jazzetta

“renk renk düşünceler kaldı söylenmedik” (hayyam)

Distopik bir tasavvur: Eşcinsçil-egemen dünya

“Çöp evde bir Tractatus” başlıklı yazıma gelen yorumlarda homoseksüellik de konu edilince, hiç istemediğim halde kendimi bu konuya bulaşmış buldum ve aceleci –ne yalan söylemeli, biraz da telaşlı- bir tavırla düşüncelerimi açıklayacağım diye debelenirken batağa saplandım. Kendi yorumlarımı derleyip buraya topluca alıntılayayım önce –bazı yerleri atlayarak. Demişim ki:

”Eşcinsel” tilciği spastik bir tilcik; dilbilimsel kurallara aykırı. “Homoseksüel” uzun ve söylenişi zor. “Gay” de bana çok yılışık geliyor. Her ne kadar bir değer yargısı da barındırıyorsa içinde, yine de ben o hiç sevmediğim politikayı burada benimseyip “i***” demeyi tercih ediyorum.

Bu i***lik mevzuu çetrefilli mevzu. Ne kadar kendimi aksini düşünmeye zorlasam da olmuyor; ben bunu bir tür hastalık olarak görmeye eğilimliyim ve böyle düşünmekle de homofobik falan olduğum şeklinde bir suçlamaya maruz kalmayı da hiç iplemem i***ler tarafından. Çok ilginç birşeydir ki içlerinden dört dörtlük adamların çıktığı da çok oluyor ama genel olarak kopardıkları yaygaradan hoşlanmıyorum -hele de hakim oldukları birçok sektörde bu daha da itici oluyor. Bir iş başvurusu dolayısıyla karşısına çıktığım çok ünlü bir i***mizin tavrı o kadar tiksinti vericiydi ki, ossaat tuzla buz oldu gözümdeki saygınlığı. Kişilik bozukluğu iyi bir hal değil maalesef. Kusura bakmasınlar.

Bütün i***leri aynı sepete koymam, koymuyorum. Ayrıca tekrar edeyim; aşağılamak maksadıyla kullanmıyorum ben bu “i***” sözcüğünü. Sansürleyişimin amacı da öyle zannedeceklerden sakınmaktır. Bana doğadan, hayvanlardan kanıt getirilmesi de fikrimi ne yazık ki değiştirmiyor. Bunu “doğal” kabul edemiyorum.

Bu kişilere düşmanlık beslediğim yok. Buna karşılık, sempati beslediğimi de hiç söyleyemeyeceğim doğrusu. Bizden farkları yok, insani zaaflar taşımak konusunda. İçlerinde iyileri de var, beş para etmeyenleri de; tıpkı heteroseksüellerde olduğu gibi. Negatif ayrımcılığa da, pozitif ayrımcılığa da lüzum yok yani.

İnsanların kendi bireyselliklerine müdahale etmeye, onları kendi tercihlerimiz doğrultusunda yeniden biçimlendirmeye falan hakkımız yoktur; bu tür faşizan tasavvurlara kapım kapalı. Ama ortalıktaki olguyu da kendi bakış açıma göre değerlendirmeye, isimlendirmeye ve kendi tavrımı almaya da hakkım var ve ben o hakkımı kullanarak diyorum ki bu kişilere: “Kardeşim, sizin bu durumunuz benim baktığım yerden bir ’seçim’ değildir; dolayısıyla da bir suçlama/mahkum etme vesilesi de değildir. Bana göre sizin bir ’sorun’unuz var; ben size bunun bir ’sorun’ olduğu dayatmasında bulunamam, ama siz de benim bunu bir ‘tercih’ değil, bir ’sorun’ olarak görmemi engelleyemezsiniz. O halde orta yolda buluşalım: Ne siz benim alanıma sızmaya, beni tahakküme yeltenin; ne de ben sizi. Tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna.” Fazlaca vulgarize ve karikatürize ederek böyle söylemiş olayım.

Sadece bu kişiler için değil, herkes için söylemek istediğim birşey var: Üzerindeki etiketi rant kapısı haline getirenler, canımı sıkıyor.

Evet, hakikaten fazlaca vulgarize ve karikatürize etmişim. Şimdi bu lakırdılarımı veledimin kalem çantasından yürüttüğüm silgiyle silerek meramımı daha düzgün, yer yer de özeleştirel bir ifadeyle anlatmaya çalışayım:

1. “İbne” sözcüğünü aşağılama maksadıyla kullanmadığımı, hatta ünlü homoseksüel sanatçılarımızdan (artiz değil, hakiki sanatçı!) birinin kendi eğiliminden olanlar için aynı adlandırmayı yaptığını bir kez daha belirteyim önce. Artık böyle bir “aman yanlış anlamayın ha”lı açıklama yapmadan kullanması zor olan bu sözcüğü de kullanmayacak, kendim bir sözcük uyduracağım: “Eşcinsçil”.

2. Eşcinsçilliği bir tür hastalık olarak görüşüm, sadece beni bağlar. Bir tür rasizme, sosyal darvinizme ve öjeniye giden yolda koşar adım yürümek istemem.

3. “Maksadını aşmış ifade” klişesine hiç itibar eden biri değilim ama “kişilik bozukluğu” ifadem hakikaten de maksadını aşmış. Cinsel hedonizmin karanlık uzayında kendini kaybetmiş eşcinsçilleri bir yana bırakırsak, bütün eşcinsçiller için böyle bir ifade kullanmanın doğru olduğunu sanmıyorum.

4. “Bunu ‘doğal’ kabul edemiyorum” derken, iş “madem ki doğal değil, öyleyse yokedelim” noktasına varsın niyetinde değilim. Sadece kendi yargımı ifade ediyorum. Farklı olana hayat hakkı tanımamak, kendini kategorik olarak üstte görmek benim kitabımda yazmıyor.

5. Ben pozitif ayrımcılığın da pek matah birşey olduğu kanısında değilim. Dahası, onun, negatif ayrımcılığın zımnen onaylanması anlamına bile geldiğini düşünürüm. Onun için de feminizme, “ezilen ulus milliyetçiliği”ne, kotalara motalara prim vermem. Öyleyse, sırf toplumun çoğunluğunca dışlanıyor, aşağılanıyor diye eşcinsçilliği koruma altına almak, hatta ona sempati duymak, benim tercih edeceğim bir tutum değildir. Böyle bakarak, insani zaaflar konusunda eşcinsçillerin bizden farkları olmadığının bir kez daha altını çiziyor ve nasıl ki mizaç, karakter ve davranış özellikleri bakımından eksileri artılarını bastıran pek çok karşıcinsçil (heteroseksüel) varsa aynı oranda da eşcinsçil vardır diyor, peşin peşin nasıl ki antipati beslemiyorsam sempati de beslemediğimi teyit ediyorum.

6. O yazıdaki sondan ikinci yorumumda içimdeki rasiste dur demişim! Ama bunu yaparken de “tercih” gibi yanıltıcı lakırdılar da etmişim. Hedonist eğilimli eşcinsçiller için bu sözkonusu olabilir ama bence tercih değil, seçimlik olmayan bir farklı-oluş durumu var birçok eşcinsçil için.

7. Adam yerine koymadığım, dünyada yer işgal etmesini gereksiz gördüğüm sayısız karşıcinsçil; buna mukabil tarihte ve günümüzde birçok alanda son derece değer verdiğim ve saygı duyduğum birçok bilimci, sanatçı, vs eşcinsçil var. Ve tabii bunun tam tersi de geçerli. E n’olacak o zaman?! Demek ki bu kategorilendirme, benim için çok da anlam ve işlev taşımayan bir işlem.

8. Evet, son yorumumu tekrarlayayım. Sadece bu kişiler için değil, herkes için söylemek istediğim birşey var: Üzerindeki etiketi rant kapısı haline getirenler, canımı sıkıyor.

9. Özet: Eşcinsçillerle sorunum yok, ama eşcinsçillikle sorunum var.

Bu çetrefilli meselede kendi bakışımı bu kadar lakırdıya rağmen halâ doğru düzgün ifade edememiş olabilirim. Sevgili dostum Suat Bey’in verdiği linkte sıkı bir tartışma yaşanmıştı. İşin tuhafı, Prusyalı Bey ile Fatih Bey kardeşimin oradaki irkiltici ses tonlarını görmezden gelirsek, ben bir yandan Suat Bey’e, ama aynı anda da Muzmin Bey’e hak verdim tartışmanın tümünü okuyunca şimdi. Çelişkiye mi düştüm? Düştüğümü sanmıyorum ve bunun için de bence iyi bir kanıtım var: Yukarıdaki özet cümlem. Ama bu yüzden Muzmin Bey’den de, Suat Bey’den de azar işitme ihtimalim var. Tıpkı Afşar Bey ile Kalemzede-Tansel-Mky Beyler zıtlaşmasında olduğu gibi…

08.04.2007 - 00:09 - Yazan: metin | KARŞI APARTUMAN | | 34 Yorumlar

34 Yorumlar »

  1. Metin bey,

    Sizin kisisel onyargilarinizla ya da gunluk hayatta karsilasmis olabilceginiz nahos deneyimlerinizle ilgilenmiyorum. Benim konuya ilgimin ve konudan bahsedisimin sebebi, teolojik + felsefi acidandi.

    O da, ozetle, suydu:

    Akli melekeleri yerinde olan kisilerin icinden bir kisminin ‘kadin vucudunda erkek beyni’ ya da ‘erkek vucudunda kadin beyni’ ile yaratilmis oldugunu musahade ediyoruz. Bunu da, ilgili kisilerin beyinlerini acarak, kalplerini yararak degil, ancak kisisel beyanlarindan hareketle tespit edebiliyoruz.

    Bu paragrafin ilk cumlesinde, bilerek, ‘akli melekeleri yerinde olan kisi’ tabirini kullandim, cunku dinler ‘akli melekeleri yerinde olan kisi’leri muhatap alirlar. Akli melekelerinin yerinde oldugunu bildigimiz bu insanlarin –eger tercihlerini bu istikamette kullanmislarsa– musluman sayilip sayilmayacaklari, kabul edilip edilmeyecekleri sorusu uzerine bu tartisma baslamisti…

    Hal boyle iken, bu yaradilis bu kisilerin kendi iradeleri disinda iken, bu kisilerin dinler (ve tabii ki, gereginde zat-i aliniz benzeri murekkep yalamislar tarafindan da) ‘hastalikli’ olarak nitelendirilmelerini fikir evriminin erken kademeleri olarak goruyor ve hayranlik duyuyorum.

    Ve, bir kisim tatlisu muctehidinin, daha ‘kadin vucudunda erkek beyni’ ya da ‘erkek vucudunda kadin beyni’ ile yaratilmis olmanin ne anlama geldigini dahi tefekkur edemezken, konudan bahis acildiginda, akillari derhal uckur seviyesine inmekte bu da onlarin degerlendirme seviyeleri ve onyargi katiliklari acisindan aydinlatici olmaktadir.

    Hastalikli nitelendirilme yeni bir sey degil; bunun zamanedeki cehalet ile ilintili oldugunu saniyorum.

    Nitekim, benzer bir sey Hz Isa zamaninda (ve daha sornalari) cuzzamlilar icin de varit idi. Bu, Hz Isa’yi engellemedi.

    Yaradilisa isayan diyebilecegimiz tavirlarin varligi da yeni degil; benzer bir sey Cahiliyye doneminde kiz evlatlarin, bebelerin, dogar dogmaz canli canli gomulmelerinde de varit idi. Bu da Hz Muhammed’i engellemedi.

    Ilerleme oldugu ortada olmakla beraber, hala daha, Allahin, yeterince akil vermekle beraber bunyevi acidan farkli yarattiklarina karsi, dinlerin Allahi yanlis yapmis noktasina getirmek tesebbuslerini yadirgiyorum.

    Bunun folklorik sebepleri olsa gerek..

    Tek tanrili dinlerde ‘Allah’in ‘bir’ligi son derece akilci olmakla beraber, bunun yansimalarini gercek hayatta aramak, yani herseyi sonunda ‘bir’e indirgemek aliskanligi da doguyor.

    Butun insanligin bir tek ‘kaynak insan’dan, bir erkekten peydahlanmis oldugunu iddia ve beyan etmek gibi. Yani, aslolan ‘erkek’tir demek gibi..

    Bu iyi de, gercek hayatla pek ortusmuyor ve bir dualite gerekiyor. Ust dualitemiz Allah-Seytan dualitesi olunca da, cinsiyet (erkek-kadin) dualitesinde hangi cinsiyete hangi rolun verilmek zorunda oldugu da kendiliginden (otomatik olarak) ortaya cikiyor…

    Eskiden nispeten kolaydi bunu boyle soyleyip gecmek.. ama, simdi o kadar kolay degil: Artik, caktirmadan ‘kadin seytani temsil eder’ diyemiyoruz; teolojinin o ayagi cokmustur.

    Yani, cinsiyet bazinda dualite iddialari artik tutarli sayilmiyor. Modelimizde sorunlar var.

    Cinsiyet bazinda dualite tutarli degilse, siyah-beyaz da olmak zorunda degil; arada grinin degisik tonlari (ve hatta renler de) oldugunu kabul etmege dogru yol aliyoruz.

    Bu realitenin daha belirginlesmesinden (kendi kisisel modelleri itibariyle) endise duyan bir kisim ‘kerameti kendinden menkul tatlisu muctehidi’nin gargara/yaygara yoluyla konuyu uckur seviyesine indirgemesini bir bakima anlayisla karslilyorum –’cambaza bak’ stratejisi de bir tur yaklasimdir tabii ki. Ama, olsa olsa, sadece palyatif bir cozum olabilir.

    Yorum yazan: Muzmin Anonim | 08.04.2007 - 01:36

  2. Muzmin Bey,

    Evet, kendi bakışımı anlatabilmeyi becerememişim yine demek ki.Ya da bu ikinci açıklamam bir tür “çevir kazı yanmasın” şeklinde de algılanmaya müsait belki de.

    Neyse. Şöyle deneyeyim bir de:

    1. Ben eşcinsçilliği eşcinsel ilişkiye indirgemiyorum.

    2. Eşcinsçillere cüzzamlı muamelesi de yapmıyorum.

    3. Eşcinsçilleri üçüncü dördüncü vb derecelere de yerleştirmiyorum.

    4. Dikkatinizi önemle çekerim: Eşcinselliği bir “sakatlık”/”özür” olarak değil, bir “hastalık”, -hadi böyle de demeyelim, tam ifade etmiş olamıyorum- bir “rahatsızlık” olarak görüyorum. İlki bir eksiklik, üstelik kalıcı bir eksiklik (dikkat; bozukluk demedim) iken, ikincisi bir eksiklik değildir ve sahibini farklı bir kategoriye yerleştirmemize imkan tanımaz.

    5. En önemlisi: Bu, beni eşcinsçillerle mücadele anlayışına götürmez otomatik olarak. Eğer bir tür ırkçılık yapma tuzağına düşmezsem tabii -ki ben düşmem. Ama haldeki ve gelecekteki kadın-erkek ikilisinin başat konumunun sarsılmasını da iyi bir işaret saymam, sayamam. Doğanın bu husustaki yapısal karakterinin dişi-erkek dualitesi olduğu görüşüm bakidir. “Distopik” deyişimin gerisinde de bu var.

    Acaba şimdi biraz daha netleştirebildim mi kendi bakışımı, bilmiyorum. Halâ önyargılı olmakla itham edilirsem bu konuda kendimi ifade sorunum var demektir.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 08.04.2007 - 08:32

  3. Umarım bu ilmekte de fikir çatışmasını aşan tartışmalar yaşanmaz konuklar arasında…

    Yorum yazan: metin-thePoor | 08.04.2007 - 08:33

  4. 2′ye ek:

    Muzmin Bey,

    Sanırım yorgunsunuz. İlk defa sizin CP yapmadığınızı görüyorum. Halbuki ben öyle bir cevap beklemiştim. Çünkü bu konudaki görüşümü, doğru bir dille ifade etme işinde başarısızım galiba ve sizin bu hususta bana yardımınız dokunabilirdi.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 08.04.2007 - 09:18

  5. Metin Ağabey, teşekkür ederim.

    Ben bu konudaki tüm düşüncelerimi bahsettiğim linkteki tartışma sırasında serdettim.

    Konunun teolojik+felsefi boyutuna dair orada söylediklerime ilave söyleyecek bir şeyim yok. Linkini vereyim:

    http://www.dusunceler.org/2006/06/22/hosgoru/

    İlaveten de konunun gündeme geldiği yazına eklediğim yorumumu iki-üç paragraf ilaveyle buraya alıntılayayım.:

    Bu bahsekonu kişilerin kendilerini ifade etmelerinde ciddi sorunlar var.

    Bir heteroseksüelin bahsetmekten imtina edeceği konuları bu şahıslar mütemmim cüzleri yapmışlar; yani internet siteleri, klubleri, yaşam biçimleri vs vs. En çok bununla ön plana çıkıyorlar.(Birçoğu)

    Bunun ezilmişlik duygusu ile de alakası yok; öyle ya, normalde kim kimin yatak odasını biliyor? Bilmek zorunda mı? Bunu alakalı alakasız her konuda göze göze sokmak bana çok irrite edici geliyor.

    Vee. ben de senin gibi düşünüyorum. Bu bir hastalıktır/özr dür. Doğadan verilecek örnekler geçersizdir, çünkü doğada başka birçok hastalık da var. Ne materyalist ne de teist açıdan -ki özellikle materyalist açıdan- hastalık olMadığına dair bir açıklaması yok.

    İki insan cinsi vardır: “erkek-dişi” bunun grisi yoktur; çünkü “üreme” erkek ve dişi arasındaki münasebetlerden doğar; grilerle siyah-beyazların etkileşiminden değil. Ve evet bu uçkurla ilgilidir, çünkü yansımalaraı oraya endekslenir. Sosyal teoriden bahsetmiyoruz; anatomik yapıdan bahseiyoruz.

    Hedonist eşcinsel tercihi anlayabilirim ve bunu hastalık olarak görmem; çünkü birçok hedonist eşcinsel heteroseksüeldir.

    Amma hedonistlik dışı, elde olmayan sebeplerle gelişen eğilimler buz gibi hastalıktır. Bu kişileri hasta görmek niçin ayrımcılık olarak nitelendiriliyor anlayamıyorum. O halde başka hastalığı olan insanlara da hastalıklarını tanımladığımız ya da kavramsal olarak içinde bulundukları durumu tarif ettiğimiz zaman ayrımcılık mı yapmış oluyoruz?

    Mantık okuyan birisi olarak bana bu “mantık”, mantıksızlık ve gereksiz laf ebeliği yapmak olarak geliyor.

    Konu hakkında söyleyeceklrim bu kadar.

    Selamlarımla.

    Yorum yazan: Suat Öztürk | 08.04.2007 - 09:35

  6. Suat Bey,

    Ben de teşekkür ederim. Daha önce de söyledim; bazı netameli konulara fazla bulaşmamaya gayret gösteriyorum ama olmuyor işte. Bu konu, siyasal mevzulardan bile daha kritik ve sözlerimi dikkatli seçmezsem çok yanlış anlamalara götürebilecek bir konu. Ve ben üçüncüde de kendimi doğru ifade edememişsem bunun bütün kabahati bendedir diye düşüneceğim. Her ikinizin de argümanları güçlü, konu zor bir konu. Ve ne yazık ki aranızdaki diyalog imkanı da çoktan ortadan kalkmış durumda. Yeniden üzüntü verici bir tatsızlık yaşansın da istemem benim yüzümden. Zaten yeterince üzülüyorum sevdiğim insanlar arasındaki bu soğukluğa.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 08.04.2007 - 10:14

  7. Metin bey,

    [Sizin yazdiginizdan kes-yapistir yapmiyorum. Yorgun oldugumdan degil; siz en beter irkciliktan daha derin bir seyler sergiliyorsunuz. Onu bir yazida duzeltmek elimde degil benim.]

    Bu hassas bir konudur. Hassasiyeti de sunu bunu urkutmek, irkiltmek, incitmek, gucendirmek vb potansiyelinden kaynaklanMIyor.

    Hassasiyeti, ezberi kuvvetli olup agzi da nispeten guzel laf yapanlarin nobranlik derecesini ele verisinden kaynaklaniyor…

    Konumuzun cercevesini ‘escinsellik’ koyarsaniz, yani icinde ‘cinsellik’ tedaisiyle, genital organlarin tip ve turunu elleyerek tespit etmek ve bunlarin birbirleri ile interactionunu tahayyul etmek meraklilarinin dile gelmesine yol acacak kelimelerle baslarsak, ‘hu ceker’ gibi derin derin nefes almalara imkan tanisak bile bel seviyesinden yukari cikamayiz… Yazik olur.

    Oter yandan, bu konular gundeme geldikce ister istemez tebessum ederim..

    Oyle ya, dinler bir taraftan Allahi Kadir-i Mutlak tarif ederler de, bir yandan da Allahin yetkilerini kistlarlar..

    Ornekleri de coktur..

    Bunlardan birisi de, Allahin butun kullarini aniden ve topyekun yeniden ‘programlamak’ yetki ve yetenegi olamayacaginin icsellestirilmesidir.

    Onun yerine, araya muhakkak bir kulunu koymak ve basin-yayin gibi son derece verimsiz propoganda yoluyla diger kullarini ikna etmek zorunda olur…

    Bunun aciklamasi da bir Incili Cavus esprisidir.. “Kadir-i mutlak dedik ya, oyle DE yapamaz mi?”..

    Yapar. Yapar tabii.. Oyle de yapar, boyle de… Ama, herkese sah damarindan yakinken, en az besbin senedir turlu cesitli tefsirlerle surekli yanlis istikametlere cekilen bu propoganda faaliyetini bir defada gerceklestirmesi limitler haricindedir..

    Fakat, bazi yerler de gelir ki Allah sadece belli sekillerde uretim yapabilir olur: Siyah ya da beyaz. Baska ton veya renk olamaz. Allahin butun yetkileri derhal alinir elinden…

    Bu konudaki bir ornek de bu ‘kadin vucudunda erkek beyni’ ya da ‘erkek vucudunda kadin beyni’ yaratmaktir.. Akan sular durur. ‘Allahin bunu yapmak yetkisi yoktur’ oluverir.

    Hermaforditleri sunu bunu sanki baskasi yaratmis gibi, boyle yaratiklar eger var ise, bunlar ‘ya imalat hatasidir’, ya da ‘Seytanin Allahi kandirdigi anlardan birisine rastlamis’ oluverir.. Baska nasil olsun ki..

    Eh, madem ‘Allahin yanlisi’dir, yok edilerek duzeltilmesi de kullara duser.. oyle degil mi?

    Ve, haydin hep beraber bunlari yok edelim nidasini en gur sesle soyleyenler de en dindarlar oluverirler..

    Suc islememis, kimseye de zarari dokunmamis olan bir kimseyi ‘Allah adina’ reddedenler her dinde vardir da, ‘en mukemmeli’nde de var olusunu birisi cikip –ezber tekrari yerine– anlamli kelimlerle aciklasa cok memnun olacagim.

    Yorum yazan: Muzmin Anonim | 08.04.2007 - 11:06

  8. Muzmin Bey,

    “siz en beter irkciliktan daha derin bir seyler sergiliyorsunuz. Onu bir yazida duzeltmek elimde degil benim.” [MA]

    Eyvah! Nasıl oluyor, lütfen açmanızı rica ediyorum. Öğrenmek istiyorum, çünkü kendimle çelişmek en son isteyeceğim birşeydir. Yardımınıza ihtiyaç duyuyorum.

    İsterseniz önce terminolojiden başlayalım. Bakın en başta bu husustaki hassasiyetimi belirttim -belirtmekle de kalmadım, kendim bir kelime uydurdum. Ama onun da doğru olmadığını şimdi farkediyorum, teşekkür ederim. Başka bir isim bulmalı bu olguya. Evet, çünkü benim uydurduğum dahil olmak üzere mevcut isimlerin hepsi, cinsellik çağrışımını içeriyor ve ondan kaynaklanacak önyargı veya sonyargıların rüzgarına açık.

    Suç işlemeyen ve kimseye zararı dokunmayan hiçbir insanla -etiketi ne olursa olsun- alıp veremediğim yok, bir kez daha vurgulayayım bu arada. “E öyleyse nedir” diye sorarsanız, onu da dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım ama yine ve yine beceremedim: Bu insanların varlıkları, yaşam hakları, kişilik hakları, falanları filanlarına asla ve kat’a saldırmak gibi bir tutumum olamaz. Derdim, kadın-erkek dualitesinin asallığının zedelenmesinin bir anomiye yolaçacağı kaygısıdır. Dikkat: Bu kaygı, cinsellikle kısıtlı bir kaygı değil.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 08.04.2007 - 11:28

  9. 8′e ek:

    Ayrıca, bunu bugünün meselesi olarak da almıyorum. Tarihsel ve coğrafi mevcudiyetinden ve kapsamından elbette haberim var.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 08.04.2007 - 11:33

  10. Bu hassas mevzuya söyle bir dokunmak isterim ben de.yazilanlari okudum.metin bey’in escinsellige yaklasimi “hastalik” yada “sapma” basliginda özetlenebilir.ince ayarlar vermeye calistigini görüyorum, saniyorum bu duyarlik hastaligi iyilestirme, sapmayi düzeltme tavrindaki fasizan konumlardan sakinmak kaygisindan ileri geliyor.ama bilindigi gibi bizim dili kullandigimiz kadar dil de bizi kullanir ve bu kullanima göre kacinilmaz bazi konumlarda buluruz kendimizi.bu konumlar bazen icimize sinmez ve isin icinde bi terslik oldugunu duyariz, serhler düsmeye calisiriz.agzimizdan bir kelime ya da kavram ciktiginda, masum bir dil bulamayacamiz icin, bizi koydugu konumlarla hesaplasmak, icerdigi anlamlarla yüzlesmek ve kabul edilemezse o konumlarda durmamak boynumuzun borcudur.escinsellik meselesinde öncelikle cinsel kimliklerimizin nasil yapilandirildigini anlamamiz gerekiyor kanimca.cinsel kimlik düzeyinde dünyaya “kadin” ya da “erkek” olarak gelmis degiliz.bunun nasil bir yanilsama oldugunu freud’dan beri biliyoruz.eger cinsel kimlikleri cinsel organlara göre tanimlanabilecek bir mesele olarak görmenin yanlis oldugunu anlarsak, isin icinde baska bir bit yeniginin oldugunu da anlayabiliriz.cinsel kimliklerin olusumda hem doga hem de kültür devrededir; dolayisiyla escinselligin dogal olup olmamasi, erkek ya da kadin olmak meselesinde önem tasidigindan daha önemli degildir.öte yandan, belirli bir noktada, kadin yada erkek olmayi ne kadar secebiliyorsaniz escinselliginizi de o kadar secebilirsiniz.kadin-erkek ikiliginin ne dogada ne de herhangi bir kültür-toplumda kendiliginden asal olmadigi, bütün ikilikler gibi bu ikileminde fazlasiyla sorunlu bir yapiyi temsil ettigi bugün yeterince biliniyor.escinselligin reddedilisinde ya ahlaki ya da toplumsal gerekceler rol oynuyor ve bunlarin yerinde gerekceler olmadigi, yani sonuna kadar sürdürülebilir gerekceler olmadigi aciktir.Homofobi yalnizca escinsellik düsmanligi degildir.Eger bu insanlarin yasam haklari, varliklari, kisilikleri ve konumlari sorun degilse, ortada bir sorun olmasa gerektir, öyle degil mi metin bey.belirli bir cinsel kimlige sahip olmayi, erkek ya da kadin olmanin sorgulanma/kurcalanma mesruiyeti disinda, sorgulanabilir ve yargilanabilir olarak düsünmemek gerekir.eger böyleyse yargilayici dilden de sakinmak durumundayiz.gelin öncelikle baglami degistirelim ve cinselliklerimizin nasil yapilandirildigindan ve cinsel kimliklerimizin nasil olusturuldugundan baslayalim.
    nacizane düsüncelerimi saniyorum biraz genel bir cervecede dile getirdim, iyi günler diliyorum.

    Yorum yazan: kacakkova | 08.04.2007 - 13:41

  11. Hoşgeldiniz. Teşekkür ederim.

    Efendim haklısınız, yargılayıcı dilden sakınmakta fayda var. Dikkatinizden kaçmış olmalı; “sapkınlık” demedim hiç, “hastalık” dedim ama onu da “rahatsızlık” olarak düzeltmeye çalıştım. Bu, eyleme çağıran bir yargı değil benim için ama. Yine de, bu mevzu üstünkörü değinilip geçilecek bir mevzu değil. Zaten amacım da konuyu burada ele alıp derinlemesine “irdelemek” değil[di]. Bütün bunlar sevgili Peri Hanım yüzünden geldi başıma! Değerli filozofumuzla sayın film yönetmenimiz eşcinsçil olmasaydı, Peri Hanım da “ne ayak?”a getirmeseydi, müessese amirinizin bu netameli konuya bulaşacağı yoktu. Bunca öttüm durdum bu malikanede şöyle demokratım da böyle bilmemneyim de diye, aha şincik içimdeki faşorasist hortladı zönkedenek, di mi ya?! Allah müstahakımı versin benim!

    (Yine de içimdeki muzır ses, kadın-erkek dualitesinin asal olduğunu fısıldamadan duramıyor. Hay aksi! İyisi mi ben bunu burada keseyim.)

    Yorum yazan: metin-thePoor | 08.04.2007 - 14:04

  12. Metin bey,

    Ben de yazmagi deneyebilirdim. Ama, benden az once KacakKova bey/hanim benim toparlayip diyebileceklerimden cok daha iyisini yazmis. Ben ise sadece o blok yaziyi –daha kolay okunsun diye– kendimce paragraflara ayiriyorum.

    metin bey’in escinsellige yaklasimi “hastalik” yada “sapma” basliginda özetlenebilir. ince ayarlar vermeye calistigini görüyorum, saniyorum bu duyarlik hastaligi iyilestirme, sapmayi düzeltme tavrindaki fasizan konumlardan sakinmak kaygisindan ileri geliyor.

    ama bilindigi gibi bizim dili kullandigimiz kadar dil de bizi kullanir ve bu kullanima göre kacinilmaz bazi konumlarda buluruz kendimizi. bu konumlar bazen icimize sinmez ve isin icinde bi terslik oldugunu duyariz, serhler düsmeye calisiriz. agzimizdan bir kelime ya da kavram ciktiginda, masum bir dil bulamayacamiz icin, bizi koydugu konumlarla hesaplasmak, icerdigi anlamlarla yüzlesmek ve kabul edilemezse o konumlarda durmamak boynumuzun borcudur.

    escinsellik meselesinde öncelikle cinsel kimliklerimizin nasil yapilandirildigini anlamamiz gerekiyor kanimca. cinsel kimlik düzeyinde dünyaya “kadin” ya da “erkek” olarak gelmis degiliz. bunun nasil bir yanilsama oldugunu freud’dan beri biliyoruz.

    eger cinsel kimlikleri cinsel organlara göre tanimlanabilecek bir mesele olarak görmenin yanlis oldugunu anlarsak, isin icinde baska bir bit yeniginin oldugunu da anlayabiliriz. cinsel kimliklerin olusumda hem doga hem de kültür devrededir; dolayisiyla escinselligin dogal olup olmamasi, erkek ya da kadin olmak meselesinde önem tasidigindan daha önemli degildir. öte yandan, belirli bir noktada, kadin yada erkek olmayi ne kadar secebiliyorsaniz escinselliginizi de o kadar secebilirsiniz.

    kadin-erkek ikiliginin ne dogada ne de herhangi bir kültür-toplumda kendiliginden asal olmadigi, bütün ikilikler gibi bu ikileminde fazlasiyla sorunlu bir yapiyi temsil ettigi bugün yeterince biliniyor.

    escinselligin reddedilisinde ya ahlaki ya da toplumsal gerekceler rol oynuyor ve bunlarin yerinde gerekceler olmadigi, yani sonuna kadar sürdürülebilir gerekceler olmadigi aciktir.

    Homofobi yalnizca escinsellik düsmanligi degildir.

    Eger bu insanlarin yasam haklari, varliklari, kisilikleri ve konumlari sorun degilse, ortada bir sorun olmasa gerektir, öyle degil mi metin bey.

    belirli bir cinsel kimlige sahip olmayi, erkek ya da kadin olmanin sorgulanma/kurcalanma mesruiyeti disinda, sorgulanabilir ve yargilanabilir olarak düsünmemek gerekir.

    eger böyleyse yargilayici dilden de sakinmak durumundayiz. gelin öncelikle baglami degistirelim ve cinselliklerimizin nasil yapilandirildigindan ve cinsel kimliklerimizin nasil olusturuldugundan baslayalim.

    Bu metinde ‘homofobi’ kelimesi kullanilmis. Ben o kadar hafif oldugunu dusunmuyorum, burada –farkinda olsaniz da olmasaniz da– daha agir ve derin bir baska sey var..

    Kelime bulamiyorum: teratophobia desem tam tutmuyor, xenophobia yetmiyor..

    Konunun ozunu anlamaga bile calismadan, yok farzediyorsunuz. Fasist sayamayisimin tek sebebi siddet icermedigidir.

    Yorum yazan: Muzmin Anonim | 08.04.2007 - 14:05

  13. Muzmin Bey,

    “Konunun ozunu anlamaga bile calismadan, yok farzediyorsunuz.” ifadesi çok ağır kaçmış. Kabul etmeme hakkımı kullanıyorum.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 08.04.2007 - 14:07

  14. 13′e ek:

    Muzmin Bey,

    Sizi ilk defa toptancı bir yargılama sürecinde görüyorum. (Yöntem olarak)

    Yorum yazan: metin-thePoor | 08.04.2007 - 14:09

  15. Metin bey,

    Cunku kes+yapistir yapmiyorum. Oyle olunca da, bu ton ortaya cikiyor.

    Ben sizin kullandiginiz ‘hastalik’ ya da ‘rahatsizlik’ kelimelerinin hic birinin hem ahlaken hem de baska herhangi bir saygi duyulabilir acidan isabetli olmadigini nasil anlatayim bu kisa zaman icinde..

    Aradiginiz kelime bence ‘farkli’dir sadece.

    Ve, farkli olanlar sadece ‘escinsel’ler degil; hepimiz bir digerimizden bir suru acidan farkliyiz. Bunu siz de bilhakkin bilirsiniz.

    Buna ragmen, her ne kadar benim toptanci bir yargilama surecinde oldugumu dusunuyorsaniz da, bence bu ilmekteki makalenin kendisi buna cok daha iyi bir ornek…

    Hosgorululugu benimsemis kisi, kurum ya da kurluslarin (ki, bunlara siz, ve dinler dahildir), boyle onunu arkasini tartmadan, anekdotal orneklerle ayrimcilik, redcilik yapmalarini anlayisla karsilamakta zorlaniyorum.

    Yorum yazan: Muzmin Anonim | 08.04.2007 - 14:19

  16. Muzmin Bey,

    Ayarı kaçmış dilimin cezasını çekiyorum. Peki. “Farklılık”.

    (Yine de, bu olgunun gelecekte başat hale gelmesini gözüm yemiyor.)

    Yorum yazan: metin-thePoor | 08.04.2007 - 14:32

  17. 16′ya ek:

    Yahu, ayrımcılık ve redcilik yapanlar liginde ben yokum.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 08.04.2007 - 14:42

  18. Metin bey

    müsadenizle meseleyi benim haneye tasidim.Bkz:
    http://mutlaktoz.wordpress.com/2007/04/08/ibnelik-mevzusu/

    bir kac cephede birden yürüsün mevzu, yoksa helak olacaksiniz.
    son söylediginize iliskinse sunu demek isterim.gelecekte “bu olgu” basat hale gelmez.isin “moda” kismindan, ya da popülerlesme egiliminden fazla endise buyurmayin.asil mesele bunlar degil, cinselllik dedigimiz seyin kendisi, o da kurcalanip duruluyor.oradan baslayip bir bakis ve dil kaygisinda olalim derim ben nacizane.hürmetler efem….

    Yorum yazan: kacakkova | 08.04.2007 - 14:46

  19. Cinselliğin fizyolojik bir kategorizasyon oluşunun yanısıra sosyokültürel bir olgu olduğunun da farkındayım efenim. Malikanenize uğrayıp kapıya not bıraktım.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 08.04.2007 - 14:58

  20. Metin bey,

    Sizin tanidiginiz (sektordeki herhalde) ve sevmediginiz homoseksueller n’apar onu da soyleseniz daha iyi anlayacagiz belki. Neye kizmistiniz siz?

    Bizim sektorde bildiklerim ve tanidiklarimin (lezbiyenlar dahil) pek bir itici taraflari yoktu. Erkek olanlarin kimisi gunduz insan gece hirt oluyordu, kimisi olmuyordu. Kadinlarin kimisinin erkek kilikli kadin arkadaslari oluyordu, kimisinin olmuyorldu ama bir azginlari yoktu pek. Orada ‘butch’ denen cinsten lezbiyenle ahbaplik etme imkanim olmadi, onlar nasildir bilemiyorum. Tabii bunlar kendilerini ya herkese belli edenler, ya da belli bir ahbaplik olunca ‘ya boyle boyle’ diyenlerden benim denk geldiklerim. Gizliler nasildir bilemiyorum, gizli gizli yapmalari disinda. Erkek olanlar sizin yukarida ‘cinsel hedonizm’ dediginizi sorunca ‘ya dusun ki karsindakiler de erkek, tabii boyle oluyor’ diyorlar. O bakimdan vucut bir cins/icindeki baska cins seklinde degil bu is hep, Muzmin beyin o soyledigini teyid edici birsey duymadim ben tanidiklarimdan (ama o da cift cinsiyetli filan gibi insanlari dusunuyor zaten).

    Bizde bu isten rant saglayanina denk gelmedim. Nasil olacak ki zaten? Isimi iyi yapamiyorum ama ben kendi cinsimi [de] severim bana is paslayin filan mi diyecek insanlar mesela? Zaten en azindan bizim sektorde belli kesitlerde klasik ofis hallerini yoketmeye, herseyi teller uzerinden yapmaya dogru gidiyoruz. Insanlar isterlerse koyunlara egilim duysunlar kimsenin ruhu duymaz. Bazen haberlestigimiz insanin birakin egilimini, cinsiyetini ogrenmek icin bile Google’a bakiyoruz ‘bu insan nereli, bu isim erkek ismi mi kadin ismi mi’ diye (Bulent hanim sagolsun, pek memnun degilim o halden).

    Bu islerden rant saglaniyorsa iki turlu de oluyor benim gordugum kadariyla. Zaten cinsellik konusunda rahatsizlik hisseden insanlara ‘bakin hasta ve sapkin insanlar, ocuu ocuuu, odunuz patlasin ve bizim fikriyatimiza yapisin’ diye manipulasyon uygulamak kabil, — ozellikle ABD’de — yapan da cok. Aman modern olacagim bilmemne olacagim diye herhangi bir farkli azinligi bas taci eder gibi gorunmekteki ranttan cok daha igrenc bu ikincisi bence: hem korkudan beslenen guc odaklari ortaya cikartiyor hem insanlari — zimnen — farkliyi ezmeye iterek serrin kucagina oturtuyor.

    Suat beyin su cumlesine de bulasacagim:

    Mantık okuyan birisi olarak bana bu “mantık”, mantıksızlık ve gereksiz laf ebeliği yapmak olarak geliyor.

    Duz konusmada gecen mantik ile ‘okunan’ mantik arasinda fark var. Mantik denen seyin yaradigi onemli bir is zaten ispatla ikna etmek insanlari. Yani eger arac olarak mantik buraya oturuyorsa ispat edersiniz ve herkes ispata bakip mecburen ikna olur. Ben bu konu icin mantik denen mekanizmayi iyi kullanacak bilgimizin olmadigini ve muhtemel cikarimlarin mesnedi olabilecek seylerde mutabakat bulamayacagimizi dusunuyorum. Hal buysa mantik calismis olmanizin bu konuyla ilgisi nedir?

    Yorum yazan: Bulent Murtezaoglu | 08.04.2007 - 18:50

  21. hastalik olmayan bir seye hastalik demek, kendisi hasta olmayana da “sen hastasin” diye bu uydurma hastaligi dayatmak, aristo’nun mantigiyla bile kisa devre yapar.”escinselligin” ideolojiyle, siyasetle, iktidarla ilgisini kurabiliriz de, burada belirtilenlerin mantik ile nasil bir ilgisi vardir ben de anlamadim.söyle bir sey mi?
    a.cinsellik cinsel organlara göre tanimlanir.
    b.organa uymayan cinsellik hastaliktir
    c.o halde escinseller hastadir.
    buna bir mantik demek zor ama sorun degil, sorun bunun “heteroseksist bir mantik” olmasidir.
    mantik deyip cikamiyoruz isin icinden, bi sürü mantik var ortada!
    iyi aksamlar.

    Yorum yazan: kacakkova | 08.04.2007 - 19:44

  22. Bülent Bey,

    Düz konuşmada da “okunan” mantıkta da bana bu mantıksızlık olarak geliyor. Çünkü düz konuşmadaki mantıksal kurgunun üst yapısıdır “okunan” mantık.

    Burada kurguladığım mantıksal ilişki tartışmada değindiğim argümanlar üzerine değil; ayan beyan ortada olan bir olguyu “hastalık” olarak kabul etmeMek için öne sürülen ve adına argüman bile diyemeyeceğim şeylerin “mantıksızlığını” görememe mantığıdır. (Sayın Kaçakkova’ya bu paragraf)

    Bir de şu var. Diyalogtan kaçındığım halde “tatlısu müctehidi” gibi kavramlarla itham edilerek tacize uğruyorum. Bunun gerginliği de yazıma yansıyor olabilir.

    Evet bana eşcinselliği hastalık/özr/rahatsızlık ne derseniz deyin a-normal olarak görmemek mantıksızlık olarak geliyor. AIDS’liyi hemofobiyi, obsessif kompulsifi, şizofreni kavramsal olarak rahatsız olarak kabul edip eşcinselliği kabul etmemek bana göre mantıksızlıktır. Erkek ve dişi “asl”dır. Bunun ortası gerisi ilerisi grisi moru yoktur.

    Materyalist açıdan bile bu böyledir; nerede kaldı teist açıdan normalleştirmek?

    Tanrı kafadan yapışık ikizleri de yaratır; tıpkı kadın beyni içine erkek beyni, erkeğin beynine de kadın beyni koyduğu gibi. Ve tıpkı diğer rahatsızlıkları da yarattığı gibi. Akli melekeleri yerinde olduğu halde, bacaksız kolsuz, insanlar tanıyorum; Hawking gibi beyinler nasıl bir vücut içinde?

    Birçok rahatsızlık türü var; anatomik, psikolojik vs vs. Tıpkı diğer rahatsızlıklar gibi eşcinsellik de rahatsızlıktır. Bunu böyle tanımlamak niçin ayrımcılık oluyor anlamak/m mümkün değil.

    Kavramsal olarak “tüm hastalık ve özürlere” “hayır hastalık değil” denirse ve başka başka etiketler de bulunmazsa, ancak o zaman bu “ayrımcılık” iddiası tartışmaya açılabilir.

    Şu haliyle bunu tartışmak laf-u güzaftır– bana göre. Bu laf-u güzaflığına rağmen tartışılabilmesini de hedonist eşcinselliğin fikrî terörü ve meseleyi normalleştirme çabası olarak görüyorum.

    Yorum yazan: Suat Öztürk | 08.04.2007 - 20:18

  23. Bir de şunu ekleyeyim. Sayın Kaçakkova laf arasında Aristo ile “aristo’nun mantigiyla bile…” diyerek maytap geçmiş..

    Kaçakkova’ya kendisi de klasik mantığın muhaliflerinden olmasına rağmen Wittgenstein’ın söylediği şu sözleri hatırlatayım:

    “Aristoteles adı, çoğu Mantıkçımız tarafından saygısızca anılıyor. Günümüz Mantıkçılarının çoğunun Mantık hakkında, onun 2000 yıl önce bildiğinden daha fazla bir şey bilmediğinden haberi olsaydı, her halde mezarında ters dönerdi.

    ps: Aristocu da aristo mantıkçısı da değilm; süpürüp atacaklara dipnot olsun.

    Yorum yazan: Suat Öztürk | 08.04.2007 - 20:27

  24. ne derler, delinin biri kuyuya bir taş atmış, 40 akıllı çıkaramamış:)keşke o konuda yorumda bulunmasaydım.

    metin bey’in bu hassas konuda, sözlerinin kastını aştığını düşünüyor, onun kendi sözlerine rağmen, tüm varoluşunun, eşine az rastlanır insancıllığı ile herkesin tüm “farklılıklarına” rağmen özgürce ve mutlu yaşaması üzerine temellendiğine inanıyorum.

    herkesi yukarıya, dostça aşure yemeğe davet ediyorum:)

    Yorum yazan: endiseliperi | 08.04.2007 - 21:19

  25. Ben de Metin agabeyime katiliyorum…

    Ben hayatimin bircok asamasinda farkli gudulerle hareket eden bir cok insan tanidim. Hirsizliga meyilli kimseler gordum. Canlilara eziyet edenler.. Kendine aziyet edilmesinden zevk alanlar… Simdi bunlarin hepsinin psikolojik ve bazi dogustan etkilerle sekillenmis oldugunu da ogrendim…

    Ayni zamanda “sex”e duskun (sexoholic) , kendinden genc insanlarla birlikte olmaya duskun(bunun en son gidecegi yer cocuklarla olani oluyor) yaslilara duskun (bu da yaslilara tecavuze kadar gidiyor) gibi bir suru sex hastaligi da gordum… Ben de bu yuzden bu olaya kucuk erkek cocuklarina kadar inmedikce yada birilerine zorla tecavuze yeltenmedikce psikolojik olarak kontrol altinda tutulabilecek bir hastalik olarak goruyorum ve olduklari gibi kabul ediyorum. Sonucta sexoholic bir insana nasil yaklasiyorsam onlara da oyle yaklasiyorum.

    Daha once bircok isyerinde birlikte calistiklarim oldu… Iclerinde herkese sarkan tipleri oldugu gibi sessiz kendi halinde olanlari da var.

    Ben bunun da digerleri gibi psikolog seviyesi ile cozulebilecegini dusunuyorum…

    Bunun ilahi yonune de soyle bakiyorum. Nasilki yaratici bazimizi paraya bazimizi sohrete bazimizi guce bazimizi da sekse meyilli yaratiyor ama kurallarla “yapmayin” diyor aynen oyle de kisi kendisini meyilli gorse bile bence yapmamali.

    Yorum yazan: fatih demir | 10.04.2007 - 03:29

  26. Kaçmadım, son sözümü de söylemedim. Tüfengimi yağlıyom. Az biraz müsaade.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 10.04.2007 - 09:09

  27. Fatih bey,

    Ben de Metin agabeyime katiliyorum…

    :)

    Ben hayatimin bircok asamasinda farkli gudulerle hareket eden bir cok insan tanidim. Hirsizliga meyilli kimseler gordum. Canlilara eziyet edenler.. Kendine aziyet edilmesinden zevk alanlar… Simdi bunlarin hepsinin psikolojik ve bazi dogustan etkilerle sekillenmis oldugunu da ogrendim…

    Engellenebilir ya da sonradan edinilerden, veya gelistirilen durtulerden bahsetmiyor musunuz?

    Eger oyleyse, ayni seylerden bahsetmiyoruz bence.

    Ayni zamanda “sex”e duskun (sexoholic) , kendinden genc insanlarla birlikte olmaya duskun(bunun en son gidecegi yer cocuklarla olani oluyor) yaslilara duskun (bu da yaslilara tecavuze kadar gidiyor) gibi bir suru sex hastaligi da gordum… Ben de bu yuzden bu olaya kucuk erkek cocuklarina kadar inmedikce yada birilerine zorla tecavuze yeltenmedikce psikolojik olarak kontrol altinda tutulabilecek bir hastalik olarak goruyorum ve olduklari gibi kabul ediyorum.

    Bunlar benim acimdan ne soruya cevap, ne de ornege muteallik seyler…

    Islam’da bu dediginiz bir ayrim var midir? Homofobi sozkonusu oldugunda, kisinin fiili degil de kendisinin ne oldugu degil midir tayin edici?

    Sonucta sexoholic bir insana nasil yaklasiyorsam onlara da oyle yaklasiyorum.

    Bu cumleyi epeyi yerlere cekebilirdim. Gordugunuz gibi, oyle yapmiyorum :)

    Daha once bircok isyerinde birlikte calistiklarim oldu… Iclerinde herkese sarkan tipleri oldugu gibi sessiz kendi halinde olanlari da var.

    Bu dedikleriniz bilinen her iki cinsiyet icin de gecerli degil mi?

    Ben bunun da digerleri gibi psikolog seviyesi ile cozulebilecegini dusunuyorum…

    Bir insanin kendisini –mesela– kus olarak gormesini saglayacak bir psikolog var demeye mi getiriyorsunuz? :)

    Bunun ilahi yonune de soyle bakiyorum. Nasilki yaratici bazimizi paraya bazimizi sohrete bazimizi guce bazimizi da sekse meyilli yaratiyor ama kurallarla “yapmayin” diyor aynen oyle de kisi kendisini meyilli gorse bile bence yapmamali.

    Neyi?

    Yorum yazan: Muzmin Anonim | 10.04.2007 - 12:30

  28. bir ibne olarak bende konuya katılayım :)

    Şurada da güzel bir tartışma var efendim haberiniz olsun…

    http://www.hafif.org/yazi/homoseksualite

    Yorum yazan: gaykedi | 11.04.2007 - 11:20

  29. Gaykedi Bey,

    Geldiğiniz iyi oldu. Aramızda tartışıp duruyorduk; arkasından konuşmak gibi oluyordu eşcinsçil kesimin. Gerçi ben bu konulara girmeyi pek istemezdim ama oldu bir kere; madem öyle, sağlıklı bir tartışma olsun bari.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 11.04.2007 - 11:47

  30. sitemlerimi sonraya bırakarak[bu girizgah metin beye], tartışmaya ucundan ben de katıldım diyorum.

    Eşcinsellik Üzerine Bir Deneme: “Hepimiz Ermeniyiz” ama Hangimiz Eşcinsel?

    Yorum yazan: [ m k y ] | 15.04.2007 - 01:40

  31. ”odtu’de eş cinsel olmak” başlığı adı altında uzun süredir tartıştığımız bir konu, katkısı olacağını düşünüyorum

    http://www.gazeteodtulu.com/yazilar.php?id=108

    Yorum yazan: ucanbalik | 15.04.2007 - 15:03

  32. metin bey bu tartışma dallanmışken ve size ihtiyacımız varken, neden bizi bıraktınız.

    geri dönünüz… bizi sizsiz bırakmayınız..

    Yorum yazan: [ m k y ] | 20.04.2007 - 21:44

  33. [Din'in içi nasıl boşaltılır?] “Gay-Lesbiyen öğrenci kulübü”
    Yazının başlığı belki de, “Gözün aydın!” olmalıydı! Düştün, kalktın, yaralandın, debelendin, hırpalandın, miden bulandı, başın döndü, için acıdı, için katıldı ama iki yüz yıllık modernleşme serencamının son durağına da eriştin Türkiye!

    Ülkemizin ilk “Gay-Lesbiyen Öğrenci Kulübü”nü kurmayı başardın, “insan hak ve tercihlerine saygılı” bir toplum olduğunu tartışılmaz bir biçimde kanıtladın! Üstelik, askeri ya da sivil bir darbe ya da YÖK dayatması olmaksızın, ülkenin en zengin beşinci(1) yükseköğretim kurumu olan “Bilgi Üniversitesi”nde, üstelik 8.887 öğrenci velisinden sadece 10-15 kadarının tepki gösterdiği, mükemmel bir mutabakat ortamında!

    Yardımcı Doçent Dr. Halit Kakınç, ki, kendileri Öğrenci Dekanı’dırlar, “Onları /yani, erkek ve dişi eşcinselleri/ yoksaymamız ve kulübünün kurulmasına izin vermememiz, insan hakları ihlâli olurdu,” demişler,(2) “Türk toplum yapısına ters düştüğü için 10-15 veli tepki gösterdi /ama/ biz, liberal bir bakış açısıyla kulübün açılmasına izin verdik… İyi bir yaklaşımda bulunduğumuzu düşünüyoruz. /çünkü/ İnsan hak ve tercihlerine saygılı bir üniversiteyiz.” Ne güzel! Kakınç’ın demeci, eşi türbanlı bir başbakanın Çankaya’yı işaret ettiği bugünlerde, hele de İslamfobiklere, ilâç gibi gelmiş olmalı! Nasıl gelmesin ki!? Modern dünyanın geri kalanı gibi, Türk insanının da “kul” olmaktan geçip, “insan” olmaya karar vermişliğinin en kesin kanıtıdır aleni eşcinselliğin böylesine tescili!

    Öyle ya, “kul” olarak kalsaydık, “Allah tarafından yaratılmış” olduğumuz gerekçesiyle O’nun emirlerine teslim olmak zorunda kalacaktık! O’nun emirleri de açık! Daha Tevrat’ta defalarca söylemiş: “Bir erkek bir erkekle kadınla yattığı gibi yatarsa, her ikisi de iğrenç bir şey yapmış olurlar; idam edilecekler - kanlarının günahı kendi üstlerine olacaktır.”(3) İncil’de de defalarca söylemiş: “İsrail kızlarından /hiçbirisi/ fahişe olmayacak, İsrail oğullarından /hiçbirisi/ eşcinsel olmayacak.”(4). Kur’an’da, “Göz göre göre hâlâ o hayâsızlığı yapacak mısınız? /Bu ilâhi ikazdan sonra hâlâ/ siz, ille de kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz, beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz”(5) buyurmuş. Cezası Kur’an’da muğlak ama hadislerde(6) açıklanmış.

    İnsan fıtratına yapılan haksızlık…

    Öte yandan, Yahudiliğin kalesi İsrail’de, gay-lesbiyen öğrenci kulüpleri şöyle dursun, “ABD’den farklı olarak, İsrail ordusu aleni gay yurttaşlarını” askerliğe “kabul” etmektedir. İsrail devletinin eşcinsel evliliklere de itirazı yoktur, ancak “İsrail’de sadece geleneksel(7) evliliklere resmi belge verildiğinden, İsrail’de yaşamak isteyen ama geleneksel evlilik istemeyen veya eşcinsel olan çiftler, ülke dışında evlenirler ve İsrail hükümeti evliliklerini yasal sayar. Nitekim, pek çok eşcinsel çift yakındaki bir ülkede, Kıbrıs’ta /Güney!/ evlenip geri dönmektedirler.”(8)

    Öte yandan, “eşcinsel evliliği bir papaz kutsayabilir ama Tanrı kutsamayacaktır” diyen(9) Katoliklerin ABD’deki 200′den fazla üniversite ve kolejinde düzinelerce gay, lesbian veya çift-tercihli öğrenci kulübü faaliyet göstermektedir. Bunlardan Catholic University, Boston College, Georgetown, DePaul University, Loyola University, and St. Thomas University, yönetmeliklerini “cinsel tercihin ayırımcılık nedeni olamayacağı” şeklinde değiştirmişlerdir. İslam ülkelerine gelince: eşcinselliğin tümünde yasak, hatta bazılarında idamla cezalandırılan bir suç olmasına karşın, amacını “Lesbiyen, gay, gay/lesbiyen, travesti Müslümanların kimliklerini İslam’la uzlaştırmak; sosyal adalet, barış ve hoşgörü kavramlarını yüceltmek; herkesi önyargı, adaletsizlik ve ayırımcılıktan uzak bir dünyaya yakınlaştırmak” olarak açıklayan, uluslararası “Al-Fatiha” örgütü 1997′de kurulmuş olup, halen altı ülkede düzinelerce şubesi vardır. Nasıl oluyor da oluyor, bütün bunlar?

    Bugünden yarına olmadıkları muhakkak. Dönüşümü anlamak için beş yüz yıl kadar geri gitmek, “Aydınlanma Çağı” ile birlikte “kul” kavramının nasıl bir değişime uğradığına bakmak lâzım. Malûm olduğu üzere, “Aydınlanma,” Aristo’yu kaynak edinen ve Kopernik, Kepler, Galile ve Newton’la devam eden bir dizi buluş ya da keşif sonucunda, kitaplı dinlerin, yani Yahudiliğin, Hıristiyanlığın ve Müslümanlığın, “Dünya ve Kâinat’a dair açıklamalarını” reddeden, yerine yeni açıklamalar getiren sürecin adıdır. Bu süreçte, Hıristiyan dogma ve gelenekleri sorgulanmaya başlanır. Zaman içinde gözlem ve deneye dayalı “bilimsel” düşüncenin çıkarsamaları, kutsal kitaplarda vaaz edilen doğruların yerini alır.

    “İnsan”a, daha doğrusu, “insanın fıtratına” ilişkin Hıristiyan ahkâmı, reddedilen doğrularının başlarında yer alır. Örneğin, “insan” İncil’de vaaz edildiği gibi “günahkâr” olarak mı doğmuştur, yoksa tümüyle “masum” mudur? “Kul olmak” bilinci, her insanda doğuştan var mıdır, yoksa sonradan mı telkin edilmiştir? İnsan “her isteyenin üzerine her istediğini yazabileceği boş bir sayfa” olarak mı doğar? İnsanın “özgür iradesi” diye bir şey var mıdır? “‘Fıtrat’ denilen nitelik nerede başlar, toplumsal ‘öğreti’ nerede biter?” vb. vb… Düşünürlerin bunlara ve bunlar gibi yüzbinlerce soruya verdikleri (ve vermeye devam ettikleri!) cevaplar, Batı medeniyetinin düşün hazinesini oluştururlar.

    Cevaplar, tartışmalı, çekişmeli, değişkendirler, ancak, bir ortak paydaları vardır: “insan” çıkışlı olmaları; yani, insan denilen varlığı çözümlemeye bilimsel yöntemle yaklaşmaları, kutsal kitapların tanım ve tariflerini bir yana bırakarak, olayı “gözlem, deneme-sınama, mantık” ile ele almaları. Yeri gelmişken, ülkemizde hemen her zaman “yardımseverlik, hayırseverlik” gibi çağrışımlarına kurban giden “humanizma” kavramının aslı, bu yaklaşımdır. “İnsancıllık,” Kainat ve Dünya’yı Yaratıcı’nın kitaplarından değil, “‘insan’dan yola çıkarak, ‘insan aklıyla’ çözülmesi gerektiğine dair inanç”ın adıdır. Nitekim, “Aydınlanma, Kainat’ın merkezinden Tanrı’yı aldı, yerine insanı koydu” diye özetlenen gelişmenin aslı budur.

    Evrensel ve değişmez gerçekler…

    Ne ki, “insan”ın bir laboratuar elementi gibi deneme-sınamaya tabi tutulabilmesi için, en azından “insan aklı”nın herkeste aynı şekilde işlemesi gerektiği de açıktır. Aksi takdirde, Tanrı’dan boşaltılan “merkez”in, paganların Kabe’yi putlarla doldurmaları misali, her biri bir başka telden çalan “akıl”larla doldurulduğu kaotik bir durumun meydana çıkması kaçınılmaz çıkacaktır. Bu ciddi sakınca da, “insan tabiatının evrensel ve değişmez” olduğu doktrininin kabulü ile giderilir. İster bir Eskimo olsun, ister bir Nepalli Gurka, Etopya yerlisi ya da Tibet göçebesi, insan için “aklın yolu birdir” hükmü böylece yerleşir. Bu hüküm, 1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin insanlar arasında “ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir akide, milli veya içtimai menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark” gözetilmesini yasaklayan 2. maddesinin de özüdür. “İnsan tabiatının evrensel ve değişmez” olduğu doktrininin kabulü, insanoğluna ilişkin şiddet, tamah, aşk, nefret, hodgâmlık gibi hasletleriyle, bunların dışavurumlarının kuramsallaştırılması, neden-sonuç ilişkilerinin de “evrensel ve değişmez” biçimde saptanması gereğini getirir.

    (1) Türkiye’nin Yükseköğretim Stratejisi, Şubat 2007, YÖK yayını, (2) 6 Nisan, 2007, Hürriyet, (3) Eski Ahit, Leviticus 20:13, (4) Yeni Ahit, Deuteronomy 23:17, (5) Neml Suresi, 54-55, (6) “Eşcinsel ilişkiye gireni de girdireni de katledin.” Tirmidhi (Ebu İsa Muhammed) 824-892, (7) Ortodoks Yahudilik, (8) Matt Lebovic, 16 Şubat 2007, Boston Üniversitesi konferansı, (9) Lehman Strauss, Litt.D., F.R.G.S. Philadelphia Bible Institute, Eski Ahit tarihçisi.

    ALEV ALATLI
    20 Nisan 2007, Cuma

    Yorum yazan: ÜLKÜ | 21.04.2007 - 12:34

  34. Eşcinsel koyunların küçükbaş hayvancılıkla uğraşan kişilere büyük zarar getirdiğini savunan ABD’li bilimadamları, onları nasıl heteroseksüel (karşı cinse ilgi duyan) hale getirebileceklerini araştırdı.

    Oregon Üniversitesi’nde eşcinsel erkek koyunların beynine laboratuvar ortamında elektrotlar yerleştirilerek neyin “farklı” olduğu araştırıldı ve hormonal dengenin bu durumda büyük rol oynadığı tespit edildi.

    Beyne enjekte edilen hormonlar, sonrasında daha önce gay olan erkek koyunların tekrar sürüye bırakıldıklarında dişilerle çiftleştiği görüldü.

    bu olay eşcinselliğin ciddi oranda genetik olduğunu doğruluyor buna da din adamları karşı çıkıyor, çünkü eşcinseller de yaratılışları gereği davrandıkları için günah işlememiş oluyorlar :)

    Yorum yazan: gaykedi | 22.04.2007 - 02:14

Yorum yapın