Kayıp aranıyor
Buralarda göğünü yitirmiş bir deniz gördünüz mü bayım? Halâ ısınabiliyorum bir metal kupa çayla -ki külümün ateşiyle demlenir. Dönsün varsın dünyanın gözü, camgözü.
Bir meteliksiz için tedavülden kalkmış mangır neyse benim için de osunuz bayım. Belki de Güneş Kral Louis’nin sayın kıçından çıkmış sayın osuruksunuz. Lirizmimi mahvettiniz, hoşnut musunuz? Acele etmiştiniz kurbanı olmakta, kurbanı olduğum kurbanlarınızın -o kuru kalabalığın. Yanardöner kuru kalabalığın. Kalabalıkları ıslatmak gerekir bayım aniden geliveren gerçeğin kırbacıyla.
İçinden fırladığım romanların devamını arıyorum bayım orda burda. Ölmüş yazarlarından soramıyorum. Ah bir türlü tutamamak bu dili ne fena. Yine de şunu biliniz ki bayım, konuşmuyorum kimseciklerle, aramıyorum kendimi açıktan açığa. Sadece buyum buralarda. Sadece buyum. Projektörleriniz bozuk, nöbetçileriniz ölü -ölü nöbetçileriniz. Kötülük bile değil benim için kötülüğünüz. Yaralanabiliyorum sizsiz halâ. İrili ufaklı muktedirler -ki nasıl da masumdurlar, nasıl da çokbilmiş ve oturaklı- emanetin vestiyerine bırakıp gitmişler aklı -derin yasa işte, ne olsun! Bense yaramın sızısından alıyorum gücümü. Eratosten kalburu kullanıyor, at çatlatıyorum durmadan. Bir Munch’tan girip öteki Schumann’dan çıkıyorum. Kalem kırdırıyorum kalemime.
Balçığınızdan arınmak ömrümün kaydında, gülüp geçmek çağlarüstü mutluluk çubuğunuza -evet, gerekir. Halâ görüyorum: dünyanız dilsiz. Berceste mısra nedir bilmez misiniz!
Siz bayım necisiniz? Önemli işler peşindesiniz -pöf, boşverin böyle şeyleri, acep buralarda göğünü yitirmiş bir deniz gördünüz mü bayım?

