Çişim geldi Savaş Abi!
Evrope yakasına geçtik geçeli meşguliyetimiz arttı, dolayısıyla malikanemizi ihmal ettik. Bu arada kan gövdeyi götürmüş. Tam da bendeniz “ÖZLEDİĞİM DİYALOGLAR: 1. X Bey - Y Bey, 2. Q Bey - Z Bey, 3. et al.” diyerekten nostaljik bir kaşıntı içine girecekken muhterem Knz Hanım bir çuval inciri berbat etme yarışması açmış ve tek yarışmacı olarak kendisine başarılar dilemiş. (Bana ikide bir “Metin-thePoor” derseniz ben de intikamımı isotlarım böyle işte Knz Hanım!) Bir “barışman” olaraktan üzüldüm efenim, çok üzüldüm. Ben bütün e-dostlarımı seviyor, sayıyor; küçüklerimin gözlerinden, büyüklerimin ellerinden öpüyorum. Şirin beldem Absürdistan’ımda barıştan eser yok, bari blogistanımızda hır ve de gür olmasın diye saf saf temennilerde filan bulunuyorum niyeyse. Ayrıcana atalarımız ne buyurmuş, malum: Verba volant, scripta manent.
Ortalığı yumuşatmak için Yumoş Bey’i çağırmaya lüzum görmüyorum, reklam dünyasından yeterince tiskinti duymaktayım zaten. İyisi mi bir ex-patronumdan duyduğum fıkrayla İsmail Aga’yı sahneye davet edelim. (İsmail Aga’nın kim olduğunu bilmeyenler, sevgili teknik direktörüm Halid The Kimble Bey’e yahut Konstantin Bey’e müracaat edebilir.)
Amerika’da hostessiz kısa mesafeli uçuşlardan birinde, uçağa geç binen tombul bir yahudi, iki arabın yanına oturmak zorunda kalmış. Pabuçlarını çıkarıp koltuğuna yaslanmış. Uçak havalandıktan sonra araplardan biri “Gidip kendime bir kola alayım” demiş yüksek sesle. Araba yol vermek için zaten kalkmak zorunda olan bizim yahudi “Durun ben getiririm size” deyip yerinden kalkmış ve otomata yönelmiş. Onun yokluğunu fırsat bilen arap, adamın pabucunun içine okkalıca bir tükürük konduruvermiş. Yahudi elinde kolayla gelip yerine oturacakken bu sefer öteki arap da bir kola rica edip edemeyeceğini sormuş kibarca. “Hiç sorun değil, elbette” diyen yahudi uzaklaşınca bu defa ikinci arap aynı hareketi yapmış. Adamlarımız yol boyunca havadan sudan konuşup sohbeti koyultmuşlar. İnişe yakın yahudi durumu çakozlamış. Dostane bir sesle araplara dönüp “Yaw” demiş, “ne didişip duruyoruz birbirimizle. Bakın ne güzel muhabbet ettik. Halklarımız bizden örnek alsalar ne birbirlerinin pabuçlarına tükürürler, ne de birbirlerinin kolalarına işerler!”
Aman ha sevgili dostlarım, herhangi bir kastım yoktur.
About
Beniâdem içre bir âdem. Ademin mevcudiyetini yahut mevcudiyetin ademini merak ediyor. Ne Konstantiniyye’siz yapabiliyor, ne de Konstantiniyye ile. Kendine göre bir ütopyası ve distopyası var. Başak burcu. Mekteb-i Mülkiye-yi Şahane-i Osmanî mezunu. Müellif ve muharrir olduğu iddiasında ama bu aslında bir muammadan ibaret. Hayatta aşkla bağlı olduğu ilk ve son şey, Türkçe. Arada birkaç şey daha var tabii. Bazen kendisi olduğunu düşünüyor, Borges’in kulaklarını çınlatarak. Blues, caz, progresif rock, fusion, klasik, barok, tango, türkü ve şarkı seviyor -sırayla değil ve sadece bunlar da değil. Yüzme bilmiyor ve bu gidişle hiçbir zaman öğrenemeyecek. (Bu kadar ayrıntılı tarife lüzum yoktu ya neyse!)

