Sevdiceğinden son mektup
“Yaptıklarını, konuştuklarını kim unutabilir?
Unutabilir mi sevgilim?
Korku unutturabilir mi?
Ölüm unutturabilir mi?
Yaşam unutturabilir mi?
Yaşamdan, çocuklarından, torunlarından ayrıldın.
Ama ülkenden ayrılmadın sevgilim.”
“Yaptıklarını, konuştuklarını kim unutabilir?
Unutabilir mi sevgilim?
Korku unutturabilir mi?
Ölüm unutturabilir mi?
Yaşam unutturabilir mi?
Yaşamdan, çocuklarından, torunlarından ayrıldın.
Ama ülkenden ayrılmadın sevgilim.”
23.01.2007 - 20:20 - Yazan: metin | KAZZETTA | | 4 Yorum
Beniâdem içre bir âdem. Ademin mevcudiyetini yahut mevcudiyetin ademini merak ediyor. Ne Konstantiniyye’siz yapabiliyor, ne de Konstantiniyye ile. Kendine göre bir ütopyası ve distopyası var. Başak burcu. Mekteb-i Mülkiye-yi Şahane-i Osmanî mezunu. Müellif ve muharrir olduğu iddiasında ama bu aslında bir muammadan ibaret. Hayatta aşkla bağlı olduğu ilk ve son şey, Türkçe. Arada birkaç şey daha var tabii. Bazen kendisi olduğunu düşünüyor, Borges’in kulaklarını çınlatarak. Blues, caz, progresif rock, fusion, klasik, barok, tango, türkü ve şarkı seviyor -sırayla değil ve sadece bunlar da değil. Yüzme bilmiyor ve bu gidişle hiçbir zaman öğrenemeyecek. (Bu kadar ayrıntılı tarife lüzum yoktu ya neyse!)
| Obli Vious on Azıcık da siz kesenin ağzı… | |
| tavsan on Bilim, bilimperestlere bırak… | |
| Bulent Murtezaoglu on Azıcık da siz kesenin ağzı… | |
| Obli Vious on Azıcık da siz kesenin ağzı… | |
| Bulent Murtezaoglu on Azıcık da siz kesenin ağzı… | |
| Obli Vious on Azıcık da siz kesenin ağzı… | |
| Bulent Murtezaoglu on Azıcık da siz kesenin ağzı… | |
| metin on Ceylan derisi versus pamuklu k… | |
| Obli Vious on Azıcık da siz kesenin ağzı… | |
| Bulent Murtezaoglu on Azıcık da siz kesenin ağzı… | |
| metin on Yazmayı (yazı’nın… | |
| Obli Vious on Azıcık da siz kesenin ağzı… | |
| Obli Vious on Azıcık da siz kesenin ağzı… | |
| Bulent Murtezaoglu on Azıcık da siz kesenin ağzı… | |
| Obli Vious on Azıcık da siz kesenin ağzı… |
Merhaba dostlar.
Aylak aylak dolaşırken az önce ayağımın tökezlemesiyle Jazzetta’nın üzerine kapaklanıverdim. Site patronunun “Polat Alemdar Desidero…” başlıklı enfes yazısını ve ufuk açıcı yorumlarınızı okudum. Siteyi ilk kez keşfettim ve bırakmamakta kararlıyım. Ancak sevgili patron yukarıdaki “Sevdiceğinden son mektup”un sevgili eşinin müteveffa eşi Hrant Dink’in ardından yazılmış/okunmuş bir yazıdan alındığını not düşmeyi unutmuşsun. Zaman zaman Metin-theLEKTÖR imzasıda attığını öğendim. Yani bir akademisyen kimliğiniz var ve buna vurgu olsun diye bu kimliği kullanıyorsunuz!!! Hatta bu fahiş hatanızdan dolayı neredeyse LÖK başkanı, Lök yürütme kurulu üyesi, ya da ne bileyim UAK başkanı olduğunuzu varsayacağım. Lütfen ya hatanızı düzeltin ya da akademik unvanınızı açıklayın!!!
selam ve sevgiler
Yaman Bey,
Hoşgeldiniz. Teşekkür ederim iltifatınız için. Ancak bir düzeltme yapayım: Akademisyen değilim. Olacaktım ama “Sözde” Ressam Netekim Efendi‘nin hışmına uğrayanlardanım. O imza, yeraldığı yazının mizahi yaklaşımının bir ürünüydü.
***
Not düşmeme ise gerek yoktu. Şu nedenlerle:
1. Dikkat ettiyseniz sözünü ettiğiniz yazının başlığı zaten durumu açıklıyor: “Sevdiceğinden Son Mektup”
2. Yazı tırnak içine alınmış -bu da alıntı olduğunun işaretidir.
Müessesemizin kapıları size her zaman açıktır. Yine gelin, çayımız güzeldir.
Sevgili Metin,
Nazik davetiniz ve misafisrperverliğiniz için çok teşekkür ederim. İyi bir çay tiryakisi olup, çok uzaktan da olsa çayın kokusunu alır, çay olan mekanlardan da fazla uzaklaşmamaya çalışırım.
“Akademisyen” nitelemesi sadece bir nükte idi. Biliyorsunuz o çevrelerde gün geçmiyor ki yeni bir intihal skandalı çıkmasın. İsimlerinin önündeki ünvanların uzunluğu ile orantılı şekilde aşırmacılıkları da artıyor o dünyadakilerin. Ben zaten ünlem işaretleri koyarak meselenin bir latife olduğunu hissettirmeye çalıştım.
Bu mekanda dostlarla birlikte çay içmenin tadını çıkarırız zaman bulduğumuz sürece.
Selam ve sevgiler
Yaman Avcı
yazı yazmaktan insanlarla oturup iki çift laf etmez olduk.evimizde eşimizle,dostumuzla ,konu ,komşumuzla konuşmaz olduk.hiç tanımadığımız,yüzünü görmediğimiz insanlarla düşünce alışverişine girmek ne kadar saçma.dışarı çıkın dostlar.yok olan dünyamıza bakın.kafanızı bilgisayarlardan kaldırıp gerçek hayatı,gerçek insanlarla paylaşın.sanal bir dünyada ,sanal insanlarla acı bir ölümü paylaşamazsınız.siz bilgisayar başında tartışırken olayları,dışarda ölümler,kazalar,savaşlar oluyor.dünya yok oluyor.ben bu yazıyı yazarken bile geçen zamanıma acıyorum.eşim,dostum ,çocuğum dururken ve zaman hızla tükenirken….