Et-Terkibât Fî Tabhi’l-Hulviyyât’tan araklama diil kızlar!
Bugün baharın çıldırtıcı cazibesiyle kendimi dışarılara atasım var, her normal insan gibi. Ama yok, yapamıyorum. Yarın sabaha yetişmesi gereken bir iki ajans işini düşününce ateş basıyor içimi. İki yıldır el atamadığım için perişan hallere düşmüş olan minik bahçeme çıkmak, bi gıdım güneşlenmek, havuzu temizleyip yeniden suyla doldurmak, toprağı bellemek, gidip kalitelisinden çim tohumu bulup bahçeye ekmek, pazardan meyve sebze ve geldiyse çiçek ve domates-biber fidesi alıp orta balkondaki saksıları şenlendirmek, Toto Hanım’ın hatırını sormak, aşure yazısıyla Derin Düşünce yazısını kotarmak… Gelvelakin Metin Bey’de hayır yok. Velet Hanım İzmir’e okul gezisine çıktıydı, bu akşam dönecek, yarın da sınav dönemi başlıyor. Hadi bakalım, hepten hapı yuttun müessese amirimiz!
Neyse, bir yerden başlamalı. Devletşah Hanım’ın siparişinden mesela. Yalnız mevsimi geçti falan demeyip “The Ashure designed by MtP” isimli başyapıtımı deneyeceksiniz, yoksa külahları değişiriz kayıplara karışmış vefasız hanım okurcuklarım.
Evet, çıkarın kağıt kalemlerinizi. Bildiklerinizi unutun. Aşurede çağ atlamış bulunmaktayız. Benden önce Arman Kırım Bey atladıydı emme onunki postmodern bir atlayış; benimkinin post’u yok, şimdilik sadece modern. Gelecek muharrem ayında benim aşurem de bir basamak daha atlayıp postmodern olcek, söz.
***
Aşure, İbranice “aşûr”dan geliyormuş… Musevilik, Sünni İslam, Şiilik ve Alevilik için önemli bir kavram olduğu açık. Günü, gecesi, orucu ve tatlısı var. Tatlısında, Alevi inancı uyarınca 12 çeşit malzeme kullanılıyor. Vikipedi’nin yalancısıyım ben. (Bir çimdik ansiklopedik malumat yeter. Malzememiz zaten yeterince kalabalık, daha da çoğalmasın.)
***
Geçen pazar günü yaptım aşureyi aslında da bir türlü yazısını yazmaya fırsatım ve mecalim olmadı. İtiraf ediyorum, hayatımın ilk aşuresi. Her ilk bir acemilik taşır üstünde, ama gurur ve kıvançla haykırıyorum ki bu öyle olmadı; muhteşemdi muhteşem! Övünmek gibi olmasın diyeceğim, olmayacak. Bal gibi de övünüp şişindik efenim. Lakin hakettik doğrusu! Hem kanıtım da var tapu gibi: Bir düzineden fazla arkadaşa tattırdım birer kase, not vermelerini istedim. Sonucu bildiriyorum Devletşah Hanım: 150 puan üzerinden 150 puan. Heh he, kim tutar bundan kelli müessese amirinizi kızlar!
Efenim ben aşurede iki ekol bilirim, başka bilmem: Sulu ekol, koyu ekol. İlkinden pek hazzetmem, favorim ikincisidir. Yaptığım aşure de kıvamlı oldu zaten. (Buradan saygıdeğer “hayat arkadaşı”ma teşekkür etmeyi ihmal edersem yakışık almaz; çünkü işçiliği büyük ölçüde zatıalisi üstlenmiştir, of puf nidaları eşliğinde de olsa. Bu nidalarsa işin zahmetinden ileri gelmektedir, tarafımdan duymazlıktan gelinmiştir –duymamazlıktan diil Cano Hanımcığım.)
Neyse, lakırdıyı sündürmeyip işimize bakalım. Tezgah bizi bekliyür. Önce kesenizin ağzını açınız. Fevkalade mühim bir husus olupdur bu; pintilikle aşure ters orantılıdır (bkz: Orta 1, Matematik ders kitabı, ünite 2). Valla benim şaheser bana yanılmıyorsam 50 liraya filan maloldu. 15 kaselik yaptım. Kalitesine baktığınızda bedava! Malzeme listesinde yok yok, davul tozuyla minare gölgesinden kelli:
(Ara itiraf: Devletşah Hanım, aşurenin gövdesi, sizin tarifinizden esinlenmedir. Habarınız ossun. Dikkat ediniz, sadece “gövdesi” dedim. Demek ki benzerlik bir yanılsamadan ibarettir de denebilir bu durumda!)
- 2 fincan aşurelik buğday
- 1 fincan kuru fasulye
- 1 fincan nohut
- 1 fincan pirinç
- 1 yemek kaşığı bulgur
- 1 yemek kaşığı kırmızı mercimek
- 1.5 su bardağı esmer tozşeker (burada sizinle ayrılıyoruz Devletşah Hanım!)
- 5 adet kestane (burada da!)
- 2 çay bardağı süt (burada da!)
- 1 yemek kaşığı buğday nişastası (e burada da!)
- 1 su bardağı tozşeker
- 5 adet kuru kayısı
- 5 adet kuru incir
- 2 yemek kaşığı kuru üzüm
- 1 yemek kaşığı hindistan cevizi
- 1 adet kabuk tarçın
- 5 adet karanfil
- 1 tatlı kaşığı portakal kabuğu rendesi
- ½ çay kaşığı tuz
Ben mısır konservesi koymadım. Devletşah Hanım seviyor.
Süsleme malzemelerine gelince:
- 1 tatlı kaşığı fındıkyağı
- ½ nar
- Fındık (bu ve bundan sonrakiler münasip miktarlarda)
- Yerfıstığı
- Ceviz
- Badem
- Dolmalık fıstık
- Kuşüzümü
- Toz tarçın
Bundan sonrasında yollarımız sizinle hepten ayrılıyor Devletşah Hanım:
- 10 adet kestane
- ½ poşet sütlü çikolata kaplamalı yerfıstıklı ve mısır gevrekli draje (marka ismi vermiyorum, siz bulun!)
- 8 adet yuvarlak çubuk gofret (marka adı vermek yok!)
- 1 büyük paket bitter çikolata (eski bir Anadolu uygarlığı diyeyim, siz anlayın!)
- Meyveli ve kuruyemişli müsli (aynı uygarlığın eseri!)
- 15 adet kanyaklı çikolata (tövbe tövbe, dindar dostlarım bunu eksik bırakarak beni bağışlasın lütfen!)
Gördüğünüz üzere, malzemeleri saymak bile bi saat tutuyor mutfaktaşlarım. Hadindi gari, tezgah başına geçmenin sırasıdır. İnternet başına geçip Devletşah Hanım’dan ıccıcık kopye çektikten sonra tabii! Şöyle ki: Buğdaya duş aldırıp bir taşım kaynatacak, sonra suyunda zebbaha gadder bekleteceksiniz. Nohutu, kuru fasulyeyi, kayısıları, incirleri, üzümleri yıkayıp onlara da gece üj-bej nöbeti tutturacaksınız. (Nohutu tuzlu suda, üzümü de saplarını temizledikten sonra).
Ömrünüzden bi gün daha geçip sabaha vasıl oldukta şu ameliyeleri gerçekleştireceksiniz hanımlar beyler:
Nohutu, kuru fasulyeyi, buğdayı ve kestaneleri bi güzel azarlayıp haşlayacaksınız. Buğday terliksi heyvan yahut yumuşakça halini aldığında üzerine nohutu ekleyip bir taşım kaynatın. Kuru fasulyeyi de ekibe dahil edip kaynatmayı sürdürün. Bu illegal eylem devam ederkene, pirinçle mercimek de hemhal edilip yıkanıp haşlandıktan kelli ekibe katılmalı, onları aynı şekilde bulgur takip etmeli; bu curcunaya en son, birbirine karıştırılmış esmer ve beyaz tozşeker dahil olmalıdır.
Kayısı ve incirleri doğrayıp bir taşım haşladıktan sonra suyunu süzüp tencereye katacaksınız. Üzüm, hindistan cevizi, kabuk tarçın, karanfil, portakal kabuğu rendesini de ekleyip bir taşım daha kaynatacaksınız.
Aşurenin kıvamlı olmasını ben isterim emme siz istemeyebilirsünüz. Yok eğer siz de benim kibin cıvık aşureden hoşlaşmıyorsanız, nişastayı ve de püreleştirdiğiniz bir bölük kestaneyi sütle çırpıp iki arada bir derede tencereye boca ediniz efenim.
Ne bitmez bir işkence bu Nalan! N’evet sevgilim, aşureyi seven dikenine katlanır. Bak bitiyor, mahallemize geldik. Abim görmesin seni, ikimizi de doğrayıp aşure tenceresine katar alimallah. Hem ben bildiğin aşure kızlarından değilim N’ekrem.
Makinist, aradan çık! Ocağı kapat, çubuk tarçını da tenceredeki karışımdan çıkar. Kaseleri hazırla, bulamacı pay et.
Puff! Yorulduk mu ne? Keyfiniz bilir; isterseniz yarım gün bekleyin soğumasını aşurenizin, ister bir gece. İyice soğusun yeter ki. Bu arada siz de dinlenmiş olursunuz hem. Bendeniz ikinci aşamayı ikinci gece gerçekleştirdiğim içün ertesi sabaha kadar beklettim tencerede. Ama geceden, Devletşah Hanım’ın öğütlediği üzere, badem, fındık, yerfıstığı ve dolmalık fıstığı teflon tavada fındıkyağıyla kavurdum. (Teflon tavaya da karşıyım, emme n’apceksin işte, gaflet!)
Pazartesi sabahı pek heyecanlıydım, ülen insan pazartesi sendromuna yakalanır değel mi, yok anam yok, bende ne gezer! Zebbahın köründe uyandım, fırladım yataktan, tencereyi poşetledim, süsleme malzemelerini de ayrı ayrı poşetlere koyaraktan hepsini paketledim, taksi çığırıp acansın yolunu tuttum. Eşşek veledim aşure sevmez (zaten ıvırzıvırdan başka ne yer ki!), ona bırakmadım ceza olsun deyu. Annesine ve Türk varlığına ise bir kase çıplak aşure armağan ederek çıktım evden.
Herkeşçikler daha rüyasında kuş avlıyorkene, özüm acansa vardı. Varır varmaz doğru mutfağa koşturdu, malzemeleri bir bir gözelce tezgaha dizdi, içtimaya çağırdığı kaselere ana malzemeyi üleştirdi. Sonra da tam bir saat boyunca bir san’atkâr titizliğiylen süsleme yaptı.
Tikkat: Acansta bazı reklamadamlarının, kanyaklı aşure kavramının Andromeda gezegeninden ithal edildiğini düşünerek tırsacakları hesabıyla, sadece birkaç şanslı kasenin dibine kanyaklı çikolata tanelerini dizdi, diğerleri bu şanstan mahrum bırakıldılar. Bitter çikolatayı koparma yerlerinden itinayla kopararak, tek tek basaraktan bade süzerekten aşurelerin içine gömdü. Kestanelere de aynı fena muameleyi yaptı.
Sonracığıma sıra geldi son muamelelere. Toz tarçın serpildi, diğer süsleme malzemeleri yüzeye itinayla ve artistik patinajla döşendi. En sonda da tüy dikildi –pardon, silindirik çubuk gofretler saplandı. Ve de bu muhteşemötesi sanat eseri, ikindi vakti törenle ve de şaşaayla servis edilmek üzere kaseler halinde buzdolabına yerleştirildi.
Dileyen okurcuklarım gülsulu da yapabilür aşuresini. Ben de Devletşah Hanım kibin hoşlaşmıyom bundan.
Geçmiş olsun. Gazanız mübarek olsun. Daha ne diyeyim. Afiyet şeker olsun. Nankörlük eder ve 10 üzerinden 10 vermez iseniz zehir zıkkım olsun. Valla gelecek ay tahinli mahinli bir tatlı yapcem, bak zırnık koklatmam ha, oğa göre.
Önemli bir not daha: Bu mevsimde pek de kolay bulunmayan kestaneyi arayıp kuytu bir köşede yakaladığı içün V. Bey’e de şükranlarımı arzederim efenim. Ha, o gün kadirşinaslık yaparak ve de ağzının tadını bildiğini faş ederek eserime tam not verenlerime de not verenleriniz bol olsun diyerek kıyak geçtim.
Devletşah Hanım, aldığım notların bir gısmısını size havaleylen yollayacam bir teşekkür nişanesi olaraktan. Fekat son tahlilde bu benim özbeöz özgün eserimdir; aşurenin gövdesi bin tarifin bininde de üç aşağı beş yukarı aynı zaten, güneşi balçıkla sıvamayalım lütfen.
***
Yazması yapmasından zor oldu ve uzun sürdü yaw! Oldu olacak, tarihten de bir yaprak koparalım sayın seyirciler. Battı balık yan gider, nasılsa bu güzelim pazar günü kaynadı araya. Birazdan hazırlanıp pazara çıkmam, sonra da veledin okuluna gidip onu karşılamam gerek. İyisi mi sizi “Et-Terkibât Fî Tabhi’l-Hulviyyât” isimli risalenin dördüncü sahifesindeki bir tarifle başbaşa bırakayım. Şuradan buyurunuz efenim:
TERKÎB-İ HELVÂ-YI LEB-İ DİLBER
Farazâ bir kıyyelik kabı ölçü addedip ol ölçü ile iki ‘asel ve bir âb ve iki parmakdan dûn olup lebâleb olmayarak bir revgan-ı sâde ölçüp tencere derûnuna vaz’ olunup ateş üzerine ilkaa oluna. Yine ol ölçü ile basılmış kabaca olarak silme nişasta ve bir âb ölçüp nişasta-i mezkûr ol âb ile iyice ezilip hallolunduktan sonra ‘asel-i mezkûr ile ihtilât oluna. Kepçe ile karıştırarak tabh oluna. Nihâyet yağını taşra ihrâc edip böylece bir iki def’a yağı mahal-i âhere süzile, yine tabh oluna. Bir mikdâr helvâ-yı mezkûrdan soğudup tenâvül oluna. Eğer ki damağa yapışmayıp sakızlanmış ise ol vakt matbûh olmuş olur. Ol vakit helvâ-yı mezkûru bir tepsi içre bast edip fırına irsâl oluna. Üzeri kızarıp akîklendikte ihrâc oluna. Ba’dehu bir mikdâr ağardılmış ve sahk olunmuş bâdem içi toz şekeriyle ihtilât ederek üzerine bast oluna ve bir mikdâr çiçek suyu veyâhûd gül suyu serpile ba’dehu tenâvül oluna.
(Nhahhahha! Osmanlıca kursuna şu taraftan gidilir.)