jazzetta

“renk renk düşünceler kaldı söylenmedik” (hayyam)

İyi kötü (1)

yanlış yola girdin. iyi.
rüzgar ağaçla sevişiyor. iyi.
sustun. iyi. dinledin. iyi.
sen bir lambasın. iyi. böcek avlıyorsun. kötü.
yanlış yoldan sapmadın. iyi. kararlısın. iyi.
yolun yanlış olduğunu biliyorsan doğrudur yol. iyi.
yolun doğru olduğunu bilseydin doğru olacaktı yol. iyi.
yanlış yoldan doğru yola çıkacaksın. iyi.
bunu bildiğin için dönmedin. iyi.
sen bir lambasın. iyi. böcekler iyi. iyi.
böcekleri çekiyorsun. iyi. ölüyorlar. kötü.
ağaç rüzgarla sevişiyor. iyi. sevişmek. iyi.
öleceğini bilmeden sevişmek. kötü.
ölüm taçtır. iyi.
tacı krallar takar ve kraliçeler. iyi.
yakışıyorsan kralsın. kraliçesin. iyi.
yakışmıyorsan bi bok değilsin. iyi.
ağaç rüzgarla sevişmeyi sürdürüyor. iyi.
hayat sürüyor. iyi.
ölümle taçlanıyor hayat. iyi.
yoldasın. iyi.
çok iyi.
yol iyi.
iyi.

***

Luz Casal dinleyelim:

16.05.2008 - 16:54 Yazan: metin | LATERNA | | 8 Yorum

Pistanbul, kederli bir köpek, Barthes, vs

Gülten Akın‘ı ne çok sevdiğimi hatırlayanlarınız olacaktır sanırım. 

“gölgen ıssıza düşsün istersin
kederli bir köpek gibi
üstünü buz örtsün”

diye yazan bir şairi kim sevmemezlik edebilir ki… 

“oyun nerde başlar nerde biter” diye soran,
“ekşimezse insan biriktirdiğiyle” diye not düşen bir şairi…

Ya

“Yolcu musun göçmen mi?
İki gönlün de muhacir ve kumral.
Nasıl da bölünmüş ikiye!”

diye soran bir başka şairi, Hulki Aktunç‘u n’etmeli? Abovvv, adam fena kızmış Orhan Pamuk‘a ha! Demediğini komamış, şu lafların dirhemini yiyen it kudurur: Nakkaş sömürücüsü, alaturka Salman Rushdie, Nobelci yazar, kitaplarını kağıt toplayıcı Romanlara vermek… 

Neyse, fena lakırdıları kendi hallerine bırakarak, sevgili adaşıma, kadri pek bilinmemiş Metin Eloğlu‘ya kulak verelim yıllar ötesinden:

“Hadi git azıcık İstanbul iste
Kosunlar o denizi bir çanağa
Bir çıkına elesinler o günlerimi
O yazdan, Üsküdar’dan, ne kaldıysa Elif’ten
Doldur ceplerine
Onlarda yoksa komşularında vardır
Tanırlar sevinirler
Beni bay Metin gönderdi, de”

İleride uzağında kalmayı başarabilirsem, İstanbul’u uzaktan sevebileceğim. İstanbul böyle birşey işte, uzaktan sevmek en güzeli. Belki bir gezgin olarak da sevebilirsin, gelgelelim artık içinden baktığında gördüğün, tamam, yine soylu bir hanımefendi, lakin artık soyluluğu sadece bakışlarının koyu gölgesinde saklı bir sokak kadını, bir orospu. 

Kitaplık’ın Mayıs’08 sayısında geziniyorum. Mehmet Rifat, Roland Barthes dosyası hazırlamış; Umberto Eco, Edgar Morin, Susan Sontag gibi saygın isimler çarpıyor gözünüze. (Kalemzede Bey, nereye kayboldunuz? Elma dersem çıkacak mısınız?) Hadi Barthes’tan iki alıntıyla bitirelim bugünkü pasaj gezintimizi (ilk vurgulama benim):

“Geçmişle ilgili beni en çok büyüleyen şey çocukluğumdur; yalnızca ona baktığımda üzülmem yok olup giden zamana. Çünkü onda bulduğum geri döndürülemeyen değil de ortadan kaldırılamayandır.”

“Yazıyorum: Dilin birinci derecesidir bu. Sonra yazıyor olduğumu yazıyorum: Bu da ikinci derecesi. Pascal daha o tarihte şöyle demişti: ‘Aklımdan kaçmış olan düşünce, yazmak istiyordum o düşünceyi: Onun yerine aklımdan kaçmış olduğunu yazıyorum.’ Günümüzde bizler bu ikinci dereceyi çok fazla kullanırız.”

13.05.2008 - 11:25 Yazan: metin | JÜKRÜPASAPAŞAZI | | 3 Yorum

Orada mısın anne?

Annesizlik acı biber gibidir, lezzetini acılığından alır; bir annenizin olmadığı bilinci, bir anneniz varken dünyanın nasıl da sizin olduğunun geçmişte kalan tadını ve lezzetini acı acı hatırlatır size.

Annelerin günü yoktur, saati dakikası saniyesi bile yoktur. Anneler durup dinlenmeksizin annelik yapar, annelik düşünür, annelik içinde yaşar. Annelik bir kafestir, gönüllüce içine girilmiş bir kafes. Annelerin bir günü varsa o da diğerlerinin bir hayatına tekabül eder. Anneler bir günde bütün bir hayatı kucaklar; değil bir gün, tek bir anda bile.

Annelerinizi sevin. Anneler sevmek için olduğu kadar sevilmek içindir de.

Anneniz yoksa, annesizliğinizi kucaklayın; anneniz yetişecektir kanatlarını çırpıp kimsesizliğinize.

Anneyseniz bunları zaten biliyorsunuz. Kutlu olsun öyleyse.

11.05.2008 - 15:22 Yazan: metin | TAVANARASI | | 10 Yorum

Antipas

İşim öylesine başımdan aşkın ki, size güzel bir nihavend kanun taksimi sunup ardından da sevgili Haris Alexiou‘ya kulak vermenizi isteyerek kaçayım müsaadenizle… Afşar Bey‘in yine kulakları çınlasın -malum şu bizim meşhur kâr maksimizasyonu meselesi!

09.05.2008 - 16:07 Yazan: metin | LATERNA | | 5 Yorum

Günü güne katası / tilki kardeşin hatası

Dönüş yaptık kürkçü dükkanına ama, eski tat yok anlaşılan. Ne bende, ne de sizlerde… Neyse, bir süre daha devam diyelim. (15 ay sonra Utopos‘un da paslı kilidini açtık bu arada -ola ki ilgilenen olursa diye söylüyorum.)

07.05.2008 - 15:54 Yazan: metin | Poorish | | 6 Yorum

Ankara Ankara ittihatçı Ankara, seni görmek ister her bahtı kara

Adına ister “Ankaralılaşma” deyin, ister “İttihatçılaşma“, AKP AKP olmaktan çıkıyor. Zaten baştan beri neydi, o da tartışılır. AKP kendisine oy veren heterojen kitleyi derin güçlere bir pula satmaktan imtina etmiyor. Son zamanlarda tahminim değişti; inanmaya başladım ki AKP kapatılmayacak, buna gerek kalmayacak. Çünkü AKP’ye kendi kendini kapattırıyorlar. Rehin alarak. Kendilerine benzeterek. Çünkü AKP çoktan kapandı da haberimiz yok. Şöyle diyelim: Darbe süreci yeni bir aşamaya girdi. Cemil Ertem‘in Taraf’ta dün ve bugün yayımlanan iki yazısı dikkat çekici (internet siteleri çalışmadığından link veremiyorum). 27 Nisan’da başlayan darbe sürecinin 14 Mart ve 1 Mayıs’ta olgunlaştığını ve ülkemizin 12 Mart’tan kalma unutulmaz deyişle “ara rejim”e girdiğini vurgulayan Ertem, bu savını 3 Mayıs’ta Maliye Bakanının beş yıllık orta vadeli mali çerçeveyi açıkladığı, sıradan bir ekonomik program açıklama toplantısı gibi gözüken toplantısında aslında çok önemli bir “makas değişikliği”ni gündeme getirdiğinden hareketle destekliyor. Bakanın artık faiz dışı fazlayı değil bütçe açığını önemsemesinin, eskisi gibi borçlanmayacağız diyerek AB ve IMF’yi artık takmaması ve muslukları açacağız diyerek bütçenin şaşması anlamına geldiğini söylüyor. “Kapatma davasına karşı direnmekten vazgeçerek uydur kaydır bir savunma veren, türban meselesini bile unutmaya hazır olan, 30 Nisan’da açık bir darbe olsaydı 1 Mayıs’ta neler olacak idiyse bunu 1 Mayıs’ta aynen yapan” AKP, Ertem’e göre şunu demeye getiriyor: “Darbe falan böyle şeylere gerek yok, biz gereğini yapıyoruz bakın!” Cemil Çiçek‘lerin borusu bunun için daha gür ötüyor. Darbecilerin AB-demokrasi-türban-Kürt alerjisini azdırmama, egemen kesimler arasındaki kaynak aktarımının şimdilik durması, bürokratik-militer statükoya elleşmeme gibi hükümet tasarrufları, aslında “derin AKP”nin marifetleri değil midir? Derin AKP, yani Çiçekgiller ailesi. “Bütün bunlar için çetelere ne gerek var; zaten onlar deşifre oldu, bırakın bunları meşru hükümet yapsın.” 

Çiçekgiller, ipleri ekonomide de ele alıyor. Merkez Bankası piç gibi ortada bırakılıyor. Bu koşullarda azacak olan enflasyonla populizm atbaşı gidecek. Vs vs.

Sonuç: Kötü yıllar. 

Sonrası: Bilinmiyor.

Bindik Çiçekgillerin alametine, gidiyoruz kıyamete vesselam.

06.05.2008 - 15:30 Yazan: metin | BUDUR! | | 15 Yorum

Curriculum Vitæ (1)

Simone de Beauvoir‘ı severim.

Bizi “Neden daha uzağa gitmeyelim?” sorusuyla kışkırtarak başlar söze, bir kitabında. “Sınır çizmenin anlamı yoktur” der. Çizilen sınırlarıysa aşmalıdır. Cesaret! 

Önceden belirlenmiş, yörüngesi çizilmiş bir şey değilim ben -der. Seven, devinen, isteyen bir varlığım. Seçen bir varlık. 

Varoluşunu gerçekleştirmeye çalışan bir varlık. Varlaşmak için mücadele veren bir varlık. İnsan, ancak kendini aştıkça varolur. Böyle de mi desek, yoksa spekülatif lakırdılar mı bunlar? Öyleyse bile yine cesaret!

Cesaret ve Eylem. Eylem ve Aşkınlık. Aşkınlık ve Varoluş.

***

Cura ut Valeas!

***

Sadece kendime ibraz ettiğim bir c.v.’m var benim…

05.05.2008 - 12:05 Yazan: metin | TAVANARASI | | 11 Yorum

Efferin oğlum Ahmet, sen bu yolda devam et!

1 Mayıs yine 12 Eylül ruhunun ayakları altında ezildi. Bu ayaklar başka ayak, Başbakanımız Erdoğanımız‘ın baş olmaya kalkışan ayakları değil. AKP ne yazık ki her gün irtifa kaybediyor. AKP kapatılma korkusuyla Ergenekon’a selam çakıyor, ruhuna fatiha bile okunmayacak, haberi yok. Zalimden aman dilemek üzere sen de zalimleşirsen en ölümcül hatayı yapmış olursun, thlknn frknd msnz ey AKP’lilerimiz? Ha, sakın ola ki içinden geçmekte olduğumuz faşist darbe sürecine selam çakan “solcu” ve de “devrimci” (siz bunu “mabadımın solcusu ve devrimcisi” şeklinde okuyunuz) sendika ağalarımızın “ille de Taksim”de ısrar eden kör (yok yok, hiç de kör olmayan) inadına alkış tuttuğumu sanmayınız; yanaşma sosyalistliğe ve provokasyona karnım tok. Ama bu, 1 Mayıs’a yine derinlerden derinlerden tekme tokat girişilmesi karşısında onursuzca susmamı gerektirmediği gibi, AKP’ye “hükümet” olmakla “iktidar” olmak arasındaki farkı anlamamak kadar tersinden anlamanın da feci bir yanılgı olduğunu hatırlatmama engel değildir.

Neyse, şunun şurasında ne kaldı ki zaten 21 Aralık 2012‘ye… Meleklerin cinsiyetini tartışmaya tiz başlayalım sayın Pompeililer! 

02.05.2008 - 11:24 Yazan: metin | BUDUR! | | 40 Yorum