Gecikmiş romans (4)
Söylenebilecek ne varsa söylenmedi mi? Söylendi. Yine de umut işte. Yine de bir yerlerde bizi beklemekten azıcık aşınmış da olsa halâ parıldayan birkaç kelime var. Tükendiğinde söz, tüketmiştir de. Yine de var. Adına ne denirse densin, o adın bağlamadığı bir şey bu. Öleceğini biliyor olmayı unutmak, böylelikle diğer hayvanlara benzemek. Bilginin bütün hallerinden sıyrılmak, o ezici ağırlığını atmak üzerinden.
Seninim demek, diyebilmek, ayağına takılan taşları itmekten mi ibaret? Bir konsept mi? Gitgide bayağılaşan soramamazlıklarla küflenmiş sorun, ruhunun hangi uzantısında kangrene yolaçar? Küçük felsefi dokunuş ve kaçışlar avutur mu? Kendini yola vurdun da bir çember gerçeğinden başka heybene ne doldurdun?
Yürü usulca, çaktırmadan kendine. Defol. Aynaları prozodi hatalarıyla dolu şarkılarla bakıştır. Bakışım saplantısıyla sakatlan. Dilin yerin dibine girsin. Gözün dünyayı görmesin. İki kere ikin sıfır bile edemesin.
Aşk mı diyorsun! Bağlamdan kopulur. Gramerin müflis tüccara dönüşü. Belki de bu, epi topu.
Trajik olanın -ki o ne ise- herhangi bir epizodu. Mekan, zaman ve olay örgüsü, metinden silinmiş.
Değmeyen. Yukarıdan bakıldığında, bir uçurum kenarından.
Gök uzar gider, dur orda
Aldı*/** Turgut Uyar:
bir güzel aşk yılının ortasında
bir kestane ekerim büyür gider
ortaçağdan bir deniz hartasında
bir iki harf bulurum büyür gider
biliyorum ikimiz arasında
bir deste gül mü ne var büyür gider
sen bir aklık gibisin sırasında
boynun ve dediklerin büyür gider
ölür gider çinisi bir soylunun
bize bir mavi kalır büyür gider
ve içilir bir devin sofrasında
arayerde bir hüzün büyür gider
***
Aldı** Metin:
bir küp hece bulurum çığlığında
gümüş bir sözcük yaparım, dur orda
bana bulaşır ah bu korkunç salgın
ne masum dinler ne şair, dur orda
ortaçağsa bu benim ortaçağım
bana karanlık, usuma, dur orda
biliyorum ikimiz arasında
bilinmezlik baldıranı, dur orda
sen bilginin hallerinden uzakta
ölüm bilgisine eşit, dur orda
mavi, bir mavi daha siyah etti
kalan durulmaz bir körlük, dur orda
——————————————————————
(*) Turgut Uyar, Divan, “Büyüyüp Giden Hüzün’e” (Büyük Saat -Toplu Şiirler, Can Yayınları, 1984, sf. 266)
(**) İki şiir de 11′lik.
About
Beniâdem içre bir âdem. Ademin mevcudiyetini yahut mevcudiyetin ademini merak ediyor. Ne Konstantiniyye’siz yapabiliyor, ne de Konstantiniyye ile. Kendine göre bir ütopyası ve distopyası var. Başak burcu. Mekteb-i Mülkiye-yi Şahane-i Osmanî mezunu. Müellif ve muharrir olduğu iddiasında ama bu aslında bir muammadan ibaret. Hayatta aşkla bağlı olduğu ilk ve son şey, Türkçe. Arada birkaç şey daha var tabii. Bazen kendisi olduğunu düşünüyor, Borges’in kulaklarını çınlatarak. Blues, caz, progresif rock, fusion, klasik, barok, tango, türkü ve şarkı seviyor -sırayla değil ve sadece bunlar da değil. Yüzme bilmiyor ve bu gidişle hiçbir zaman öğrenemeyecek. (Bu kadar ayrıntılı tarife lüzum yoktu ya neyse!)

