jazzetta

“renk renk düşünceler kaldı söylenmedik” (hayyam)

Medet

(Varlığını öğrendiğimde şaşırmış, gerçeğin kurmacayı taklit ettiğine büsbütün inanmıştım. Emekli mama annesiyle müzmin öğrenci Mümtehin Abi’nin hikayesini başka bir zaman anlatırım size.)

Aşkla ilk ciddi karşılaşmanın yara beresiyle dolaşıyor, şundan bundan medet umarak yalpalıyordum. Boşluğun hacmiyle mutsuzluk tadının harmanı sersemletmişti beni. Boş bulduğum tuvalleri Sidney Nolan’la, Arthur Boyd’la filan doldurarak fanusunda boğulduğum kaygıyı cisimleştiriyordum ki, karşıma çıktı.

Hararetle ders çalıştırdım ona. Devletler hukuku, iktisat, maliye, siyasetbilim… Bütün yaz ve sonrası, Mülkiyeli dayanışması, çaylar ve mamanın nafile namazlarıyla gelip geçti.

Ne ıslak toprak, ne de patlak lastik kokusu –yanan genzimi, Mümtehin Abi’nin otuz beşlik beynine bilgiler tıkıştırmaya çabalayan dilim unutturur sanmıştım.

11.02.2007 - 20:05 Yazan: metin | FAKİRİN KİLERİ | | 31 Yorum

Kardeş, Antropoloji und Etnoloji Enistütüsü’ne nasıl gidilir?

Bu ülkede ırkçılık cereyanının olmadığını, bu yüzden toplumca üşütüp zatürree veya sulu zatülcenp olma ihtimalini de ciddiye almamamız gerektiğini iddia eden dost ve akrabalarımın dikkatine sunarım:

Yer: Bir düğün salonu veya bir restoran. Dekor: Üzerine Türk bayrağı örtülü bir masa… Üstünde bir Kuran-ı Kerim, iki tane tabanca…
Masanın etrafında 13-14 genç erkek ayakta… Ortalarındaki orta yaşlı zatın elinde mikrofon var. Derneğin kurucu başkanı oymuş. Emekli albaymış… Adı Fikri Karadağ… Etrafındakiler de derneğe yeni üye yazılıp ‘üyelik yemini’ etmeye hazırlananlar…
Karadağ, bir yemin metnini bölüm bölüm okumaya başlıyor. Ötekiler de tekrarlıyor. Birinci cümle şu:
“Türk anadan Türk babadan doğmuş, soyunda dönme olmayan Türk oğlu Türk’üm ben…”
Bu, 1940′lardaki Türk ırkçılarınınkinden daha da iddialı bir ‘Türklük’ tarifi… Onlar ‘dört göbekten kanca Türkleşmiş’ olanları Türk sayıyorlardı. Bunların tarifinde, ‘göbek’ sınırlaması yok. Daha önceki ‘göbek’ler de dahil, tüm ’soy’un içinde ‘dönme’ bulunmaması gerekiyor.
Yeminin devamında Kuvayı Milliye Derneği üyelerinin ana amacı da belirleniyor:
“Türk milletini dünyanın efendisi yapmak…”
Yeminciler, ‘o uğurda her türlü ahval ve şerait içinde’ yılmadan çalışacaklarını, “Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini korumayı canlarından aziz bildikleri”ni vurguluyorlar.
Bunu, yemin metninin dışında, emekli albay, daha da açıklığa kavuşturuyor. Atatürk’ün bir sözünü naklettiğini söyleyerek, diyor ki:
“Bu uğurda ölmek var. Öldürülmek var. Öldürmek var…”

Bu, güncel bir örnek. Bu ülkenin son yüzyıllık tarihinde ırkçılık her zaman temel motif olmuştur. Resmi tarih bize düpedüz yalan söylemektedir ve yatsı vakti gelip çatmıştır.

Bakınız adam ne diyor… Şimdi ben bu adama faraza “nazi müsveddesi” desem olur mu? Olmaz! Başka şey demem gerekir. Ne demem gerektiğini de söyleyemem. Çünkü bu ülkede taşlar bağlı!

Der Spiegel yanılmıyor: Evet, Türkiye’de yeniden faşizmin ayak sesleri duyuluyor. Gümbür gümbür. Ve bu kez faşizm, tepeden inme bir faşist cuntanın darbe yapması yöntemiyle gelmeyecek –çünkü o dönemin kapandığının onlar da farkındalar ve sıkıntıları da bu yüzden. Faşizm bu kez derin güçlerin sokakla, sokaktaki lumpen sürüleriyle işbirliğinden gelecek gibi gözüküyor. Ve de bu, bugüne kadarki faşizm denemelerinden başka bir yönüyle de daha ürkünç: Bu kez gelmekte olan, ırkçı bölücülüğün had safhada belirleyici olacağı bir faşizm, yani adıyla sanıyla faşorasizm. Vatana millete hayırlı uğurlu olsun! Tengri “Türk”ü korusun! Ben şinci Afet İnan Teyze‘min ve Şevket Aziz Kansu Emmi‘min, oradan da Reha Oğuz Türkkan Dayı‘mın yanına gidiyom. Kafatasımı ölçtürmeye. Bakalım burnumun ucundan kafamın arkasına kadar olan bölüm 155 mm, bir kulağımdan öteki kulağıma kadarki mesafe 182 mm geliyor mu? Bi de kan testi mi yaptırsam ne? Fekat ben biliyom; kafakemiğim ince, kanım da sarı-kırmızı akar! Hay Allah, n’apsam Nalan?

11.02.2007 - 15:30 Yazan: metin | KAZZETTA | | 108 Yorum