Aklımı karşıya geçir şair aklı. Uçur bilinmeze zamanın ruhu. Beni yıka onmazlığı yalanın./
Bilgeliğe taşı kelimelerimi dünün dünyası. Erasmus’a karanfil sunayım. Hırçın bellek sınansın./
Bunca kelle boşa düşmüş. Yazık bunca başsız sonsuz öyküye. Korkak bir kılıç saklar gövdesinde bu mağrur kın. //
Tarih yazdıklarını sananlar tarihe yenilenlerdir. Vay yenilmişlerin haline, varislerine tahtın./
Kanatlarına sığınayım kelebek, ömründe sonsuzluğu sınayayım. Dünya sınav olduğunu anlasın./
Bir canhıraş bağrışsın, ertelenemez uzun bir telaş. Denmeli sana: Yansın varsın, ersin varsın, yoksun varsın. //
Dil benim mülkümdür. Senin mülkündür. Onun mülküdür. Mülk kardeşleriyiz, ey umutsuz yoldaşım, dildaşım kadın!/
Kesip attım dilimi en karanlığımın koyunda. Kadın, benim şeytani yüzümün en umutsuz tanığısın!/
Unuttum okuduğumu: ‘Hiçbiri hissetmiş olamaz ensendeki soluğu: Ne yunmuş kan, ne kirlenmiş altın.’
———————————————————————————————————–
(*) Bu manzum metni üç üçlük olarak okumalısınız. Satırlara aldanmayın. Mısra sonlarındaki işaretler de sırf sizin okumanızı kolaylaştırsın diyedir, mısralar satırlara bölünmeseydi gerek olmayacaktı onlara. Mısra dediğime de bakmayın; bu bir şiir olmayıp -az önce de belirttiğim gibi- manzum bir metindir. Hece veznindedir, ölçüsü de 34′tür.
18.02.2007 - 22:11
Yazan:
metin |
TAVANARASI |
|
8 Yorum
Hrant Dink’in katledilişi, Türkiye toplumunun zihinsel topoğrafyasındaki derin fay hattının aktifleşmesine yolaçtı. Milliyetçilik konusunda yürütülen hararetli tartışma –daha doğrusu sağırlar diyaloğu- fay hattının harekete geçtiğinin en bariz belirtisi. Ben bu bağlamda asıl önemli olanın milliyetçiliğin yükselişi değil, bunu da beraberinde getiren bir trend olarak, lumpenliğin gittikçe ezicileşen hakimiyeti olduğu görüşündeyim.
Gelgelelim, lumpenliği ben burada marksist bağlamda da algılamıyorum, demografisini de dar tutmuyorum. Lumpenlik, neredeyse hiçbir demografik göstergeye tabi olmaksızın, toplumun her katman ve kesiminde virütik bir salgın gibi yayılmakta ve kafalara, ruhlara nüfuz etmekte. Medyada Çölajanı Bey, Altaylardankopupgelmiş Bey, Klimatolog Ertuğrul Efendi; reklam sektöründe Ali Desidero Tarayıcı Bey; siyaset arenasında Uzanan Bey; akademik dünyada bütün LÖK reaktörlerinin ve proflarının yanısıra, Dövlet Bahçevan Bey tarafından şutlanan Asamkesemci Prof. Umut Çakarçakmazçakançakmak Bey; futbol dünyasında Fatih Kavramore Bey gibi lumpenleri zaten tanıyoruz da, bunların irili ufaklı klonları sadece bu saydığım alanlarda değil her alanda inanılmaz bir hızla ürüyor, üretiliyor. Sosyal psikolojimiz, lumpenliğin bütün çiğ ve çirkin renk tonlarını içeren, alabildiğine kitsch ve alabildiğine grotesk bir tabloya hapsoluyor. Lumpenleşme; aczin, paranoyaklığın, zenofobinin, aşağılık kompleksinin, her türlü zaafiyetin bir nevi sublimasyonu olarak siyasi platformda “milliyetçilik” kılığına bürünüp toplumda topyekun bir ötekileştirme ve düşmanlaştırma manivelası işlevi görüyor.
Alev Alatlı’nın son yazısının, tetikçi katillerin kahramanlaşmasının son derece kolay ve doğal olduğu bir toplumsal zihniyet haritasında lumpenliği daha da tetiklememesini dilerim.
Bu konuyu daha sonra genişçe işlemek üzere bekleme salonuna alıyorum.
18.02.2007 - 17:27
Yazan:
metin |
BEKLEME SALONU |
|
19 Yorum