jazzetta

“renk renk düşünceler kaldı söylenmedik” (hayyam)

Infernotte

Her büyük yangının içinde büyüdük, her batan kent bizim kentimizdi.

Bir dünya yaratırken bunun bir fanus olabileceğini düşünmüş müydük? Düşünme yetimizle buluşmamıştık ki daha. (Uzun süre de buluşamayacağız gibi görünüyor.) Dünya doğruldu ayakları üzerinde ve gelip bizi yuttu. Sindiremese de gam değil.

Zaman kendini yorarken sıvışırız biz. Akıl imha edecekken kendini, yardıma koşarız. Her karar haklı karar olsaydı “Cehennem biziz!” derdik. Ne oyunlar oyna[r]dık, oyun yoktu[r] ortada.

Kelimeler işte, ne yapacaksın! Kapanda üç kaplan… Kapanda üç kapan… Kaplanda üç kaplan… Kaplanda üç kapan…

Zaman kahreder, akıl yorar, haklılık yerinden kıpırdamaz bile.

Geçti zamanın zamanı, aklın derisi soyuldu, oyun sıfıra erdi.

14.05.2007 - 16:06 - Yazan: metin | FAKİRİN KİLERİ | | 77 Yorum

77 Yorum »

  1. Kaplan! Kaplan! gecenin ormanında
    Işıl ışıl yanan parlak yalaza,
    Hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,
    Kurabildi o korkunç simetrini?

    Hangi uzak derinlerde, göklerde
    Yandı senin ateşin gözlerinde?
    O hangi kanatla yükselebilir?
    Hangi el ateşi kavrayabilir?

    Ve hangi omuz ve hangi beceri
    Kalbinin kaslarını bükebildi?
    Ve kalbin çarpmaya başladığında,
    Hangi dehşetli el? ayaklar ya da

    Neydi çekiç? ya zincir neydi?
    Beynin nasıl bir fırın içindeydi?
    Neydi örs? ve hangi dehşetli kabza
    Ölümcül korkularını alabilir avcuna?

    Yıldızlar mızraklarını aşağıya atınca,
    Göğü sulayınca gözyaşlarıyla,
    Güldü mü o, görünce eserini?
    Kuzu’yu yaratan mı yarattı seni?

    Kaplan! Kaplan! gecenin ormanında
    Işıl ışıl yanan parlak yalaza,
    Hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,
    Kurabilir o korkunç simetrini?

    william blake

    Yorum yazan: darmaduman | 14.05.2007 - 20:09

  2. ben yazıyı çok sevdim ama, diyeceğim söz william blake’in şiirine. yani WB’le konuşacak olsak, onu yoracak şöyle lüzumsuz bir sohbet açardım, şiirini çok sevdiğimi söyledikten sonra:

    “Ah, biliyor musunuz, eğer tanrı mükemmel eserine bakıp gülecek olsa, bu, köpekbalığı olurdu. hiç evrimleşmemiş, nasıl oluştuysa ilk anda hep öyle kalmış. çünkü taa en başında tasarımı mükemmelmiş. köpekbalığını görünce (tv’de, dergide, tepe nautulis’te)donakalırım hem muhteşem gelir, hem korkunç. ve bu hayvanlar, bu feci güzel hayvanlar nefes almak için sürekli dolaşmak zorundalarmış. evet, dur durak bilmeden, bir cezayı çeker gibi, o korkunç karanlık sularda yüzer, yüzerlermiş.”

    metin bey, siz kitabı okudunuz mu? ben bir kez okumuştum ama sanırım tekrar okuyacağım, unutmuş gitmişim tümden.

    Yorum yazan: endiseliperi | 14.05.2007 - 20:50

  3. Darmaduman Bey,

    Katkınıza ne kadar teşekkür etsem azdır. Çok sağolun. Evet, şimdi daha da iyi oldu. Hem de William Blake!

    Yorum yazan: metin-thePoor | 15.05.2007 - 08:07

  4. …Ve siz, Peri Hanım,

    Sizin katkınız da o kadar ama o kadar uygun düştü ki! Ne diyeceğimi bilmiyorum. Bana hatırlatınız lütfen, ayrı bir yazı gerektiren bu ikinci yorumunuzdur, son günlerde.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 15.05.2007 - 08:08

  5. Aaa Blake tercumesini gordum de aklima geldi, Lewis Carroll’un Jabberwocky’sinin tercumesi var mi? Yoksa etmeye talip olan var mi? (cogu uyduruk icindeki kelimelerin):

    http://www.jabberwocky.com/carroll/jabber/jabberwocky.html

    Yorum yazan: Bulent Murtezaoglu | 15.05.2007 - 13:26

  6. bülent bey,
    ben yukarıdaki yazıyı yazarken sizi hatırlamıştım:) carroll’un şiiri de çok sevimli. müzmin bey, güzel çevirir sanki.

    sevgiler.

    Yorum yazan: endiseliperi | 15.05.2007 - 13:39

  7. Eh buyuk de olsa isin icinde pisi olunca tabii hatirlarsiniz. Gerci o siir kaplan hakkinda degil de baska sey hakkinda galiba. Bu Blake’e takmistim bir ara ben, oyle birseyler hatirlar gibi oldum simdi. Web sagolsun, Wikipedi bile anlatiyor:

    http://en.wikipedia.org/wiki/The_Tyger

    Hazir siir tercumesi soruyorum, pekiyi Dylan Thomas’in su siirinin tercumesi var mi:

    http://www.bigeye.com/donotgo.htm

    Yorum yazan: Bulent Murtezaoglu | 15.05.2007 - 13:47

  8. ben google’dan aradım, bulamadım. belki can yücel çevirmiştir. evde çeviri kitapları yok onun. bora’ya sorsam, o edebiyat çevirilerinde çok titizlenir, zaten çok yoğun, hayatta yapmaz. siz çevirin bülent bey. yalnız floresan lamba, insanın şiir duygusunu öldürüyor, derler:P şaka şaka.

    Yorum yazan: endiseliperi | 15.05.2007 - 14:14

  9. Aman ben buralarda satacak kadar siir bildigime hayret ediyorum, ne cevirmesi? Evvelsi gun burada benden coook cooooook buyuk olan agabeylerim arasinda bir obur taraf mevzuu gecti de oradan aklima geldi Thomas. Kendi agzindan mp3′u de var link vereyim bari. Bizim teknik adam cevrelerinde nedense pek bilinir bu siir:

    http://blog.geeksmithology.com/2005/10/08/mp3otw-do-not-go-gentle-into-that-good-night-by-dylan-thomas

    Yorum yazan: Bulent Murtezaoglu | 15.05.2007 - 14:20

  10. Peri hanim,

    Ah, biliyor musunuz, eğer tanrı mükemmel eserine bakıp gülecek olsa, bu, köpekbalığı olurdu. hiç evrimleşmemiş, nasıl oluştuysa ilk anda hep öyle kalmış. çünkü taa en başında tasarımı mükemmelmiş.

    Ilginc bir yorum.
    Yani, bardaga dolu tarafindan bakis..

    Halbuki, bazi munafiklar (!) :) bunu soyle de soyleyebilirlerdi:

    Ah, biliyor musunuz, tanrı köpekbalığını yarattıktan sanra tamamen unutmuştur. ilk anda nasıl oluştuysa hep öyle kalmış; evrim geçirmesi için gereken ihtimam ondan esirgenmiştir. halbuki, evrim geçirmeksizin bu denli başarılı olabiliyorsa, bir de evrim geçirmiş halini düşünün.. köpekbalıkları evrenin tek hakimi olabilirdi…

    :)

    ve bu hayvanlar, bu feci güzel hayvanlar nefes almak için sürekli dolaşmak zorundalarmış. evet, dur durak bilmeden, bir cezayı çeker gibi, o korkunç karanlık sularda yüzer, yüzerlermiş.

    Divane aşuk gibi dolaşirum sularda
    Hayy! senun lanetunden kaldum karanluklarda..

    gibi mi?

    :)

    müzmin bey, güzel çevirir sanki.

    Hayatta olmaz.. Tarihine baktim.. Ona elimi surersem bana murteci diyenler cikabilir :P

    Yorum yazan: Muzmin Anonim | 15.05.2007 - 14:26

  11. çok güzel olmuş, elinize sağlık müzmin bey:)çok eğlendim. ben hem kendi yorumuma hem sizin yorumunuza sonuna kadar katılıyorum. bir 3. yorum çıksın, bu kadar güzel, ona da katılırım.

    bülent bey, sizden çoook çooook büyük ağabeyler yaşıyor mu? ben sizin orta yaşlı olduğunuzu düşünüyordum nedense. halbuki teknoloji ne kadar genç bir uğraştır. neden öyle düşündüm anlamıyorum. doğrudan sorayım: kaç yaşındasınız?

    Yorum yazan: endiseliperi | 15.05.2007 - 14:37

  12. Peri hanim,

    yalnız floresan lamba, insanın şiir duygusunu öldürüyor, derler.

    Bilmiyorum, Bulent bey henuz full-spectrum olanindan bulabildi mi; ama problem floresan lambada degil bence..

    Lisp denen, yazdikca kisaldigi iddia edilen o yazilim dilinin insani realiteyle sorunlara gark edecegini dusunurum hep..

    Floresan lambadan once, Lisp’in, yaslandikca genclesmegi beklemek, yedikce acikacagini dusunmek, sevdikce azalacagini sandirtmak gibi yan etkileri olmadigina birisi beni temin etmeli..

    :P

    Yorum yazan: Muzmin Anonim | 15.05.2007 - 14:37

  13. Peri hanim,

    bülent bey, sizden çoook çooook büyük ağabeyler yaşıyor mu? ben sizin orta yaşlı olduğunuzu düşünüyordum nedense

    Ben cocugum daha, burada buyuklerim var. (43) Orta yas 55-65 arasi degil midir?

    Bilmiyorum, Bulent bey henuz full-spectrum olanindan bulabildi mi; ama problem floresan lambada degil bence..

    Onu not ettim, elimdeki simit stoku bitince bakacagim. Bu arada spektrometre yapip (CD veya DVD’den oluyormus) bakmayi da dusunuyorum.

    Floresan lambadan once, Lisp’in, yaslandikca genclesmegi beklemek, yedikce acikacagini dusunmek, sevdikce azalacagini sandirtmak gibi yan etkileri olmadigina birisi beni temin etmeli.

    Hunimi kafama koyup geliyorum, hepsini anlatacagim.

    Yorum yazan: Bulent Murtezaoglu | 15.05.2007 - 14:47

  14. > ben yazıyı çok sevdim ama, diyeceğim söz william blake’in
    > şiirine. yani WB’le konuşacak olsak, onu yoracak şöyle
    > lüzumsuz bir sohbet açardım, şiirini çok sevdiğimi
    > söyledikten sonra:

    Ve belki muhabbete Blaketaşi dervişleri de dahil olur, kimbilir.

    > Ah, biliyor musunuz, eğer tanrı mükemmel eserine bakıp
    > gülecek olsa, bu, köpekbalığı olurdu. hiç evrimleşmemiş,
    > nasıl oluştuysa ilk anda hep öyle kalmış. çünkü taa en

    Yani gökten zembille indi? Yahut okyanus dibinden zembilsiz bitiverdi? Bir anda, mevcut formunda?

    > bilmeden, bir cezayı çeker gibi, o korkunç karanlık
    > sularda yüzer, yüzerlermiş.”

    Biz de korkunç oksijenli topraklar üzerinde nefes alıp vermek ve yemek için dolaşmak zorundayız değil mi? Korkunç mavi bir gökyüzü altında ve korkunç kuş sesleri korkunç karanlık trafik uğultusuna karışırken…

    Yorum yazan: Emre Sevinç | 15.05.2007 - 15:10

  15. > Lisp denen, yazdikca kisaldigi iddia edilen o yazilim
    > dilinin insani realiteyle sorunlara gark edecegini dusunurum
    > hep…

    Düsünmenin ötesine gecince gecince paradokslar tipki Zen koanları gibi bir aydinliga vardirmasin kisiyi? ;-)

    Why Lisp macros are cool, a Perl perspective

    (Son paragraf belki de yazinin en keyifli kismi tabii yazinin tamami okundugu takdirde, bu arada yaziyi yazan Mark Jason Dominus, cekirdek Perl camiasinin saglam ve kafasi gayet iyi calisan, derdini iyi anlatan, güzel kitaplari da olan üyelerindendir ;-)

    Hayat ve ‘realite’ akip gidiyor, Lisp de öyle, genc programcilari besleyen bir nehir, usta programcilari yariyolda birakmayan keskin bir kilic gibi.

    > Floresan lambadan once, Lisp’in, yaslandikca genclesmegi
    > beklemek, yedikce acikacagini dusunmek, sevdikce
    > azalacagini sandirtmak gibi yan etkileri olmadigina birisi
    > beni temin etmeli..

    Neden etmeli? Böyle bir zorunluluk niye? Hangimiz Lisp’in halkla iliskiler departmaninda fazla mesai yapiyoruz ve karsiliginda cok büyük konferanslarda spot isiklar altinda sevimli ve klise PowerPoint sunumlari yapip sonra 1001. klise kitabi (min 500 sayfa) yazip, agaclari katlediyor olmanin vebalini üstleniyoruz?

    Yorum yazan: Emre Sevinç | 15.05.2007 - 15:20

  16. Tekrar icinde web adresi gectigi icin benim yazilari hemen cikarmayan WordPress’in ilgili modülüne !#$@@!!^^ seklinde saygilarimi sunuyorum efendim! :)

    Yorum yazan: Emre Sevinç | 15.05.2007 - 15:20

  17. 43! tahminimden gençmişsiniz. bence sizde şiirsel bir yetenek var. bir kayma, bir tuhaflık olmuş olacak ki çocukken, bilimle filan uğraşır bulmuşsunuz kendinizi. bence bal gibi edebiyatçı duyarlılığı var sizde. florasan lamba ışığı berbat yalnız. ikea’da nefis ve çok ucuz lambalar var. görünce ve kullanınca bana hak vereceksiniz. bilimsel veriler bulur çıkartırdım şimdi ışığın önemine ilişkin ama işim çok.

    sevgiler…

    Yorum yazan: endiseliperi | 15.05.2007 - 15:45

  18. bence bal gibi edebiyatçı duyarlılığı var sizde. florasan lamba ışığı berbat yalnız. ikea’da nefis ve çok ucuz lambalar var. görünce ve kullanınca bana hak vereceksiniz.

    Edebiyatci duyarliligi filan yok da, nefis lamba yapmakta Ikea ile yarisirim. Bakin modern sanat yaptim ben boyle:

    http://www.fazlamesai.net/?a=article&sid=3572#20459

    yaa

    Yorum yazan: Bulent Murtezaoglu | 15.05.2007 - 15:49

  19. fena değil bülent bey, en azından cesurca. birine sormuşlardı şöyle bir şeyi ya da şu işi yapabilir misin, diye. o da bu yapılabilir bir şeyse, yani dünyada bunu yapacak biri varsa, ben de yapmayı denerim ve sanırım yaparım da, demişti. çok hoşuma gitmişti kendine bu kadar güven duyulması. siz de biraz öylesiniz sanırım. (gördünüz işte; benim insanları tanıma şeklim, bir sürü öngörüde bulunup bunun yıkılması ya da onaylanması şeklinde)

    neyse… açık mavi oda rengi, bembeyaz ışık, ben çıldırabilirim öyle bir yerde. mavi duvar rengi, ancak çok koyu ise ve mobilyalar da koyu ahşap ise hoş olur. gerçi zevkler tartışılmaz ama ben “ev” seviyorum; siz, uzay kapsülünün içinde rahat edermişsiniz gibi. kızdınız mı? kızmayın. burcunuzu da alayım da o zaman sorumluyu tesbit etmek kolay olsun.

    sevgilerimle.

    Yorum yazan: endiseliperi | 15.05.2007 - 16:00

  20. > Edebiyatci duyarliligi filan yok da, nefis lamba yapmakta
    > Ikea ile yarisirim. Bakin modern sanat yaptim ben boyle:
    > http://www.fazlamesai.net/?a=article&sid=3572#20459
    > yaa

    Güneş ışığına susamış, güneşsiz ofislerde dirsek çürüten ve her zaman bazıları gibi yazdıkça kısalan kodlar yazamayan biri olarak güneş ışığı istediğimi beyan eder, bunu da insan hakları mahkemesine yollayacağım vakalar kuyruğuna eklerim.

    Yorum yazan: Emre Sevinç | 15.05.2007 - 16:01

  21. > gerçi zevkler tartışılmaz

    Aslında, öncelikle ‘zevkler’ tartışılır, tartışılmalıdır çünkü genellikle o ‘tartışılmaz’ iddiasının ucu dönüp dolaşıp yapılan hemen her şeyi meşrulaştırmaya yarayabilir. Dolayısı ile zevkler tartışılır ve zaten tartışılmaktadır da. İnsan doğasına dair hemen hiçbir şey ‘mutlak’ bir dogma olarak ele alınmamalıdır.

    (Bakalım bağlantı içermeyen bu yazı çıkacak mı hemen).

    Yorum yazan: Emre Sevinç | 15.05.2007 - 16:06

  22. neyse… açık mavi oda rengi, bembeyaz ışık, ben çıldırabilirim öyle bir yerde.

    Biz ailecek boyleyiz, boyle seviyoruz galiba. Ablam da boyle biraz. Zaten yuz ondan bulmasam o maviyi oyle yapamazdim. Butun arkadaslarimin hanimlari filan karisti bu ise bir ara.

    neyse… açık mavi oda rengi, bembeyaz ışık, ben çıldırabilirim öyle bir yerde. mavi duvar rengi, ancak çok koyu ise ve mobilyalar da koyu ahşap ise hoş olur.

    Yok acik mavi. Mobilyam yok pek, ama parkeyi kiraza boyattim cilalatirken, o koyu yani. Kapi ahsabi da koyu.

    gerçi zevkler tartışılmaz ama ben “ev” seviyorum; siz, uzay kapsülünün içinde rahat edermişsiniz gibi. kızdınız mı? kızmayın.

    Yok niye kizayim. Ben aslinda farketmiyorum cevremi o kadar yani kondugum yerde dururum ekrana bakarim cok sukur deyip kahve icerim. Yalniz cok aydinlik istiyorum.

    burcunuzu da alayım da o zaman sorumluyu tesbit etmek kolay olsun.

    Yok oyle, siz bilin madem burc bu isleri tahmine yariyor.

    Yorum yazan: Bulent Murtezaoglu | 15.05.2007 - 16:08

  23. Dolayısı ile zevkler tartışılır ve zaten tartışılmaktadır da.

    Benim zevkim hususunda ’sen zaten domuz gibi inatcisin, biz ne desek bildigin gibi yapacaktin’ lafini cok duydum. Yani tartismasina tartisiliyor da cikan sonuc pek konuyla ilgili olmuyor. Buna domuzlukla insan yildirma deniyor galiba.

    Yorum yazan: Bulent Murtezaoglu | 15.05.2007 - 16:11

  24. Emre bey,

    Neden etmeli? Böyle bir zorunluluk niye?

    ‘Etmeli’ ile ‘etsin’ arasindaki farka hafice degindikten sonra, ‘neden etmeli?’ sorusuna geceyim:

    Sart degil tabii ki.. Ama, eger birisi beni [ve benim bu sorularimi anlamli bulup ilerde benzer sorulari tekrarlamak ihtimali olabilecek olan birilerini] bu konuda temin etmezse, bu konuyu biteviye duymak riskini daha coook zaman surebilir :)

    Hangimiz Lisp’in halkla iliskiler departmaninda fazla mesai yapiyoruz ve karsiliginda cok büyük konferanslarda spot isiklar altinda sevimli ve klise PowerPoint sunumlari yapip sonra 1001. klise kitabi (min 500 sayfa) yazip, agaclari katlediyor olmanin vebalini üstleniyoruz?

    Durumdan vazife cikartmak deyimi malesef kinayeli bir dokundurma olarak anlasilir oldu; oyle olmamali –oyle anlasilmamali– bence…

    Bunu soyledikten sonra, ‘hangimiz?’ sorusunun oznesinin –boyle ‘durumdan vazife cikartircasina’ kimin cevap verdigine bakarak– kim olduguna karar vermek cok da zor olmasa gerek :P

    Gazaniz mubarek olsun :)

    Yorum yazan: Muzmin Anonim | 15.05.2007 - 16:19

  25. emra bey, insan kırmamayı, doğru konuşmaya tercih ediyorum. haklı olduğunuzu biliyorum (şimdi sizi kırmamak için mi gerçekten mi böyle konuştuğum bir muammaya dönüştü tabii:) ev, benim için önemli. ben hobbit’lerin evi gibi evlerde rahat ederim. eşyalarım, tabaklarım, bir sürü ıvır zıvır yiyeceklerim, rahat koltuğum, koyu renk yusyuvarlacık, sarıp sarmalayan, içinden çıkılmayı istetmeyen, eh evet anne karnı gibi bir yer olsun istiyorum. pek de çıkmayayım oradan.

    bir de iskandinav tarzı var çok beğendiğim ama bu dekorasyon yazısına dönüştü. kenarlara köşelere dantel kurdele asmadığım kaldı, metin bey kovalayacak beni.

    ben pek doğru tahmin edemiyorum. bir iş görüşmesinde, patrona burcunu sormuştum. o da tahmin et bakalım, eheehe, demişti. başak, dedim. öyle titiz, biraz da huzursuz bir hali vardı. her şey düzenli olsun istiyordu ve sohbet kutucuk kutucuk, düzenli sürüyordu. Aa bildiniz filan dedi ama başak’larla hiç anlaşamam galiba, dedim ki bunu demesem iyi olurdu. işi alamadım.

    size doğrudan söylüyorum işte. kova’sınız! ama bir şey var kovalardan farklı olan ne bulamadım. siz söyleyin.

    Yorum yazan: endiseliperi | 15.05.2007 - 16:24

  26. suradan kisa bir alinti..

    C’s macro system, for example, is so unreliable that you
    can’t even define a simple macro like

    #define square(x) x*x

    Sanki macro yazmak Allahin emriymis gibi, bu orneklri vermezler mi, dei olmak isten bile degil. Yahu, herkesin kolayca anlayacagi bir function yazmak varken bu kadar cok sayida atesli halkadan atlamak niye?

    Bu da, ‘macro’ meselesine kafayi o kadar takmis olduklari icin, yazinin geri kalan kismini ‘filter out’ etmeme yolk acti. her ne kadar, yazida ‘In Lisp, source filters never break. Never.’ dense de..

    Yorum yazan: Muzmin Anonim | 15.05.2007 - 16:29

  27. > Gazaniz mubarek olsun :)

    Vallahi herhalde oldu ki artik genc bilgisayarci arkadaslarimiz uluslararasi konferanslarda Lisp ile ilgili yaptiklari bilgisayar calismalarini sunar, yabancilarin da oldugu e-posta listelerinde projeleri ile ilgili fikir danisir, bir seyler üretir ve bunlardan diger bilgisayarci arkadaslarina bahseder oldular. Demek ki en azindan genc neslin bir kismi, en azindan teknolojinin belli bir kesitinde ‘farkli olan öcüdür, uzak durmalidir’ düsüncesinden muzdarip olmadi. Bunu görmek bile bir seydir diye düsünüyorum.

    Bunun haricinde güzel bir yazinin baglantisini vermistim, söz konusu teknolojinin güzelliklerine (ve problemlerine) dair noktalardan detayli olarak dem vuran ve kiyaslamalar yapan baska yazilar, arastirmalar da örnek gösterilebilir herhalde. Onu da buradaki diger Lisp baglantili bilgisayar uzmanlarina bakayim.

    > Bunu soyledikten sonra, ‘hangimiz?’ sorusunun oznesinin
    > –boyle ‘durumdan vazife cikartircasina’ kimin cevap
    > verdigine bakarak– kim olduguna karar vermek cok da zor
    > olmasa gerek :P

    Hangimiz … ile baslayan soruda tabir edilen olusumlarin ORACLE, Microsoft, Sun, Java, vb. anahtar sözcüklerle ilgili oldugunu herhalde siz benden daha iyi biliyorsunuzdur.

    Yorum yazan: Emre Sevinç | 15.05.2007 - 16:29

  28. bir de iskandinav tarzı var çok beğendiğim ama bu dekorasyon yazısına dönüştü.

    Iyi de oldu. Biraz Iskandinav bozmasi su koltuktan istiyorum:

    http://www.discountleatherchair.com/leather-recliner-ottoman.html

    Ikea’daki olmuyor (basimi rahat dayayamiyorum, hem agac degil). Tepe mobilyada var benzeri ama siyah deri olani yok. O kadar para da vermek istemiyorum. Var mi bundan burada? Hatta webden isteyebilsem daha iyi, oralari buralari dolasmak istemiyorum.

    size doğrudan söylüyorum işte. kova’sınız! ama bir şey var kovalardan farklı olan ne bulamadım. siz söyleyin.

    Ben bilmiyorum kovadan farki nedir diye ama benimkinin kova olmadigini biliyorum. Koc benimki.

    Yorum yazan: Bulent Murtezaoglu | 15.05.2007 - 16:34

  29. Buna domuzlukla insan yildirma deniyor galiba.

    Bir ise yaramadigini idrak ettikleri halde israrda devam mi ediyorlar; yok galiba oyle degil cunku

    ’sen zaten domuz gibi inatcisin, biz ne desek bildigin gibi yapacaktin’

    dediklerini siz yazdiniz.

    Bu durumda pek de bir ‘yildirma’dan bahsedemeyiz gibi geliyor bana..

    Yorum yazan: Muzmin Anonim | 15.05.2007 - 16:35

  30. > emra bey, insan kırmamayı, doğru konuşmaya tercih ediyorum.

    Merhaba,

    Simdi tabii Internet oldugu icin iletisimde kaza olma ihtimali yüksek. Bir de ben maalesef bazen aklimdaki 5 cümlenin belki sadece 1 tanesini yazinca baglam kayiyor biraz. Son zamanlarda karsima cikan seyler dönüp dolasip “cünkü ben öyle istiyorum, cünkü böylesi hosuma gidiyor o yüzden de en nihayetinde filanca seyi mesrulastirmak icin benim istegim yeterli sebeptir” gibi abuk sabuk bir noktaya variyor. Bir miktar hasta edici bir durum. Tabii ki lamba, duvar rengi gibi konularda öyle dramatik bir sey söz konusu degil ama iste o baglamda dahi “zevkler tartisilmaz” ifadesini görünce bu tür tepki veriyorum aklima cok baska ortamlardaki örnekler geldigi icin. O yüzden özel olarak bahsettiginiz örnege karsi edilmis bir laf olarak degil de, bir prensibe karsi cikis, bir tür felsefi argüman olarak ele alin o sözümü. Zevkler tartisilir ve tartisilmalidir derken kast ettigim bu idi. Umarim insanlari kirmak veya dogruyu söylemek ikili durumu arasinda sıkışıp kalmamışızdır.

    Bu arada, o kova burcu tahmini bana yönelik ise, benimki o değil, en azından bunu söyleyeyim ve susayım burada.

    Yorum yazan: Emre Sevinç | 15.05.2007 - 16:36

  31. Bulent bey,

    O koltuktan cok daha iyileri var. Japon mali. Kahve yapmak haric, herseyi yapabiliyordu diye hatirliyorum.

    Su anda satan firmanin adini hatirlayamadim ama hic de fena degildi.

    Fiyati biraz steep geldiydi bana 4-5 bin dolar civarindaydi.

    Simdiki evim buna pek yakismayacagindan, Savarona’yi satin aldiktan sonra o koltugu dikkate almak uzere erteledim.

    Yorum yazan: Muzmin Anonim | 15.05.2007 - 16:40

  32. Aa, fark bu! size anlatamam gördüğüm fark buydu. Ben de koç’um. hay allah, şu burç işine hiç inanmamak gerekiyor, ne kadar farklıyız birbirimizden:))

    ikea’da olması lazım. bu cumartesi öyle bir koltuk gördüm. ama siyah deri değil. siyah deri nefis bir kanepe gördüm.
    siz neredesiniz, İstanbul’da iseniz bir bakın. ben tepe mobilyadan hiç hoşlanmam. ama bülent bey, siyah deri İskandinav koltuğu zor bulursunuz sanki. onu siz yapacaksınız artık:))

    ben size çok güzel iskandinav sitelerinin adreslerini vereyim. şöyle yapalım. benim sitede bağlantılarda
    angelattable bağlantısına tıklayın. orası bir iskandinav hanım’ın sitesi. onun verdiği bağlantılar da öyle.

    sizin koltuktan yok bu sitelerde. genel olarak iskandinav anlayışı var. bembeyaz, bol ışıklı. parkeler, duvarlar, perdeler beyaz, tabaklar filan öyle. az eşya var. her şey özenli, az, tutumlu. bayılıyorum.

    hımm… bu kadar. demek koç…

    Yorum yazan: endiseliperi | 15.05.2007 - 16:43

  33. Yahu, herkesin kolayca anlayacagi bir function yazmak varken bu kadar cok sayida atesli halkadan atlamak niye?

    Cunku ‘functional abstaction’ tek ‘abstraction’ metodu degil, ’syntactic abstraction’ da var. FM forumlarina bir opengl ornegi ekmistim zamaninda ama acik degil orasi simdi. Soyle dusunelim: ne bileyim kullandiginiz dilde eski fortrandaki uc bacakli ‘artihmetic if’ yok, ve sizin programinizda buna ihtiyac var. Functional abstraction ile bunu yapamasiniz (alisilagelmis function call semantics ile, cunku argumanlar evaluate olur[1]), diliniz yeterince guclu ise (Lisp macrolari mesela) kendi if’inizi yazarsiniz is biter. Yani elimizdeki problem icin isinize yarayacak bir mini dil yapip, onda programlamak kabil ‘macro’ olunca.

    [1] Kolay standart ornek, C syntaxi ile yazmaya calisayim:

    if (a == 0) a else 1/a;

    bir if fonksyonuyla yapilamaz. Yani

    if ( a == 0, a, 1/a)

    diye cagirsaniz fonksyonu, a’nin sifir oldugu durumda patlar.

    Yorum yazan: Bulent Murtezaoglu | 15.05.2007 - 16:44

  34. Bu durumda pek de bir ‘yildirma’dan bahsedemeyiz gibi geliyor bana.

    Ben de cozebilmis degilim. Cunku laf dinledigimi dusunuyorum ikna olursam, ama bu dedigim tecrube basimdan gecti (ev/zevk baglaminda).

    Yorum yazan: Bulent Murtezaoglu | 15.05.2007 - 16:46

  35. > Bu da, ‘macro’ meselesine kafayi o kadar takmis olduklari
    > icin, yazinin geri kalan kismini ‘filter out’ etmeme yolk
    > acti.

    Simdi burada bir noktaya dikkat edelim. Yaziyi yazan kisi Lisp ile degil yogun olarak Perl ile ugrasiyor. Perl alaninda meshur HOP (Higher Order Perl) kitabinin yazari. Yani bir tür makroya kafayi takma hali varsa (ki mesela bir baska meshur kitapta On Lisp isimli kitapta ziyadesi ile var ve bu fena da bir sey degil, iyi ki var yani) bunu yapan kisi bir Perl programcisi. Görüyoruz ki Perl programcisi da bunu önemsiyor. Onemsedigi sey sadece makrolar degil, HOP kitabindan da ansilabilecegi gibi “higher order programming”. Ustelik ’source filter’ kavramina göndermede bulunuyor ve yine bununla ilgili detayli modüller gelistiren ama sıkıntı çeken bir Perl ustasindan örnek veriyor. Demek ki Perl camiasindan da buna kafayi takmis en az birkac uzman yazilimci var. Neden kafayi takmislar acaba? Belki de cözmeye calistiklari bir problem vardir yahut tembel insanlardir, bazi isleri halletmenin otomatik, kestirme ve cok daha kisa yollarini bulmaya calisiyorlardir (takdir edilesi bir özellik! ;-).

    Diger yandan tabii ki sizin icin makrolar pek gerekli olmayabilir. Bunda bir problem yok elbette. Sizin icin Lisp de gerekli olmayabilir. Bu durumda birtakim baska programlama dilleri ile ugrastiktan sonra Lisp ile ugrasip onu cok seven ve onunla pek cok sey yapan insanlarin girdikleri ruh hali disaridan bakildiginda bir tür muamma gibi görünebilir, keza bazi Smalltalk ustalarinda da (ki bir kismi su anda gayet popüler olan Java, C++ gibi teknolojilerle hasir nesirdir basarili sekilde) eski günleri epey fanatik sekilde yad etme ve mevcut cicili bicili ve pahali oyuncaklara pek bir kücümser gözle bakma tavri vardir (kabul, bu da insani delirtip dogal dil süzgeclerini devreye sokabilecek yahut onlari bozabilecek bir tavir olabilmektedir bazen).

    Kusura bakmayin ben yine cok laf salatasi yaptim. Bir noktadan sonra artik konuya cok fazla teknik ve mantiksal argüman getirmek zor oluyor, maalesef biraz mistik bir boyut kazaniyor. Bazi durumlarda bazi isleri Perl ile hallediyor ve baska bir araci kullansaydim ne kadar aci cekerdim diye halime sükrediyorum bazi durumlarda Common Lisp kullaniyor ve ne kadar berrak, sade, ustaca ve akici diyorum (genellikle baskalarinin kodlarini okurken! :).

    Yorum yazan: Emre Sevinç | 15.05.2007 - 16:46

  36. ikea’da olması lazım. bu cumartesi öyle bir koltuk gördüm. ama siyah deri değil.

    Ikea’da olani ‘ancak bu kadar olur’ diye aldirdilar bile bana. Oturuyorum da istedigim o degil.

    ben tepe mobilyadan hiç hoşlanmam.

    Ben laf olsun diye bakarken gordum Cevahir’dekinde. O linkini verdigim koltuk gibi. Ama hem istedigim rengi yoktu, hem 800 milyondu, hem iki-uc hafta beklersin dediler. Istanbul’da benden koltuga 800 mil isteyen adam iki-uc hafta da beklersin diyorsa benim parami zor alir zaten. Ben bu ‘bize tabi ol, essek yukuyle de para ver’ havasini hic sevmiyorum. Satici olarak calisanlarda bir kabahat yok, usul oyle belli ki, ama bu ses edince ‘tabii bekleyeceksin?’ seklinde surata bakma isi de herhalde zaman icinde kaybolacak.

    ama bülent bey, siyah deri İskandinav koltuğu zor bulursunuz sanki. onu siz yapacaksınız artık:))

    Niye bu kadar zor bu isler anlamiyorum. Daha dogrusu anliyorum da, olmasin istiyorum. Iste linki gordunuz, orada olsam onun daha ucuzunu da bulurum kapima kadar da gelir.

    genel olarak iskandinav anlayışı var. bembeyaz, bol ışıklı. parkeler, duvarlar, perdeler beyaz, tabaklar filan öyle. az eşya var. her şey özenli, az, tutumlu. bayılıyorum.

    Biliyorum. Benim Danimarkali bir arkadasim var, o da oyle yapiyor evini. Bir de cilasiz (ama ince zimparalanmis) masasi vardi onun. Bir sekilde ustune kahve dokunce de birsey olmuyordu. Cok acik renk bir agacti, Insan cilasiz olunca agac kayveyi ceker zannediyor, ama cekmiyor. Simdi aklima geldi, nedense.

    Yorum yazan: Bulent Murtezaoglu | 15.05.2007 - 16:57

  37. Ben de koç’um. hay allah, şu burç işine hiç inanmamak gerekiyor, ne kadar farklıyız birbirimizden:))

    Gayet tabii farkli olacagiz. Niye inanir insanlar bu burc isine anlamiyorum — bunu calistigi filan vaki midir?

    Yorum yazan: Bulent Murtezaoglu | 15.05.2007 - 16:59

  38. Metin bey, Muzmin beye ornek olsun diye kod yazmistim cikmamis?

    Yorum yazan: Bulent Murtezaoglu | 15.05.2007 - 17:01

  39. Yani bir tür makroya kafayi takma hali varsa (ki mesela bir baska meshur kitapta On Lisp isimli kitapta ziyadesi ile var ve bu fena da bir sey degil, iyi ki var yani) bunu yapan kisi bir Perl programcisi.

    Bu arada “On Lisp” acik:

    http://www.paulgraham.com/onlisp.html

    Yorum yazan: Bulent Murtezaoglu | 15.05.2007 - 17:04

  40. Muzmin bey,

    O koltuktan cok daha iyileri var. Japon mali. Kahve yapmak haric, herseyi yapabiliyordu diye hatirliyorum.

    Evet, onlari da gordum.

    Fiyati biraz steep geldiydi bana 4-5 bin dolar civarindaydi.

    Yok, Caglayan’da soyle catallanan bir yolun catallandigi yerde bir dukkanda 900 YTL’ye gordum ben. Masaj yapiyor filan. O $4-5k olanlar, o koltuda $4-5k vereceklerin dolastigi yerlerde galiba (bu yeni cikan pahali ‘mall’ tipi yerlerde). Mal ayni bile olabilir, bilemiyorum.

    Yorum yazan: Bulent Murtezaoglu | 15.05.2007 - 17:13

  41. Metin Bey,
    Bir sorum var: Nasıl oluyor da, sizin yazılarınıza yazılan yorumlar bu kadar serbest çağrışımlarla uçup gidiyor?
    Her okuyuşumda, şaşıp kalıyorum ve nutkum tutulup, sesimi bile çıkaramadan gidiyorum.
    Çok hoş!

    Yorum yazan: ekmekçikız | 16.05.2007 - 12:25

  42. Ekmekcikiz hanim,

    Bir sorum var: Nasıl oluyor da, sizin yazılarınıza yazılan yorumlar bu kadar serbest çağrışımlarla uçup gidiyor?

    Metin bey cevap verecektir ama izniye ben bir seyler soyleyeyim:

    Bunun iki sebebi var:

    1) Surada da bir ornegini gorebileceginiz uzere (bkz. madde 50) ["50. Ahmet Altan Bey veyahut Yıldırım Türker Bey olasın, Bülent Bey ve/veya Muzmin Bey de kelle avcın ola; seni alnından değilse bile Aşil Bey kibin topuğundan vura."], Metin beyin makalelerine dogrudan ve/ya damardan eylem cektigimizde kendileri a) zamansizlik b) potasiyel alinganlik depresimi yuzunden serzenislerle durumu kurtarmaga calisabiliyor :)

    2) Burasi bir fikir tartisma forumundan maada, bir sohbet mekani, yazlik gibi rahat dolasabilecegimiz bir yer olarak tasarlanmis olsa gerek ki [thema bunu cagristiyor sanki] benim buraya yolum duseli beri icimdeki agresif tartisma durtuleri dumura ugrayayazdi. Aklima gelenleri yazmaktan cok icimden gecenleri yaziyorum demek istiyorum. Disiplinsizligin temel amili galiba benim yani.

    Sizden istirhamim, gormzelikten gelmeniz ve idare etmenizdir. Cok sevap kazanirsiniz bu yolla.

    Yorum yazan: Muzmin Anonim | 16.05.2007 - 12:49

  43. Sevgili Ekmekçikız Hanım,

    Ben de şaşıp kalıyorum. Ve buna aslında bir bakıma üzülmem gerekirken, aksine, hoşuma bile gidiyor -hatta şöyle diyelim; çok hoşuma gidiyor. Burayı insanların benimsemesinden öte, buranın insanları sevmesidir bu bence! Garip ama gerçek!

    Bir de şu var tabii: Gelgeç müşteri uğramıyor buraya, müdavimleri oluştu. İyi ki de öyle oldu. Yeni gelenler de çarçabuk kaynaşıyor ortamla ve bu da beni çok sevindiriyor.

    Burayı demokratik, kimi zaman neşeli kiminde hüzünlü, çokyönlü, hayatın her alanında birşeylerin yumurtlandığı ama bunu yaparken kasılmayan, kendini eleştirmenin de [becerile]bildiği, kapısı kendini bilen her olgun insana açık, sert tartışmalar yaşansa bile incitici kavga dövüşlerin olmadığı, gönül rahatlığıyla uğranılıp çay kahve içilen (ama zinhar sigara tüttürülmeyen!) bir ortam olarak tasarladım baştan. Şimdilik bozulmadan gidiyor ve umarım bozulmadan yaşar.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 16.05.2007 - 12:49

  44. Heh heh! Aynı anda yazmışız Muzmin Bey’le! Ne hoş!

    Yorum yazan: metin-thePoor | 16.05.2007 - 12:50

  45. Emre Bey,

    Gelişinize çok sevindim. Malikanenizdeki jestiniz için de teşekkür ederim.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 16.05.2007 - 14:36

  46. Metin Bey,
    Tasarımınız için elinize sağlık!

    Müzmin Bey,
    Niçin görmezden geleyim?
    Görüyorum, eğleniyorum, çok uzamışsa da sıvışıveriyorum!
    Bu son eylem için siz de beni idare edin lütfen.

    Biraz önce yazdığım son sözü tekrar edeyim: ÇOK HOŞ!

    Yorum yazan: ekmekçikız | 16.05.2007 - 14:43

  47. Ekmekcikiz hanim,

    Niçin görmezden geleyim?

    Soylemistim ‘Sevaba girersiniz’ diye :)

    Yorum yazan: Muzmin Anonim | 16.05.2007 - 16:49

  48. > Emre Bey,
    > Gelişinize çok sevindim. Malikanenizdeki jestiniz için de
    > teşekkür ederim.

    Rica ederim ne demek! :)

    Birtakım işlerden ötürü eskisi kadar uğrayamadığıma bakmayın, toplumsal şebeke sağolsun ara ara haberdar oluyoruz buradaki güzelliklerden sonra da böyle gelip tozu dumana katıyoruz, ilk kez gelip bakanlar konu politika mı, müzik mi, edebiyat mı, bilgisayar bilimleri mi, Internet teknolojileri mi, vatan kurtarma derdi mi yoksa nedir herhalde anlamakta epey güçlük çekiyorlardır ama herhalde müdavimler içinde bundan şikayetçi olan pek yoktur tahminimce ;-)

    Gönül ister ki bir gün yüz yüze de gelelim ve muhabbet edelim.

    Yorum yazan: Emre Sevinç | 17.05.2007 - 13:48

  49. Emre Bey,

    Teşekkür ederim. Metin-thePoor Bey’in geveze geveze konuşmasına bakmayınız; Metin Bey çok suskun ve sıkıcı biridir, aynı masaya oturduğunuzda varmış yokmuş farketmezsiniz bile!

    Sayenizde bir ikileme daha attık torbamıza, ne güzel valla!

    Saygılar.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 17.05.2007 - 14:54

  50. burada bir koltuk muhabbeti olmuştu. sevgili onaltıkırkaltı’nın sayfasına gidince aklıma geldi, pay edeyim istedim. bu takım tam benlik. :)
    işte link:
    http://naylondefter.blogspot.com/2007/05/pratik-koltuk-seti.html

    Yorum yazan: candan | 17.05.2007 - 15:45

  51. Cano Hanım,

    Anaaa! Ne gadder gözel bi koltuk takımı bu böyle yaw! Absürdistan’da satılıyo mu bu acep?

    Yorum yazan: metin-thePoor | 17.05.2007 - 16:01

  52. çok pratikmiş gerçekten de candan hanım, yer de kaplamıyor
    eğer ilgilenirseniz ben şu siteyi de takip ederim, hoşuma gider. http://www.apartmenttherapy.com/ zaman zaman bir konu belirlerler, herkes evinden o köşenin fotoğrafını çekip gönderir. bu berb at konsolu ne yapayım, diye soran olur, ona yorumlar gelir filan:))

    ben bu evde daha önce 3 yıl önce 1 yıl kalmıştım. o zaman her hafta evin şeklini değiştirirdim. küçücük ev, kanepenin dayanmadığı duvar kalmamıştı. çok da çiçek yetişriridim o zaman. tina’yı da o zaman almıştı bora. sanırım, bir tür oyalanma, terapi biçimi, evin şeklini değiştirmek de.

    bu yıl hiç kıpırdatmadım. internetten sitelere bakıyorum:)) zaten ev gittikçe daha da küçülüyor eklenen eşyalar yüzünden, kıpırdatmak mümkün değil.

    bu arada bülent bey, sizin linkini verdiğiniz koltuklar iskandinav koltuk değil, eni konu ofis koltuğu.

    herkese sevgiler.

    Yorum yazan: endiseliperi | 17.05.2007 - 16:02

  53. Metin Bey,
    valla satılsa ilk müşterisi ben olurum herhâlde. hiç sevmiyorum kalabalığı. anasını satayım gâvur icâdı işte (yine), kesin yoktur bizim melmekette!

    Yorum yazan: candan | 17.05.2007 - 16:09

  54. bu arada bülent bey, sizin linkini verdiğiniz koltuklar iskandinav koltuk değil, eni konu ofis koltuğu.

    Amerikali o kadar anliyor bu Iskandinav isinden. “Scandinavian recliner” deniyor onlara (Amerikan ‘recliner’i daha kaba buyuk birsey La-Z-Boy diye bilinen seyler gibi). Google da ayni fikirde benimle:

    http://www.google.com/products?q=scandinavian+recliner

    Yorum yazan: Bulent Murtezaoglu | 17.05.2007 - 16:16

  55. Peri Hanım,
    hmm ilginç bir siteye benziyor. bir karıştırayım bakalım neler varmış..

    bir haftadır evin şeklini değiştirmekle uğraşıyorum. bu oturduğum ev, annemin evi aslında. sekiz senedir hiçbir değişiklik yapılmamıştı. kendisi yurtdışında şimdi. yaşadığım mekânın beni yansıtması gerek. o yüzden baktım annem, oraya yerleşmeye kararlı, bâri olan olsun ve gerekli değişiklikleri yapayım dedim. iki evlik eşyâ olunca epey kalabalıktı ev. bir sürü şeyi eksilttim. ama yine de çok kalabalık. mümkün olsa da şöyle; sâdece ihtiyâcım olan şeyleri bırakabilsem.. kullanılmayan bir sürü ıvır zıvır var. benim işime yaramayan, bâri birilerinin işine yarasın dedim, verdim gitti! ama bir oda var ki; ona hiçbir akıl kâr etmiyor. yok, olmuyor işte. küçük bir oda ve kalorifer peteği yüzünden hiçbir değişiklik yapamıyorum. bize şöyle dubleks filân bir ev lâzım. ev büyük olacak, eşyâ da az. hep bunu tercih ederim. ha bir de ben taşınmayı çok severim. ciddi söylüyorum. sürekli ev değiştirince acayip mutlu oluyorum. seyâhat etmekten çok zevk aldığım hesâba katılırsa, ne demek istediğim anlaşılacaktır.:)

    Yorum yazan: candan | 17.05.2007 - 16:22

  56. Ben ne isterim biliyonuz mu kızlar! Koca bir ev. Tahta döşeme, eski usül -ne denirdi onlara? Bomboş bir ev. Rekor sayıda az eşya. Şarkı söylediğin zaman eko yapacak, neşeni bulacan.

    İşte benim hayalim de bu.

    Halihazırdaki durumum?

    Berbath -Perihan Hanım’ın deyimiyle.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 17.05.2007 - 16:25

  57. Tahta döşeme, eski usül -ne denirdi onlara?

    Rabita mi? Hala var ondan. Gercek agac olaninin M2’si 20 Euro’dam basliyordu galiba ben baktigimda (ama cok pahalisi da var).

    Yorum yazan: Bulent Murtezaoglu | 17.05.2007 - 16:31

  58. Metin Bey,
    metrûk?
    valla şâhâne olur bence de! inler, cinler, hayâletler birarada mutlu mes’ut yaşardık.. :))kesinlikle çok câzip.

    Yorum yazan: candan | 17.05.2007 - 16:31

  59. sizin ev tripleks değil mi metin bey? orta balkonlar filan?:))

    ben de çok seviyorum tahta döşeme. osmanlı rabıtası, böyle uzun uzun. ben yatılı okulda okudum. taş bir binaydı, tavanları yüksek ve tabanları da dediğim gibi. benzin kokardı arasıra, kurtlanmasın diye, sanırım. son gittiğimde yıkılmış yandaki yatakhanesi filan. orayı da otel mi misafirhane mi ne yapacaklarmış. adana kız lisesi.
    duvarları da beyaz badan ile boyayın. böyle alçı izleri filan belli olsun. ahşap raflar da olsun. cam bardaklarda tek tük bahçeden koparılmış çiçekler. güzel olur. ben öyle hayal ediyorum. eh, kocaman terası olan bir ev de olur. neolitik hanım2a yazdım bir bir bu hayalimi.

    candan hanım, öyle bir pdam olsa ne isterim ki başka. yani bütün bir ev benim olsa da ben yine arkalarda, kuytuda küçük bir oda, benden başka kimsenin girmediği bir oda daha isterim. boş olabilir, yok, dikişe merak sardıydıysam dikiş makinası olabilir, egzotik bir çiçek yetiştirebilirim, sadece ağlamak için bomboş bir yer olabilir… ne şanslısınız. bence iyi yapmışsınız eşyaları vermekle. ben başkalarının eşyalarını sevinçle sevinçle veriririm. eşya bağlantılı anıları da sevmem. iyi yapmışsınız. beyaza boyayın. bunu diyebiliyorum şimdilik. belki halid, everfever’la gelir bakarım ne lazım o odaya diye:P

    bülent bey, ben o koltukları sevmedim ya. ayakları öyle yuvarlak, kendisi dar, çok demode görünüyor bir de. o lazy koltukları da hiç sevmem. bora istiyor ama, nereye koyacaksın bu evde diye haklı bir tonlama ile sorunca vazgeçiyor:))

    Yorum yazan: endiseliperi | 17.05.2007 - 16:40

  60. Bülent Bey,

    Hay yaşayasınız, evet, ondan işte. (Bu arada yeni yazımızın yorumlarına bi göz atar mısınız lütfen! Size meşaz var, acil!)

    Cano Hanım,

    Heh heh! Boş ev didim emme metruk dimedim. Fekat öyle de gözel olur hakikaten. Siz de çok yaşayın efenim. Cinleri severim ben, lakin inlerle henüz müşerref olamadık. Tanıştırırsanız memnun olurum.

    Peri Hanım,

    Ne güzel betimlemişsiniz. Üç kerre tekrarlayalım: Bayıldım, bayıldım, bayıldım.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 17.05.2007 - 16:46

  61. 60′a ek:

    Peri Hanım,

    Evet, tripleks. Ama küçük bir evdir kendisi, salonunda at oynatılan dairelere benzemez. Yüzölçümünü toplasanız Andorra toprakları kadar etmez! (Şaka bir yana, gerçekten küçük yani, bakmayın üç katlı filan oluşuna.)

    Yorum yazan: metin-thePoor | 17.05.2007 - 16:51

  62. 61′e ek:

    Peri Hanım,

    Üstelik, şahsıma ait bir odam bile yok! (Lafın burasında ex-patronum Sezen Aksu Hanım devreye girer ve Kemal Burkay’ın güftesini seslendirir.)

    Yorum yazan: metin-thePoor | 17.05.2007 - 16:52

  63. Peri Hanım,
    oda boş değil ki.. :)) işte bütün mesele de bu! o odada bir değişiklik yapamadığıma sinir oluyorum.

    halid ve everfever geldi gördü netekim evin hâlini. halid daha önce görmüştü, salondaki değişiklikten hoşlandığını sanıyorum. ama sizi de beklerim, ne demek.. :)) fikir vermek için de olabilir tabi ama bir acı kahvemi içerdiniz hiç olmazsa..

    ben kendi eşyâlarımı daha bir sevinçle veriyorum. kimseden azar işitme korkusu da olmuyor. ;) eşyâyla bağım eskiden vardı ama çoktan yıktım o düşüncemi. bir tek fotoğraflarla olan bağım hâlâ daha devâm ediyor. onları da hâlledersem, geriye bir şey kalmayacak.

    beyaza boyamak..? işte tek yapmayacağım şey bu. beyaz bir renk bile değilken.. ;) aydınlık renkleri seviyorum, kasvetten hiç hoşlanmam evde.

    ağlamak için ise hep banyoyu tercih ederim. hem kimse görmüyor-duymuyor, suyun sesiyle birlikte akıveriyor acım da. şiş gözlerin suçunu da böbreklerime atıveriyorum. hmm evet yine ödem yaptı nâmussuz filân diyerek. :))

    Yorum yazan: candan | 17.05.2007 - 17:07

  64. Metin Bey,
    sizin inleri bilmiyor oluşunuza inanasım gelmiyor. in işte, insan demek yau!

    Yorum yazan: candan | 17.05.2007 - 17:10

  65. Cano Hanım,

    İnsan kılığındakileri biliyom efenim, benim muradım ötekiler!

    Yorum yazan: metin-thePoor | 17.05.2007 - 17:13

  66. 65′e ek:

    “ama sizi de beklerim, ne demek.. :))”

    Aaah ah! İşte bu bendenize hiçbir zaman denemeyecek. Ne acı!

    Yorum yazan: metin-thePoor | 17.05.2007 - 17:15

  67. allaallaaa.. the others’dan mı bahsedüyürsünüz siz?!
    heh! tamam şimdi oldu. onlarla aram daha iyi olmuştur her zaman. tanıştırmam, boşuna yalvarmayın! lûtfen Metin Bey dizlerime kapanmaktan vazgeçin! :P

    Yorum yazan: candan | 17.05.2007 - 17:17

  68. Allalaaaa! Bu nedir bugün yaw! İkidir milletin ayaklarına dizlerine kapanıp duruyoz! Bi siz, bi de yine çok sevdiğim bir başkası… İnsaf efenim, insaf!

    Yorum yazan: metin-thePoor | 17.05.2007 - 17:19

  69. aşkolsun.. valla o gün everfever’a mönüyü verirken aklıma geldi.. dedim dâvet etsem mi Metin Bey’i de.. ama sonra düşündüm ki; konsantre olamam. yâni o gün bütün dikkâtimi çaktırmadan everfever’a verdim. halid’i daha önceden tanıdığım için bi’ esprisi kalmamıştı. :P hah hah haa… :))) halid burayı okursa yandım. şaka bir yana hakîkaten bir kişiden fazlasına konsantre olamam sohbet ederken. tikatim dağılıyo!

    başımla berâber! her zaman beklerim efenim. ayrıyetten mönüyü misâfirlere belirletmek gibi bir âdetim de vardır. bilginize. ;)

    Yorum yazan: candan | 17.05.2007 - 17:21

  70. mudo’dan eski sandıklara benzetilmiş büyük mıh’lı koyu ahşap, küçük bir sandık almıştım. bütün eski fotoğraflarım onun içinde, yatak odasında şifonyerin üstünde dururdu. şimdi adana’da bir depo evde. hiç ama hiç açıp bakmam.

    eskiden avrupa’da bir gelenek varmış, ölülerin fotoğrafını çekme geleneği, others filminde de vardı eğer izlediyseniz. o sandığı açınca öyle ürperiyorum işte, geçmiş, anılar hepsi iç burkan ölü şeyler. hiç açmıyorum valla candan hanım. siz de açmayın.

    Yorum yazan: endiseliperi | 17.05.2007 - 17:25

  71. Sevgili Cano Hanım,

    Çok sağolun, çok teşekkür ederim. Ama bu blogistan macerası devam ederkene gitgide daha da pekişen bir düşüncem var: Metin-thePoor Bey’in at oynattığı mekanlara Metin Bey’i bulaştırmamak! Nedenleri karmaşık bunun, ama haklı olduğum tarafı da var, haksız olduğum tarafı da. Ama gönül isterdi ki -hakikaten çok isterdi gönül denen o meret!- geleyim, tanışayım, üç boyutlu görüneyim, göreyim, vapurlar felan. Kimbilir, çoook ileride belki bir gün… Marduk gezegeni canımıza okumadan az evvel.

    Çok ama çok teşekkür ederim nezaketiniz ve sıcaklığınız için. Sizi çok seviyorum ben.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 17.05.2007 - 17:26

  72. 71′e ek:

    Hay Allah, bunu günü gelince söyleyecektim. Erken oldu. (Yani MtP Bey’le Metin Bey arasındaki 7 farkı!)

    Yorum yazan: metin-thePoor | 17.05.2007 - 17:33

  73. 72′ye ek:

    Neyse, bari şöyle diyelim:

    Borges Bey bize yol gösterebilür.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 17.05.2007 - 17:35

  74. Peri Hanım,
    bu âdet, yâni ölülerin fotoğrafını çekme âdeti gâliba bizde de var (bâzı bölgelerde). tuncelili bir arkadaşım vardı, onların evinde görmüştüm ve çok da ilgimi çekmişti. bununla ilgili muhakkak konuşmuşuzdur ama şimdi hatırlamıyorum ne dediğini.

    benim aram ölülerle hep daha iyi olmuştur. hiç de ürpermiyorum. işin tuhâfı hayâtımda hiç ölü de görmedim (fotoğraflar hâriç). görürsem ürperir miyim, ondan bile emin değilim. babam kadar Hayyam da ölü ama bana hiç de öyle gelmiyor. yâni ölü/ölüm nedir aslında, onun da tam bir târifi yok. ne dersiniz? ;)

    Yorum yazan: candan | 17.05.2007 - 17:40

  75. Metin Bey,
    öncelikle nezâketen söylemediğimi bilin lûtfen. nezâketen hiçbir şey yapmam ben. ama sıcak olduğundan emin olabilirsiniz. söylerken bile dilim yandı. :)))

    hem ben sizi tanıyorum zâten. dünyâ gözüyle görmesem ne olur. bakın şimdi burada ne yapıyoruz sanki.. ne güzel ağırlıyorsunuz bizi. ya da biz sizi..

    goynüğüze sayğı duyarız abüm! ne demeh!..:P

    ben de sizi seviyom ya, ondan istedim işte etli yaprak sarmasından tatmanızı. halid geldi bitirdi hepsini. everfever’a bilem bırakmıyordu az kalsın hâin!

    Yorum yazan: candan | 17.05.2007 - 17:48

  76. Cano Hanım,

    “Nezaketen davranmak” ile “nezaketli davranmak” farklıdır efenim. Ben ikincisini kastetmiştim. İtinayla dikkatinizi çekerim.

    Sevgiler.

    Hamiş: Yaprak sarmasını severim -içinde et olmasa da başka şey olsa daha iyi hissederdim kendimi ama neyse. Zeytinyağlı baklaya da bayılırım. İyi yapıldğı takdirde, değil yılda bir kez, yüz kez bilem yerim.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 18.05.2007 - 11:50

  77. Ben nezaketen –genellikle– sivismaga davranirim. Nezaketle de kalmaga..

    Yorum yazan: Muzmin Anonim | 18.05.2007 - 13:49

Yorum yapın