Orada mısın anne?
Annesizlik acı biber gibidir, lezzetini acılığından alır; bir annenizin olmadığı bilinci, bir anneniz varken dünyanın nasıl da sizin olduğunun geçmişte kalan tadını ve lezzetini acı acı hatırlatır size.
Annelerin günü yoktur, saati dakikası saniyesi bile yoktur. Anneler durup dinlenmeksizin annelik yapar, annelik düşünür, annelik içinde yaşar. Annelik bir kafestir, gönüllüce içine girilmiş bir kafes. Annelerin bir günü varsa o da diğerlerinin bir hayatına tekabül eder. Anneler bir günde bütün bir hayatı kucaklar; değil bir gün, tek bir anda bile.
Annelerinizi sevin. Anneler sevmek için olduğu kadar sevilmek içindir de.
Anneniz yoksa, annesizliğinizi kucaklayın; anneniz yetişecektir kanatlarını çırpıp kimsesizliğinize.
Anneyseniz bunları zaten biliyorsunuz. Kutlu olsun öyleyse.
14 Yorumlar »
Yorum yapın
About
Beniâdem içre bir âdem. Ademin mevcudiyetini yahut mevcudiyetin ademini merak ediyor. Ne Konstantiniyye’siz yapabiliyor, ne de Konstantiniyye ile. Kendine göre bir ütopyası ve distopyası var. Başak burcu. Mekteb-i Mülkiye-yi Şahane-i Osmanî mezunu. Müellif ve muharrir olduğu iddiasında ama bu aslında bir muammadan ibaret. Hayatta aşkla bağlı olduğu ilk ve son şey, Türkçe. Arada birkaç şey daha var tabii. Bazen kendisi olduğunu düşünüyor, Borges’in kulaklarını çınlatarak. Blues, caz, progresif rock, fusion, klasik, barok, tango, türkü ve şarkı seviyor -sırayla değil ve sadece bunlar da değil. Yüzme bilmiyor ve bu gidişle hiçbir zaman öğrenemeyecek. (Bu kadar ayrıntılı tarife lüzum yoktu ya neyse!)


bende bi tuhaflık var gâliba Metin Bey.. sürekli ”anneyim ben, ben anneyim hihihi!” şeklinde dolanmıyorum ortalarda. anne olduğum günde kaç kere aklıma geliyor diye soracak olursanız, nerdeyse hiç. adım candan. anneyim. adımın candan oluşu kadar doğal bi durum benim için anne olmak. durup dinlenmeksizin annelik falan yaptığım ya da düşündüğüm de yok. hattâ çoğunlukla unutuyorum anne olduğumu. annelik gönüllüce girilmiş bir kafes midir gerçekten de..? kaç kişi bilinçli bir şekilde anneliği tercih etmiştir? ben etmiş miydim? yoo, olsa olsa hormonlarımın bana oynadığı en acıklı oyundu.. çocuktum. çocukça bi girişimdi. ama sonra bedelini bir yetişkin gibi ödedim.
sanki kutsanması gereken bir şeymiş gibi, fazladan duygular yüklemiyor muyuz anneliğe..? kendimi sırf anne oluşum yüzünden çok özel hissettiğim anlar olmuştur belki ama, hayâtımın bütününe bakacak olursam, pek de kayda değer zamanlar değil. yok yok, biz fazla büyütüyoruz bu meseleyi. ama sığınacağı başka şemsiyesi olmayanlara sözüm meclisten dışarı! evet, n’apiim, ben böyle tuhaf biriyim. ama hazır gelmişken, âdet yerini bulsun kutliiim! :P
Sizde tuhaflık yok Cano Hanım. Tabii ki “anneyim ben hihihi!” diye dolanmazsınız ama durup dinlenmeksizin annelik yaptığınızın, annelik düşündüğünüzün, annelik içinde yaşadığınızın farkına bile varmazsınız bir süre sonra, kanıksarsınız, otomata bağlarsınız onu siz. Nereden mi biliyorum? Gözüm kör değil, oradan biliyorum.
Anneliğe kutsallık yükleyen bir yazı yazdığım kanısında değilim ben. Sadece büyük bir hayranlık duyuyorum. Büyülenmişçesine. Hepsi bu.
“Sığınacağı başka şemsiyesi olmayanlar”a benim de edecek sözüm yok. Hayat annelikten ibaret değildir. Aksine, annelik hayattan ibarettir.
İyi yaşayın, güzel yaşayın. Anneliğiniz kutlu olsun.
hehehe sinirli gördüm sizi Metin Beyyyy! :)))
neyse biraz içiniz serinlesin.. ne demiş balzac amca:
anne yüreği, dibinde dâima af bulunan bir uçurumdur! ;)
Yok canım efenim ne siniri?! Azıcık ağırbaşlı bi cevap yazayım istediydim! Annesiniz ya, vurduğunuz yerde gül biter hesabı…
Ateşim 38′e düştü bu arada…
Gecmis oldun. Bunu duyduguma sevindim. Yarin, bir kac lot IMKB30 alayim.
:P
oldun –> olsun
Sağolun efenim. Borsayı da mı düşürdük yahu bu arada?
Vakitsizlik cig kacmasina yol acti.
Ben, borsa hareketlerine korelasyon kurabilecek seyler ariyordum. Baska anlamli bir sey bulamamistim.
Hilmi Yavuz’un yazısından uzun bir alıntı (http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=689261):
(…) ‘Bulanık Defterler’de şunları yazmıştım: ‘Gerçekten de ‘okullarda öğretilmeyen’i, bir tür bahsi (discursive) bilgiyi bana babam öğretmiştir. Babamı, daha çok retorikle ilişkilendirmişimdir; oysa, annem liriktir bu anlamda.
Evet, lirik! Onu kesinliyorum şimdi. Deruni ve mistik olanı annemle yaşadım. Babam konuşarak, annem susarak dönüştürdüler tinimi. (…)
Haşim gibi söyleyeyim: Annemle karanlık geceler bazı çıkardık. Başları beyaz tülbentli kadınlar, güzel yüzlü, ıtırlı kadınlardı; birbirlerine bakarak, söze gerek yoktu, anlamayı bilen kadınlar! Bir dokunuşa dönüştürmüşlerdi sözleri, öyle onaylıyorlardı birbirlerini, derin ve gizemli bakışlıydılar. Bembeyaz tülbentler, ıtırlıydılar ve onlar o kadar ferah ve aydınlıktılar ki, o odalarda çiçek işlemeli gaz lambasının ışığından daha fazlası, çok daha fazlası vardı.-tülbentlerin aydınlığı…
Annem lirikti;- ‘bahsi’ (’sözel’, ‘discursive’) değildi bilgisi, ‘hadsi’ (’sezgisel’, ‘intuitive’) idi;- babam, ‘hadsi’ diyordu annemin bilgisini tanımlarken: O gecelerde, beyaz tülbentlilerde benim bile fark ettiğim, ilkokul yıllarımdı, bir esrime, bir kendinden geçme vardı. ‘Dionysosca-olan’dı annem.
Dünyayı (ya da, şeyleri), derin ve gecemsi bakışlarıyla kendinin kılan bu gizemli kadınlar, yumuşak ve aydınlık dokunuşlarla da kendilerini birbirlerinin kılıyorlardı. Odanın o görklü ışığına ekledikleri tülbentlerinin aydınlığına bürünüyorlardı, dudaklarında belli belirsiz kıpırtılarla.
Evet, annemle karanlıkta bazı geceler çıkardık, dönerken eve, o aydınlıkla mı dönerdik;-anımsamıyorum şimdi.
Benim gizem öğretmenimdi annem; hüzün öğretmenimdi;-hüznün nasıl yaşandığını, sessiz bir teslimiyetle ondan öğrendim(di).’
Bunları yazmıştım ‘Bulanık Defterler’de. Dahası, buradan yola çıkarak, babamın düzyazı, anneminse şiir olduğunu söylemiştim. Evet, öyleydi gerçekten…
Ölümünden sonra ona mektuplar yazdım. Ona içimde bir ses-imgesi olarak devam ettiğini yazdım. ‘Geçmiş Yaz Defterleri’nde vardır o mektup,-şöyle demiştim: ‘Anneciğim seni içimde işittiğim sözlerinle anımsıyorum. Yüzün, belleğimde sadece bir fotoğraf imgesi olarak var! Ama ses olarak sahihsin sen, senin gerçek sesin bu- ve niye öyle? Niye yüzünü bir fotoğraftan hayal ediyorum ancak- ve niye sesini, doğrudan gerçek sesin olarak? (…) Görsel belleğim fotoğrafla çalışıyor; ama işitsel belleğim, doğrudan sahih seslerle’. Niye?
Bir şiirimde de söyledim: Annem, ‘bir çocuğu anlamak için birebir’di ve ‘annelerin, annelerin en güzeli / Aşk’(tı)’ sahiden!
“Anneniz yoksa, annesizliğinizi kucaklayın; anneniz yetişecektir kanatlarını çırpıp kimsesizliğinize.”
biricik evlat olmak da zor anne uzakta olunca..
Anne ne kadar uzaktadır, ne kadar uzakta olabilir/kalabilir?..
madden sınırları çizilemeyecek kadar olabilir ama manevi uzaklığı tartışmaya gerek bile yoktur derim ben. maddeye de ihtiçal duyar bu insanoğlu bazen..
ihtiçal değil tabi, ihtiyaç.