Lumpenistan: You are welcome to it!
Hrant Dink’in katledilişi, Türkiye toplumunun zihinsel topoğrafyasındaki derin fay hattının aktifleşmesine yolaçtı. Milliyetçilik konusunda yürütülen hararetli tartışma –daha doğrusu sağırlar diyaloğu- fay hattının harekete geçtiğinin en bariz belirtisi. Ben bu bağlamda asıl önemli olanın milliyetçiliğin yükselişi değil, bunu da beraberinde getiren bir trend olarak, lumpenliğin gittikçe ezicileşen hakimiyeti olduğu görüşündeyim.
Gelgelelim, lumpenliği ben burada marksist bağlamda da algılamıyorum, demografisini de dar tutmuyorum. Lumpenlik, neredeyse hiçbir demografik göstergeye tabi olmaksızın, toplumun her katman ve kesiminde virütik bir salgın gibi yayılmakta ve kafalara, ruhlara nüfuz etmekte. Medyada Çölajanı Bey, Altaylardankopupgelmiş Bey, Klimatolog Ertuğrul Efendi; reklam sektöründe Ali Desidero Tarayıcı Bey; siyaset arenasında Uzanan Bey; akademik dünyada bütün LÖK reaktörlerinin ve proflarının yanısıra, Dövlet Bahçevan Bey tarafından şutlanan Asamkesemci Prof. Umut Çakarçakmazçakançakmak Bey; futbol dünyasında Fatih Kavramore Bey gibi lumpenleri zaten tanıyoruz da, bunların irili ufaklı klonları sadece bu saydığım alanlarda değil her alanda inanılmaz bir hızla ürüyor, üretiliyor. Sosyal psikolojimiz, lumpenliğin bütün çiğ ve çirkin renk tonlarını içeren, alabildiğine kitsch ve alabildiğine grotesk bir tabloya hapsoluyor. Lumpenleşme; aczin, paranoyaklığın, zenofobinin, aşağılık kompleksinin, her türlü zaafiyetin bir nevi sublimasyonu olarak siyasi platformda “milliyetçilik” kılığına bürünüp toplumda topyekun bir ötekileştirme ve düşmanlaştırma manivelası işlevi görüyor.
Alev Alatlı’nın son yazısının, tetikçi katillerin kahramanlaşmasının son derece kolay ve doğal olduğu bir toplumsal zihniyet haritasında lumpenliği daha da tetiklememesini dilerim.
Bu konuyu daha sonra genişçe işlemek üzere bekleme salonuna alıyorum.


Alev Alatlı’nın son yazısına yönelik eleştiriler içinde Suat Bey’in yazısının çok isabetli bir bakış getirdiğini söylemek isterim.
Pazar günleri “İnternete Girmeme, Yazı Yazmama ve Yorum Yapmama Günü” ilan edildi de benim mi haberim yok bir tek acep?
:-))
Abi ben buralardayım..
Alev Alatlı’yı yanlış anlama ihtimalimiz konusunda hemfikir olmamıza sevindim.Alev Alatlı’ı çok sever fikirlerine çok değer veririm çünkü..
İnşaallah bir başka yazıyla konuyu açar.
Suat Bey,
Sağolun dostum uğradığınız için. Ben de değer veririm Alev Hanım’ın yazılarına. Lakin hanımefendi “cehenneme giden yollar iyiniyet taşlarıyla döşenmiştir” laforizmasını sanırım unutmuşa benziyor.
Çok klasik bir itiraz belki ama şahsen ben Türkiye toplumu kavramına karşıyım.
Lumpen değilim.
Cenk Bey,
Hoşgeldiniz. Neden karşı olduğunuzu da klasik argümanlara göre mi değerlendireceğiz acaba?
Ayrıca bir not düşmeliyim: “Türkiye toplumu/halkları” demek istemeyen herkesi lumpen olarak damgalamak da bir tür lumpence tavırdır ve benim göstereceğim bir tavır değildir. Müsterih olun!
Her zaman beklerim malikanemize.
Saygılar.
Metin bey,
Ben de, yok farzetmek, yok olsun dilekleriyle gormezden gelmek yerine; varliginiu kabul edip islah etmek konusunda anlamli yaklasimlarin gelistirilmesini dilerim.
Muzmin Bey,
Alıntınızdaki ifade ile yorumunuzdaki ifade birbiriyle çelişik mi sizce acaba? Bence değil.
Metin bey,
Alıntınızdaki ifade ile yorumunuzdaki ifade birbiriyle çelişik mi sizce acaba? Bence değil.
Sutun inekten sagildigini soylemek ile, 2×2=4 demek de birbiriyle celisik degil. Ama sut kitligindan endise ediliyorsa, bunu aritmetik calisarak cozmeye calismak makul degil. Alatli’nin cikislari cozum uretir demiyorum, Alatli’nin cikislarina Muzmin beyin yaklasimi bugunku dunyada bizi en azindan basimiza gelmesinden endiselendigimiz seylerden ne sekilde sakinabilecegimizi incelemeye goturebilir diyorum. Derseniz ki “tut ki bunu buldun/bildin de ne oldu, topluma uygulatabilir misin?” cevap olarak sahsi acidan sarapnelin nereden gelecegini kestirip ona gore siper almak cinsinden tedbirler almayi dusunmek disinda pek birsey yapabilecegimi soyleyemem. Ben diyemem, belki baska seyler diyenler vardir. Biz bir anlayalim da su isi, hale genel olarak bakip uzulmek yerine bildigimiz care uygulanmadi diye uzulelim en azindan.
Metin bey, Bulent bey [kronolojik]
Utopyalari kim sevmez ki… Ve, utopyalarimiza uymayanlari yok ya da mekruh farzetmenin o dayanilmaz lezzetini, rehavetini ve dahi sehvetini..
Fakat, teori ile pratigin temel farki birinin namevcut digerinin ise mevcut olmasi. Temennilerle, ikrahla birini bir digerinin yerine koyamiyoruz –omrumun yettigi son birkac bin senedeki tecrubelerim bu istikamettedir.
Aktif gayret gerekiyor. Pratigi teoriye uydurmak icin de, teoriyi adam etmek icin de aktif gayret gerekiyor. Bu aktif gayreti harcarken de dengeli olmak sart. Cok fazla etkili olursaniz, sizin teorinizden bihaber birileri sizin onca ugrasip didinip kurdugunuz yeryuzu cennetini atlarinin nallari ya da tanklarinin paletlerinin altina alabiliyor.
Onca derin felsefesine ve hayran olunasi soylemelerine karsilik, AB’nin en (belki de yegane) zayif noktasi, onca teorinin icinde ordunun da gerekli oldugunu atlamis olmalaridir bence. Bu yuzden, AB –yeni dunya duzeninde– zengin dul muamelesi gormek zorunda kalacak.
Butun bunlarin irkcilikla ne alakasi var? diye sorabilirsiniz..
Tabii ki yok. Benim uzerinde durdugum nokta da irkcilik degil.
Ordularin siddet unsuru iceren yapilanma olduklarina yapilan itirazlar uzerine bunlari soyluyorum.
Ordunuzu cok fazla ehillestirirseniz, Pamukoglu’nun kitabinda anlattigi uzere, o odadan bu odaya dosya tasiyan uniformali memurlar haline gelirler ve lazim oldugu anda da ordunuz yoktur, ve baskalarinin insafina kalmis olursunuz..
Lambaaaa!
Tersi de anlamli degil. Yani, ordunuzun kendinize tehdit unsuru olmasini da istemezsiniz.
Orta bir yol bulmak zorundasiniz. Bunu bulmak zorunda olanlar da Askeriyye, ya da Mulkiyye degil; bunu Ilmiyye bulmak ve saglamak zorundadir…
Ilmiyye, kurtulusu, kafasini kuma gommekte ya da daha beteri, harici kurtaricilarin hamiyetinde gorurse, sonuclarindan da o –Ilmiyye sinifi– mesuldur.
Baskalari degil. Ama, cezasini herkes ceker.. tipki akilsiz basin cezasini govdenin her tarafinin cekmesi gibi..
Orta yolu, dolayisi ile, pratigin arasinda girerek ve bunu da bilerek isteyerek bulmak ve gerekeni de yapmak zorundadir.
Risklidir tabii ki. Ama, daha az risklidir bence.
Isin kotusu, bu –Ilmiyye sinifini teskil ettiklerini soyleyebilecegim– ’sol’un pratigine hep aykiri dusuyor.
Onlar, sol, vaktiyle, isci sinifi ile ilgili seyleri da magaralarda konusmagi tercih ediyorlardi.
Ayni, ikrah bugun de var.
Ayni sekilde, faydasiz, ve hemen ayni mahiyette apandisit..
Miskinler tekkesi ile Ilmiyye ayni sey degil.
Ama, gel de anlat..
Onca derin felsefesine ve hayran olunasi soylemelerine karsilik, AB’nin en (belki de yegane) zayif noktasi, onca teorinin icinde ordunun da gerekli oldugunu atlamis olmalaridir bence.
Bir dakika, ne derin felsefesi ne hayranligi? Buralarda beraber alay etmiyorduk adamlarla?
grrr. etmiyor muyduk olacak 11
Metin Bey,
Alatlı’nın ve ulusalcı yaklaşımın sürekli kullanmaktan hoşlandığı ve fakat üzerine hiç bir şeyin inşaa edilemeyeceği yaklaşım:
Sui misalin emsal alınması yaklaşımıdır.
Amerikan deniz piyadelerinin ne kadar adi yaratıklar olduğnu gösterince kendimizi ancak aynı adilik ve saldırganlıkla savunabileceğimizi söylemekten gayrı nereye varıyor ilgili yazı bilemiyorum?
Bir devletin gayrı nizmai harp unsurları olabilir ve bunalr ilan edilmemiş savşlarda kullanılabilir de.
İyi de bunlar olurolmadık her yerde tedavüle sokulabilir mi?
Bu şuna benzer: Kendini savunmak için silah almış birinin her fevkalâdeliği tabancayı kılıfından çıakrmak için bir bahane saymasına.
Kaldı kimilletin değerlerine önem veren, onu saf ve temiz gördüğüne inandığım bir yazar olarak Alaltlı’nın bu tip bir iğrençliği Schrödinger’in Kedisi’nden beri sürekli önümüze sürmesi en azından yakışıksız.
Kendisinin eserlerinde objektif, anlaşılabilir bir “olması gerekenler” kategorizasyonu bulamazsınız. İyi bir taşhisçi kötü bir yorumcudur.
Meselâ hep verdiğim örnektir. “Orada Kimse Var mı?” dörtlemesinin ikinci cildinde mülkiyet meselesini tartıştıkları Diana Pavloviç , Günay Rodplu’ya en sonunda “İyi de tapu kimdedir?” diye sorduğunda Rodoplu buna “Şundadır!” diye cevap veremez. ” Bu konu öyle basit değil” mealinde bir cevapla Rodoplu soruyu geçiştirir ve kitabın geri kalanında da sadece “piyasa ahlâkı” denen bir edepsizliğin tasviri yapılır, durur. Dörtleme taraımdan 3 defa okunnmuştur.
Orhan Pamuk’u açıkça tehdit eden, kaçmasına sebep olan hırpani adamları mı kendimize refarans almalıyız? Milliyetçiliği bize öğretecek başka adam yok mudur?
İnsnaların hayatlaırnı tehdit etmekle mivatanseverlik ancak ortaya konabiliyor?
Eğer bir milleti sevmek farklılıkalrı yok etmeği meşrulaştırıyorsa Alatlı haklı, derhal kendimize b.kla, radyoaktif artıklardan paydahlanmış bir katiller ordusu yaratıp ABD ile rekabete girişelim. Kulağa hoş geliyor değil mi? Metin Bey, şöyle okkalı bir “milliyetçi” özel kuvvetler yemini bulma yarışması açılmasını teklif ediyorum.
“Olması gereken” ile igili bir fikrimiz yok ise hiç olmazsa iğrençliği sürekli soframıza koymayalım…
Bulent bey,
Bunun iki cevabi var:
Birincisi, siz bilmiyorsunuz belki ama ben takdir etmekle hayranligi birbirinden ayiririm. Hayran olduklarimi cok nadir (belki de hic) takdir ederim demek istiyorum.
Hayranligim, yaradanin neler yarattigi baglamindadir. Akil sir ermez yani. Yani, benim aklim o sirra ermez..
Ikincisi, herkesin benim gibi dusunmesini de beklemiyorum tabii ki. Hayran olanlar var ve bunu da ‘ah, keske biz de oyle olsak’ baglaminda iyi niyetli hayallerine mesnet ediyorlar.
AB’nin derin felsefeleri konusunda da benzer seyleri soyleyeybilirim, ama gerek oldugunu sanmiyorum.
Afsar bey,
Ah, su olmais gerekenler..
Aklima Aşık Veysel Şatıroğlu’nun (rahmet olsun) su sozlerini getirdim (konuya ozellikle taalluk ettigini dusundugum kisimlari ayrica bold olarak isaretledim)..
Rahmetli kör idi, kör olmasina.. ama, bir cok bakardan cok daha iyi gorurdu..
Hayalinde bir mechul (en azindan bizim icin ‘mechul’) bir kadin vardi.
O kadar. Ondan oteye hayalci degildi.
Siz kalkin, lutfen; Aşık Veysel Şatıroğlu nur icinde yatsin :))
Aslinda, Cengiz Ozkan da iyi soyluyor..
Ama, Aşık Veysel usta ve ustadin kendisinden dinlemek gibisi yok..
Sirf guzellikleri ile degil, paketin tamamidir.. igrenMEmem.. tiksinMEmem.. korkMAm.. cekinMEm.. hepsini severim.
Hepsi benim cunku.
Sizin gibi baksam, buyuk bir ihtimalle, iki saat icinde tasi taragi toplayip terk-i diyar ederdim…
Hrant Dink, ruhun sadolsun.
Hrant Dink ile onu öldüreni aynı kefeye mi koyuyorsunuz?
Size ne diyebilirim ki Müzmin Bey…? Katili de bizim, maktulü de bizin! Oğlan bizim kız bizim! Tey tey tey!
“Olması gerekenler” kategorisiiçin çabalamayacaksanız zaten Hrant Dink için yapılana kzamazsınız ki.. “Ne yapalım canım devletimiz uygun görmüş, nasılolsa bizim devletimiz, arada bir böyle kazalar olur” desek içiniz rahat eder mi?
Karınca yangına ağzında su taşıyormuş.
” Senin götürdüğün su o yangın söndürür mü?” diye dalga geçmişler…
“En azından safımı belli ederim…” demiş…
Ayak altında ezileceksek ben hiç olmazsa sizin gibi zalimlerin tarafında olmamağı tercih ederim…
Afşar Bey,
Size verdiğim cevabı buradan siliyorum, birazdan ayrı bir yazı olarak gireceğim bloga. Daha doğrusu, çoktandır yazmak istediğim bir yazının ön notu olarak.
Buradaki gibiden sonra virgül konsa dilbilgisi yanlışı olur ama düşündüm de zalim gibi olanla, zalimin tarafında olan arasında fark var mıdır?
Son sor:, Herhangi bir zalimnin etiketinde hangi marka olursa daha makbul sayılır?
Benim de aklima bir sarki geldi :
Seyret perişan halimi bende akşam olmakta
Dostlar seyrelmiş beyhude lafla vakit dolmakta
Avare oldum serseri oldum terk-i diyarda
Zalim, senin Allah’ın yok mu
Yarin gözü yüksekte benim bir kuru aşkım var
Düşmanlarım nispette be hey kara vicdanlı yar
Yağdı saçlarıma genç yaşımda lapa lapa kar
Zalim, senin Allah’ın yok
kürdili hicazkar makaminda soylenebilirse cok daha makbule gecer :)