Alma mazlumun ahını, zalim olup çıkar!
Yangından mal kaçıralım efenim. En kısa yazımı yazayım bu zebbah. Adetim olmayan şeyler yapmaya başladım. Tam işe gitmeye hazırlanırkene tutup ekran başına geç, yazı yaz, olacak iş mi! Halbuysam zaman gayet acayip bişidir, görecelidir felan; sınavda yıldırım gibi geçer, otobos beklerken bana mısın demez mesela. Neyse, en kısa yazı didim de, işte size bir kılçık daha: Siz tek bir harf bile yazmadığım yazımı mı en kısa yazım zannediyorsunuz yoksa sayın hemşolarım? Kıh kıh!
***
1. EN KISA YAZIM (belki de hiç yazılmadı!):
Güle güle Baudrillard Usta, seni saygıyla uğurluyorum! Ve sonra bu cümlemi geri alıyorum. Senin ölümün gerçek değil ki.
***
2. YAZI:
Metin Bey’in solculuğunun kökenine inmiştik dün. Bugün de özünü faş edelim efendiler. Asıl makalemiz gelene dek idare edeceksiniz artık tek bir cümleyle. Farkındasınız di mi, şu anda malikanemizin bekleme salonunda bekleştiğinizin?
Evet, zalimden yana olmadığım çok açık (hoş, zalimden yana olanlar da bunu asla açık etmezler bilirsiniz); gelvelakin bendeniz mazlumdan yana da değilim!!!
Düşüp bayılacak dostlarım için kolonyamı yanımda getirmiştim. Buyrun: Çünkü her mazlumun içinde bir adet zalim vardır! Bütün mesele, simbiyotik ilişki içinde olan “zalimlik”-“mazlumluk” müesseselerini ortadan kaldırabilmekte yatar.
***
Neyse, hem çağımızın çok önemli bir düşünce adamını, hem de benim solculuğumu “irdeleme”ye devam edecez efenim. Yeni işimde taşlar yerine otursun, o vakit sanırım biraz zaman bulurum.
18 Yorumlar »
Yorum yapın
About
Beniâdem içre bir âdem. Ademin mevcudiyetini yahut mevcudiyetin ademini merak ediyor. Ne Konstantiniyye’siz yapabiliyor, ne de Konstantiniyye ile. Kendine göre bir ütopyası ve distopyası var. Başak burcu. Mekteb-i Mülkiye-yi Şahane-i Osmanî mezunu. Müellif ve muharrir olduğu iddiasında ama bu aslında bir muammadan ibaret. Hayatta aşkla bağlı olduğu ilk ve son şey, Türkçe. Arada birkaç şey daha var tabii. Bazen kendisi olduğunu düşünüyor, Borges’in kulaklarını çınlatarak. Blues, caz, progresif rock, fusion, klasik, barok, tango, türkü ve şarkı seviyor -sırayla değil ve sadece bunlar da değil. Yüzme bilmiyor ve bu gidişle hiçbir zaman öğrenemeyecek. (Bu kadar ayrıntılı tarife lüzum yoktu ya neyse!)


Bütün mesele, simbiyotik ilişki içinde olan “zalimlik”-“mazlumluk” müesseselerini ortadan kaldırabilmekte yatar.
ah ah Metin Beyciğim, sağı solu bir yana, insani boyutta ben de bunu bilir bunu söylerim. Amma velakin mazlumun zulmü nasılda primli bir müesseseymiş, hayret! Artık öğrendim, tesbit edip uzak durmayı… o da bişeydir deyip kendi adıma seviniyorum…
BÜTÜN OKURCUKLARIMA ÖNEMLİ NOT:
Bu malikanede bütün ziyaretçilerin bendenize hitaben yazılmış yorumlarına özüm tarafından mutlaka cevap yazılır biliyorsunuz. Son zamanlarda istemeyerek bu kuralı ihlal etmek zorunda kaldım. Birikmiş bütün cevapsız yorumlara itinalı cevaplar uyduracağımdan emin olabilirsiniz; ancak bunu bir çırpıda yapamayacağım, azıcık zamana ihtiyacım var.
“Sizleri kıracağıma kafam kırılsın” şeklindeki bir kenar mahalle laforizmasıyla özrümü tamamlıyorum efenim.
Muzmin Bey için ek not:
Size çifte özür borçluyum; yazlığınızdaki balkon kapılarını açtırdığım halde eli dolu uğrayamadım.
Yapacam edecem diyecem, Konstantin Bey yine dalgasını geçecek! Hay Allah, n’apsam ki?
Aaaah ah! Malikanemizin ilk ayları ne kadar da şenlikliydi… Bütün dostlar uğrar, çay kahve içip sohbet ederlerdi. Herkeşlere bi haller oldu; küsüşen küsüşene, bozuşan bozuşana, işi başından aşkın olan (benim gibi) aşkın olana, çekip giden gidene… Jelatine sarıp sarmalayarak möhüm bişi yımırtladık bugün, kimsecikler tınmadı bilem… Yazıklar ossun virdiğim emeklere! Yer yarıldı içine girdi sanki ahalim…
Kıs(s)dan hisse:
Yaşam: “…aşırı anlam bolluğuyla, kusursuz bir anlamsızlığın yol açtığı bir korku düzeni”
Ya da ölüm olmasa yaşamın ne anlamı var?
Ya da ölüm var mı?
Ya da… Ya da… Ya da…
Bütün mesele, simbiyotik ilişki içinde olan “zalimlik”-“mazlumluk” müesseselerini ortadan kaldırabilmekte yatar.
Daha yorumlara bakmadan bu cümleyi kopyalamıştım.
pınar.d benden önce davranmış. Olsun, aklın yolu birdir.
Bu söz, bir kitap dolusu ifadeleri tek başına karşılar bence. Başka sözüm yoktur hakim bey.
Iyı de, sirf o cumle yuzunden dahi olsa, bu yazi baska bir yerde olmali degil miydi? :)
jelatine sarıp ne sundunuz da yimedik Metin Bey!
aşkolsun..yımırta mı? hemi de jelatinde.. muzlu levrekten sonra duyduğum tiskinç bi’ tür daha galiba, öğk!
ooh canıma deysin, siz benim bisküvilerime o sesi çıkarırsınız da ben çıkaramaz mıyım sandınız :p
Muzmin Bey,
Ütopya iyidir. Uyandırır. Sandığınız aksine, uyutmaz.
Cano Hanım,
Alın benden de o kadar! Jelatinde yımırta mı… ıyyk!
Pınar Hanım, Zihni Bey,
Çok önemsediğim birşeyin altını çizmişsiniz. Teşekkür ederim.
Derya Hanım,
Elbette yaşam ve ölüm bir bütündür, birbirlerine anlam verirler. Ama ustaya da kulak vermekte fayda var. Ölüm var mı gerçekten? Yaşam var mı gerçekten? Böyle soruları akla getirdiği için.
burada
bir arkadaşın,
“Her can ölümü tadacaktır’ gerisi safsata.”
sözüne karşılık, başka bir arkadaşın verdiği cevabı paylaşmak istedim.
Derya Hanım’ın yazısının htırlatmasıyla..
Ölümü tatmanın benim için bir anlamı yok; çünkü yaşadığım sürece ölüm bana ulaşamayacak, ölüm bana ulaştığında ise ben olmadığım için ölümün tadını yine göremeyeceğim.
Metin bey,
Iyi oldugunu da, uyutmadigini da bilirim.
Uyanik goruldugu halde yol tarifi olmamasi sorun olabiliyor bazan.
Zihni Bey,
O cevaptaki söz, benim bir zamanlar vazgeçilmez mottomdu. Şimdi şöyle düşünüyorum: Ben, yaşamakla ölümü zaten tadıyorum!
Muzmin Bey,
Yol tarif edilmez böyle durumlarda, kendiniz bulacaksınız!
Şimdi şöyle düşünüyorum: Ben, yaşamakla ölümü zaten tadıyorum!
Arabesk takılmak bu mudur yoksa Metin Bey?
Hiç alakası yok Zihni Beyciğim! Yaşam-ölüm diyalektiğiyle ilgili diyelim.