağlayalım Timbuktulu hemşehrilerim. Bu sabah ütü yaparkene kombi odasında, az önce bahsettiğim feci katliamdan her nasılsa canını kurtarabilmiş birkaç nesneden biri düşüverdi ayağımın dibine. Anaaa, bi baktım ne göreyim! 13. İstanbul Film Festivali kataloğu! İçim ta derinlerden cız etti. Ulan bi vakitler ben bu festivallerden birinde tam 45 film birden seyrederek rekor kırmış bi heriftim bea! Hemi de hiçbirinde saniye uyumadan! Hele birinde (“Volere Volare [Uçmak İstemek]” adlı filmdi sanırım) –burada “hiç unutmam” klişesini devreye sokuyoruzdur- hem diyalogların elektronik aygıttan Türkçesini, altyazıdan İngilizcesini okumuş, hem İtalyancasını dinlemiş (ve anlamış!), hem de filmi hiçbir karesini sektirmeden zevkle izlemiştim –bunu becerebilmiş olmanın keyfiyle nerdeyse başıma bi kaza gelecekti. Neyse, kataloğa şöyle bir göz gezdirince, ben o yıl maalesef birkaç filmle yetinmek zorunda kaldığımı hatırladım. Şimdi, nostalji kabilinden, iki filmin tanıtım yazısını aktaracağım buraya. Birini görmek istediğim halde görememişim; ötekiniyse seyretmişim, beğendiğimi de hatırlıyorum ama belleğimde izi kalmamış pek. Bu iki filmle ilgili yorum yazacak okurcuklarıma şükranlarımı peşin peşin arzeder, saygıyla huzurlarınızdan çekilürüm. Malumunuz; sanat, hayat yorganını üzerine çektiği vakit ayakları dışarda kalıyür, üşüyür (“ars longa vita brevis” laforizmasının Çemişgezekçesi).

***
WITTGENSTEIN (Seyredemediğim film –MtP): Derek Jarman’ın yeni filmi, 20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri kabul edilen Wittgenstein’ın mizahi bir portresi. Jarman ve senaryoyu onunla birlikte yazan Oxford öğretim üyelerinden edebiyat kuramcısı Terry Eagleton (bu herifi de severim –MtP), izleyicinin ne Wittgenstein’a, ne de fikirlerine aşina olduğu varsayımıyla işe başlamışlar. Büyük filozoftan birçok alıntı içeren gerçekçi senaryoları, Jarman’ın maceracı ve deneyci üslubunu, özellikle de felsefi fikirlere görsel bir boyut kazandırma (ne gadder de zor bir iştir –MtP) yeteneğini gösteriyor. (…)

M. BUTTERFLY (Seyrettiğim film –MtP): 60’ların ortasında, Pekin’deki diplomatik bir kabul töreninde meydana gelen tesadüfi bir karşılaşma, tutkulu bir ilişkiyi başlatacak kıvılcımı yaratır. Puccini’nin trajik operası, ateşli “Madam Butterfly”dan derinden etkilenen René Gallimard, Pekin Operası’ndan güzel bir primadonnayla tanıştırılır. Harcamaların ayrıntılı hesaplarına gömülmüş, Fransız elçiliğinin muhasebecisi olan Gallimard, “benim egzotik kelebeğim” dediği bu gizemli ilham perisinin, Song Liling’in cazibesine kendini kaptırıverir… Cronenberg, arzuların, düşlerin ve gerçeğin trajik bir biçimde içiçe geçtiği bu aşk öyküsünde, değişen duygu ve ruh durumlarından, zengin bir palet yaratmış.

***
Bu makalemizi Pipana Bilgi Yarışması köşeciğimize tıkıştırıciiiz. Hadi bakalım, malumat isterem. Mukabilinde bir adet kıssadan hisse: Çoluk çocuğa karışmadan ne gadder festival filmi izleyebilirsen izle. Yoksa hapı yuttuğunun resmidir; sen filmleri değil, filmler senin makus talihini seyreder.

29.03.2007 - 15:16 Yazan: metin | PİPANA BİLGİ YARIŞMASI | | 18 Yorum

Duma duma dum

Bir sobelemecedir gidiyor blogistanda… Peri Hanım üstüne düşen vazifeyi hainane bir şekilde yerine getirerek sobeledi müessese amirinizi; bilinmeyen beş özelliğimi sayacakmışım şuracıkta. Emir Bey’in demiri demir testeresiyle kesebilitesi yüksek olduğundan, itiraz ne haddime; kuzu kuzu yapayım bari isteneni (Cano Hanım Cano Hanım, ikilemeler bahsini ihmal ediyoruz ikimiz de!):

Özellik 1: En sevdiğim şeylerden biri yürümekti[r]. Bakınız bütün mes’ele köşeli parantezde. Hiçbir şeyden çekmeyen Süleyman Efendi, nasırından çekme işini bana devredeli beri dağda bayırda uzun boylu yürümenin tadı tuzu kalmadı benim içün.

Dipnot 1: Yukarıdaki değerli şahsı The Sülü Bey’le karıştırmayasınız zinhar. Sabık Sparta kralının baş özelliği; kendisinin çekecek hiçbir derdi olmadığı halde, şirin beldemin sakinlerinin ömürboyu derdini çekecekleri bir adet gül gibi The Sülü’leri olduğudur.

Dipnot 2: Sevgili patronumu kazıkladım baylar bayanlar; hergün yeni bir hastalığımı keşfediyor. Yerin kulağına giderse sesim, yandık.

Dipnot 2′ye dipnot 1: Çoktandır sesi soluğu çıkmayan E-mine Hanım, bakınız burada o tiksinç ve de ığranç “bağyan” tilciği kullanılabilir, gördüğünüz üzere.

Dipnot 2′ye dipnot 2: Nerelerdesiniz Afşar Bey ayol? Bakın “sevgili patron” diye çağıldadım!

Özellik 2: Hastalık demişken aklıma geldi. Tam otuz yıldır –nedendir bilmem- içimdeki kötü ses bana, 2013 senesinin Kasım ayının 13′ünde, saat dokuzu beş geçe –zebbah değil ama, akşam- tahtalıköye geridönüşsüz fekat yine de indirimli bir teyyare biletimin, çeketimin (çeket: bir adet arabex tilcik) mendil cebinde konuşlandığını fısıldar durur. Her seferinde de “hihahaaayt!” şeklinde bir nidayı ekleştirmeyi ihmal etmez. Ben de kanarım ona saf saf. Bu hesaba göre Marduk felaketini bizzat yaşamak da var kısmette, lakin İkinci Cilalı Taş Devri’ne yetişemeyeceğim maalesef, sizleri kaderinizle başbaşa bırakmak zorundayım.

Özellik 3: Çok enteresan bir özelliğim var amma söylemem! Ucundan ıccıcık gösterebilirim sadece: Şirin beldemde ilk ve son kez ………………………………………………… (tikkat: otosansür!) eylemini hayata geçiren şahıs, özümün ta kendisidir. İşin içinde bir adet mandolin çalgısı, bir adet Wolfgang Amadeus Mozart Bey, birer adet de Siyer ve Akaid kitabı vardır!

Dipnot: Bu bulmaca kazıktır; boşuna uğraşıp kıymetli vaktinizi israf etmeyiniz Florida’dan Fatih Bey, Ankara’dan Hale ve Jale Hanımlar.

Özellik 4: Ben de yazdım, Celal Bayar Amca kibin. Hemi de birkaç betik yazdım. En son, Danilo Kiş Dayı’nın “Ölüler Ansiklopedisi”nin bir benzerini cızıktırdımdı: “Yaşayan Ölüler Ansiklopedisi” -Enis Batur Abi duymasın. Arada bir nüans var görüldüğü üzere. Lakin dosyayı karanlık bir sinema salonunda unutuvirdim. Seyrettiğim filmin yönetmenine çattım sonra.

Özellik 5: Küçükken elime bir İsveç turizm kitapçığı geçmişti. O güne kadar sanırdım ki şirin beldem acunun ve dahi kainatın en mamur, en müreffeh, en bi en zengin melmeketidir; üstüne yoktur. Eşşekten düşüp yarılmış karpuzdan beter oldum o broşürü okuyup resimlerine filan bakınca. İsveç, Vikinglerin torunlarının Harran damlarındakine benzer kovuklarda yaşadığı sefil bir diyardı gözümde, o talihsiz Metin Bey - turizm broşürü karşılaşmasına dek. Ulan bize böyle belletmemişlerdi zebbah akşam çektikleri acitasyonlarla… “Türküm, doğruyum, çalışkanım, gelişmişim, ilerlemişim, kalkınmışım, dünyaya bedelmişim, yasam…”daki ilk kelimeden sonrası düpedüz masalmış meğersem… Yaşadığım feci düşkırıklığının üstüne bi de İnce Memed Bey’le tanışınca, kesildim mi sana en keskininden solcu! Daha bıcırık bişiyken!

Türlerin değil ama Metin Bey’in solculuğunun kökenine inmiş bulunmaktayız değerli Kamçatkalı hemşehrilerim. Sağ elimde Balzac Bey’in Vadideki Zambak’ı, sol elimde İnce Memed I, okul yolunda, kendi halimde sevdalı sevdalı yürürkene, velespitli bir emmi zınk diye durdu, velespitinden indi bi hışım, bana bitmek bilmez bir tirat çekti: “Len oğlum, gomonis len bunnar, okuycağsan Battal Gazi oku, Dedem Korkut oku -bunu şimdi ben uydurdum; emmim nireee, Korkut Dedem nireee!-, cart und curt.” Sportmen amcamız hababam yellenip duruyor söylemesi ayıp -ağız nahiyesinden tabii, yanlış anlamayınız. O muhteşem ana gadder gomonizm nedir zırnık fikri olmayan ben fakir, ossaat çakıyom ki bu gomonizm denen tek dişi kalmış canavar eyi bi yaratıktır esasında. Derhal sayıynan kendime gelerek gomonist oluyom. Uzun süre de kendimden gidemiyom.

Gomonizme veda raporumu da münasip bi zamanda veririm gari, he mi?

Bunca lakırdı yeter. Zaten faş etmedik sırrımız kalmadıydı şu alemde, sağolsun Peri Hanım sayesinde kalan üj bej sırrımızın da sırı döküleyazdı. Müessese amiriniz son bir kılçık atar ve kaçar. Aşağıdaki şiir alıntısının kime ait olduğunu ve önemli bir özelliğini sorarak. Heh heh, hep biz mi kündeye getirilecez efendiler! Hem bu sefer hedaye felan da yok, stoklarımız tükenmiştir.

***

(…)
Erenlerin çoktur yolu
Cümlesine dedik belî
Gören bizi sanır deli
Usludan yeğdir delimiz

(…)
Muhyî sana olan himmet
Âşık isen cana minnet
Elif Allah Mim Muhammed
Kisvemizdedir dalımız

***
Acep ben kimleri sobelesem kine? Dur bi düşüneyim. Ya şundadır ya bunda deyip keçe külahı Floridalı Konstantin Bey’e ve dahi Konstantiniyyeli Cano Hanım’a emanet etmemek olmaz, di mi efenim! (Muzmin Bey mi dediniz, duyamadım? Kulaklarım bugünlerde biraz ağır işitiyor da -ihtiyarlıyoruz ne de olsa.)

***
Okurlarımın -muhtemelen- yarısının Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun bu arada. Gerçi zararı bana dokundu bu işin geçenlerde Kadıköy’den geçerkene emme olsun, o kadarcık eziyete katlanmak lazım.

08.03.2007 - 12:05 Yazan: metin | PİPANA BİLGİ YARIŞMASI | | 47 Yorum

Kim 500 milyar Peru Lirası ister? (Bilgi yarışması – I. Hafta yanıtları)

1. Penaltının gol olma ihtimali yüzde kaçtır?

Elcevap: Dünya ortalaması % 70, fekat penaltı hakkını kullanan Cimbomluysa % 100. Olacak o gader.

2. Niyçün karpuz sergicisi beyler, baba soyundan ressam ve optikbilim uzmanı, anne soyundan marketing iletişimcisi kökenlidir?

Efendiler, yişil karpuz üzeri gırmızı tomata ilen bir nevi komplamenter kontrast vaziyeti hasıl oluyor. Bu da renkahengî bi vahşi cazibe yaratıyo. E bunu kim akıl edebilir? Tabii ki baba soyundan ressam ve optikbilimci, anne soyundan pazarlama iletişimcisi kökenli sergici beyler…

3. Ataman Bey kaç yaşındadır?

Yanıt viriyom, tikkat! Ataman Bey, ölümsüzdür. Ezelden ebede, üstümüze başımıza bir güneş kibin doğmuş, doğuyor ve doğacaktır.

4. Dünyada “Müdür müdür müdür?”den başka üç tilciği de özdeş ve sesteş olan başka soru tümcesi var midur? Binaenaleyh vaadı da biz mi kurmadık?

Vardı. Emme Yahya & Murat ikilisi afiyetnen yidi.

5. Laikçi entellektüel oxymoron mudur, yoksa toksik madde midir? Siz bilirsiniz bunu Bekir Bey!

Her ikisi de. Bekir Bey zaten biliyordu.

6. BB Bey (hayvan dostu Brigitte Bardot Hanım diil) niyçün paleontolojik çağdan kalma spermatozoitlerini artistik/estetik bir objeye transforme etmiştir? Çamur güreşinde beklediği reytingi alamadığı içün mü?

Yorum yok. Yorum yapalım da BB Bey bunu bir tür advertorial olarak kullansın, di mi! Yani cevap: No comment.

7. Deniz suyunda yaşayabilen tek ağaç türünün adı nedir?

Mangrov ağacı. Walla ciddiyim!

8. “İç güzelliği” nerede işe yarar?

İçli köftede! (Nhah hah!)

9. İstanbul’un en klas dondurması hankı işletmede satılır?

Reklam parasını daha tahsil idemedik ya neyse, söyleyeyim bari: Üsküdar Kanaat Lokantası’nda. Fekat siz siz olun, kredi kartına güvenmeyin. “No passaran” yazıyo!

10. Ben satanist miyim?

İki eşdeğer yanıtı var bu sualimizin yoldaşlar, ikisi de kabulümdür.
a) Kendi kendinize sorup “satanist olma yaşım geçti” dediyseniz, cevap: Hayır.
b) Şu fakiri temsilen sorduysanız, cevap yine: Hayır.
c) Ben Faust Bey‘im. Bedenimse, reklamcı. Bu da ikinci şıkkın çok şık bi yanıtı.

Şinciiiik… Herkes puanını listeye bakıp kendi toplasın, çıkarsın. Neticeyi bana bildirsin. Hitim artsın. Rapidshare şeytanını gasp ve işgal ettiği tahtımdan indireyim.

Yeni soruları daha hazırlayamadım örtmenim. Akşam misafir geldi. Emmimin kayınçosunun baldızı vefat etti. Alentrikler kesildi.

05.07.2006 - 14:19 Yazan: metin | PİPANA BİLGİ YARIŞMASI | | 11 Yorum

Kim 500 milyar Peru Lirası ister? (Bilgi yarışması - I. Hafta)

1. Penaltının gol olma ihtimali yüzde kaçtır? (5 points)
2. Niyçün karpuz sergici beyler, baba soyundan ressam ve optikbilim uzmanı, anne soyundan marketing iletişimcisi kökenlidir? (10 points)
3. Ataman Bey kaç yaşındadır? (One point)
4. Dünyada “Müdür müdür müdür?”den başka üç tilciği de özdeş ve sesteş olan başka soru tümcesi var midur? (30 puan)*
5. Laikçi entellektüel oxymoron mudur, yoksa toksik madde midir? Siz bilirsiniz bunu Bekir Bey! (4 points)
6. BB Bey (hayvan dostu Brigitte Bardot Hanım diil) niyçün paleontolojik çağdan kalma spermatozoitlerini artistik/estetik bir objeye transforme etmiştir? Çamur güreşinde beklediği reytingi alamadığı içün mü? (Ten points)
7. Deniz suyunda yaşayabilen tek ağaç türünün adı nedir? (20 puan)
8. “İç güzelliği” nerede işe yarar? (Five points)
9. İstanbul’un en klas dondurması hankı işletmede satılır? (Beş puan)
10. Ben satanist miyim? (Ten points)

Yanıtlar haftaya. Asgari 85 puan alanlara bi iyilik düşünecem elbet. Çıkarın kağıdınızı kaleminizi.

Hamiş: Her hakkı mahfuzdur, recistırlıdır, ona göre. Devletşah Hanım’ın başına gelen benim başıma da gelmesin.

(*) Tikkat tikkat:

Bu soru eksik yazılmıştır, dolayısıyla verilmesi gereken cevabı etkilemiştir, daha yeni farkettim. Yarışmacılardan özür dileyerek tam halini sunuyorum:

4. Dünyada “Müdür müdür müdür?”den başka üç tilciği de özdeş ve sesteş olan başka soru tümcesi var midur? Binaenaleyh vaadı da biz mi kurmadık? (30 puan)

19.06.2006 - 19:38 Yazan: metin | PİPANA BİLGİ YARIŞMASI | | 19 Yorum

Google II. Meydan Muharebesi

Bilmece üretim tekniğinden bihaber olursan işte böyle şapa oturur, iki koca kitap için küçük çaplı bir serveti gözden ve kredi kartından çıkarmak zorunda kalırsın Metin Bey! Ulysess çevirmeni Nevzat Erkmen Bey ne güne duruyor, gidip sorsana! Niye kızıyorsun ki Fatih Bey’e? Attıysa kazığı o attı, The Sülü diil ya! (Kendime nottur, yapılacak işler listesine ekle: The Sülü’nün sana attığı kazıkların seni bir ömür boyu; Fatih Bey’inkininse yalnızca o meş’um günün akşam saatlerinde Kadıköy çarşısındaki Nezih Kitabevi’nde nalet suratlı kasiyer kızın, elini cebine atmak zorunda bıraktığı şuursuz lahzada kötü tesir altına aldığı unutulmayacak.)

Bak, akşam dedin, Ahmet Haşim Bey’i hatırladın:

Akşam, yine akşam, yine akşam,
Göllerde bu dem bir kamış olsam!

Yani bunca lakırdıdan sonra, hedâyenizi tedariklemiş olduğumu ulvi şahsiyetinize idrak ettirebilmişimdir herhal, Google İtilaf Devletleri müttefik kuvvetleri başkomutanı sayın Fatih Bey komutanım! (Bu işin bi de Yalta Konferansı var -attım tuttu mu Emin Oktay Amca?)

***

Ne kadar gevezeyim di mi cefakâr okurcuklarım? İşte yeni bilmecem -bu sefer yağma yok; bilmeceyi çözen zat-ı muhteremden öylesine ağır bir bürokratik işlem sürecinden geçerek hediye talebinde bulunmasını isteyecem ki, valdesinden tırtıkladığı süt, adelelerinde laktik aside tahavvül ede!

Sıkı durun, soruyomdur:

Piú bella d’ogni pianta è quella d’Erzurum
Tra tutte le città, piú bella è Konia.
Se la tua morte, Osman, fa lieto il mondo,
O mio Osman, o mio Osman, o Zeybek Osman,
È ucciso dal rimorso chi ti uccise.

Bu köşeciğimin etnik kimliğini yadsıdığımın farkındayım. Demem o ki, bu alıntının bir laforizma değil, anam babam işi, basbayağ bi türkü olduğunun bilinciyle hareket ettim efendiler. Anayasa bir defa delinmekle kıyamet kopmaz, benim Metin’im işini bilir. Hanım şuradan bi kaset koy da neşemizi bulalım -dermişim! Ve eklermişim: Guns N’Roses’dan “Use Your Illusion” olsun. Sardır kaseti “Garden of Eden” baladına doğru ve orda dur:

Our Governments are dangerous
and out of control
(…)
This fire is burnin’ and
it’s out of control

(Bu vesileylen LATERNA köşeciğimi de aradan çıkarırmışım bir çırpıda.)

***

Mutat olunduğu üzre, yine bu lakırdının ne manaya geldiğini, içinden fışkırtıldığı lisanı, veee hankı altın varaklı, şemse ciltli, lepiska saçlı betikte kulaklarının çınlatıldığını ve dahi bu betiğin yazarının adını, soyismini, şeceresini bulunuz efendiler. Hadi bakem bilmece fatihi Fatih Bey hünkarım majestem, bu kez Google papazının dişini kıracaktır elbet içli pilavım! (Efekt: “Nhiya, hoh hoh ho” nidası. Efektör: Ertuğrul İmer & Korkmaz Çakar -valla billa böyle bi isim vardı, benim uydurmam diil.)

Hedâyeye gelince… Efendim, paşa gönlümden ilk depremde ne koparsa. Şaka şaka, yine kallavi bi kitap, ama yazıyla: BİR kitap. (Madem bu muhtemel ve müstakbel İstanbul zelzelesinden biçare bi İstanbıllı olaraktan tırsıyom, o halde işi şamataya vurmalıyım -bu mantıksal önerme çeşidi Cengiz Bey’e sorulacak… sor.)

17.06.2006 - 13:23 Yazan: metin | PİPANA BİLGİ YARIŞMASI | | 28 Yorum