jazzetta

“renk renk düşünceler kaldı söylenmedik” (hayyam)

Mani

bir kadında yorulan bir hüzünde dinlenir
bir yalnızlıkta üşüyen ısınır ötekinde
bir soruda çoğalırken bir ayraçta kapanmak
bir ayrılıkta harlarken küllenmektir aşkta

taşıdığın bütün yüzler yaşadığın yıllardır
gizli gizli ışıyıp durmak kendi yüzünü
sevindirirsin bir çocuğu kendiliğinden böylece
kaleydoskop olursun, kağıt fener olursun, bilye

bir maniniz yoksa size gelecekti fani duygularım
harap gövdemi kuşatmak üzere çıkacaktı yola
bir hafif süvari alayınız varsa, istihzanız, iş görür ironiniz
söylüyorum: bir şiirde bulmuşken yitirdim elimdekileri

vakitsiz yarım kalmış kitap mı dersiniz buna
istemeye istemeye boşaltılan ev mi bilmem
kitaplıktan da bahçe kapısından da sığmadı ölüm
hem şehir toz içinde bırakmıştı onu -gördüm

06.05.2007 - 14:35 Yazan: metin | JÜKRÜPASAPAŞAZI | | 34 Yorumlar

Paris düşerken…

Peri Hanım’ın malikanesindeki birtakım tepkilerin seviyesizliği, cehaletle karışık terbiye yoksunluğu, Türkiye’ye yeniden açık faşizmin gelebilmesinin tek yolunun artık, ülkenin sahibi ve toplumun efendisi olduğuna iman etmiş bürokratik oligarşinin, “hayat tarzı”nın “thlkd” olduğuna inandırılan kentli orta sınıfı ya da başka deyişle beyaztürklerin “halk” kesimini harekete geçirip meydanlara dökmesinden geçtiğini iyice gözüme soktu -ki elbette bilmiyor değildim.

Hitler ve Mussolini durup dururken mi geliyor aklıma! Mustafa Akyol Bey de “Durumları, ‘apartheid’ rejiminin kaldırılmasından önce buna direnen Güney Afrikalı beyazlara benziyor.” derken çok güzel tasvir etmiş Tandoğan/Çağlayan mitingine katılan darbe şakşakçılarını.

Karşımızda yeni bir MC var. MC-21. Yani 21. yy MC’si. Bu MC, darbeciler, gugukçular, derin güçler, Nazi muhibbi meşhur yayın organı başta olmak üzere medya, ulusalcı faşistler, başta radikal sağcı CHF olmak üzere AKP dışındaki bütün sağ partiler, Refah gibi köylü “dinci”leri, iki “klasik” faşist parti, Kerinçek’in partisi ve bir kısım ortodoks komünistlerden oluşuyor. Bu demokrasi düşmanı cephe üzerine doktora tezleri, romanlar, hikayeler yazılmalı.

Kesinlikle bir demokrasi/faşizm referandumuna dönüşmüş olan bu seçim, ya AKP’nin mutlak bir zaferiyle sonuçlanıp darbecilerin suratına vurulmuş bir şamar olacaktır, ya da post-postmodern darbenin ikinci taksiti gündeme gelecek ve geleceğimiz elimizden alınacaktır. Bunu söylemek, AKP’nin sütten çıkmış ak kaşık olduğunu söylemek anlamına asla gelmediği gibi onun bir “demokrasi sevdalısı” olduğunu söylemek anlamına da gelmez. AKP de düzenin bir partisidir ve amacı da demokrasi falan değil, kendi sınıfsal/zümresel çıkarlarını savunmaktır. Tarih (daha doğrusu hayat) AKP’ye bir şaka yapmış, onun sırtına otokratik bir rejimi demokratik bir rejime dönüştürme misyonunu yükleyivermiştir. AKP de eline tutuşturulan bir bomba gibi, ne yapacağını şaşırarak ve yüzüne gözüne bulaştırarak, bu misyonu başı belaya girmeden nasıl yerine getirebileceğini düşünmektedir. Düşünürken de büyük hatalar yapmakta; kâh AB gibi güçlerden cesaret alarak kör topal demokratikleşme adımları atmakta (ki AB’nin kendi iç çelişkileri ve maluliyeti ve siyasal-kültürel körlüğü yüzünden bu perde de kapandı), kâh egemenler tarafından imha edilmemek için onlara hoş görünmeye çalışmaktadır (bünyesindeki iki bakan ve onların iki gözde bürokratının demirbaş pozisyonları, 1 Mayıs gibi olaylardaki tavrı, faşizan hukuk mevzuatının ve 12 Eylül amayasasının kılına dokunmama hassasiyeti, vb).

Ortada hakiki bir sol parti olsaydı, başım gözüm üstüneydi. Ama yok. YOK!

Yapabileceğim tek şey var: Bütün gücümle varlığımı savunmak. Bunun maalesef güncel tek yolu, referanduma dönüşmüş olan bu seçimde bir partiye evet değil, sadece ve sadece FAŞİZME HAYIR diyeceğiz bilinciyle hareket etmek. AKP’ye ilk ve son kez oy vereceğimi söylerken yüzüm filan gülmüyor yani.*

Şimdi bkz: Şurası.**,***
_________________________________________________________

(*) Muzmin Bey, beni ve benim gibileri “hayalci romantikler” olmakla filan nitelendirir hep. Ama bu türden tavırlar aldığımda (yani, o çok sevdiği realizmin gereğini yerine getirdiğimde) de kendi söylediğine ters düşmeyi hiç önemsemeksizin “fikir travestileri” gibi bir aşağılamayı da dile getirmekten çekinmez. Muzmin Bey gibi son derece takdir ettiğim birikimli ve zeki bir insan da nihayetinde başka bir gezegende yaşamıyor, dolayısıyla biz fanilerin “siyaset”ine tepeden bakıyor değil; o da bizim gibi içeriden bakıyor ve bu demektir ki, hiçbirimiz “masum” değiliz. (Tabii o şimdi burayı okuyunca, muhtemelen, benim bu tavrımın da gerçekçilik filan değil, bal gibi de hayalci romantiklik olduğunu söyleyecek. Niyet okumacılık adetim değildi, kendisi beni buna alıştırdı sağolsun!)

(**) Yazıyı bitirdikten sonra aklıma geldi not düşmek: Ben, Muzmin Bey’in bu konudaki şu düşüncesini de yabana atıyor değilim bir yandan da. Absürdistanda olmaz olmaz!

(***) Suat Bey ve Cengiz Bey‘e de geçmiş olsun diyorum. Vapur maceraları, ülkenin ne kadar tehlikeli bir uçuruma doğru sürüklenmekte olduğunun çok somut bir örneği. (Link veremiyorum, konunun nerede geçtiğini bir türlü bulamadığım için. Suat Bey, bana bildirirseniz linki eklerim.)

06.05.2007 - 13:15 Yazan: metin | BUDUR! | | 65 Yorumlar