Arap kızı camdan baktığında ben orada mıydım?*
Söylenememiş sözlerin masumiyetini kuşanır da arındırır yerin üstünü altını yağmur. Sonrasıyla da sarar, kucaklar, fena yaşantıları olmamışlığa büründürür.
B yüzü şarkılarına da benzetebilirsin olmadı. Ne çok keşfedeceklerin vardır içlerinde geç zamanlarda. Bir omuz kalmamış gözükür. Toprak ıslanmıştır da, kökler kurudur, iflah olmazlar.
Semt pazarlarından ardakalan sebze döküntüleri gibidir yağmur sonrasını özlemek. Sabırla, metanetle sahibini bekler. O sahip öyledir ki utanır herkeslerden, eğilip de yere, topladığı için soluk, buruş buruş döküntüleri.
Yağmurdan uzak duranlar, içteki, içerideki, için ta dibindeki gün yüzü görmemiş kiri ölesiye unutmamak istemekten kaçınırlar. Onlara acınır elde olmaksızın. Dünyanın pası kirletmesin diye ondan da uzak tutmuşlardır parmak uçlarını. Tetanozdan sakınmak için, el değmemiş ruhlarını. Bilirler mi ki demir demiri keser, bilmezler mi ki söker çivi çiviyi. Yağmurun eşit dağılımlı antipas tabakası üzerine bir kat: Yağmur sonrasının parlak turuncusu. Bir kat: Yüzünü cömertçe gösteren yağmur sonrası güneşinin aristokrat duruşlu sarısı. Ve son kat: Terkedilişe sunulan gecikmeli terkediş cevabının acı kayısı çekirdeği tadı. Yağmur burar. Yağmur sonrası, burukluğu gidermeye çabalar. Tam ikisinin arasında kararsız, kalakalırsın. Seçsem mi? Neyi seçsem? Usulca toprağa karışmanın doğallıkla malûl ihanetiyle iliklerine kadar sırılsıklam olmayı mı? Her zehirsi bitişin ilaçsı bir başlangıca tekabül edişinin apaçık, pervasızca apaçık, müdanasız hakikiliğiyle yüzleşmenin duru, esanssız, yalın halini mi?
Ölülerin ölülere yol gösterdiği resmedildi. Yitiklerin yitikler peşinde koştuğu yazıldı. Cümlelerin bağışlanması imkansız birer cürüm olduğu kayda alındı. Yağmur, düzgün ve arık ifadesini arayan ruhların çatlak, kayaç toprağına bütün yağış biçimleriyle tahkiye edildi. Sicim sicimi, bardaktan boşanırcası, siğim siğimi, iri irisi… Bundan ötesi, yağmur sonrasının ozonlu, serin, ipeksi havasının yerini bırakacağı bildik havalara açılan klasik, sıradan, sıkıcı bir serüvensizliktir. Yazmaya gerek yoktur.
Yağmur mu, pardon? Ne dediğimi bu uğultuda unuttum gitti. Unutmanın temizleyiciliğine sığınırım (bazen).
Hımm, ne diyordum sahi? Dur, düşüneyim. Ah evet, işte böyle de ak paktır yağmur.
Sonrasıyla, öncesini yıkamışlığıyla.
________________________________________________
(*) Şurada yayımladığım yazı bu yazıyı doğurdu. Sanki devamı gelecek gibi…
1 Yorum »
Yorum yapın
About
Beniâdem içre bir âdem. Ademin mevcudiyetini yahut mevcudiyetin ademini merak ediyor. Ne Konstantiniyye’siz yapabiliyor, ne de Konstantiniyye ile. Kendine göre bir ütopyası ve distopyası var. Başak burcu. Mekteb-i Mülkiye-yi Şahane-i Osmanî mezunu. Müellif ve muharrir olduğu iddiasında ama bu aslında bir muammadan ibaret. Hayatta aşkla bağlı olduğu ilk ve son şey, Türkçe. Arada birkaç şey daha var tabii. Bazen kendisi olduğunu düşünüyor, Borges’in kulaklarını çınlatarak. Blues, caz, progresif rock, fusion, klasik, barok, tango, türkü ve şarkı seviyor -sırayla değil ve sadece bunlar da değil. Yüzme bilmiyor ve bu gidişle hiçbir zaman öğrenemeyecek. (Bu kadar ayrıntılı tarife lüzum yoktu ya neyse!)


Guzel gidiyor. Devam…devam…