Dinleyici istiyorum ben, zekası ve aklıyla arası iyi olan dinleyici.
Renk renk düşünen, desen desen yazan, sözcük sözcük resmeden.
Didikleyen, inanmadan önce şüphe eden, şüphe ettikten sonra inanan, inansa da şüpheyi elden bırakmayan, kurcalayan, soran, cevaplarla arası bozuk olan.
Diklenmesini, birlikte ve ayrı yürümesini, kendini eskitmeden sevmesini bilen.
Konu mankenleri istemiyorum ben; figüranlar, gaza getiriciler, fanatikler, holiganlar istemiyorum.
Uysal koyunlar, sadık köpekler, mütevekkil eşekler de istemiyorum.
Yakarım dünyayı dedi mi gerçekten yakacak aşka kullanıyorum oyumu.
-Aşk ki aksırsan da tıksırsan da başka açıklaması yoktur.
Gemileri yaktıktan sonra pişman olmamaya, doğrunun yalancılığıyla yalanın doğruculuğu arasındaki gelgitte yitip gitmemeye, hayata yorum getirirken onu ıskalamamaya kullanıyorum.
Hiçliğin, zihinsel evrenin piçliği olup olmadığını tartışmak istiyorum.
Kiçliği ise bok çukurunda bile görmeye tahammülüm yok.
Dinleyici istiyorum ben, dinlerken konuşucu ve dinletici.
Kavramlara, kendine, hayata, ölüme saygısı olacak.
Gerçekten zeka ürünü olduğunu hissettiği şeylere saygısı olacak.
Gerçekten zeka ürünü olduğunu hissettiği şeylerin ardında namuslu bir yürek olduğundan kuşkulanmazsa saygısı olacak.
Basit birşey söyleyeceğim şimdi: Kategorilerin, tanımların, tümdengelimlerin, ortak dilin nefretini çekecek üzerine; öyle biri olacak.
Çok yetenekli sekiz kardeşin en küçüğü Wittgenstein’lar istiyorum ben;
deneyci makine mühendisleri, Bertrand Russell’la matematiksel mantık tartışmaları ürettikten sonra ıssız bir fiyordun yamacına inşa ettiği kulübeye çekilenler,
babasından kalan serveti dağıtarak aşırı sade yaşayanlar,
zekice konuşmalardan nefret eden zekiler, akademisyenlikten sonra hademelik yapanlar,
insanın düğümlenmiş zihni‘ni çözecek das erlösende Wort‘u (kurtarıcı sözcük‘ü) arayanlar arıyorum.
***
Okuryazar ve yazarokur, okurdinler ve dinlerokurlar.
Varlıklı olsa da olmasa da var olmayı tercih etmişlerle benim işim.
Kendini ve kendimi aşmakla.