jazzetta

“renk renk düşünceler kaldı söylenmedik” (hayyam)

Başı sıkışan, şairine koşsun…

“insan en çok sabahları arar sevdiği kadını” (1)
diyor birisi, katılıyorum o sabahlara
öğleler kaba yaşanır, kalındır
akşamüstleri ince hüzünlü
çiçekler alınıp verilebilir
sabahtır yalnızlık
nasıl sabah nasıl yalnızlık
ve şiirsel hiçbir yanı yok sanılır
var mıdır, vardır
vardır, ama çiçeklerle değil
kendi başına
zımpara taşı gibi acımasız

(…)
“ölümü geciktirmek sonsuzluğu kısaltmaz” (3)
diyor birisi, evet ama
hayatı uzatır sanki

(…)
“her şeyden biraz kalır” (5)
diyor birileri, çoğulluk haklılıktır
kavanozda biraz kahve
kutuda biraz ekmek
insanda biraz acı
insanda biraz mutluluk
ama en geçerli söz
(1) numaranın söylediğidir
Türkiye’de ve Dünya’da*
———————————————————
(1) John Gordon Davies
(3) Lucretius
(5) Bir İtalyan atasözü
(*) Turgut Uyar’ın “Büyük Saat” adlı kitabındaki “Alıntılarla” şiirinden.

30.06.2007 - 13:22 Yazan: metin | JÜKRÜPASAPAŞAZI | | 7 Yorum

Bir kitab içün mukaddime*

düşmek name-i azrile nursuz kuyuların kucağına
imalesi hayat-ı biçarenin dönüp bakmak bir lâhza

içoğlanı değil miydik nazarsız sarayın cümlemiz
aynalar içre sedasız bir güruhtu kellelerimiz

kaybettik kâl’alarda levh-i mahfuzun sırrını cüz be cüz
o kâl’alar ki nakşederdi hafızamıza fecri, aciz

vuslat lisanında anlaşılmaz hakikat söndü ateş
kırıldı demir tükendi altın karardı arş-ı gümüş
________________________________________

(*) 18, 17, 18, 17

28.06.2007 - 15:34 Yazan: metin | JÜKRÜPASAPAŞAZI | | 4 Yorum

Hasan iki salak Osman dört

Bir sözlükten azalırken bir bakıyorum ki bir sözcükten çoğalmışım.

İki olasılığın ikisi de bir ikilikte; biri evet, hayır biri.

Üç sıçrayıştan sonra bir yorulur ki çekirge, ikiler gider.

Dört müdür gerçekten iki kere iki, bir düşün müdür!

Bir yalanda ikiyüzlü iki gerçek: Biri yalanınki, gerçeğinki biri.

Birer birer girdiler, ikişer ikişer çıktılar -bir hesap hatası var ya, neyse.

İkiz var, üçüz var, dördüz var, beşiz var -biriz niye olmasın!

Birimiz hepimiz içinmiş diyor, birimiz birimiz için diye düzeltiyorum bin kez (bir düzelti, bir yorum).

Üçün biri diyor, ikisi bir diyorum birden.

Birdirbir oynuyor kırk haramiler, yedi cüceler uyurken.

Bire bin katarak konuş, birebir geliyor yalnızlığa.

Sıfıra sıfır, elde var bir sen -ha bir de ben.

Bir tane (-çarşıdan almıştım), bin tane (-eve gelmiştim); bir bilmeceydi sadece (-çürümüş).

Binbir gecenin ardından binikincisi geldi, bir türlü bitmek bilmedi hayat.

Üç yanlış bir doğruyu götürürse üç yalan da bir gerçeği götürür mü (bir bilene sormalı).

Bir gelir pir gelir, pir gelir sır gideriz.

27.06.2007 - 22:16 Yazan: metin | TAVANARASI | | 6 Yorum

Unutulmaması gereken unutulmaz.

[Dikkat: Muzmin Bey, bilgisayarınızın sesini kısınız.]

***

O bir virtüözdü. Kelimenin gerçek anlamıyla bir müzisyendi. Ta kendisiydi gitarının. Elimde bir CD var ondan kalan. Dinlediğim zaman içim cız ediyor. Aramızdan bile isteye gitti. Fena olduk, eksildik. Elimdeki CD’de gideceğini haber veriyor aslında. Kimseler duymuyor ama.

“Satılık” albümünden, sekizinci ve dördüncü parçaları buraya alıyorum. Albüm, bütünüyle çok güzeldir.

Yavuz Çetin. Blues deyince bu ülkede akla gelen sen olursun altın çocuk. Herkes unutsa bile seni ben hatırlarım, rahat uyu.


KÖLE


BUL BENİ

______________________________________________

“Benim için başka bir yol yok / Sen ya da hiç, sen ya da hiç”… “Seni kaybetmekten korkmak çok zor”… “Bir erkek ne ister hayatında / Biraz şefkat biraz tutku, hepsi bu / Bana vereceğin tek şey bu dünyada”… “Gel de bul beni”…

Şarkıları mp3 formatında aktarmadığım için dinletememişim size… Eh, teknoloji cahili olmak kötü bişi tabii!

27.06.2007 - 20:21 Yazan: metin | LATERNA | | 8 Yorum

Cibali’de inecek var!

Darbeli matkap döneminin sıkıntısı yetmezmiş gibi, çöl sıcağına da tutulduk. Ağustos da yaklaşıyor, yakında bi de deprem gelirse dadından yinmez gayrı. Khayırli ugirli ossun sayın seyirciler. Puslu havadan da, sıcak havadan da hiç hazzetmem. Hazır mayışmışken, bugün de pazartesiyken, ajanstaki önemli bir iş için de aklıma en ufak bir fikir kırıntısı gelmemekte inat ediyorken, kafayı yemek üzereyken, üstelik de “emekli militer” ve “paramiliter” tilciklerinin farkını Türkçe Sözlük’ün 2007 basımında bir türlü bulamıyorken (: tekinsiz bir mevzu + nafile bir çaba), gelin kendimizi aşka ve musikiye adamaya devam edelim efendiler hanımlar.

Ezginin Günlüğü’nü bilenleriniz bilir. Çok fazla düşkünlüğüm yoktur o topluluğa, ama sever ve saygı duyarım kendilerine. Gelgelelim bir şarkıları var ki, işte o fena! Benim gibi azılı bir tütün düşmanına bu şarkının kendini sevdirebilmiş olmasının tek bir sırrı var. Bizim bütün ölçülerimizi baştan aşağı değiştiren, bizi tepeden tırnağa dönüştüren, hayata ve ölüme meydan okumamızı sağlayan, engüzelhuzursuzluk durumumuz… Yani aşk.

Hadi bakalım. Dinleyelim. Neredeyse bi cigara yakasım geliyor. Tövbe tövbe!

25.06.2007 - 09:44 Yazan: metin | LATERNA | | 12 Yorum

Billet doux*

kim çözebilir benimle gizli bedeni
saf hüzünden, hüzünden saf
bir rahim-ruhu öre—
bilir, bunu bile—
bildim ey, yalnızdınız.

tanrı bilir ıssızdınız siz de
kumda çöl, yaprakta orman, izde diş
iş! öfkeyi kanı sesi aşkın yalpanızla
kaldınız, kalakaldınız.

ben kaldım, kalan ben’imle anbean
dönüşeceği sabahta esrar arayan ısrar
ve sebat böceği
imişim, öyle bıraktınız.

kim salabilir yılgın atlarını üstüme
kime ne adsız bir ova olduğumdan
bir atlastınız gözümde açılmamış
ben ki bir enlemdim bir boylamdım
üstüne basılamaz ekvatordum
siz ki gönlümden geçen ilk
ilkatlastınız.

____________________________

(*) Kısa aşk mektubu

23.06.2007 - 18:19 Yazan: metin | JÜKRÜPASAPAŞAZI | | 7 Yorum

Beni terketme…

En sevdiğim parça budur benim. Üzerinde uzun uzun konuşmayacağım bugün -belki başka zaman.

Sevdiğime armağan ediyorum:

Muhteşem Jacques Brel, NE ME QUITTE PAS.

23.06.2007 - 16:27 Yazan: metin | LATERNA | | 14 Yorum

Dinleyicinin, saf yaşamı arayan saf biri olarak portresi

Dinleyici istiyorum ben, zekası ve aklıyla arası iyi olan dinleyici.

Renk renk düşünen, desen desen yazan, sözcük sözcük resmeden.

Didikleyen, inanmadan önce şüphe eden, şüphe ettikten sonra inanan, inansa da şüpheyi elden bırakmayan, kurcalayan, soran, cevaplarla arası bozuk olan.

Diklenmesini, birlikte ve ayrı yürümesini, kendini eskitmeden sevmesini bilen.

Konu mankenleri istemiyorum ben; figüranlar, gaza getiriciler, fanatikler, holiganlar istemiyorum.

Uysal koyunlar, sadık köpekler, mütevekkil eşekler de istemiyorum.

Yakarım dünyayı dedi mi gerçekten yakacak aşka kullanıyorum oyumu.

-Aşk ki aksırsan da tıksırsan da başka açıklaması yoktur.

Gemileri yaktıktan sonra pişman olmamaya, doğrunun yalancılığıyla yalanın doğruculuğu arasındaki gelgitte yitip gitmemeye, hayata yorum getirirken onu ıskalamamaya kullanıyorum.

Hiçliğin, zihinsel evrenin piçliği olup olmadığını tartışmak istiyorum.

Kiçliği ise bok çukurunda bile görmeye tahammülüm yok.

Dinleyici istiyorum ben, dinlerken konuşucu ve dinletici.

Kavramlara, kendine, hayata, ölüme saygısı olacak.

Gerçekten zeka ürünü olduğunu hissettiği şeylere saygısı olacak.

Gerçekten zeka ürünü olduğunu hissettiği şeylerin ardında namuslu bir yürek olduğundan kuşkulanmazsa saygısı olacak.

Basit birşey söyleyeceğim şimdi: Kategorilerin, tanımların, tümdengelimlerin, ortak dilin nefretini çekecek üzerine; öyle biri olacak.

Çok yetenekli sekiz kardeşin en küçüğü Wittgenstein’lar istiyorum ben;

deneyci makine mühendisleri, Bertrand Russell’la matematiksel mantık tartışmaları ürettikten sonra ıssız bir fiyordun yamacına inşa ettiği kulübeye çekilenler,

babasından kalan serveti dağıtarak aşırı sade yaşayanlar,

zekice konuşmalardan nefret eden zekiler, akademisyenlikten sonra hademelik yapanlar,

insanın düğümlenmiş zihni‘ni çözecek das erlösende Wort‘u (kurtarıcı sözcük‘ü) arayanlar arıyorum.

***

Okuryazar ve yazarokur, okurdinler ve dinlerokurlar.

Varlıklı olsa da olmasa da var olmayı tercih etmişlerle benim işim.

Kendini ve kendimi aşmakla.

23.06.2007 - 15:45 Yazan: metin | TAVANARASI | | 37 Yorum

Aşk bir sudur, ulusalcı da aha budur! (İşaret levhasına bakınız)

Felaket tellallığım yine azdı, kusura bakmayın okurcuklarım!

Hava gittikçe bozuyor. Absürdistanda akıl, fikir ve feraset, bulunmaz Bursa kumaşı kategorisine çoktan dahil oldu. Bir toplumsal cinnete doğru yol almaktayız. Malum iç ve dış derin odaklar, yüz küsur yıllık bayat oyunu bilmemkaçıncı kez sahneye koydular. Bu, toplumun zekasına ağır bir hakarettir. Demek ki doğru: Bizler, balık hafızalıyız.

Farkında olmamanız imkansız: Müessese amiriniz, neredeyse 15 gündür falan, Jazzetta’yı bir aşk yazıları güldestesine döndürdü. Siyaseten milletçe komplo teorisyeni kesildik ya; belki de kimi sevgili okurcuklarımız, Jazzetta’nın aniden böyle aşka gelişini bir kutsal üçgen masalına da yormuş olabilir. Eğer öyleyse, kendilerini esefle kınarım efenim. Yok öyle şey mirim; bir erkek aynı anda iki kadına birden aşık felan olamaz. Canımdan aziz teknik direktörüm Halid Bey‘in de buyurduğu üzre, “hayat ne garip, vapurlar felan”, emme velakin o gadder de değil yane.

Efenim bu aşk meşk makalelerimizin nedeni gayetle basittir. Törkiya’mızıng bir post-postmodern darbe sürecinden geçmekte olduğu şu günlerde, neocon enüstütülerinde Zeyno Barbaran Hanımgiller‘in dış mihrak olaraktan canla başla bu ülkede iç savaş çıkarmaya çalışmaları, paramiliter kuvvacı-ulusalcılarımızın da orda burda çöplükten bomba aşıraraktan filan dağa çıkmaktan sözetmeleri, zaten hassas olan midemizi hepten bulandırmaya yetmiştir. Kararan dünyamızı bir nebze olsun aydınlatmak üzere, “aşk” denilen ve -kulakları çınlasın- Pekinel Kardeşler‘in de isabetle buyurdukları gibi, içerdiği ş ve k seslerinin yanyana gelişinden ötürü Türkçesi hiç de şık durmayan kelimenin göstereni olduğu evrensel insani olgu, ruhumuzu ve gönlümüzü hiç değilse yazılı olaraktan ferahlatsın diyerekten bu makaleleri kaleme almışızdır ey okuyucu! (Tümcemizi Ü.Mafyaperver Güler Oduncu Hanım tarzı bitirdik ey okuyucu!)

İşte elé! Pek yakında siyasi ve de içtimai yazılarımıza olan derin hasretinize bir son vereceğimizi muştalar -pardon- muştular; büyüklerimizin ellerinden, küçüklerimizin gözlerinden öperiz. Sözde varlığımız, özde Türk varlığına armağan ossun sayın seyirciler! Heil Hitler Bey!

_______________________________________

Sevgili teknik direktörüme buradan sesleniyom: WordPress, Youtube kabul ediyo mu sevgili Halid Bey? Reca ederim bunu bi açıklayıvirin bana. Siz açıklayana dek şirin Üsküdar beldemizde gün ağaracağından ve ben de beklemekten hiç hazzetmediğimden, geçici olarak link vermekle yetineceğim şinci. Aşağıdaki linke tıkladığınızda, tam da aşık olunası bir gözelliklen karşılaşacaksınız muhterem Washington portakallı hemşehrilerim -çoktandır özüne sabun ve nylon çorap olamadığım Monica Belluci Hanım duymasın, öldürür beni walla!

Buyrun, benden de selam söyleyin:

22.06.2007 - 19:58 Yazan: metin | Poorish | | 5 Yorum

Listen to the falling rain, listen to the rain…

Müzik, herşeyi bilir. José Feliciano‘ya kulak verin, yeter. Sonra yazarım birşeyler belki.

***

Listen to the pouring rain
Listen to it pour,
And with every drop of rain
You know I love you more

Let it rain all night long,
Let my love for you go strong,
As long as we’re together
Who cares about the weather?

Listen to the falling rain,
Listen to it fall,
And with every drop of rain,
I can hear you call,
Call my name right out loud,
I can here above the clouds
And I’m here among the puddles,
You and I together huddle.

Listen to the falling rain,
Listen to it fall.

It’s raining,
It’s pouring,
The old man is snoring,
Went to bad
And bumped his head,
He couldn’t get up in the morning,

Listen to the falling rain,
Listen to the rain.

20.06.2007 - 08:37 Yazan: metin | LATERNA | | 66 Yorum