Gülten Akın‘ı ne çok sevdiğimi hatırlayanlarınız olacaktır sanırım.
“gölgen ıssıza düşsün istersin
kederli bir köpek gibi
üstünü buz örtsün”
diye yazan bir şairi kim sevmemezlik edebilir ki…
“oyun nerde başlar nerde biter” diye soran,
“ekşimezse insan biriktirdiğiyle” diye not düşen bir şairi…
Ya
“Yolcu musun göçmen mi?
İki gönlün de muhacir ve kumral.
Nasıl da bölünmüş ikiye!”
diye soran bir başka şairi, Hulki Aktunç‘u n’etmeli? Abovvv, adam fena kızmış Orhan Pamuk‘a ha! Demediğini komamış, şu lafların dirhemini yiyen it kudurur: Nakkaş sömürücüsü, alaturka Salman Rushdie, Nobelci yazar, kitaplarını kağıt toplayıcı Romanlara vermek…
Neyse, fena lakırdıları kendi hallerine bırakarak, sevgili adaşıma, kadri pek bilinmemiş Metin Eloğlu‘ya kulak verelim yıllar ötesinden:
“Hadi git azıcık İstanbul iste
Kosunlar o denizi bir çanağa
Bir çıkına elesinler o günlerimi
O yazdan, Üsküdar’dan, ne kaldıysa Elif’ten
Doldur ceplerine
Onlarda yoksa komşularında vardır
Tanırlar sevinirler
Beni bay Metin gönderdi, de”
İleride uzağında kalmayı başarabilirsem, İstanbul’u uzaktan sevebileceğim. İstanbul böyle birşey işte, uzaktan sevmek en güzeli. Belki bir gezgin olarak da sevebilirsin, gelgelelim artık içinden baktığında gördüğün, tamam, yine soylu bir hanımefendi, lakin artık soyluluğu sadece bakışlarının koyu gölgesinde saklı bir sokak kadını, bir orospu.
Kitaplık’ın Mayıs’08 sayısında geziniyorum. Mehmet Rifat, Roland Barthes dosyası hazırlamış; Umberto Eco, Edgar Morin, Susan Sontag gibi saygın isimler çarpıyor gözünüze. (Kalemzede Bey, nereye kayboldunuz? Elma dersem çıkacak mısınız?) Hadi Barthes’tan iki alıntıyla bitirelim bugünkü pasaj gezintimizi (ilk vurgulama benim):
“Geçmişle ilgili beni en çok büyüleyen şey çocukluğumdur; yalnızca ona baktığımda üzülmem yok olup giden zamana. Çünkü onda bulduğum geri döndürülemeyen değil de ortadan kaldırılamayandır.”
“Yazıyorum: Dilin birinci derecesidir bu. Sonra yazıyor olduğumu yazıyorum: Bu da ikinci derecesi. Pascal daha o tarihte şöyle demişti: ‘Aklımdan kaçmış olan düşünce, yazmak istiyordum o düşünceyi: Onun yerine aklımdan kaçmış olduğunu yazıyorum.’ Günümüzde bizler bu ikinci dereceyi çok fazla kullanırız.”