Taş ve tohum…
Mücevher kitaplar vardır. Onlar, “kitap”tır. Saftır, taşkındır, nicedir, ışıktır, meşktir, erdemin kristalize olmuşudur, aklın süzülmüşüdür, bilincin durulmuşudur, gönlün künhüdür. Onlara “kitap” denir, “kitap işte budur!” denir, sevgiyle bağra basılır, akıl tutulması onlarla aşılır, insan olunur, hayat onlarla göz kırpar insana usulca, “beni yanlış yerlerde aradın, yoruldun, gel şimdi birazcık dinlen, tekrar yola koyulmadan önce” der.
Mücevher kitaplar vardır. Onlar, “kitap”tır. Neyin diliyle yazılmışlardır? Dilin diliyle. Kelimelerin soyluluk kazandığı, içleri dolu olduğu, filizlenmeye hazır çekirdekler olduğu, alev alev yandıkları, su istedikleri bir dille. Söylemin, gramerin, sözdiziminin, vurgunun, daha birçok şeyin elbirliğiyle insana insanı, hayatı, evreni, varoluşu, varolabilmeyi, olabilmeyi hatırlatma yolunda vargüçlerini harcadıkları bir dille. Hep yokuş tırmanan bir dille, bundan bıkmayan bir dille. İnsanı rehavete, ölüm uykusuna, kelekliğe yatmaya izin ve geçit vermeyen bir dille. Eh, zor bir dille. Çetrefilli ama şefkatli, sert ama sevgili bir dille. Seven ama sevdiğini sulusepken belli etmeyen bir dille.
Elimde yıllardır bir kitap var. Elimden hiç düşürmediğim bir kitap. Düşerse incinecek bir kitap. Döne döne sayfalarını kokladığım bir kitap. Ben onu okurum. Ben onun okuruyum. Bununla övünürüm. Sevinirim. Kimselere belli etmem.
Onun adı, “Metinler”. Onu bu dünyadan geçip gittiğinde dönüştürmüş biri yazdı.
Onun şairinin adı, Nilgün Marmara‘ydı. Günün Marmara gibi fay hatlarıyla korkutucu olabileceğini, Nil gibi bereketli olabileceğini biliyor, bildiriyor ve bizi bu bilgi şölenine davet ediyordu.
Nilgün Marmara, davetin sonunu beklemedi. Konuklardan özür dilemedi.
“Arınalım, arınalım artık yozluklarından, şu densiz yeryüzünün kalık çirkefinden” deyiverdi.
Hep diyordu. Hep demişti. Hep dedi.
Danimarka Krallığı’nda kokuşmuş birşeyler vardı.
Hep vardı.
53 Yorumlar »
Yorum yapın
About
Beniâdem içre bir âdem. Ademin mevcudiyetini yahut mevcudiyetin ademini merak ediyor. Ne Konstantiniyye’siz yapabiliyor, ne de Konstantiniyye ile. Kendine göre bir ütopyası ve distopyası var. Başak burcu. Mekteb-i Mülkiye-yi Şahane-i Osmanî mezunu. Müellif ve muharrir olduğu iddiasında ama bu aslında bir muammadan ibaret. Hayatta aşkla bağlı olduğu ilk ve son şey, Türkçe. Arada birkaç şey daha var tabii. Bazen kendisi olduğunu düşünüyor, Borges’in kulaklarını çınlatarak. Blues, caz, progresif rock, fusion, klasik, barok, tango, türkü ve şarkı seviyor -sırayla değil ve sadece bunlar da değil. Yüzme bilmiyor ve bu gidişle hiçbir zaman öğrenemeyecek. (Bu kadar ayrıntılı tarife lüzum yoktu ya neyse!)


Heh, ’siniflarimiz farkli galiba’ lafini bosuna etmemisim. Ne oldugunu kimden/neden bahsettiginizi anlamak icin arama motorlariyla vakit gecirmem gerekti. Yazinizi okurken de bir ara ‘Metin bey hidayete erdi galiba, simdi de mukaddes kitaplardan bahsedecek’ dedim.
Dunyada duz kafali insanlar vardi.
Hep vardi.
Bülent Bey,
Sizi niye seviyorum? İşte bundan! (”Bundan”ın içini içinizden dolduruverin bizahmet!)
***
“Hidayete erme”nin dört anlamı var: 1. yol gösterilme, 2. doğru yolu aramayı keşfetme, 3. doğru yolu bulma, 4. Yaratıcı tarafından kalbine ilham olunan doğru yolu arama isteğiyle dolma.
Bu dört anlamın dördü de benim için yeni [bulunmuş/keşfedilmiş] değil! Ha, bir de özgül bir anlam daha edindirmişiz biz bu kelimeye ve sanırım siz onu kastettiniz. Yok, o beşinci anlam ise kastettiğiniz, hayır, hidayete o anlamda ermişliğim yok. Allah’a kalben ve fikren derin bir inançla inanıyorum, ama bunun için dinlere ihtiyacım yok benim. Yaratıcıyı sevmek için de, ona yaklaşmak için de profesyonel rehberliklere ihtiyacım olmadı. Buna ihtiyaç duyanlara saygıda kusur etmem ama ben kendi yolumda yürüyorum. Bunun için ayrı bir yazı yazmam lazım aslında.
***
Nilgün Marmara’ya gelince… “Her ölüm erken ölüm”dür evet, ama onunkisi bizler için çok çok erken bir ölümdür. O, büyük bir şairdir, ancak bilenlerin bildiği bir şair. “Ey benim dev memesinde cüceler besleyen garip memleketim” diyen Bedri Rahmi’nin ülkesinde böyle değerler ne yazık ki bilinmez, bilinse de takdir edilmez.
nm bizim en zayıf noktamız
neden passive ? senin neden zayıf noktan var ? o (nm)zayıftı. Ve ne yazık ki onun arkasından duyacağı kanat çırptıları yokmuş, veya o sesler ona ulaşmamış.
kazım koyuncu kanser olduğunda son takatinde konser ile kanser arsında bir kelime var demişti. ve gitarının tellerine basmıştı.
direneceksin hayata.
Evet, noktamız o bizim, Passive Hanım… Nokta.
Zayıf nokta “zayıf” değildir Knz Hanım. Diyorum ki siz öbür meselelerle ilgilenseniz?..
nm bizim en zayıf noktamız
neden passive ? senin neden zayıf noktan var ?
hayır hiç bir farkı yok ki öbür konuyla bunun.
nilgin marmaranın intihar ettiğini öğrendiğimde kanat çırpmak istedim pasive için. o şair için de kurt cobin için de çırpmak isterdim veya bir tuzla işçisi.
benim için tuzla konusu bu. yaşamı savunmak.
ama patron kızdı madem, aman haaa..
çekliyorum efendim.
Yok yok, “patron” kızmış falan değil. “Çekil”meyin. Siz bana bakmayın, keyfinize bakın. Sonra neme lazım, “zorba” filan olurum.
Zorba’yi burada Yunan dansi manasinda kullandi iseniz olun walla :)
Ben cok severim Zorba’yi…
Keske bu taraflara yolunuz dusse de bi Greek Restaurantta yesek icsek, Zorba’lassak :p
Metin agabey,
Walla bence zorba olsanizda olmasanizda biz sizin icinizi biliyoruz. O yuzden hic cekinmeyin. Isterseniz sizin yerinize ben kis kis edeyim :)
Konstantin Bey,
“Keske bu taraflara yolunuz dusse de” denmez,
“biletler benden, diğer masraflar sizden” denir.
Bilmem anlatabiliyor muyum efendi!
Wallah dogru dersiniz Agam!
Emme bizim bi numera isi vardi biliyon mu… Sonra ben agama soyliyem o is biraz garisti…
Numeralar birbirine girdi…
1 asal sayi miydi degil miydi hersey, dunyam tersine dondu…
Eski asklar depresti…
Eski yaralar ganadi…
Sen simdi de bana agam ben bu hallarla kime gidem, nasil edem…
(Bknz : Bir bilet gondermemek icin bin dereden su getirmek, duygu somurusu yapmak, araya az birsey gercek karistirip savunmaya gecmek)
(Hamis : Yahu harbiden 1 asal sayi midir degil midir bizim sistemde? :) )
Ben 1′i hep adam yerine koyardım emme adam (yani asal) değelmiş! Adamdan (yani asaldan) sayılmıyor 1. Çünkü asal sayının tanımına uymuyor: “Kendinden ve 1′dan başka sayıya bölünememek”.
Bin dereden su getirdiğinizin de farkındayım elbette.
Ayrıca bana nasıl “eski aşklar depreşti” gibi tehlikeli lakırdılar edersüz bakiym?!
O zaman B diyorsunuz yane?
Nasıl yani?
“Eski asklar depresti” lakirdisi oyle tehlikeli bir lakirdi ki ben bile bunun sakasinin yapilamayacaginin farkindayim…
Nasil bir yol buluyor uzerine binalarin yikildigi, topraklarin atildigi o cukurdan halen anlayabilmis degilim.
Hani tohumun kayalari yarip cikmasi gibi bir mucize… Hos mucize denir mi bu aciya bilemem…
Bazen yolda bir ciftin sarilisindan, bazen bir cift gozun icinden, bazen bir bebegin gulumsemesinden, bir sarkinin ezgisinden, bir filmin sahnesinden, yagmurla ve trafikle cebellesirken birden, bir tatil yoresindeki kulubenin yalnizligindan yol bulup cikiveriyor… Deprestikce acitiyor… Eski yeni aradakilere ve oncekilere meydan okutuyor…. Ihanet ettiriyor…
Evet tehlikeli seyler bunlar… Bence de hic konusmayalim…
B neydi peki?
Yahu karistirmisim…
A+ ve A-
bu asal sayi A ile alakali imis…
insan hasta olunca demek saglikli dusunemiyor…
(Simdi buradan Obli bey’in genellemesine baglanti kurup bir espiri yapacak idim ama kendi kendime dellenme oglum Fatih, seni cig cig yer walla dedim) :)
..ama zayıf noktam var hem de çok knz. savunmak direnmek gibi kelimeler en üst raflarda.
Merdiven de kırık hem…
Ve…
“Oysa ne kadar emin kendinden gece!” (sayfa 7)
N. Marmara, “kadından şair olmaz” diyen erkek güruhu mısra mısra döven şairdir aynı zamanda…Şair…Kadın…Şair kadın…Kadın şair…Kulağa ne hoş geliyor.
Metin bey,
Aklima takildi simdi..
Dogru yolu arayip da bulamayanlar mi, sizce, daha faydalidir; yoksa yanlis yollari bulanlar mi?
Ben, ‘bir ciftin sarilisi’ni dogal buluyorum da, ‘bir cif ve bir tekin sarilisi’na alisamadim bir turlu..
Hay Tengri!.. Yoksa.. yoksa Gunduz Aktan benzetmeleri isabetli midir?
..ama zayıf noktam var hem de çok knz. savunmak direnmek gibi kelimeler en üst raflarda.
pasive, sana yazmak için patronla mücadele etmek zorunda kaldım :) iki gözüm, benim uçmam sana bağlı.
oysa ne kadar kendinden emindi parlayan yıldızlar
öylesine karanlığa inattı ki geceler
Zeynep Hanım,
Kadından şair bal gibi de oluyor işte böyle. Ama sizin kulağa hoş geldiğini söylediğiniz ifadeyi ben kendi ekseninde 180 derece çevirmek istiyorum: “Şair kadın”. Çünkü “kadın şair” ifadesinde cinsayrımcı bir ton var. Hak verirsiniz, di mi?
Obli Bey,
23 için:
Her ikisi de. İkincisi dolaylı olarak.
24 için:
Bunu anlayamadım.
Knz Hanım,
Şu “patron” tilciğini bırakın rica ederim.
Metin bey,
‘Ya o, ya da oteki’ turunden bir sasirtmacali soruydu gerci; ama, sizinki dogru cevap.
24′u ben de anlayamadim :P
“Kadindan sair olmaz” kim demis ve nicin ciddiye aliyoruz?
Ote yandan, Nilgun Marmara’yi bildigimi iddia edemeyecegim…
Bakip ettigim kadariyla, kalabaliklar icindeki yalnizlik temasini toplumun genelinin 15-20 sene oncesinde ve cok yogun yasamis gibi gorunuyor…
‘Ecelperver’lik diye bir kelimeye rastlamadim bugune kadar, fakat bu baglamda isabetli olabilecegini saniyorum. Bunu da negatif anlamda kullaniyor degilim. Son derece samimi ve cesur oldugunu, nihai davranisinda gormek mumkun.
Fakat, insan, ‘keske’ demeden de edemiyor..
Keske Nilgun hanimi da, su hayat denen seye baglayan bir sey ya da birisi ciksaydi da o siirler sadece edebi denemeler olsaydi.
Obli Bey,
“Fakat, insan, ‘keske’ demeden de edemiyor..”
Haklısınız. Öyle haklısınız ki…
24u anlama, anlamaya calisma ve yasatma derneginin calismasidir :p
Ben, ‘bir ciftin sarilisi’ni dogal buluyorum da,
1.ihtimal : Sair burada cift sarili yumurtadan bahsetmektedir. Bunun dogal oldugunu soylemektedir.
2.ihtimal : Sair burada kadin-erkek bir ciftin birbirlerine sarilmalarini dogal bulmaktadir. ama devam eden cumlede bu cikarimi bir yere baglayacaktir.
‘bir cif ve bir tekin sarilisi’na alisamadim bir turlu..
1.ihtimal’e gore cift sarili yumurta ile tek sarili yumurtayi bir arada gormeye alisamadigindan bahsediyor.
2.Ihtimal’e gore ise kisi burada bir kadin ve bir erkekten olusmus cift birbirlerine sarilmis iken ucuncu bir sahsin gelip bunlara sarilmasina alisamadigini soyluyor. Bir cesit fantezi kokuyor buram buram ama hayirdir diyelim :)
Hay Tengri!..
Ulu Tanri!
Yoksa.. yoksa Gunduz Aktan benzetmeleri isabetli midir?
Burda da yine iki ihtimal cikiyor ortaya :
1.ihtimal : Gunduz Aktan’da yazilarinda cift sarili yumurtalardan yada group asna-fisne olaylarindan bahsettigi icin sair burada Gunduz Aktan’a hak vermektedir…
2. Ihtimal : Metin agabeyimin Obli beyi Gunduz Aktan’a benzetmesine (cumle cemaatin de kendisi ile birlikte benzetmesi) refer ederek “acaba ben Gunduz aktan miyim?” sorusuunu kendisine yoneltmektedir…
:p
Allah iyiliğinizi versin e mi Konstantin Beg!
Tansu aplanin yigitleri ziyaret ettiginde “Allah mustehakini verdi” de demezsiniz insallah :p
Fatih Bey,
Bugünkü Taraf’ı okuyunuz, okutunuz. Tansu Abula’nın yiğitlerinin modası geçeli çok oldu. Şimdi mahşerin dört atlısı buzkaşi oynuyor buralarda.
ha ben de ona bakaydum
http://image.haber7.com/haber/123130.jpg
yuksek cozunurluklusunu nereden bulabilirim kune?
Hah.. tuzaga dustu birisi.. fantezi arayisini canlandirmis oldum :)
Oradaki ‘tek’in, ciftin cocugu degil de, bir baska yetiskin oldugunu neden farzettiniz?
Fatih Bey,
Ona ne gerek var. Doğrudan sitelerine gitsenize…
Yav hangi tek hangi çift, niye benim jetonum bir türlü düşmüyor? Daha geçenlerde uçak benziniyle silip parlattıydım bi güzel…
Obli Bey,
O zaman tek diye ayirmamaniz gerekirdi. Cunku cocuk oldugu vakit o zaman o artik bir cift deguldur ailedur. 3 kisilik bir aileyiz denir. Ha baskasinin cocugu ise bu bizi yada sizi niye ilgilendiriyor onu da siz deyin bakalim :)
Bi de bi de obur tarafta pazarligi kapatalim artik… olma mi?
Fatih bey,
Tek cocuk..
Tek cocuk, ahir zaman Basbakanimiza gore hic de makbul degil de ondan.. :)
Metin Bey,
size hak vermek için gelmiştim, hatta uzuuuunca bir paragraf gezdiriyordum kafamda, ama burası feci karışmış:)
Obli Vious,
kim söylemiş ve bu saçma önyargı ne zaman dile getirilmiş
bilmiyorum. Ama Can Yücel’in yanıtı müthiştir:)
metin bey mülk konusunda yanlış mı hatrlıyorum ?
Zeynep Hanım,
Uzunca paragrafınızı isteriz efenim. Lütfen!
Bizim burası eskiden daha bi şenlikliydi. Söz döner dolaşır, uzun ve karmaşık yollar kateder, bizler de sözlerin terkisine biner, onlarla birlikte diyar diyar gezer idik. Şimdi pek o kadar uzun boylu olmuyor maalesef.
Knz Hanım,
“Sahiplik” ile “patronluk” müesseselerini birbirine karıştırıyorsunuz.
Metin Bey,
haklısınız. Konu, “kadın şair” veya “şair kadın” vurgusu yapmaya zaman zaman bizi zorlayan, sayı ve nitelik olarak hepimizce malum erkek egemen şiir dünyası olsa bile, “kadın şair” tamlamasındaki bir anlık kulağa hoş gelme durumuna kapılmayıp, yine ve her zaman erkekçe veya kadınca değil,
insanca bir hassasiyetle bu ve diğer bütün tonlamalara dikkat etmeyi gerektirir.
Bu arada, durgun haliniz buysa, şenlikli halinizi görmek için beklemeye değer efenim:)
Metin Bey,
” http://yitiksayfa.blogspot.com/2008/06/monster.html ”
kıymetli (objektif) düşüncelerinizi merak ediyorum.
saygı ile.
eyvallah metin usta,
nilgün marmamara’yı düşürdün yine içimize…yaşamak ağrısını değil yalnız yaşamak utancını da tanımış olanların sesidir nilgin marmara…
bana öyle gelir hep…
……..
………
………..
………….
zeynep hanım ile açılan konuya ise şöyle demek isterim ben de: nilgün marmara.şair, kadın.
Knz Hanım,
“Sahiplik” ile “patronluk” müesseselerini birbirine karıştırıyorsunuz.
neyin sahibi diye sorcağım o zaman.
burada benim iznim sayesinde saçmalayabiliyorsunuz diyen birine neyin sahibi diye sormam gerekiyor.
burası yazlık mı diye sormuştu. o bağlamda soğuk yemek diye adres göstermiştiniz. ben oraya uğramam. kendime zarar verebilecek bir yere uğramam. bana izin verdiğim için saçmalıyorsun diyen birinin evine ziyaret eder miyim ?
eğer mülkiyet ile ilişkim patron ilişkisi olsaydı inanın kalmam kolay olurdu.
sh ye cevap verebilmek sizle mücadele ederdim. metin bey yanlış anlamayın. derdim belirsizliği gidermek. sorun çıkartmak değil.
sh cevabımı yazdım. Biz karanlığı hiç bilmeyiz onu demek istedim.
?
Knz Hanım,
Kafa ütülemeyi bırakmanızı rica etsem…
Sevgili Kaçakkova Bey,
Bu bahis bitmez efenim. Bitirmeyiz evelallah!
Şu da okunabilir, okunmadıysa:
http://jazzetta.wordpress.com/2007/03/17/anagramlar-3-4/