jazzetta

“renk renk düşünceler kaldı söylenmedik” (hayyam)

Delik deşik olmak istiyorsanız buyrun!

Mutlu geçen çocukluk yıllarımı bir yana bırakırsak, hayatımın en güzel döneminin sonuna yaklaştığım bir sırada tanımışım onu. Adı, Jean Rhys. Yeni bir yazar keşfetmenin tadı, hiçbir şeyde yoktur handiyse. Edebiyat beğenisine güvenebileceğim nadir insanlardan biri tanıştırmıştı bu olağanüstü yazarla beni –ki böyle konularda aracı kurumlara hiç güvenmem aslında. Önce hangisini okuduğumu hatırlamıyorum, büyük ihtimalle “Geniş, Geniş Bir Deniz” olmalı. Aklıma gelirse aldığım ya da okuduğum tarihi yazarım kitaplarımın ilk sayfasının sağ üst köşesine. Buna yazmamışım. Diğer ikisineyse yazmışım: “Karanlıkta Yolculuk” ve “Günaydın Geceyarısı”, 1.8.91. Kitapların çevirmeninin Pınar Kür oluşundan duyduğum sevinci de unutmadım elbet. Gerisi, bir çırpıda, sular seller gibi okunuveren, son sayfalarının sonunda dünyanın en değerli incisini bulmuş bir inci avcısı halet-i ruhiyesiyle esrinen, yeni ve sıkı bir yazar keşfetme heyecanı boşa çıkmamışlığın verdiği keyifle dört köşe olunan, günlerce etkisinden sıyrılınamayan üç adet kitap…

***

Hayatı orasından burasından kesitini alarak, bölük pörçük ederek, tek bir renge bürüyerek sözde “açıklayan”, buna karşılık tumturaklı iddialarla karşımıza dikilip onu bütünselliğiyle analiz ettiğini ve bu analizden yola çıkıp bize bir tez ürettiğini söyleyen ideolojilerin tümü de, bizatihi, ideoloji olmanın öngerektirdiği maluliyeti taşırlar: hayatın hakikatini kucaklayamama. Benim hiç hazzetmediğim feminizm de öyledir. “Geniş, Geniş Bir Deniz”e yazdığı yetkin önsözde Pınar Kür, yazarın erkekliğe bakışını irdelerken, Rhys’ın feminist olmadığına dikkat çekmekle kalmaz; şunları ekler sözüne: “(…) kadın-erkek ilişkilerini gerçek bir nesnellikle, iki tarafın da hakkını vererek, iki tarafa da anlayışla, sevecenlikle yaklaşarak ve iki tarafı da kesinlikle anlayarak anlatabilmesi onu feministlerden ayıran en önemli özelliktir. (…) onlardan daha inandırıcı, daha iç burkucudur. (…) temelde kadın-erkek çelişkisi değil, ‘zayıflar’ ile ‘güçlüler’ arasındaki çatışmadır Jean Rhys’ın konusu. Toplumun ezdiği, ayaklar altına aldığı, kırık dökük insanların, nerdeyse onlar kadar acınacak durumdaki katı, sert, kıyıcı ‘güçlüler’in elinden çektiklerini, yaşadıkları yoğun mutsuzluğu anlatmaktadır. ‘Zayıflar’ genellikle kadın, ötekiler de genellikle erkekse bu Jean Rhys’ın zorlaması değil, gerçeğin ta kendisidir.”

***

Pınar Kür’e kesinlikle katılıyorum: Öylesine inceden inceye, öylesine özenle yazılmış ki “Geniş, Geniş Bir Deniz”… “Geniş, Geniş Bir Deniz’in yetmiş yaşlarında bir kadın tarafından yazılmış olduğuna inanmak kolay değil. Kişi ne kadar dikkatli bir gözlemci olsa da, birtakım yaşantıları ne denli derinden yaşamışsa da zamanla unutur gibi geliyor… Ya da ilerleyen yıllar her şeye yeni yeni renkler, yeni yeni yorumlar kattığından ilk gençlik duyguları saflıklarını yitirir sanki… Jean Rhys’da hiç öyle olmamış. Yedi yaşındaki küçücük çocuğu da, on yedi yaşındaki genç kızı da, otuzunu aşmış yalnız kadını da tüyler ürpertici bir sezgi ve anlayışla, şaşmaz bir gerçeklikle, inandırıcılıkla anlatıyor. Bir yazar olarak ben, bu başarının karşısında gıptayla karışık bir hayranlık duyuyorum.”

***

Trajiğin duygusunu bize bu kadar derin bir anlayışla, böylesine çarpıcı bir dille, vıcık vıcık duygusallıktan çok uzak, göz kamaştırıcı bir duyarlılıkla verebilmesi, Jean Rhys’ı çok ayrıksı, çok özel, çok müstesna bir yazar yapıyor. Sözü yine Pınar Kür’e bırakayım en iyisi: “Jean Rhys’ın romanında insanı en çok burkan, bir çaresiz isyana iten şey, bu doğallık, bu kaçınılmazlıktır işte. Her şeyin neden böyle olduğu açıktır, bu koşullar altında neden başka türlü olamayacağı da… Gene de okur, ‘başka türlü olsun’ diye çırpınan roman kişilerine katılır. Polisiye film seyrederken, kahramanı arkasındaki eli bıçaklı katile karşı uyarmak için haykıran bir çocuk kadar olayların içinde, ama gene onun kadar elinden bir şey gelmez durumdadır. Kurtulamayacağı açık seçik ortada olan kişilere kurtuluş yolları arayıp durarak, umutsuz umutlara kapılarak, kaçınılmaz sona onlarla birlikte varır. Trajedinin bir tanımı da budur yanılmıyorsam.”

***

İlkgençlik çağımda, aldığım kitapları gıcır gıcır tutar, okurken sayfalarını bile nazikçe çevirirdim. Bir süre sonra farkettim ki, sadece ve sadece satırlarının altını çizdiğin, çizebildiğin kitap senindir! Ve okuduğun kitaba hayatın boyunca bir daha geri dönme ihtimalin öyle çok yüksek değildir. O halde, korkma, çiz altını satırların. Hatta bununla da yetinme; baştaki ya da sondaki boş yaprağa, okurluğunun izini bıraktığın sayfaların numaralarını listele.

İşte bakın, tam 16 yıl sonra, “Günaydın Geceyarısı”nı okuyan Metin’e geri dönebiliyorum böylelikle:

“(…) Bozulduğumu sanıyorsanız, öyle bir yaşamı hiç tanımamışsınız demektir – bir rüyanın içine fırlatılmışsınız, bütün yüzler maske ve yalnızca ağaçlar canlı ve kuklaları oynatan ipleri nerdeyse açık seçik görebiliyorsunuz. İnsan tabiatının yakın çekim planı – bir şeylere değmez mi? (…)

(…) İnsanlar bir mutlu yaşam özlemidir tutturmuşlar. Oysa, asıl mutlu yaşama, ölsem de bir, yaşasam da dediğinizde kavuşuyorsunuz. Uzun bir süre sonra, nice bahtsızlıklarla didiştikten sonra varıyorsunuz o yere. Ve, sanıyor musunuz ki, insanlar sizi orada rahat bırakıyorlar? Hiçbir zaman.

Bu kayıtsızlık cennetine vardığınız anda, sizi oradan çekip çıkarıyorlar. Ulaştığınız cennetten çıkıp yeniden cehenneme dönmek zorunda kalıyorsunuz. Tam dünyayı yok saydığınızda, o dünya gelip sizi kurtarıyor – en azından alay konusu yapmak için. (…)”

***

Bunlardan başka sanırım üç kitabı daha dilimize çevrilmiş durumda yazarın. Onları henüz okuma fırsatım olmadı. Olmalı. İyi bir yazarla hayatınız uzar, genişler, derinleşir, yeğnileşir, yoğunlaşır. Ben Jean Rhys’la da öyle oldum, iyi ki okudum.

01.07.2007 - 11:38 Yazan: metin | JÜKRÜPASAPAŞAZI | | 17 Yorum

Başı sıkışan, şairine koşsun…

“insan en çok sabahları arar sevdiği kadını” (1)
diyor birisi, katılıyorum o sabahlara
öğleler kaba yaşanır, kalındır
akşamüstleri ince hüzünlü
çiçekler alınıp verilebilir
sabahtır yalnızlık
nasıl sabah nasıl yalnızlık
ve şiirsel hiçbir yanı yok sanılır
var mıdır, vardır
vardır, ama çiçeklerle değil
kendi başına
zımpara taşı gibi acımasız

(…)
“ölümü geciktirmek sonsuzluğu kısaltmaz” (3)
diyor birisi, evet ama
hayatı uzatır sanki

(…)
“her şeyden biraz kalır” (5)
diyor birileri, çoğulluk haklılıktır
kavanozda biraz kahve
kutuda biraz ekmek
insanda biraz acı
insanda biraz mutluluk
ama en geçerli söz
(1) numaranın söylediğidir
Türkiye’de ve Dünya’da*
———————————————————
(1) John Gordon Davies
(3) Lucretius
(5) Bir İtalyan atasözü
(*) Turgut Uyar’ın “Büyük Saat” adlı kitabındaki “Alıntılarla” şiirinden.

30.06.2007 - 13:22 Yazan: metin | JÜKRÜPASAPAŞAZI | | 7 Yorum

Bir kitab içün mukaddime*

düşmek name-i azrile nursuz kuyuların kucağına
imalesi hayat-ı biçarenin dönüp bakmak bir lâhza

içoğlanı değil miydik nazarsız sarayın cümlemiz
aynalar içre sedasız bir güruhtu kellelerimiz

kaybettik kâl’alarda levh-i mahfuzun sırrını cüz be cüz
o kâl’alar ki nakşederdi hafızamıza fecri, aciz

vuslat lisanında anlaşılmaz hakikat söndü ateş
kırıldı demir tükendi altın karardı arş-ı gümüş
________________________________________

(*) 18, 17, 18, 17

28.06.2007 - 15:34 Yazan: metin | JÜKRÜPASAPAŞAZI | | 7 Yorum

Billet doux*

kim çözebilir benimle gizli bedeni
saf hüzünden, hüzünden saf
bir rahim-ruhu öre—
bilir, bunu bile—
bildim ey, yalnızdınız.

tanrı bilir ıssızdınız siz de
kumda çöl, yaprakta orman, izde diş
iş! öfkeyi kanı sesi aşkın yalpanızla
kaldınız, kalakaldınız.

ben kaldım, kalan ben’imle anbean
dönüşeceği sabahta esrar arayan ısrar
ve sebat böceği
imişim, öyle bıraktınız.

kim salabilir yılgın atlarını üstüme
kime ne adsız bir ova olduğumdan
bir atlastınız gözümde açılmamış
ben ki bir enlemdim bir boylamdım
üstüne basılamaz ekvatordum
siz ki gönlümden geçen ilk
ilkatlastınız.

____________________________

(*) Kısa aşk mektubu

23.06.2007 - 18:19 Yazan: metin | JÜKRÜPASAPAŞAZI | | 7 Yorum

Gök uzar gider, dur orda

Aldı*/** Turgut Uyar:

bir güzel aşk yılının ortasında
bir kestane ekerim büyür gider

ortaçağdan bir deniz hartasında
bir iki harf bulurum büyür gider

biliyorum ikimiz arasında
bir deste gül mü ne var büyür gider

sen bir aklık gibisin sırasında
boynun ve dediklerin büyür gider

ölür gider çinisi bir soylunun
bize bir mavi kalır büyür gider

ve içilir bir devin sofrasında
arayerde bir hüzün büyür gider

***

Aldı** Metin:

bir küp hece bulurum çığlığında
gümüş bir sözcük yaparım, dur orda

bana bulaşır ah bu korkunç salgın
ne masum dinler ne şair, dur orda

ortaçağsa bu benim ortaçağım
bana karanlık, usuma, dur orda

biliyorum ikimiz arasında
bilinmezlik baldıranı, dur orda

sen bilginin hallerinden uzakta
ölüm bilgisine eşit, dur orda

mavi, bir mavi daha siyah etti
kalan durulmaz bir körlük, dur orda

——————————————————————

(*) Turgut Uyar, Divan, “Büyüyüp Giden Hüzün’e” (Büyük Saat -Toplu Şiirler, Can Yayınları, 1984, sf. 266)

(**) İki şiir de 11′lik.

18.06.2007 - 09:52 Yazan: metin | JÜKRÜPASAPAŞAZI | | 3 Yorum

Esriğin kendine şarkısı

Mürekkep bir hafifletici neden midir bayım
Kan bir eğretilemedir ha
Eski bir yolculuğun izinde susmalı
Kelimelerim birer heykel bayım, alçısından
Her defasında daha bir kırılganlaşan aşkın

İlk günahı bulun bayım, bana getirin
Son yıkımda buraya
Bağışlayıcılık için hatırladıklarımı sayayım
Tek nota ve tek ip yeter bayım
Ne uçurum, ne sel ve taşkın

Tarih derin bir mısraya sığar ve acının
Derişik halidir bayım
İçin ve sızın, sayısız parçaya bölüneceksiniz
Tragedyalara falan dağılacaksınız nasılsa
Başınızda umulmadık ağırlığıyla tacın

Ayılın bayım
Bir kağıt bir perde bir koltuk bir
suflör bir rıh bir projektör
Dağınık ve ilintisiz şeyler bunlar
Hayat çok pejmürde, fiilsiz ve kalın

12.06.2007 - 16:50 Yazan: metin | JÜKRÜPASAPAŞAZI | | 7 Yorum

Gülüşün ve unutmayışın Jazzetta’sı 1 yaşında…

Ali Çolak şöyle diyor bugünkü yazısında: “Bazen okumak da yazmak da sıradanlaşır. Tabiatındaki o hırçınlığı, arzuyu yitirir. ‘Alıştığımız bir şey’ gibi gelir elimize aldığımız her kitap. Ya da yazmaya durduğumuz cümleler. Hiçbir yabaniliği, kekremsiliği kalmaz, taze meyve tadı barındırmaz. En azından öyle olmaya başladığını fark ederiz.

Oysa biraz yabanidir yazı, dik başlıdır. Sıradanlığa, alışılagelmişe boyun eğmeyen bir karakteri vardır. Bunu yitirirse yazana da okuyana da faydası dokunmaz. (…)

Her yazı, kağıda düşen her dize bir çığlıktır oysa… Ve yazan, o çığlığın varıp sahibini bulmasını, bulup onu uyandırmasını bekler. Bir tek okur bile olsa bu, sesinin ona ulaştığını bilmek, yazıyor olmasını anlamlı kılar. Onu yitirmek korkunçtur. (…)

Açık etmese de her yazar ve şair, ‘yaban ülkelerin bitkisi gibi’ okurlar ister. Yalnız kendisinin bakıp büyüttüğü okurlar… Buna hakkı var mıdır? Yoktur belki, ama yeryüzüne bıraktığı o çığlığı, ancak böyle birinin duyabileceğine inanır. Yazdıklarını ‘kıvrımlarına kadar’ ancak onun anlayabileceğine… (…)”

***

Büyük yazar Milan Kundera, “Roman Sanatı” adlı eserinin “Yetmişbir Sözcük” başlıklı altıncı bölümünde eserlerinin çeşitli dillerdeki çevirilerini konu edinir ve bu vesileyle romanlarındaki bazı sözcüklerin sözlükçesini oluşturur. Bu sorunlu sözcüklerden biri için şöyle der:

“CHEZ-SOI [YURT]: Domow (Çekçe), home (İngilizce), das Heim (Almanca). Bu sözcüklerin anlamı şudur: Köklerimin bulunduğu, ait olduğum yer. Bu yerin topografik sınırlarını belirleyen yürektir yalnızca. Tek bir oda, bir manzara, bir ülke, evren olabilir. Klasik Alman felsefesinin das Heim’ı: Eski Yunan dünyası. Çek ulusal marşı ‘benim Domow’um neresi?’ diye başlar. Fransızcaya ‘benim vatanım neresi?’ diye çevriliyor. Ama vatan başka şeydir: Domow’un siyasal, devlete ilişkin versiyonu. Gururlu bir sözcük vatan. Das Heim ise duygusal bir sözcük.”

Benim “domow”um Jazzetta’dır belki de…

***

Değeri hiç anlaşılmamış büyük bir şair ve öykücü de konuğum olsun bugün: Sabahattin Kudret Aksal. Bakın ne der bir şiirinde:

Bütün söylediklerim yalan
Yalan yaşamakta olduğum
Ne sıcak memleketlere gitmek istedim
Ne kaçmayı düşündüm
Ben bu şehrin gökyüzünden
Kasabından fırıncısından
Havasından hoşnudum

Hadi bakalım, çözün paradoksu: İlk dize doğruysa diğerleri ne olur? Peki ya tersi: İlk dize yalansa?

Benim de bütün söylediklerim yalan, yalan yaşamakta olduğum! Jazzetta, koca bir yalan.

İyisi mi biz gene bu büyük söz ustasına bırakalım sözü:

Dün gece delişmen bir böcek
Cevizden bir sandığı oydu
Bekledim ha bitti bitecek
Bilinmez aradığı neydi
Humması sürdü sabaha dek

Bir işi vardı bitirecek
Bir doluya bir boşa koydu
Tohum mu toprağa ekilecek
Belki de söylenecek türküydü
Balık mı suda tutulacak

Bir gün soluğun kesilecek
Senin de dost delişmen böcek

09.06.2007 - 17:53 Yazan: metin | JÜKRÜPASAPAŞAZI | | 37 Yorum

Hermann Goering konuşuyor, Bertolt Brecht Türkçeye çeviriyor!

Komünist tehlikeye

Nüfusun emekçi kesiminin egemenliği altında, mülkiyetin sömürü amacıyla kullanılmasının ortadan kaldırılabilmesi tehlikesine

karşı koyma ve bastırma biçiminden,

karşı koyma ve bastırmanın kamuya açıklanma biçiminden,

komünizme tümüyle zıt olan

düzmece olduğu için komünizme tümüyle zıt olan

nasyonal sosyalizmin yöntemleri açıkça anlaşılacaktır.

nasyonal sosyalizmin yöntemleri açıkça anlaşılabilecektir.

Alman hükümeti tam bir özgürlük içinde

Alman hükümeti tam bir özgürlük içinde, diğer kapitalist devletlerin ve de ülke içindeki kapitalist grupların ahlaki taleplerine bağlı kalmaksızın,

doğruluğuna inandığı araçları kullanma yetkisini

doğruluğuna inandığı araçları, komünistleri suçlamak amacıyla Reichstag binasının kundaklanması gibi araçları kullanma yetkisini

elinde tutmalıdır ve bu araçları kullanırken dışarıdan gelen öğütleri dikkate alamaz.

elinde tutmalıdır ve bu araçları kullanırken dışarıdan gelen öğütleri dikkate alamaz.

Reichstag yangınıyla ilgili olarak

Reichstag yangınıyla ilgili olarak

suçu hükümete ve bizzat bana yüklemeye çalışanların iddialarını

hükümete karşı ve bizzat bana karşı yöneltilen suçlamaları

bir kez daha yanıtlamayı reddediyorum,

bir kez daha yanıtlamayı reddediyorum,

ayrıca Reich Mahkemesi

ayrıca –bu arada bu tür davalara bakma imkanı elinden alınmış olan- Reich Mahkemesi,

Reichstag yangınıyla ilgili olayları acı çektirici bir titizlikle gözden geçirmiş ve kararını açıklamıştır.

Reichstag yangını çevresindeki olayları acı çekerek gözden geçirmiş ve tarafımdan suçlanan komünistlerin Reichstag’ı kundaklamadıkları kararına varmış ve kundağı bizim sokup sokmadığımız konusunda kanıt bulamadığını açıklamıştır.

Sabık Grup Başkanı Ernst’in

Kurşuna dizdirdiğim sabık Grup Başkanı Ernst’in

sözde vasiyetnamesini

doğruluğu onaylanmış vasiyetnamesini

beceriksiz bir düzmecilik olarak damgalarım.

beceriksiz bir düzmecilik olarak damgalarken, komünizmi bastırmak için gerekli bütün araçları her türlü ahlaki talepten uzak, tam bir bağımsızlık içinde kullandığımı belirtirim.

İktidarı ele geçirdikten sonra

İktidarı ele geçirdikten sonra mülkiyet sahipleri adına

Almanya’da komünizme bir daha kendine gelmesini önleyecek bir darbe indirmeye kararlıydık.

Almanya’da komünizme bir daha kendine gelmesini önleyecek bir darbe indirmeye kararlıydık.

Bunu gerçekleştirmek için bir Reichstag yangınına gerek yoktu.

Bunu gerçekleştirmek için Reichstag yangınına gerek vardı.

Tedbirlerimizi uygulamak için

Açlara karşı aldığımız tedbirleri uygulamak için

saçından tırnağına dek güvenilir

saçından tırnağına dek güvenilir

ve her an vurucu bir polis gücüne gerek duyuyorduk.

ve her an vurmaya hazır bir polis gücüne gerek duyuyorduk.

Bu gücü, polis teşkilatını yeniden örgütleyerek ve Gestapo’yu kurarak oluşturdum.

Bu gücü, polis teşkilatını yeniden örgütleyerek ve Gestapo’yu kurarak oluşturdum ve bunu yaparken komünistler ve sosyaldemokratlar bir ayaklanma hazırlıyorlar şeklindeki bir iddiadan yararlandım.

03.06.2007 - 21:22 Yazan: metin | JÜKRÜPASAPAŞAZI | | 18 Yorum

Mani

bir kadında yorulan bir hüzünde dinlenir
bir yalnızlıkta üşüyen ısınır ötekinde
bir soruda çoğalırken bir ayraçta kapanmak
bir ayrılıkta harlarken küllenmektir aşkta

taşıdığın bütün yüzler yaşadığın yıllardır
gizli gizli ışıyıp durmak kendi yüzünü
sevindirirsin bir çocuğu kendiliğinden böylece
kaleydoskop olursun, kağıt fener olursun, bilye

bir maniniz yoksa size gelecekti fani duygularım
harap gövdemi kuşatmak üzere çıkacaktı yola
bir hafif süvari alayınız varsa, istihzanız, iş görür ironiniz
söylüyorum: bir şiirde bulmuşken yitirdim elimdekileri

vakitsiz yarım kalmış kitap mı dersiniz buna
istemeye istemeye boşaltılan ev mi bilmem
kitaplıktan da bahçe kapısından da sığmadı ölüm
hem şehir toz içinde bırakmıştı onu -gördüm

06.05.2007 - 14:35 Yazan: metin | JÜKRÜPASAPAŞAZI | | 34 Yorum

Batık

monet’den munch’a dön arkanı
kolla kör kurşun
gelip bulur seni, vurur içindeki ilkyaz
unuttuğun ilkleri
o yalnızlık mevsiminde sarar
yalnız kelimede aşk seni
ekşi ve küflü sözde aşk, sözde ölüm
kolla kör bir gül sana
gülebilir ansızın ve anı terkedebilir
anısız günlerde sessiz alnını

chopin’den çaykovski’ye kendini tanı
kağıtta çetrefil, çelik
ve kanlı bir tanı
ve nekrofil ve negrofil
ve tahtırevanında bir vak’anüvis
bir tahayyülfersa fil geçer, tanı
tanı da büyü

küs tartıma, ölçün terketti dört bir yanını
nasılsa batar gün, nasılsa doğar
saklı gizli herbir şeyde
bir doğaçlama yatar
bir bis bir alkış bir tufan
bir gemi kalkar miçosu limandan
elini kolunu sallar
al gardını bol keseden anlayışa
sür atını

platon mu dalgasını geçiyordu marx’la
çakılan kimdi tepe üstü
yılanların süzülüp gittiği
süt bile içmeden
bir hikayedir bu, boşsanı

dol yine de sen, ol
ol iğri ve öl, huzur bu
muzır tavır bu
gelir geçer insanat
genelgeçer kural, geçer akçe
değildir ya insanat geçer
üstünden senin, rahat uyu
büyü de uyu

05.05.2007 - 15:09 Yazan: metin | JÜKRÜPASAPAŞAZI | | 2 Yorum