Ay Palas’ta bir gece…
Bir zamanlar kim vardı? Elbette Cem Karaca vardı, Barış Manço vardı, Fikret Kızılok vardı. Barış Manço’yu sevmezdim, sevmem de -sevenleri kusura bakmasın, tüccar adamdı rahmetli, rüzgarın yönünü de iyi bilirdi, herhangi bir müzikal değeri olduğu kanısında da değilim hiç. Neyse, onu bırakalım şimdi. Cem Karaca konusunda edecek lafım var, lakin onu da erteleyelim. Gelelim sevgili diş doktorumuza. Sonraları bir başka kalite adamla, “Türk Cat Stevens” diye anılan Bülent Ortaçgil‘le kurduğu Çekirdek Sanatevi’ni, oradan son derece mütevazı koşullarda yayımlanmış kasetleri unutacak değiliz (elimde bir adet kaset kalmış, benim için çok değerli bir kaset hem de, başka bir yazıda bahsetmek istediğim Yeni Türkü’nün ilk kaseti). Ama ben daha önceki dönemiyle, 70′li yıllardaki haliyle hatırlıyorum onu asıl. Ortaokuldaydım, Ankara’da. Zürriyet kazatasının başlığının sol yanında ırkçı-pogromcu sloganı, sağ yanında da uğurböcekli “pay kuponu” vardı, beş kuruşluk, onu kesip biriktirirdim ne işe yarayacaksa. AOÇ sütleri vardı şişede, ters çevirdiğin zaman dökülmezdi, çünkü muhteşem bir kaymak tabakası olurdu şişenin ağzında -bir zamanlar süt süt idi, ekmek ekmek, su da su. Devir 12 Mart faşizminin, Nihat Erim Allah Kerim Bey‘in meşhur balyozunun ve şalının ve de “sayın muhbir vatandaş”ın devriydi; daha o zamandan “sosyal uyanış ekonomik gelişmenin önüne geçmiş”ti. O vakitler ufak veletlerdik, ne bilelim Türk 68′lilerinin bugünkü ulusalcı faşistlere fikri atalık yapmakta olduklarını…
Üff, boşverelim bunları, sadede gelelim. Dün akşam yemekten sonra kanepeye uzanmışım, yorgunluktan sızıp kalmışım orada. Velet arkadaşında, ortam uygun, dolayısıyla Açık Radyo açık! Neden sonra uykumun arasında irkildim birden… Kulak kabarttım ki Tanju Okan şakıyor “Kadınım” deyu (ondan da bahsedeceğim münasip bir zamanda). Allah demeye kalmadı, ardından hayatta en sevdiğim şarkı çalmaya başlamaz mı! (Biliyorsunuz: “Ne Me Quitte Pas”, Jacques Brel) Amanin ki amanin! Ve sürpriz: Fikret Kızılok’çuğumuz! Ama nisbeten yakın tarihten iki şarkı: 1984′ten “Gidiyorsun”, 1994′ten “Farketmeden”. Ve büyük Bob Dylan‘dan “Standing on the Doorway”, ve Patti Smith‘in kızkardeşcağızı saydığım ve hastası olduğum P.J. Harvey‘den “Before Departure” (bu mühim şahsiyetlerden de bahsederim birgün elbet). Ve: Tindersticks‘ten “Intro” ki muhteşemötesi. Kadayıfın kaymağı ise, Yves Montand‘ın meşhur mu meşhur şarkısı “Les Feuilles Mortes”. Yani anlayacağınız, “Ay Palas”taydım dün gece. Saat geceyarısı tam 12′yi vurduğunda balkabağı arabaya birden bişiler oluverdi…
Yaw ben şimdi yemeğe çıkıyorum. Fikret abimizden daha sonra layıkıyla bahsederim. Şimdilik şarkısıyla yetinelim efenim.
35 Yorumlar »
Yorum yapın
About
Beniâdem içre bir âdem. Ademin mevcudiyetini yahut mevcudiyetin ademini merak ediyor. Ne Konstantiniyye’siz yapabiliyor, ne de Konstantiniyye ile. Kendine göre bir ütopyası ve distopyası var. Başak burcu. Mekteb-i Mülkiye-yi Şahane-i Osmanî mezunu. Müellif ve muharrir olduğu iddiasında ama bu aslında bir muammadan ibaret. Hayatta aşkla bağlı olduğu ilk ve son şey, Türkçe. Arada birkaç şey daha var tabii. Bazen kendisi olduğunu düşünüyor, Borges’in kulaklarını çınlatarak. Blues, caz, progresif rock, fusion, klasik, barok, tango, türkü ve şarkı seviyor -sırayla değil ve sadece bunlar da değil. Yüzme bilmiyor ve bu gidişle hiçbir zaman öğrenemeyecek. (Bu kadar ayrıntılı tarife lüzum yoktu ya neyse!)


Cem Karaca konusunda edecek lafım var, lakin onu da erteleyelim.
Bu konuda Necdet Sen sizden hizli:
http://www.derkenar.com/cemkaraca/
Biliyorum Bülent Bey. Teşekkür ederim.
Ben evvelki sene kesfettim orayi. Eger uzerlerinden o silindir gecmeseydi 70lerdeki solcularimizin daha duzgun bir hale evrilebileceklerini, zeki ve memleketin imkanlarini kullanma firsati bulmus o insanlarin o sekilde ezilmelerinin tahayyul edemeyecegimiz bir kayba yol actigini dusunurdum zaman zaman. O sitede bulusanlar o fikrimi teyid ediyor biraz, o yuzden de seviyorum orayi.
Bülent Bey,
Necdet Şen Bey’in mekanını sevmenize çok sevindim, daha önce de konusu geçmişti birkaç kez bunun sanırım. Necdet Şen, hakikaten dört dörtlük bir entelektüeldir. Bilgi birikimi, ifade gücü, entelektüel haysiyet ve namus, hepsini toplamıştır güzel bir sepete. Namussuz düzenbazların, kifayetsiz muhterislerin ve rektum lalelerinin ipliğini pazara çıkarmada üstüne yoktur. Şahanedir kısaca.
Merhaba,
Bülent Ortaçgil? Fikret Kızılok? Ne olur kötü bir şeyler yazmayın. Gücenir bu kedi. Nefis şarkılar, nefis anlamlar… Ve bir o kadar güzel hüzünler.
Sevgiler
marruu
Fikret Kızılok dediniz benim de 10 yıl öncemi canlandırdınız. yeni işe girmişim, bir yıllık eğitimde kankimle aynı odayı paylaşıyoruz. ders çalışmamak için ben Fikretten bir şarkı söylüyorum, o Sezenden devam ediyor. sesimizi duyanlar odamıza doluşuyor… sonra ertesi günün sınavı nasıl yalan olmamış da bitirmişiz hayret!
[Türk 68′lilerinin bugünkü ulusalcı faşistlere fikri atalık yapmakta olduklarını…]
Türkiye 68i bu kadar indirgenebilecek harcanabilecek bir olgu değil diyerek geçiştireyim şimdilik abicim. Sahiplenilmesi gereken aynı zamanda da şiddetle eleştirilesi çok yüzü olan bir gelenektir. Bikaç paragrafı bi cümleye aldım işte! :)
Sevgili Miso Hanım,
Anlayamadım. Bülent Ortaçgil ve Fikret Kızılok hakkında mı kötü şeyler? Yoksa onların adı geçen bir yazıda politik rezilliklerden bahsetmek mi hoş değil? Birincisini kastettiyseniz olur mu hiç, onları çok severim ve bunu zaten söylüyorum. İkincisiyse, eh, haklısınız aslında.
Ortaçgil ve Kızılok gibi güzel insanların borusu ötmüyor artık ne yazık ki…
Pınar Hanımcığım,
Sezen Aksu hakkında daha sonra yazacağım. Maalesef, popüler müziğimizi yozlaştırıp arabesk bir üstyapı oturtan kişidir kendisi. Bugünkü Türk pop müziğinin popla falan alakası yoktur, arabeskin gözboyayan orkestral altyapı düzenlemeleriyle kamufle edilmiş acuze bir halidir. Bunun başlıca müsebbiplerinden biri de Sezen Aksu’dur.
Kıymetli Tansel Bey kardeşim,
Malikanenize kırk kilit takmış, girişi zorlaştırmışsınız efenim, üzüldüm.
Alıntı yaptığınız cümlem tek başına alındığında elbette fazlaca indirgemeci bir hal arzediyor. Ve elbette o konudaki fikirlerimi yansıtmaktan aciz kalıyor. Onu başka bir yazının konusu yapalım. Zaten Taraf’taki tartışmayı büyük bir ilgiyle izliyorum.
Sizi gördüğüme çok ama çok sevindim. Ne güzel.
Metin Beycigim,
Sezenle ilgilendiğim kadarıyla onun hakkında yazdıklarınıza katılıyorum. o zamanlar tam bir Sezen fanatiği olan arkadaşım da aradan geçen zamanla ona karşı soğumakta… çocukluğumuzda dilimize dolanacak başka şarkı yoktu onunkiler dışında, maruz kalıyor, biliyorduk. açtığı yol öylesine genişledi ve biz de biraz büyüdük. şahsen kendimi maruz bırakmamayı öğrendim. arada çıkan iyi gruplardan haberdar olmamak pahasına…
bu arada masala da bayıldım. çocuklar için gerçekçi masallar yazıyorlar demekki diye düşündüm. ama oradaki yorumları okuyunca ürktüm, beğenimi buraya yazayım, içimde kalmasın :)
Metin bey,
Bunu dun yazacaktim unutmusum.
Necdet Şen Bey’in mekanını sevmenize çok sevindim, daha önce de konusu geçmişti birkaç kez bunun sanırım. Necdet Şen, hakikaten dört dörtlük bir entelektüeldir. Bilgi birikimi, ifade gücü, entelektüel haysiyet ve namus, hepsini toplamıştır güzel bir sepete. Namussuz düzenbazların, kifayetsiz muhterislerin ve rektum lalelerinin ipliğini pazara çıkarmada üstüne yoktur. Şahanedir kısaca.
‘Yazdiklari ve sitesi hosuma gidiyor bazi bakimlardan’ filan demekle yukarida sizin dediginizin ne kadar farkli olduguna isaret etmek istiyorum. Neredeyse insan ustu bir varlik tarif etmissiniz. Kutuplasmadan bagimsiz bir ornekle fikir/yazi ureten insanlari degerlendirirken kullandigimiz bakis ve ifadelerdeki olcu farklarini ortaya koydugu icin belki ileride ise yarar diye not duseyim dedim.
Pınar Hanım,
Teşekkür ederim. Masallarımızı meşaz kaygılı yazıveriyoz gari, n’apceniz! Burası Türkiye, meşazsız olmeyo!
Bülent Bey,
Necdet Şen Bey hakkındaki değerlendirmelerimizin eş tonda olmayacağı baştan belliydi, çünkü her konuda ve her kişi için bu böyle zaten doğal olarak… Not düşmeniz gerekmiyordu efenim.
“Neredeyse insan ustu bir varlik tarif etmissiniz.”
Öyle mi görünüyor sizin ekrandan?! Yok değil valla. Yapıp ettiklerine bakınca ne söylenebilecekse onu söyledim sadece.
Metin bey,
Necdet Şen Bey hakkındaki değerlendirmelerimizin eş tonda olmayacağı baştan belliydi, çünkü her konuda ve her kişi için bu böyle zaten doğal olarak… Not düşmeniz gerekmiyordu efenim.
Yok yok, ‘abartmayin’ filan havasinda bir seyler yazarken link veririm sonra. Necdet Sen’in bir kusurunu gormus degilim yanlis anlmayin, ama:
“Neredeyse insan ustu bir varlik tarif etmissiniz.”
Öyle mi görünüyor sizin ekrandan?! Yok değil valla. Yapıp ettiklerine bakınca ne söylenebilecekse onu söyledim sadece.
Niye oyle gozukuyor diye bir soruyla acayim: bu baglamda insan ustu olan bir varligi nasil tarif ederdiniz?
Bülent Bey,
Dönüp daha önce verdiğim cevabı tekrarlayacağım. Necdet Şen Bey’i Cumhuriyet gazetesinde zuhur eylediği ilk günden beridir takip ederim. Ve de takdir de ederim. Bugüne kadarki performansını izleyen herkes de takdir eder diye düşünüyorum -tabii o da bir İngiliz muhibbi olabilir, garanti veremem o konuda! Ben insanüstü bir varlık tarif etmiş değilim. Niye öyle diyorsunuz anlamıyorum.
16′ya ek:
Geçen yıl fena bozuşmuştum kendisiyle. Ben kendisine bir konuda “beni hayalkırıklığına uğrattınız” deme gafletinde bulunduydum, o da buna mukabil “ben da seni tanımayrum!” deyiverdiydi bana. Yoksa bizzat şahsını malikanemize davet eder, kendi ağzından gerçeği öğrenirdik, yani İngiliz muhibbi olup olmadığını…
Hmm, anlatamamisim. Mevzu Sen degil. Ingiliz muhibbi lafi da niye benim uzerime kaliyor anlamiyorum (biraz anliyorum aslinda, bir sekilde kafalardaki cephelesmede insanlari teshis edip bir yerlere koyma gayretiyle ilgili olsa gerek). Neyse, benim ovgude abarti egilimi olarak algiladigim yaklasim acisindan farkli oldugumuzun en azindan malum kutuplasmada taraf olma isnadina maruz kalmayacagim bir baglamda bir ornegini buldum diye o notu asmistim.
Metin bey,
Yoksa bizzat şahsını malikanemize davet eder, kendi ağzından gerçeği öğrenirdik, yani İngiliz muhibbi olup olmadığını…
Hmm, 18.’i yazarken yazmissiniz bunu. Benim boyle bir merakim veya suphem yok. Nereden cikiyor bunlar?
Devam edeyim, demisim ki:
Neyse, benim ovgude abarti egilimi olarak algiladigim yaklasim acisindan farkli oldugumuzun en azindan malum kutuplasmada taraf olma isnadina maruz kalmayacagim bir baglamda bir ornegini buldum diye o notu asmistim. (vurgu benden)
Ortaya cikti ki bundan kacis yok. Nasil is bu? Derkenar’a bakiyorum ve gordugum hosuma gidiyor filan derken guncel kutuplasma da, poltika da aklimda yoktu. “Hah notr bir konu buldum yaklasim farkimizi orneklendirecek” demistim halbuki.
Bülent Bey,
18, 19, 20 için:
Yahu sevgili dostum, azıcık latifeden ne zarar gelir? Vallahi ciddi ciddi bir kastım yok[tu].
Hoşgörünüze sığınırım.
21′e ek:
Obli Bey’i de sevdiğimdendir hep, o “Tansu Abula’mın yiğitleri” filan… Eh, şimdi buna bi de “İngiliz muhibbi” eklendi. Ama tabii ona olan takılmalarımda ciddilik payı yok değil -hatta bir hayli fazla. Ama nihayetinde şunun şurasında iki lafın belini kırıyoruz; akademik mütalaalar, münakaşalar, münazaralar filan yapmıyoruz. O yüzden ciddiyetin arasına da böyle latifeler sıkıştırmak bünyeye fena gelmiyor.
Latifeden bir zarar gelmez de uc bes ay sonra bu sefer ’sen soyle diyordun boyle diyordun’ diye karsima biri cikinca ‘eh zahir oyle demisimdir ki bana bu deniyor pek benzetmedim ama’ diyecegim diye korkuyorum. Neyse, not duserkenki derdimi anlatabildim mi? Latife kismindan geri kalan yerde kutuplasmanin etkisini dogru kestirebilmis miyim?
Evet Bülent Bey.
Metin bey,
Ama nihayetinde şunun şurasında iki lafın belini kırıyoruz, akademik mütalaalar, münakaşalar, münazaralar filan yapmıyoruz. O yüzden ciddiyetin arasına da böyle latifeler sıkıştırmak bünyeye fena gelmiyor.
Tabii canim sizin sumuklu hoca, kuyruklular filan demenizi de kikirdayarak karsilamisimdir hep.
24′e pekiyi, 25′teki ornekle de meramimi anlatabilmis miyim?
I’ıh, onu pek anlayamadım valla. Beyin mıncıklamasına uğramış vaziyetteyim sıcaktan, klimasızlıktan ve işten güçten.
Yani diyorum ki, alakaniz olmayan bir tarzi veya kullanmadiginiz kaliplari ’siz dersiniz boyle’ diye kullanmis olsam ses ederdiniz herhalde.
Bülent Bey,
O latifenin muhatabının Obli Bey olduğu belli olduğu halde niye teşmil ettim? Niye size de bulaştırdım? Çünkü bu yaptığımın da ek bir latife olduğunu düşündüm. Sanırım bir nevi eşek şakası kıvamında algılandı tarafınızdan. Öyleyse sizi üzmek, kırmak istemem. Geri alıyorum. “İngiliz muhibbi” latifesinin Bülent Bey ile alakası yoktur, beyan ederim.
Metin bey nezketiniz icin tesekkur ederim. Yalniz mesele esek sakasi algilamasi degil aslinda , beni rahatsiz eden ikimizin arasindaki laklak da degil o kadar. Memleketteki kutuplasma ilgisiz islerde ilgisiz sekilde de karsimiza cikiyor artik ondan rahatsizim. En tepeyi birakin, buralardan gorulebildigi kadariyla bizim durumumuz dahi saglikli degil. Bu sIkilinmayacak bir sey midir?
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9306969.asp?yazarid=131&gid=61&sz=99900
http://www.taraf.com.tr/Yazar.asp?id=6
…Ve:
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=166843
Bu yararlı bilgileri paylaştığınız için cok tesekkurler.
Mehmet Bey, hoşgeldiniz. Teşekkür ederim ilginiz için.