jazzetta

“renk renk düşünceler kaldı söylenmedik” (hayyam)

Kalbinizi ve yuvanızı bana açar mısınız?

Beni merak ettiyseniz lütfen Bekir Bey‘in malikanesini ziyaret edin. Hatta üşenmeyin, Endişeli Peri Hanım‘ın yazlığına da bir uğrayın derim.
Ben de sizinle tanıştığıma memnun oldum.
Sevgiler,

ŞİRİN [BEY]

sirinjpg.jpg

16.02.2007 - 13:44 - Yazan: metin | Poorish | | 22 Yorumlar

22 Yorumlar »

  1. Metin Amcam işyerindeki Mac’te link vermeyi beceremedi. Ama siz zaten Bekir Amca ile Peri Abla’yı tanıyorsunuzdur! Tanımıyorsanız da yan tarafta adresleri yazılı, oradan bakabilirsiniz.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 16.02.2007 - 13:51

  2. Pardon, oradan bulmanız zor olabilir. En iyisi ben vereyim size açık adresleri:

    bekirlyildirim.wordpress.com
    endiseliperi.blogspot.com

    Yorum yazan: metin-thePoor | 16.02.2007 - 13:54

  3. Akşam oldu, Metin Amca eve geldi ve linkleri düzeltti. Ama ben çok şaşırdım; amcamın ziyaretçileri arasında Bekir Amca, Peri Abla ve Saliha Abla’nın dışında hiç mi kedi dostu yok? Nedir bu ilgisizlik böyle?! (Muzmin Amca’yı hariç tutuyorum; biliyorum onun adını söylemediği bir köpeği var. Fatih Abi de çok uzaklarda; beni okyanus tutar, gidemem zaten.)

    Yorum yazan: metin-thePoor | 16.02.2007 - 22:46

  4. Birakin kedi sahibi olmayi, iki tane yavru sokak kedisi basima musallat oldu. Kapiyi acar acmaz iceri daliyorlar. Ve ilginc olan arabayi bile tanimalari, cogu zaman ezilme tehlikesi yasiyorlar )).

    Ve kötü haber, yavrulayacaklar! Ama o yavrular sokak kedisi yavrusu oldugu icin hayat mücadelesinde kendi baslarinin caresine bakmayi ögrenecekler. Peki ben ne yapacagim? Bilmiyorum))

    Yorum yazan: XSI | 17.02.2007 - 01:06

  5. Anaaa, Prusyalı Bey, hoşgeldiniz, safalar getirdiniz. Walla çok üzülüyorum; benim evde kendisinden başka kedinin lafını bile duymak istemeyen bir adet Minti Hanım, bahçede de en azından dört kedim olmasaydı Şirin Bey’i derhal evlat edinirdim. O değil, eskiden MERHAMET diye bir kavram vardı bu toplumda, artık izine bile rastlanmıyor o kavramın. Hayatımızdan çıktı, tedavülden kalktı maalesef. (Merhamet duygusunun tarafları ast-üst ilişkisi içinde değildirler, yanlış anlaşılmasın.)

    Size gelince… Ben de bilmiyorum. Ama şu var ki, hayat mücadelesi bu ülkede hayvancıklar için daha da zor. Çünkü çepeçevre düşmanlarla çevrililer.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 17.02.2007 - 01:13

  6. Sizler gibi kedi besleyenlerin varligi merhamet duygusunun körelmedigini gösteriyor.

    Ben de merhametliyimdir, biraz öveyim kendimi; cok kereler “fareleri” zulümden kurtarmisligim vardir)). Hepsi de lagim faresiydi. Ciddiyim..

    Ama birini kendi ellerimle bogmak zorunda kaldim. Cünkü fare cok kücüktü ve garip bir yapiskana bulanmisti. Kurtarayim derken yapiskan agzina bulanmisti. Nefes alamadi ve öldü. Ama iyi de oldu, cünkü acayip aci cekiyordu. Yapiskandan kurtulmasi mümkün degildi, kaza ile öldürdüm ama hayirlisi oldu bence.

    Hayvanlari sevelim)

    Yorum yazan: XSI | 17.02.2007 - 01:17

  7. Sirin dilimizi bilmedigine gore, Tesekkurler Metin Bey dostum hassasiyetiniz icin. Prusyali Bey cok etkilenmis gozukuyor. Siz kefil olursaniz vermeyi dusunuyorum :)

    Yorum yazan: Bekir L. Yildirim | 17.02.2007 - 11:51

  8. Aile dostumuz, bir çift kumrumuz var, bazı dostlar bilir.
    Bir gün, ilginç bir durum yaşadım (makalesi hazırlanacak).
    Sabah erken kalkıp işe zamanında gidebilmek için, saati kuruyordum her gün. Bu gece bir de baktım, saat arızalı. “Şansa” diyerek yattım.
    Sabah, kalkmam gerektiği saate hatta dakikasındaaa,
    eee?
    e-si, kumru, başucumdaki pencerenin ağzında ÖTÜYOR:) ilginç!
    Hem de ilk kez bu pencereye geliyor ve beni uyandırıyor.

    Şimdi XSİ Hocam’a soruyorum: ben cennetlik miyim?:)

    Yeni (video) görüntü, kumru çiftin yuva yapma serüvenidir. Pek yakında, izlemeye davetlisiniz sevgili Jazzetta dostları.

    Yorum yazan: zihniorer | 17.02.2007 - 13:58

  9. Metin Bey hala Şirin’i soran yok:( İnanılmaz.

    Yorum yazan: endiseliperi | 17.02.2007 - 14:03

  10. Şimdi XSİ Hocam’a soruyorum: ben cennetlik miyim?:) (Zihni bey)

    Dogrudan cehennemliksiniz ))..

    Yorum yazan: XSI | 17.02.2007 - 19:41

  11. Şirin Bey yeni yuvasını bulduğunda toplanıp hep birlikte sevinelim mi dostlar? Çaylar çörekler benden. Yeni sahibine de özel bir ödül yine benden. (Nasılsa alıştık ödül dağıtmaya. Battı balık yan gider.)

    Yorum yazan: metin-thePoor | 19.02.2007 - 00:51

  12. Metin bey,

    Soran olmayisini aslinda cok da yadirgamiyorum. Yanlis da ettiklerini soyleyemem.

    Kac sene onceydi, Kemerburgaz coplugunun oradan gecip Kemer Country denen ‘urban ghetto’suna birilerini ziyaret etmek icin gittigim zaman yolun otesindeki tepede gordugum manzara beni hala daha iriltir. Binlerde ‘cins kopek’ coplugun civarinda.. Karnini doyurmak icin copleri karistiriyordu..

    Bunlar da, insanlara alismis, insan destegiyle hayatta kalabilen turler.. Aileleler su veya bu sebeple (ozenti, ya da gecici heves ile) kopekleri satin almis ve daha sonra da bimislar ya da yillik izinleri gelince birakacak yer bulamamis ve baslarindan atmislar.

    O tur bir vicdansizliga imkan tanimamak bence daha iyi. Birakalim beslemek icin sartlari musait olmayanlar kedi ya da kopek sahibi olMAsinlar diyorum ben artik.

    Alan olmazsa satan da olmaz belki. O zaman da kimse alip bunlari sersefil bir olume terketmez.

    Bu da bir tur rahmettir bence.

    Yorum yazan: Muzmin Anonim | 19.02.2007 - 02:50

  13. Dahası, o “cins” hayvanlar ne idüğü belirsiz ticarethanelerden tonla para dökülerek alınıyor. Sokaklarda bakıma muhtaç onca hayvan gözümüzün içine bakarken, adını koymak istemediğim dürtülerle ille de cins hayvana “sahip olmak” anlaşılır gibi değil. Tatile giden ailelerin pansiyon diye petshoplardaki kafeslere terk ettikleri o yavrucakların ince haykırışları insanın sinirlerini allak bullak ediyor. Evcil hayvan bakmaya niyetlenmiş herkesin bu sorumluluğun öyle dilendiğinde terk edilecek bir sorumluluk olmadığını mutlaka anlamaları gerek. Bir ömür boyunca sorumluluğunu alamıyorsa hiç yeltenmemeli, etrafındaki hayvanları elinden geldiğince beslemeli, ilgi ve şefkat göstermekle yetinmeli. Bir de, yavrusuna bakamayacakları ya da mutlaka güvenli ve sorumlu yeni ebeveynler bulamayacakları hayvanlarını mutlaka kısırlaştırmalılar. Yavruların sorumluluğu da bir “heves”e kurban edilemez.

    Yerel yönetimlerin de sorumluluklarını yerine getirmediğini çok acılı ve kederi hiç silinmeyen bir deneyimle öğrenmiştim: Yeldeğirmeni’ndeki belediye sağlık merkezinde dokunmaya bile tenezzül etmeyiğ iki merhem yazarak yolladıkları bebecik ellerimde girmişti komaya. Özel sağlık kuruluşlarında verilen hizmet ise çok pahalı. Haydarpaşa’daki Veteriner Fakültesi’nde sözgelimi 15 milyona yaptırabileceğiniz bir aşıyı, yine sözgelimi Vetline’da 35 milyona yaptırabiliyorsunuz. Kısırlaştırma operasyonu ise, birincisinde 75 milyonken ikincisinde 180 milyondur. Bu rakamlar geçen yıla aittir.

    Eve alınan her hayvan evlattır ve öyle de kalmalıdır.

    Yorum yazan: kalemzede | 19.02.2007 - 03:51

  14. Kalemzede Bey ve Muzmin Bey (abc),

    Kesinlikle ama kesinlikle katılıyorum sözlerinize. Ben de görüyorum sokaklarda cins köpekler ve lanet okuyorum o aşşağılık eski “sahip”lerine. Bu vicdansızlar hayvan dostu olmakla pis egolarını tatmin etmeyi birbirine karıştırıyorlar ve bunu da hiç utanmadan arlanmadan yapıyorlar.

    Yorum yazan: metin-thePoor | 19.02.2007 - 11:49

  15. Metin Bey,
    hayvanları insanlardan farklı görmeyen (daha doğrusu tüm canlıları) ve uzun yıllar evini onlarla paylaşmış biri olarak, bu tür haberleri gördüğümde çok üzülüyorum. sebep şu: en son, evimi paylaştığım pamuk hanım’ı (kendisi eşsiz güzellikte bir ankara kedisiydi), ondördüncü kattan düşmek sûretiyle kaybedince bir karar aldım; bir daha çocuğum kadar özen gösteremeyeceğim bir canlıyla birlikte yaşamamak. yâni çocuğum pencereye yaklaştığında hop diye soluğu ensesinde alırdım (hâlâ daha öyle, bu bir takıntı bende), ama o bir kediydi ve hep kalorifer peteğinin üstünde ya da cam kenarında yatmaya bayılırdı. o mel’un sonbahar gününde pencereler açıktı ve pamuk hanım da her zaman olduğu gibi camdan bakıyor, evden başka bir yerde yaşamaya alışık olmayan bir ürkeklikle havayı bile korkarak kokluyor, kafasını pencereden dışarıya çıkarmıyordu. bu, havanın sıcak olduğu zamanlarda hep böyle olmuştu. ama o gün nasıl olduysa oldu, neden oldu, niye böyle bir şey yaptı bilmem. birkaç dakika evde seslendiğim hâlde bulamayınca, en son camdan aşağıya bakmak zorunda hissettim kendimi. çimenlerin üstünde öylece yatıyordu.. yerimden nasıl fırladığımı, asansörü beklemeyerek ondört katı nasıl indiğimi bilmiyorum. yoldan hemen bir taksi çevirip, veterinerine koştum. yâni tıpla biraz ilgili olan herkesin bilebileceği şeyleri ben de biliyordum. röntgenler çekildiğinde neredeyse kırılmamış bir tek kemiği kalmadığını söyledi veteriner. ellerimi bir dakika olsun üzerinden çekmedim, o masada öylece yüzüme bakarken, sürekli okşamaya devâm ettim ve beni affetmesi için ne yapacağımı şaşırdım. bir şekilde benimle konuşmayı başarabiliyordu, o beni teselli etmeye çalışıyordu emin olun. kalbi son kez ellerimde attı yâni bunu parmaklarımla hissettim. gâliba unutmayı başarabileceğim en son şey bu. şimdi bunları yazmak da çok zor oldu. tekrar yaşamak gibi..
    yâni şirin bey’i çok isterdim ama yapamam. kendime bir söz verdim. kendi konforum kadar bir konfor sağlamadıkça, hiçbir canlıyı eve hapsedemem. belki bir gün bahçeli bir evim olur ve seve seve birlikte yaşarız onlarla. aslında en büyük hayâlim bu. düşüp yavrularımın kemiklerinin kırılmayacağı yükseklikte pencereleri olan bir ev istiyorum. köpeklerim bahçede dilediği gibi koşsunlar, birbiriyle sarmaş dolaş yerlerde yuvarlansınlar istiyorum. hazır mama yerine kendi yaptığım yemeklerle ellerimle onları beslemek istiyorum. kimse karışmasın tüyüne, kılına ve gönüllerince üzerime atlasınlar istiyorum. bu tür yazıların, acısı olanlarca böyle algılandığını belirtmek istiyorum. sessizlik her zaman, reddetmek/istememek anlamına gelmez, bilinsin istiyorum.

    Yorum yazan: candan | 19.02.2007 - 18:31

  16. Cano Hanım,

    Şimdi şaşırtacağım sizi. Nasıl mı? Mesajınızdan yapacağım ve orasını burasını biraz değiştireceğim alıntıyla (kedinin adı, cinsi, apartmandan düştüğü kat sayısı, kazanın olduğu mevsim, vs değişiklikler yaparak):

    “(…) en son, evimi paylaştığım Akıllı Bıdık Hanım’ı (kendisi eşsiz güzellikte bir ev kedisiydi), altıncı kattan düşmek sûretiyle kaybedince bir karar aldım; bir daha çocuğum kadar özen gösteremeyeceğim bir canlıyla birlikte yaşamamak. yâni çocuğum pencereye yaklaştığında hop diye soluğu ensesinde alırdım (hâlâ daha öyle, bu bir takıntı bende), ama o bir kediydi. (…) o mel’un yaz gününde pencereler açıktı ve Akıllı Bıdık Hanım da her zaman olduğu gibi balkondaki kumruları gözlüyordu.. bu, havanın sıcak olduğu zamanlarda hep böyle olmuştu. ama o gün nasıl olduysa oldu, onu akşam yalnız bırakarak annemlerin evlerinden taşınmalarına yardım etmek üzere çıktım gittim. Ertesi sabah işe gitmeden önce yemeğini vermek için eve uğradığımda kedimi göremeyince çılgına döndüm. Evin en olmayacak köşelerine bile baktım tek tek. En kuvvetli ihtimal aklıma en son geldi ve gelir gelmez fırladım daireden. Apartmanın bodrum katındaki dairelerden birinin penceresiyle pencere demiri arasına kendini saklamış, kanlar içinde öylece yatıyordu.. yoldan hemen bir taksi çevirip, hastaneye koştum. yâni tıpla biraz ilgili olan herkesin bilebileceği şeyleri ben de biliyordum. röntgenler çekildiğinde neredeyse kırılmamış bir tek kemiği kalmadığını söyledi veteriner. ellerimi bir dakika olsun üzerinden çekmedim, o masada öylece yüzüme bakarken, sürekli okşamaya devâm ettim ve beni affetmesi için ne yapacağımı şaşırdım. bir şekilde benimle konuşmayı başarabiliyordu, o beni teselli etmeye çalışıyordu emin olun. öğleden sonra iki sularında kalbi son kez ellerimde attı yâni bunu parmaklarımla hissettim. gâliba unutmayı başarabileceğim en son şey bu. şimdi bunları yazmak da çok zor oldu. tekrar yaşamak gibi.. (…)”

    O evi, çok mükemmel bir evsahibim olmasına rağmen terkettim. Yıllarca (yedi yıl kadar) o semtten geçemedim bile. Sonra evlendim, çocuğum doğdu, büyümeye başladı, bir bahçeli evim oldu ve bir gün çocuğum evde hasta yatarken annesi işyerinin bahçesinden bir kedi yavrusu getirdi bana haber vermeden. Sonrası, işte şu gördüğünüz, tanıdığınız Minti Hanım’dır!

    Yorum yazan: metin-thePoor | 19.02.2007 - 18:59

  17. Metin Bey,
    kaç hayat yaşıyoruz biz?! kaçımız, kaçımızın hayâtına böyle dokunabiliyoruz. saat farkı bile olmadan evet öğleden sonra iki sularında.. iyi de bu nasıl olur?

    çok şaşkınım ve bu duyguyu çok seviyorum. bu yüzden yazıyorum, bu yüzden okuyorum belki, bilmem ki.. bir gün birinin hayâtına en umulmadık biçimde dokunabilmek için belki, ya da birinin dokunuşunu hissetmek için.

    o evi, çok sevmeme rağmen terkettim. pamuk hanım arka bahçesinde ıhlamur ağacının altında yatıyor hâlâ. bir şey beni çekiyor arada, gidip yokluyorum. ağaç da duruyor, taşı da. sonra bir başka eve taşındım, üçüncü kattaydı. birisi, bir gün, bir kutu verdi bana. o kadar belliydi ki içinden ne çıkacağı.. sesini duydum önce. suratım asıldı. ısrarla bakmak istemedim, içindekine ama o çok niyetliydi bana evsahibinin kim olduğunu ıspatlamaya. fırladı kutudan. gördüğüm en sevimli tekir kedilerinden biriydi. kocaman gözleri vardı, yemyeşil, boncuk gibi. zorla sürtünmeye başladı, sonunda üstüme atladı. eve gelen birine nezaketsizlik yapamazdım, misâfirdi, o gece kalabilirdi ama hepsi o kadar, ertesi gün gitmesi gerekiyordu. sevmemeye çalıştım, uzak durdum ama o ısrarla ayrılmadı peşimden. gece uyumadan önce ona bir isim verdim: zilli zarife! artık çok geçti, hiçbir yere gitmesine izin veremezdim. sekiz ay birlikte yaşadık, o evsahibi olarak o evde kaldı, ben misâfirliğimi bildim. bir gün bir kediyi terkedeceğim aklıma bile gelmezdi ama ettim.

    Yorum yazan: candan | 19.02.2007 - 19:20

  18. Cano Hanım,

    Yine bir alıntı, gerekli değişikliklerle birlikte:

    “(…) o evi, çok sevmeme rağmen terkettim. Akıllı Bıdık Hanım eşimin annesinin bahçesinde mürdüm ağacının altında yatıyor hâlâ. bir şey beni çekiyor arada, gidip yokluyorum. ağaç da duruyor, taşı da. (..)”

    Yorum yazan: metin-thePoor | 19.02.2007 - 20:01

  19. Saniyuorum mesele sadece eve almak almamak degil. Bazi yorumcularin da belirttigi gibi yuregi acabilmek. Insan hakki/digerlerinin hakki muhasebesi yapabilmek onemli. Onlarin guzeklligi, magduriyeti, masumiyeti karsisinda etkilenmeyen, modern dunyadaki acili halleri karsisinda sorumluluk hissetmeyen insan isterse Gandhi olsun, saygimi kazanamaz. Bazilari kendilerini “bilmem ne kadar ac insan varken..” diye savunur ya, aslinda insanin mazlum,. magdur olanlainin da onlarin umurunda olduguna inanamiyorum. Nasil mumkun olurki maerhamet skalasini insan ile bitirmek. Filistinli, ninesi tarafindan legenle cekilerek okula goturulen, Viet-Nam’da kimyasal, radyoaktif artiklarla hala beyinsiz, yuzsuz dogan cocuklra aciyabilenler, nasil sokakta beli kirik, yavrularinni emzirmek isteyen, onlara yemek bulmak icin kendini suruklemeye calisan cocuklar icin Sadizm deneyleri icin malzem olan dort ayakli guzellikleri gornce “onlar hasarat” deyip gecebilir? Bu mumkun degildir. Bu vicdan turnusoludur. Esas SEN HASARATSIN SAYIN BAY, BAYAN!

    Yorum yazan: Bekir L. Yildirim | 20.02.2007 - 13:08

  20. Bekir Bey,

    Tasvirini yaptığınız tipler, toplumun her tabakasında ve kesiminde mebzul miktarda mevcut ve sesleri o kadar çok ve yüksek perdeden çıkıyor ki, bizim hayvanlara bakış açımızın ve felsefi tercihimizin yaygın ve baskın bir bakış açısı ve felsefi tercih olması çok zor gibi geliyor bana… Umutsuzum bu konuda maalesef, birçok başka konuda olduğu gibi. Açıkça hayvan düşmanlığı yapanlar bir yana, “hayvansever” (!) olup da hayvan dostu olmanın ne demek olabileceğini ve neyi gerektirdiğini üç kuruşluk aklının ucundan geçirmekten aciz mahlukat daha beter. Kısacası, etrafımız iki ayaklı haşarat dolu Bekir Beyciğim. Ki ben onları dört ayaklı haşaratla bile mukayese etmem!

    Yorum yazan: metin-thePoor | 20.02.2007 - 13:27

  21. 20′ye ek:

    Bekir Bey,

    Şirin Bey sabaha kadar rüyalarımdaydı bu gece. Acaba şimdiki sahibi, listesini verdiğiniz linklere girip kayıt yaptırmış mı, biliyor musunuz?

    Yorum yazan: metin-thePoor | 20.02.2007 - 13:31

  22. Aynen Metin Bey dostum. Bazilari icin bir Iran kedisi Louis Viutton elbise, BMW ve Starbucks kahvesi ile iyi gider. Bu aksesuarin biraz zahmet istedigini farkettiklerinde birdenbire allerjileri oldugunu kesfediyorlar. Ben Bulut’u oyle aldim. Sokaga atilmis. Kotu mamele yapilmis. Hayatinin cogunu kasfeste gecirmis. Veterinerlerde bu tiplere cok rastliyorum. “Kaca cikar, yok kalsin” diyenlere Mercedes’ten inip kanser olan ayagi yerinden kopacak hale gelmis durumda kopek getirip, orada “hey seni yaramaz” turu sahte ilgi gostrenlere, hayvanin cani cikmaya yakin ilk vete getirenlere cok rastladim. Bunlar da iyil;eri (en azindan vete getirmisler)Bazi hayvan gruplari da “hayvansever” olmayi “Bekir Coskunsever” veya “cagdas, laik” ile esdeger algiliyor olcakki arada bir hayvanlarla alakasiz, politik icerikli beyin yikama malzemesi gonderiyor.

    Sirin Bey konusunda su anki sahipleri ne yaptilar bilmyorum. Birsey duymadim birka gundur. Aslinda tanimam da. Bir dostuin, dostu imis. Insha-Allah ya guzel bir yuva bulur, ya simdiki yuvada onu istemeyenler yurek degistirir.

    Yorum yazan: Bekir L. Yildirim | 20.02.2007 - 17:29

Yorum yapın