jazzetta

“renk renk düşünceler kaldı söylenmedik” (hayyam)

Çöp evde bir Tractatus…

Müessese amiriniz olur olmaz herşeyi bir kenara koyardı eskiden, zaman gelir lazım olur diye. O yüzden işitmediğim laf kalmamıştır (kimden deyu sormayın). “Belediye zabıtaları kapıya dayanacak, o vakit görürsün gününü!” bu azarların en düşük kalorilisidir. Neden sonra canıma tak etti, sıcak bir Ağustos zebbahı evde geniş çaplı bir “Farkında Olmaksızın Çift Alınmış Kitaplardan, Maalesef Hiçbir Kıymet-i Harbiyesi Kalmamış Mecmualardan, Hükümsüz Risalelerden, Lüzumlu Lüzumsuz Kupürlerden Azatlık Ameliyesi”ne giriştim. Vah bana vahlar bana ki, tam 25 sene gözüm gibi sakladığım bir kupür, sokaktan geçen eskicinin menfur emellerine alet olduktan sadece ve sadece iki gün sonra şiddetle lazım oldu. İşte kendime ettiğim küfürler antolojisini ossaat zenginleştirip yeni baskıya hazırladım.

Tractatus’tan Felsefi Soruşturmalar’a attığı adımla beynimizi salatalık turşusuna çevirmiş olan büyük Wittgenstein Bey, “üzerinde konuşulamayanlar konusunda susmalı” dediğinde hemi anlamış, hemi de kızmıştım. “Olguların mantıksal tasarımı, düşüncedir. / Düşünce, anlamlı cümledir. / Cümle, temel cümlelerin doğruluk işlevidir. Temel cümle, kendi kendisinin doğruluk işlevidir.” buyurduğunda gayet doğal karşılamış, “höğnk!” şeklinde nida kıyırttırmamıştım. Severdim keratayı –pardon, dahi filozofu.

Şimdi bu paragrafı önceki paragrafa törenle bağlayalım Timbuktulu hemşehrilerim. Bu sabah ütü yaparkene kombi odasında, az önce bahsettiğim feci katliamdan her nasılsa canını kurtarabilmiş birkaç nesneden biri düşüverdi ayağımın dibine. Anaaa, bi baktım ne göreyim! 13. İstanbul Film Festivali kataloğu! İçim ta derinlerden cız etti. Ulan bi vakitler ben bu festivallerden birinde tam 45 film birden seyrederek rekor kırmış bi heriftim bea! Hemi de hiçbirinde saniye uyumadan! Hele birinde (“Volere Volare [Uçmak İstemek]” adlı filmdi sanırım) –burada “hiç unutmam” klişesini devreye sokuyoruzdur- hem diyalogların elektronik aygıttan Türkçesini, altyazıdan İngilizcesini okumuş, hem İtalyancasını dinlemiş (ve anlamış!), hem de filmi hiçbir karesini sektirmeden zevkle izlemiştim –bunu becerebilmiş olmanın keyfiyle nerdeyse başıma bi kaza gelecekti. Neyse, kataloğa şöyle bir göz gezdirince, ben o yıl maalesef birkaç filmle yetinmek zorunda kaldığımı hatırladım. Şimdi, nostalji kabilinden, iki filmin tanıtım yazısını aktaracağım buraya. Birini görmek istediğim halde görememişim; ötekiniyse seyretmişim, beğendiğimi de hatırlıyorum ama belleğimde izi kalmamış pek. Bu iki filmle ilgili yorum yazacak okurcuklarıma şükranlarımı peşin peşin arzeder, saygıyla huzurlarınızdan çekilürüm. Malumunuz; sanat, hayat yorganını üzerine çektiği vakit ayakları dışarda kalıyür, üşüyür (“ars longa vita brevis” laforizmasının Çemişgezekçesi).

***
WITTGENSTEIN (Seyredemediğim film –MtP): Derek Jarman’ın yeni filmi, 20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri kabul edilen Wittgenstein’ın mizahi bir portresi. Jarman ve senaryoyu onunla birlikte yazan Oxford öğretim üyelerinden edebiyat kuramcısı Terry Eagleton (bu herifi de severim –MtP), izleyicinin ne Wittgenstein’a, ne de fikirlerine aşina olduğu varsayımıyla işe başlamışlar. Büyük filozoftan birçok alıntı içeren gerçekçi senaryoları, Jarman’ın maceracı ve deneyci üslubunu, özellikle de felsefi fikirlere görsel bir boyut kazandırma (ne gadder de zor bir iştir –MtP) yeteneğini gösteriyor. (…)

M. BUTTERFLY (Seyrettiğim film –MtP): 60’ların ortasında, Pekin’deki diplomatik bir kabul töreninde meydana gelen tesadüfi bir karşılaşma, tutkulu bir ilişkiyi başlatacak kıvılcımı yaratır. Puccini’nin trajik operası, ateşli “Madam Butterfly”dan derinden etkilenen René Gallimard, Pekin Operası’ndan güzel bir primadonnayla tanıştırılır. Harcamaların ayrıntılı hesaplarına gömülmüş, Fransız elçiliğinin muhasebecisi olan Gallimard, “benim egzotik kelebeğim” dediği bu gizemli ilham perisinin, Song Liling’in cazibesine kendini kaptırıverir… Cronenberg, arzuların, düşlerin ve gerçeğin trajik bir biçimde içiçe geçtiği bu aşk öyküsünde, değişen duygu ve ruh durumlarından, zengin bir palet yaratmış.

***
Bu makalemizi Pipana Bilgi Yarışması köşeciğimize tıkıştırıciiiz. Hadi bakalım, malumat isterem. Mukabilinde bir adet kıssadan hisse: Çoluk çocuğa karışmadan ne gadder festival filmi izleyebilirsen izle. Yoksa hapı yuttuğunun resmidir; sen filmleri değil, filmler senin makus talihini seyreder.

29.03.2007 - 15:16 - Yazan: metin | PİPANA BİLGİ YARIŞMASI | | 18 Yorumlar

18 Yorumlar »

  1. şimdi bu film konusuna yorum yazmak istiyorum tabii ama “boş” bir yorum olacak bu.

    ben de hiç ama hiç gidemiyorum festivale. bir dönem, gidemesem bile liste çıkarıyordum, eğer gidebilseydim neyi izlemek isterdim, diye ve yıl içinde rastlarsam seçtiğim filmlere, izliyordum.

    bahsettiğiniz ilk filmi görmedim. wittgenstein deyince, zihnimin çekmecesini açınca, bu filmin adı bile geçmedi doğrusu.(gerçi wittgenstein’in verdiği öğüt gibi, “zihni boş şeylerle doldurmamalı” ama benim zihnim, “olan biten her şeyin bir simge ya da alegori olduğunu, dolayısıyla anlamlı ve anlatılmaya layık olduğunu” söyleyen paul claudel’e prim vermeye daha yatkın.)çekmecede bu film dışında da kayda değer pek bir şey yok. T. Bernhard’ın wittgenstein’in yeğeni kitabı var ki okumadım. bir yazımda geçiyordu. (yazıda bilgiyi gösteriş için kullanan kof bir adam vardı; bir seri şeklinde yayınlanan yazının kahramanı kadın, erkeklerle ilişkisinde patetik davranıyordu. böylece ilişki içinde hem erkekleri hem kadınları eleştirme olanağı tanıyordu bu.) erkek wittgenstein’dan bahsediyordu sürekli. ama şimdi yazıyı anlatmak gerekecek ki zaten unuttum ve yazıyı da kaybettim. Zaten adam gibi felsefe de okumadım işin aslına bakarsanız. geçelim.

    derek jarman’ın blue adında filminin senaryosunu okumuştum ki bir dönem senaryo okumaya bayılıyordum. hatırlarsanız, nisan yayınları mıydı neydi, senaryolar yayınlardı. ama şimdi internetten kolayca indiriliyor onlar da.

    ikisinin de eşcinsel olduğu bilgisi kafamda çok net ki bu bilginin de kimseye faydası yok şimdi. sizin bu filmi izlemek istemenizi anlıyorum ilgi alanınız açısından falan filan, ama ben izlemeyi tercih etmeyebilirdim sanki.

    diğer filmi, m. butterfly’ı izledim. Filmi beğendim, ancak rene gallimard’ı çok sahtekar buldum. kendisiyle yüzleşmeyen bir korkak. sevgilisinin erkek olduğunu bilmediğini söylerken nasıl bakabildi onun yüzüne, nasıl bu denli ilişkilerinin aşağılanmasına göz yumabildi? değil mi? crononberg’in bunun dışında existenz’ını izledim ve birinin düşünü izlemiş gibi keyif aldım.

    herneyse. şimdi bu yorum, “ee, daha daha ne var ne yok, siz nasılsınız, gibi oldu” :)) gerçekten yorum yazmak istedim ve sonuç bu kadar oldu. katlanacağız.

    sevgiler.

    Yorum yazan: endiseliperi | 30.03.2007 - 12:04

  2. Merhaba Ağabey,

    “Tractatus’tan Felsefi Soruşturmalar’a attığı adımla beynimizi salatalık turşusuna çevirmiş olan büyük Wittgenstein Bey….

    Valla okurken katılacaktım gülşmekten, ağzına sağlık ağabey..

    Hakikaten doğru söylüyorsun. Çok zordur metinlerdir Wittgenstein’in eserleri. Bu adamcağız Tractatusu bir de cephede yazmış, hayret-i mucib.

    Kendisi de zor hatta tuhaf bir insan Wittgenstein’ın. “Ich bin ein Wurm, aber durch Gott werde ich zum Menschen” diyecek kadar zor bir insan.

    Bu arada.. Tüm okurlarınızın ve sizin veladet gecenizi tebrik ederim Ağabey. Daha nicelerine inşaallah..

    Selamlarımla.

    Yorum yazan: Suat Öztürk | 30.03.2007 - 13:15

  3. Peri Hanım,

    Beni bu adamların i*** olmaları hiç ilgilendirmiyor. (”Eşcinsel” tilciği spastik bir tilcik; dilbilimsel kurallara aykırı. “Homoseksüel” uzun ve söylenişi zor. “Gay” de bana çok yılışık geliyor. Her ne kadar bir değer yargısı da barındırıyorsa içinde, yine de ben o hiç sevmediğim politikayı burada benimseyip “i***” demeyi tercih ediyorum.)

    Bu i***lik mevzuu çetrefilli mevzu. Ne kadar kendimi aksini düşünmeye zorlasam da olmuyor; ben bunu bir tür hastalık olarak görmeye eğilimliyim ve böyle düşünmekle de homofobik falan olduğum şeklinde bir suçlamaya maruz kalmayı da hiç iplemem i***ler tarafından. Çok ilginç birşeydir ki içlerinden dört dörtlük adamların çıktığı da çok oluyor ama genel olarak kopardıkları yaygaradan hoşlanmıyorum -hele de hakim oldukları birçok sektörde bu daha da itici oluyor. Bir iş başvurusu dolayısıyla karşısına çıktığım çok ünlü bir i***mizin tavrı o kadar tiksinti vericiydi ki, ossaat tuzla buz oldu gözümdeki saygınlığı. Kişilik bozukluğu iyi bir hal değil maalesef. Kusura bakmasınlar.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 30.03.2007 - 13:22

  4. Suat Bey,

    Hoşgeldiniz. Ben de kandilinizi kutluyorum sevgili dostum.

    Felsefi Soruşturmalar’dan sonra bize bir özür borcu vardır Wittgenstein Bey’in!..

    Yorum yazan: metin-thePoor | 30.03.2007 - 13:27

  5. 3′le ilgili olarak, eğer buralarda dolaşıyorsa, Gaykedi’den özür dilerim. Bütün i***leri aynı sepete koymam, koymuyorum. Ayrıca tekrar edeyim; aşağılamak maksadıyla kullanmıyorum ben bu “i***” sözcüğünü. Sansürleyişimin amacı da öyle zannedeceklerden sakınmaktır. Bana doğadan, hayvanlardan kanıt getirilmesi de fikrimi ne yazık ki değiştirmiyor. Bunu “doğal” kabul edemiyorum.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 30.03.2007 - 13:48

  6. 3 ve 5′e ek:

    Nerden girdim bu mevzuya ben yaw! İyice netleştireyim bari kısaca:

    Bu kişilere düşmanlık beslediğim yok. Buna karşılık, sempati beslediğimi de hiç söyleyemeyeceğim doğrusu. Bizden farkları yok, insani zaaflar taşımak konusunda. İçlerinde iyileri de var, beş para etmeyenleri de; tıpkı heteroseksüellerde olduğu gibi. Negatif ayrımcılığa da, pozitif ayrımcılığa da lüzum yok yani.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 30.03.2007 - 14:01

  7. Dayanamadım. Bir de link vereyim bari!
    http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=71473,10,2

    Yorum yazan: metin-thePoor | 30.03.2007 - 14:11

  8. anlaşılmıştır, metin bey, sıkmayın canınızı.

    Yorum yazan: endiseliperi | 30.03.2007 - 16:45

  9. Ağabey, konu tatsız, deşmek istemem aslında ama söylemeden geçemeyeceğim.

    Bu bahsekonu kişilerin kendilerini ifade etmelerinde ciddi sorunlar var.

    Bir heteroseksüelin bahsetmekten imtina edeceği konuları bu şahıslar mütemmim cüzleri yapmışlar; yani internet siteleri, klubleri, yaşam biçimleri vs vs. En çok bununla ön plana çıkıyorlar. (Birçoğu)

    Bunun ezilmişlik duygusu ile de alakası yok; öyle ya, normalde kim kimin yatak odasını biliyor? Bilmek zorunda mı? Bunu alakalı alakasız her konuda göze göze sokmak bana çok irrite edici geliyor.
    Vee. ben de senin gibi düşünüyorum. Bu bir hastalıktır/özr dür. Doğadan verilecek örnekler geçersizdir, çünkü doğada başka birçok hastalık da var. Ne materyalist ne de teist açıdan -ki özellikle materyalist açıdan- t hastalık olMadığına dair bir açıklaması yok.

    Bu konuda hararetli bir tartışma yapmıştık epey önce:

    http://www.dusunceler.org/2006/06/22/hosgoru/

    Selamlar.

    Yorum yazan: Suat Öztürk | 30.03.2007 - 17:19

  10. Ağabey, bu arada..

    Benim oradan iyice ayağını kestin :-( Bir de sana, beni kritize etmen için daha önce seçilmen sebebiyle sana pas atamadığımı ama yorum kısmında kısa da olsa değerlendirmeni beklediğimi fii tarihinde attığım bir mailde söylemiştim.. Sesin çıkmadı hala.. :-(

    Hürmetler.. :-)

    Yorum yazan: Suat Öztürk | 30.03.2007 - 17:39

  11. Sevgili Suat Bey dostum,

    10 için:

    Ayağımın tozuyla sizin oradan geliyorum walla! Nasıl da sözünüzün üstüne geldi şimdi! Sitemde ise haklısınız. Feleğim şaştı yine bugünlerde, bağışlayın gecikişimi lütfen.

    9 için:

    Jazzetta’yı açtım açalı, bazı konulara bodoslamadan pek bulaşmamaya çalıştım dikkat ettiyseniz. Bunların bazıları (fincan meseleleri mesela) düpedüz korkaklıktan -ki hep söylüyorum Tırsak Bey olduğumu zaten! Bazıları yeterince vakit ayıramayıp ve önem veremeyip yüzeysel kalmaktan çekindiğim için -mesleki konular filan. Bazıları da bizim konuşmamızın en ufak bir işlev göreceğine inanmadığımdan -mesela bu konu. Sizin verdiğiniz linkteki tartışmayı ortalarına kadar izlemiş, sonra uygun bir zamanda geri dönmek üzere kenara bırakmıştım. 3, 5 ve 6′ya ufak bir ekleme yaparak konuya kendi açımdan son noktayı koyayım bari. İnsanların kendi bireyselliklerine müdahale etmeye, onları kendi tercihlerimiz doğrultusunda yeniden biçimlendirmeye falan hakkımız yoktur; bu tür faşizan tasavvurlara kapım kapalı. Ama ortalıktaki olguyu da kendi bakış açıma göre değerlendirmeye, isimlendirmeye ve kendi tavrımı almaya da hakkım var ve ben o hakkımı kullanarak diyorum ki bu kişilere: “Kardeşim, sizin bu durumunuz benim baktığım yerden bir ’seçim’ değildir; dolayısıyla da bir suçlama/mahkum etme vesilesi de değildir. Bana göre sizin bir ’sorun’unuz var; ben size bunun bir ’sorun’ olduğu dayatmasında bulunamam, ama siz de benim bunu bir ‘tercih’ değil, bir ’sorun’ olarak görmemi engelleyemezsiniz. O halde orta yolda buluşalım: Ne siz benim alanıma sızmaya, beni tahakküme yeltenin; ne de ben sizi. Tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna.” Fazlaca vulgarize ve karikatürize ederek böyle söylemiş olayım.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 30.03.2007 - 19:20

  12. “….Mukabilinde bir adet kıssadan hisse: Çoluk çocuğa karışmadan ne gadder festival filmi izleyebilirsen izle. Yoksa hapı yuttuğunun resmidir; sen filmleri değil, filmler senin makus talihini seyreder.” demişsiniz de dayanamadım, yazıyorum. Kaç saattir, vicdan azabıyla dertlenip duruyorum. Şunun için: Hiç kimsenin baskısı altında olmaksızın kendi kendimin bir boş bulunma anında diyelim, yıllar ve yıllar boyunca topladığım, hepsinin sayfaları tek tek okunmuş, üflenmiş bütün festival kataloglarımı, kaldırıp atmıştım.
    O vakitler henüz beblerim el kadardı. Şimdi sıpa kadar oldular da yeniden hatırıma geldi o kıymetli evrakım.
    Geçmiş olsun! Biz de başka filmler çevirmiş olduk, o esnada…

    Yorum yazan: ekmekçikız | 31.03.2007 - 23:54

  13. Ekmekçikız Hanım,

    Hoşgeldiniz. Hep gelin. Sizin orada sevincimi belli ettim. Linklerime de derhal ekledim.

    Festival katalogları sepetini fırlatıp atmak, o güzel günlerin anısına ihanet etmek demekti bence ve aynı suçu işleyişimiz ne kadar hüzün verici!

    Yorum yazan: metin-thePoor | 01.04.2007 - 14:27

  14. 11′e ek:

    Sadece bu kişiler için değil, herkes için söylemek istediğim birşey var: Üzerindeki etiketi rant kapısı haline getirenler, canımı sıkıyor.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 01.04.2007 - 21:19

  15. Buradaki yorumlardan homoseksaliteyle ilgili olanları şimdi okuyacak olan okurlarımı şuraya yönlendireyim:
    http://jazzetta.wordpress.com/2007/04/08/distopik-bir-tasavvur-escinscil-egemen-dunya/

    Yorum yazan: metin-thePoor | 08.04.2007 - 10:02

  16. “Alles, was man weiß, nicht bloß
    rauschen und brausen gehört hat,
    läßt sich in drei Worten sagen”

    acaba kendisi “sorusturmalar”da bu cümle hakkinda ne yazardi merak ediyorum.

    ömrümüz bu üc sözcügün pesinde (mi) geciriyor.

    Yorum yazan: jenseits | 16.05.2007 - 23:36

  17. yukaridaki sözün cevirisini yazmayi unutmusum. kusura kalmayin. söyledir türkce cevirisi üc asagi bes yukari

    “ve insanin bildigi, sade boslukta ve ugultuda kulagina calinmamis olan her sey üc kelimeyle söylenebilir”.

    Yorum yazan: jenseits | 17.05.2007 - 21:48

  18. Efendim hoşgeldiniz uzaklardan. Teşekkür ederim katkınız için.

    Ömrümüz kaç kelimenin peşinde geçiyor sorusu için belki de bir ömür harcamak lazım. Ya da “Ecco Homo!” diye ünlemek… İşte İnsan! Ve insanın bildiği hiçbir şey yok! İşte Hiçlik’in bile farkında olmadığı Hiçlik!

    Yorum yazan: metin-thePoor | 18.05.2007 - 11:35

Yorum yapın