Haftalık program
Pazartesi:
Günlerin makasıyla parıldayan elin ağır ağır biçer goncalarımı. Dipten. Yeni baharları kapatırsın yüzüme. Örümceğin ağında kartpostal bir günışığı, kanıksanmış telaşlarıyla karıncalar, arılar, yolun parçası olmanın yorgunu taş.
Günlerin makası vız gelir, batarım eline.
Salı:
Hücrelerim dağılacak nasılsa. Severim onları terkedinceye dek birbirlerini. Seninkiler de dağılır -dağılmaz mı yoksa? Ne gerek yatak döşeğe, ben varım ya, onları severim ya gizliden gizliye, birbirlerini terkedişlerini ağır ağır. Dağılıştaki payımızı severim, köşe bucak.
Her sonsöz, açıktan açığadır sanılır.
Çarşamba:
Sözlerin tentürdiyot –sustum: pamuk. Habire boşaltırız ecza dolabını. Yatak çarşafını, karabasanları, bitmezlikleriyle geceleri de yıkarız bir gün elbet. Dur önce dişlerimi fırçalayayım, arsız hayallerimi, insanlık onurumu. Parlamalı dişlerim, kınında duramayan bir Yemen hançeri gibi. Coğrafya atlasında unutulmuş bir çöl gibi, ılgımlarla bunaltırım seni ve kendimi.
Perşembe:
Tahtamın kıymığında ara kanının marjinal damlasını. Sorumluluğum yok, sen yürüdün üstümde gıcırtılarla, ürpertiyle. Pencerelerimi kapadın sıkı sıkı, görmemek için olup biteni, dışarıdaki ve içerideki hengameyi. Eh çürüyelim birlikte o zaman, iliklerine işlesin rutubetim. Birimiz türbe olsun, öbürümüz ermiş. Birimiz sıfır olsun, ötekimiz bir. Kutsanır elbet kötülüğün simli örtülerle bezeli adı. Bu, adıyla sanıyla dünyadır hepten.
Cuma:
Piyadelerimi taradın, iyi mi! Ya surlarında açtığım gedikler?
Yorulmak kaçmak nedir bilmeyiz biz, annelerim hergün benim için yenilerini doğurur, annelerinin hergün senin için yenilerini doğuruşuyla aynı. Suyumuz bitmiş, yağmur elbet yağacaktır. Peksimetimiz bitmiş, bakarsın bir çaresi bulunur.
Ne bitmiş, vakitsiz öğreniriz elbet.
Cumartesi:
Spatül ve çekiç –en sevdiğim aletler. Sessizlik isterim çalışırken –eşlik eder sessizliğe. Akşama doğru içimde bir Wagner yükselir tantanayla. Sabah temiz başlayan güne, önlüğüm. Genzin dolsaydı tozumla, ıssızlığım ve insanlığımla bütün gün, anlardın sen de işin zorluğunu. Senin gibi sen yapmak için bütün bunlar, ben benim gibi miyim ki atölyende? Bu iş zor, Yonca!
Pazar:
Bugün pazar. Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. Emir yüksek yerden geliyordu. Bakışlarımla çizikler attığım yüzünden okunuyordu.
Elbet sulh oluruz boş zamanlarımızda bebek, kirli ellerimizi yıkarken öbür elleri hatırlarız.
Sulhumuzun başında bir ak tolga. Güneş anlamaz hiçbir şeyden ve ben bahtiyarım behey şair.
Pazartesi:
Yoktur böyle bir gün. Söylenen her son söz (sonsöz), boşluğun amansız caydırıcılığına yazılmış bir önsöz müdür müdürüm?


çalışmaya başladığım ilk dönemlerde, sahip olduğum parayla pahalı ve az kıyafet mi almalıyım yoksa haftanın her günü için farklı renklerde giyebileceğim kıyafetler mi alsam diye düşünürdüm. bir sürü farklı renklerde kıyafet almıştım.
bende pazartesi sendromu hiç olmadı. öyle nefret ederim ki pazar günlerinden, bitmiş olması benim için pazartesileri bayram yapar. ancak yine de riskli bir gündür. her şey kontrol altındaymış, başlayan haftaya hakimmiş havası verecek siyah tonları, efendime söleyeyim kahverenkler çok uygundur. kırmızı asla ama asla giyilmemeli mesela:)
salı’yı çok severim. bugün, hem işlere hem de haftaya hakim olunur artık. her şey yoluna girer, ferah bir gündür. Yeşil mesela çok güzel olabilir.
çarşamba, güm’ diye bir düşüştür. açık sarı bir ovaya. ne yaparsanız yapın yalnızsınız. hiç bir şeyin faydası olmaz. korkunç bir boşunalık, dalgınlık, uyuşma hali… ne giyerseniz giyin faydası olmaz. bluejean ve sıradan bir gömlek sizi hiç değilse rahat ettirir.
bayılırım perşembeye. her şey beklenir. hayatınızın aşkıyla karşılaşabilir, hiç umulmadık bir terfi olabilir ya da bileklerinizi kesmeyi düşündürtecek berbat bir şey olabilir. her aşırı şey bugün olur. kırmızı giyin, mor giyin, simsiyah olun… her şeyi kaldırır bugün, yetişemezsiniz hızına.
cuma kadar hodbin, şımarık bir gün bilmem. cumartesi’nin de pazar’ın da mahareti kendisine aitmiş gibi havalardadır. telaşla plan yapman gerekir, telaşla eğlenmeyi umman, bugüne ertelenmiş buluşmaları gerçekleştirmen… off.. bi tokap çakıp yerine oturtmayı çok isterim cuma’yı. ancak her durumda akşama da uyacak ama yine de rahat ettirecek şeyler giymek gerekir.
cumartesi karaktersizdir aslında. istediğinizi giyebilirsiniz, günün o zamanki ruh hali neyi gerektiriyorsa. gördüğünüz gibi haftasonlarını hiç bir zaman sevmedim. en berbat işte çalışırken de sevmedim. nedenini pek bilmiyorum. eğlenme, dinlenme telaşı, baskısı beni daha çok ürkütüyor sanırım.
ben bu yazınızı da çok sevdim ama bunu demek yerine bir torba lafı sürüyeyim buraya dedim. gerçekten öyle böyle değil, çok beğendim bu yazınızı.
sevgiler.
pazartesileri en zor kalktığım günlerden biridir. yine de yüzümden gülümseme eksik olmaz. gençliğin tadını çıkarıyorum dercesine mutlu mutlu esneyerek geçiririm günü…
salı çarşamba perşembe çabucak ve iz bırakmadan geçer. haftanın ortası, ortalama günlerdir işte… arada keyifli bir kaçamak yaptıysam ne mutlu, yapmadıysam canım sağolsun…
cuma öğlenden başlarım nazımın geçtiği herkese şımarmaya. aynı yerde çalışsak mesela durup dururken heyecanla Metin Beey diye seslenirdim size, siz ne var, ne oldu diye sorunca ellerimi yumruk yapıp havaya kaldırdığım ‘yaşasın!’ mimiğine ek olarak sadece cumaaa! derdim…
haftasonları için yaşayanlardanım. cumartesi erkenden uyanır, saate bakar ve yaşasın cumartesi, yaşasın uyku der yine uyurum…
Metin Bey, Endişeli Peri Hanıma katılıyorum. bu yazınızı sevdim, peri hanımın yazısını da sevdim…
Demek ki bu yazı olmasaymış semtimize uğramayacakmışsınız Pınar Hanım! Sizi siziiii!
Peri Hanım,
Sanırım size cevabım ayrı bir yazı şeklinde olacak.
3 ve 4′e ek:
İltifatınız ve katkınız için her ikinize de çok teşekkür ediyorum dostlar.
5′e ek:
E tabii Nazım’a ve Bülent Ortaçgil’e teşekkür etmeden de olmaz!
dun gordum bu yazıyı ve “dur bakalım, bu boyle altına hemen bir seyler karalanivericek bir sey gibi gorunmuyor” deyip kactim :) ben de cok begendim, bazi yerlerini daha fazla…
peri, bak yine ortak bir seyimiz cikti :) ben de sevmem haftasonlarini pek, daha cok da pazari… pazar sıkıntısı neredeyse elle tutulur bir seydir benim icin. oturup aglarim yani, o derece. ama son yillarda biraz hafifledi bu… pazari hicbir sey yapmadan gecirmek en guzelidir, evde kahvaltı+gaste+film uclusuyle neredeyse zararsız atlatılabilir.
aşkolsun Metin Bey,
buna lugatimizde selam verdik borçlu çıktık denir! olsun, yine de kızamıyorum size, haklılık payınız olduğunu bildiğimden…
sanki dünyayı kurtarıyoruz, bir meşguliyet sormayın gitsin…
Bayıldım yazınıza. Aslında buna yazılacak cevap tam bir yazı olmalı belki de. Ya da her gün ayrı bir yazıya dökülmeli. (Ama şimdi değil, bir tek kelime bile gelmiyor aklıma şu anda; en güzelleri seçilip yazılmış zira)
Bir de ufak alıntılara bayılıyorum. Hem hüzünleniyorum, hem seviniyorum. Beni de güneşe çıkarsınlar istiyorum :)
Miso Hanım,
Siz de hoşgeldiniz. Sizin beğenmenize de çok sevindim doğrusu. Ziyaretinize de sevindim. Hep gelin, e mi!
Neolitik Hanım,
Çok sağolun. Yazıyı beğenmeniz beni çok sevindirdi.
Pazarları miskin miskin vakit öldürmek, sıkıntıyı daha da katlayan bir durum benim için. Haftasonu yaklaştığında paniğe kapılır oldum artık.
Pınar Hanım,
Hatırlıyorsunuz değil mi, eski güzel günlerde yoklama yapıyor ve devamsızları ikmale bırakıyordum! Heh he!..
Pazartesi bezdürüpduru
Salı salladıpduru
Çarşamba ha cihar ha şembe
Perşembe perüşanum dedüpduru
Cum’a cümleten hoşgelüpduru
Cum’artesü heveslendürüpduru
Pazar yorgunum yat ulen deyüpduru
Turuncu bu işlere şaşupduru, gülüpduru
Selamünaleyküm deyüpduru, deyüpduru
Metin Bey,Merhabalar,
İkmale kadığımı,hatta burada ikmal sınavına bile giremeyeceğimi biliyorum,ama yine de tüm mahcubiyetimle ,(her ne kadar kendime göre haklı nedenlerle uğrayamıyor olsam da )fırsat bulup “Merhaba “demek istedim.
Aslında devam edememe nedenleri farklı da olsa atılma olayını ilk yaşamıyorum.Ama biliyor musunuz,bu ikincisinden atılmak beni en az birincisi kadar üzerdi.
Değişik nedenlerle uğrayamadığım mekanlara ,arada da olsa hal hatır sormak,dostlarımın yüreğimde ayrı ayrı yerleri olduğunu bilmelerini isteyerek” selam “demek, ne derece beni mazur gösterir bilmiyorum.
Daha önce Ececiğim ile Suat bey’in mekanını ziyaret etmiştim.Yaş sırasına göre devam ediyor olduğumu gördüğümde bu kesinlikle tavafuktu.Ama itiraf ediyorum,belki en rahat yazı yazdığım blog sıralaması oldu bu.Hmmm…Bu durumda sizden sonra sırada kim olabilir?
Şaka bir yana ,lütfen kendinize iyi bakın olur mu?Biz okuyuculardan daha vefalı olduğunuz zaten belli.Allah yüzünüzden gülümsemeyi,kalbinizden sevgisini eksik etmesin.
En içten selam ve saygılarımla…CEREN
ya Metin Beycim, hatırlamaz mıyım…
ama olsun be, şimdiki günler de güzel… çatkapı gideceğimiz komşularımız, ve çatkapı gelebileceğini bildiğimiz dostlarımız var :)
Turuncu Elma (Bey?/Hanım?),
Katkınız çok hoş. Teşekkürler. Gene gelin.
Sevgili Ceren Hanım,
Sizi gördüğüm zaman ne çok seviniyorum bilseniz! Siz benim kalbimde değil ikmale kalmak, tek bir dersten bile 9 almazsınız, hep 10!
Arada bir de olsa buraya uğrayışınız beni çok mutlu ediyor. Varlığınızı hissetmek bile yeter benim için, çok sağolun.
Pınar Hanımcığım,
Evet, haklısınız, blogistanı işte bu yüzden de seviyorum zaten…