Polat Alemdar Desidero… Susurluk doğumlu. Fakir ama gururlu.
Önce bir not:
Bu yazının okurları arasında, kendi zihniyet haritaları içinde kendilerince tasvir ettikleri bir milliyetçilik platosunda konaklayanlar varsa, bu arkadaşlar, bana haksızlık etmemeleri için şu üç hususu gözönünde tutmalıdırlar:
1. “Milliyetçilik”i bir tür “yanlış bilinç hali” olarak değerlendiriyorum. Lütfen “yurdunu, milletini sevmek, korumak ve yüceltmek” güdü ve yönelimi ile şovenist milliyetçilik ideoloji ve olgusunu birbiriyle karıştırmayalım. Bu, her zaman için despotların ve tiranların işini kolaylaştırmak, tahakküm düzeninin devamının sosyal sigortası olmaktır.
Dolayısıyla, aslında yurdunu ve milletini masumane bir şekilde sevmekten başka derdi olmayan insanları “milliyetçi” diyerek tu kaka ediyor değilim. Benim derdim, bunu teorik ve/veya pratik olarak şovenist bir saldırganlık ve alçaklığa indirgeyenlerdir.
2. Toplum olarak kendi özeleştirimizi yapmamız gerektiğini savunuyorum. “Devlet nerede? Yöneticilerimiz uyuyor mu?” vs şeklindeki yaklaşımın anlık refleksler olarak belki dillendirilebileceğini, lakin tavuk-yumurta çemberi çevirmeye gerek olmadığını, “layık olan yönetim – layık olunan toplum” diskurunun da en az “layık olan toplum - layık olunan yönetim” diskuru kadar geçerli olduğunu hatırlatmak isterim. Dolayısıyla bu menfur cinayet vesilesiyle, bu toplumun herbir bireyinin de en az başındaki yöneticiler ve yönlendiriciler kadar olanlardan ve gidişattan sorumlu ve suçlu olduğunu idrak etmesi gerektiğini vurgulamakta fayda var. Dilim biraz keskin kaçmışsa lütfen mazrufa bakınız, zarfa değil.
3. Şiddetin özgül ideolojisinin batağına kendisiyle birlikte bütün bir toplumu sürükleyen barbarlar sadece “milliyetçi” şovenistlerden çıkmaz. Her türden sağ ve sol ideolojinin şovenistleri arasından çıkabilir ve çıkmıştır da. Ama şimdi gündemimiz, sadece, bu topraklardaki “ulusalcı” beyazlarla “milliyetçi” esmerler. Bu, sizde, tek gözümü kapadığım gibi bir yanlış izlenim ve kanaat uyandırmasın.
Ha bir de genel bir not düşeyim:
Daha önce de altını çizdim. KİM diye sormak, spekülasyonlar üretmek boşa kürek çekmek olur; hiçbir zaman spesifik olarak bilemeyiz, bulamayız, buldurmazlar. Ama numara gayet bayattır ve “kim” esasen bellidir. Asıl işlevsel soru, NEDEN’dir, KİMİN İŞİNE YARAYACAK’tır. Hrant Dink ölmüştür, geri gelmeyecektir ve bunun acısını etinde kanında duyanlar öncelikle ailesi ve yakınlarıdır. Bizim acımız da elbet derindir ama bizim bu acıyı onurla taşıyabilmemiz, doğru soruyu sormak ve cevabını aramakla mümkündür.
Ve şimdi yazı:
***
Mektepsiz ve mektepli cahillik…
Gizli/açık işsizlik ve geleceksizlik…
Boşvermişlik, amaçsızlık ve ümitsizlik…
İtilmişlik ve kakılmışlık…
Tektipleştirilmişlik ve mankurtlaştırılmışlık…
TV kanalizasyonlarından yayılan beyaztürk teşhirciliğinin yol açtığı kin ve garez…
Bu tarlada ne yetişir?
Lumpen yetişir.
Lumpenden ne çıkar?
Esrarcı, hapçı, kapkaççı, hırsız, serseri, katil, cani…
Başka ne çıkar?
Vatanın elden gittiğine, kendinden gayrı herkeslerin vatan haini olduğuna inandırılmış sokak faşisti çıkar…
Sokak faşisti, bir “duygu adamı”dır!
“Milliyetçi” -ve genellikle de, üstünde emanet gibi duran “mukaddesatçı”- duygularla doludur üstü başı…
Bu duygular göz değil ama can alıcı şekillere bürünür…
Bazen bir tabanca şeklidir bu, bazen bir boğma teli…
Sokak faşisti adam gibi çalışmayı sevmez; dünya için, ülke için, kendisi için üretmek nedir bilmez…
Sokak faşistinin aşkla, şevkle, heyecanla, temiz milliyetçi duygularla yapacağı bir iki iş vardır yine de…
İnternette ulumak gibi mesela… (Ne de olsa çağdaşlaşmışızdır!)
İki adet faşist partinin ocaklarında bucaklarında beyni çitilenmek gibi mesela…
Sokak faşisti kitap okumayı sevmez… Dergi, gazete okumayı sevmez…
Gayrisafi milli hasıla nedir, cari açık nedir, prodüktivite nedir, globalleşme nedir, roman nedir, şiir nedir, mizah nedir, felsefe nedir, tasavvuf nedir, makrokozmos nedir, mikrokozmos nedir, yüklem nedir, tümleç nedir bilmez…
Bunlar entel dantel işlerdir, delikanlıyı bozar…
Halbuki ilgisini birtakım metal aksama değil de azıcık selülozik nesnelere yöneltse, üç kelimelik vokabüleriyle köşesinden hergün kuduz salyalarını saçan bir çölajanı, derin güçlerin medyatörü bir “amiral gemisi” kaptanı, topluma gazetedeki köşesinden habire dolaylı tehditler savuran asamkesemci bir büyükelçi eskisi, tepesi atınca Yunana savaş açıveren bir üniversite rektörü, 12 Eylül rejimini korumaya ve kollamaya ant içmiş bir LÖK reisi olması işten bile değildir…
Ya da metal aksamla haşır neşir olmaya devam etse bile, bir adet diploma da edinerekten “canım n’olacak, milliyetçi duygularla galeyana gel[in]ivermiş işte!” demesi işten bile değildir…
Blog yazarı ve/veya yorumcusu bazı değerli dostlarımın bu topluma toz kondurmaya pek gönülleri elvermiyor ama ne yazık ki gerçek o değil…
Tamam, haklısınız; bu toplum kurban… Ama hayır, madalyonun öteki yüzüne de bakın; aynı zamanda suçlu…
Tamam, haklısınız; siyasiler, koltuk sahipleri, kanaat önderleri, aydınlar, şunlar bunlar yellenirse toplum def-i hacet eder… Ama hayır; toplum bu kadar edilgin, bu kadar robotik bir sürü müdür; kollektif vicdanı, aklı, izanı, cibilliyeti, feraseti, merhameti bütünüyle mi rehindedir?
Bu toplum kirlenmiş, kirletilmiş bir toplum…
Öteki’nin her fırsatta, her düzlemde, her zaman, her yerde “düşman” olarak algılandığı, algılatıldığı, bütün bir eğitim sisteminin, bütün kurumsal mekanizmaların, bütün toplumsal hayatın bu uğurda sistematik biçimde ideolojize edildiği toprakların üzerinde yaşayan bir toplum…
Bu toplum, çapaçul bir ekonomik düzende, militarize bir siyaset vasatında, köylülükten sanayi proleterliğine doğru dürüst dönüşemeyip varoşlara konuşlanmış vasıfsız bir karakalabalık yığınında serpilip azgınlaşan lumpen kültürünü “temiz milliyetçi duygular” kaldıracıyla siyaseten kullanmanın bir derin strateji olarak benimsenip uygulandığı bir toplum…
“Sahip”lerimizin, çöken bir imparatorluğun külleri arasından bir ulus-devlet olarak yeniden doğarken yürürlüğe soktukları sosyal mühendislik masterplanının çağın ruhuyla gitgide derinleşen uzlaşmaz çelişkisinin verdiği köşeye sıkışmışlıkla, koruma görevlisi ve tetikçi olarak kullanabileceği körcahil bir güruh yaratmanın operatif nesnesi olan bir toplum…
Bu toplum, doğuştan (bedavadan) edinilmiş, emek ve alınteriyle kazanılmamış, milliyet ve din odaklı mensubiyetlerinden başka övünecek şeyi olmayan lumpenlerin kültürünün milliyetçilik ve mukaddesatçılık olarak lanse edildiği ve bu “duygu”ların düzen sahiplerinin işine geldiğinde vezir, işine geldiğinde rezil edildiği bir toplum…
Murat Belge ve Etyen Mahçupyan, içimizdeki ırkçının bam teline basıyorlar, evet. Rahatsız olalım, evet. “Titreyip kendimize dönelim”! Kimimiz, ikircikli ve ikiyüzlü davranmayı bıraksın; timsah gözyaşları akıtmayı kesip içinde bastırdığı çakalın sesini salsın meydana… Kimimizse, psikolojik harp taktiği olarak sürekli “temiz milliyetçi duygular” şeklinde lanse edilegelen ırkçı ve faşizan eğilimi hiç olmazsa kendi içinde suçüstü yakalayıp ruhundan, benliğinden kovmayı; hiç değilse iç dünyasında insanlığın, ahlakın, sevginin, empatinin, güzelliğin, iyiliğin baskın çıkmasını, mücadeleyi kazanmasını becersin… Mal bulmuş mağribi gibi takılınmasın Etyen Mahçupyan’ın “iki Türk”üne! Dünyanın her yerinde toplum ikiye ayrılır: İki Alman, iki Fransız, iki Rus, iki Arap, iki Şilili, iki Güney Afrikalı, iki İranlı, iki Yunanlı vardır! Beethoven’la Hitler, Tolstoy’la Stalin, Musaddık’la Pehlevi, Kavafis’le Papadopoulos, Jara ile Pinochet bir midir?
Oy Trabzon Trabzon! Ne diyeyim ben sana! Sen ki seçkin bir kozmopolitliğin incisiydin… Sen ki bu toprakların kültürel mirasının gözalıcı bir örnek şehriydin… Sen ki barışın, uzlaşmanın, empatinin en parlak hale bürünebileceği bir yerdin… Ne oldu sana böyle? Niye kıydılar güzelliğine? Niye adın katillerle, tetikçilerle anılır oldu? Niye üstüne bu kara leke sürüldü?
Oy Trabzon Trabzon! Kendini suçlama sakın! Sen yalnız değilsin… En doğusundan en batısına, en kuzeyinden en güneyine buranın bütün şehirleri köyleri kasabaları, barbarları bekleyip duruyor… Barbarlar tarafından lekelenmeye, karalanmaya, utanca boğulmaya hazır… Hem beyaz beyzadelerimiz, kendi zihniyetleriyle besleyip büyüttükleri canavarları uzaklarda aramasınlar; bilmemkaç milyon dolarlık s*ktirici sitelerinin hemen yanıbaşında uzayan varoşlara bakıversinler bizahmet… Yok yok, yanlış söyledim; önce kendilerine, kendi beyaz milliyetçiliklerine; izolasyonist, jakobenist, makyavelist, faşist ulusalcılıklarına bakıversinler…
A benim saf dindarlarım! Sizin de üstünüze habire kara leke sürülüyor, farkında mısınız? Bir yandan dinle imanla ilgileri kendilerine bedavadan bir kimlik biçerek bunun üzerinden kişilik edinmeye yeltenmekten ibaret olan, tarihten, dinden, yurt sevgisinden bihaber lumpen tetikçiler sürüyor bu kara lekeyi; öte yandan kendi eserleri olan bu sefil tetikçilerin “milliyetçi”liklerine yaka rozeti olarak iliştirdikleri sefil ve sahte “mukaddesatçı”lığı fırsat bilerek sizin müslümanlığınıza pislik sürmeye yeltenen oryantalist ve oryantal, embedded medyatörler… Sonra bir bakıyoruz ki bizim lumpen tetikçi meğer bir yandan cuma namazı kılarken öte yandan porno dergi koleksiyonu yapıyormuş, bir yandan barda içki içip uyuşturucu krizine girerken öte yanda kafir avına çıkıyormuş, sefil yaratık milliyetçi-mukaddesatçıymış ama ulusalcı emekliden talimat alıyormuş…
Bu kara leke hepimizin üstüne sürülüyor, farkında mıyız?
“İnsan”larımız habire eksiliyor, farkında mıyız?
Onlar habire eksilirken içimizdeki lumpen canavarlar habire çoğalıyor, farkında mıyız?
İnsanlığımız eksilirken lumpenliğimiz serpilip gürbüzleşiyor, farkında mıyız?
“Thlknn frknd msnz?” diyenlerin alçakça oyununa geldi bu toplum yıllarca, farkında mıyız?
Derin elemanların, çakal medyatörlerin, İttihatçı artıklarının, ulusalcı mulusalcı siyaset bezirganlarının, kostümlü ve kostümsüz “sahip”lerin, entelektüel pozu kesip de entelektüel namusla uzaktan yakından ilgisi olmayan LÖK gibi “akademisyen”lerin, Ali Desidero’lu bilmemkimli tırışkadan “pozitif (!) milliyetçi”likleriyle ruhunu Mephisto’ya satmış reklamcıların elbirliğiyle becerdikleri nedir?
Şudur:
Patolojik bir toplum… Faşizme sosyal taban oluşturan lumpen sürüleri…
Öyle ki, bağrında milyonlarca potansiyel tetikçi barındırıyor…
Öyle ki, iliklerine sin[diril]miş olan o “temiz milliyetçi” duygularını en ufak bir kışkırtmada ırkçı-faşist bir mecraya dökmeye hazır ve nazır…
Gün, bu dehşet verici manzaradan utanma günüdür…
Gün, “insan”lığımıza sımsıkı sarılma günüdür…
Gün, “sahip”lerimizin bizi içine hapsettiği sefil ontolojiden istifa günüdür…
Gün, liberaliyle, müslümanıyla, solcusuyla, muhafazakarıyla bütün demokrat zihniyetli yurttaşların bu acının altında ezilmeme; bu acıyı insanlığın, erdemin, dostluğun, empatinin ve ahlakın toplumsal hayatımıza hakim olmasının bir vesilesi yapma günüdür… Murat Belge tam üstüne basmış: “(…) ‘İnsanlık nedir? Ahlak nedir?’ Verdiğimiz savaş, artık bunların savaşı.”
Hrant Dink’in ölümü buna vesile olabilirse, o ölümün utancı belki bir nebze hafifler…
İşte o zaman “Hrant Dink” adlı anka kuşu, küllerinden yeniden doğar…
Bu topraklar, kimliklerin birbirine düşman edildiği değil, kardeşçe ve insanca yaşama güdüsünün egemen olacağı topraklara dönüşür…
Uyanık olalım. Kurtarıcılardan kurtulma yolunda epey mesafe katetmemiş miydik biz? Bir arpa boyu yol mu gittik yoksa gide gide? Provokatörlerin, kuklacıların, iyi saatte olsunların ipliğini pazara çıkaralım. Görevini yapmayanların, iktidarsız iktidarların, sureti haktan görünenlerin bayat klişelerinin satır aralarını okuyalım. Gazete diye yutturulan paçavraların manşetlerini, tv kanalı diye yutturulan kanalizasyonların haber anonslarını, vadi senaryolarını kendi Türkçemize çevirerek okuyalım, dinleyelim. Vatan becericilerinin ve satıcılarının bütün dünyada kendilerini “en vatan sever vatansever” olarak pazarladığını ve bize bunu yutturmaya çalıştığını unutmayalım.
Değilse, Polat Alemdar özentili sefil lumpenler, milliyetçilik ve ulusalcılık etiketli faşizan ideolojiler aracılığıyla şiddet kültürünün sarmal cehennemine birbiri ardına düşerek ve koca bir toplumu da düşürerek hayatı kan revan içinde bırakma yolunda iç ve dış gizli servislerin, derin güçlerin piyonu ve tetikçisi oluverirler böyle işte. Ne “sevecek” ne de “terkedecek” bir vatan bile kalmaz ortada bir bakmışsınız…
Sevgili Metin Bey,
Acele bir reklam turundayim. Konu ile direkt olmasa da indirekt ilg ve alaksini en fazla sizin gorebileceginiz dusundugu asagidaki infommercial uygunsuz degildir umarim:
******
Nufus 5 e cikti. Uc gun kadar once gece ciyak ciyak miyavlama duydum; sokaga ciktim. Avucumun icine sigacak kada kucucuk, grimsi beyaz bir yavrucak saskin , nereye gittigini bilmedn yalvariiyordu. Aldim getirdim eve. Yavrucak kor cikti. Veteriner gozler icin birsey yapilamayacagini soyledi. Cinsini bilmedigim icin iki cinse de uyabilecegini dusundugm Ajdar koydum; birinin muzigi biraz daha hos geliyor kulaga :) Yalniz fakirhanenin kapsitesi dolu oldugu icin guvenilir gercekten hayvansever ev ariyorum Ajdar’a. Yakinda resmini de buralara koyacagim insha-Allah. Iyi bir ev bulamaz ve o arada asik olup nufusa kaydettirmez isem, bizim vet Almanya’ya gonderelim diyor. Hayirlisi bakalim. Hayvansever dostlara duyurulur.
İnşallah bulunur Bekir Bey. Valla bizim bahçe silme kedi dolu olmasa ben kabul ederdim ama artık hiç imkanı kalmadı yeni bir kedi edinmenin… Umarım yavrucak şanslı çıkar.
Sevgili Metin Agabey,
Ben de iki gundur bu mealde seyler yaziyorum, cizittiriyorum sagda solda. Ama sizin kadar guzel ifade edememistim.
Elinize kaleminiza akliniza saglik…
Fatih Bey kardeşim,
Teşekkür ederim. Çok önemli bir dönemeçten geçiyoruz. Valla derdimi yeterince net ifade edebilmişsem sevinirim, ne diyeyim…
Metin ağabey,
arkasında herhangi bir örgüt bağlantısı yok diyorlar ya, işte o örgüt!
kimdir o fotoğraf ece ?
yazarlara dava açan bir avukat vardı o mu ?
o kişi büütn dünyada demokratik bir hak olan tepki koyma
hakkını kullanmıyor mu ? olaylara hissi bakmamak lazım.
bence trabzonda ilk kez sinyal şöyle geldi.
Birileri bildiri dağıtıyordu. o gençler az kalsın
Linç edileceklerdi. ama siyasiler linç edenleri adeta sarıp sarmaladı. Herkes kıs kıs o gençlere haddinin bildirilmesinden memnundu.,
bir eylem kötüyse o eyleme sebep olan başka eylemi eleştirmelisin.
sonra bir rahip öldürüldü, yine aynı şey oldu.
sonrasını biliyoruz, işte tosladık hep beraber.
şimdi bir ölenin ardından kendimize siyasi kazanç sağlayacak yorumlardan kaçınmamız lazım.
herkes kendi hissiyatına göre bir hedef gösterecektir.
herkes katile bakıp birşey der.
hatta ece, başkası da ermeni soykıırm tasarısına şöyle veya böyle tepki gösteren herkesi katil ilan eder.
veya sorumlu yapar.
öyle bir hale geliriz ki, ermeni katliamı yapılmadı demek bile ağır bir insanlık suçu olur.
eğer linç edilmekten kurtulan gençler ertesi hafta asayiş sağlanıp, tekrar o kente bildiri dağıtabilselrdi bu cinayetin işlenmesi bu kadar kolay olmazdı.
bence.
siz ne dersiniz ? metin bey ? fatih demir ? bekir yıldırım ?
Knz Hanım,
Sizin galiba bu ülkenin gerçeklerinden hiç haberiniz yok. Değilse şu satırları nasıl yazardınız:
“yazarlara dava açan bir avukat vardı o mu ?
o kişi büütn dünyada demokratik bir hak olan tepki koyma
hakkını kullanmıyor mu ? olaylara hissi bakmamak lazım.”
Hayretler içindeyim yani. Hatta dehşet içindeyim.
Ece Kardeş,
Teşekkür ederim katkınız için. O görüntü binlerce cilt kitabın anlatamadığını anlatıyor. Ama tabii buzdağının görünen kısmına işaret etmişsiniz.
Knz ciğim,
Sen bu adamı sıradan demokrat tepkisini koyan bir AVUKAT filan mı sanıyorsun Allahaşkına?
Kendisi son yerel seçimlerde Milliyetçi Hareket Partisi’nden ( MHP ) Küçükçekmece Belediye Başkan adayı olan ve halen MHP Küçükçekmece İlçe Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Av. Kemal Kerinçsiz dir..
Biz Türkler(!!) bu kadar kompleksli insanlar mıyız?
Her konuşan gazeteciyi, her romancıyı linç edilmeye varacak kadar ırkçı, kafatasçı bir tepkiyle hedef gösteriyoruz..
Diasporanın Soykırım söylemlerine ben de karşıyım ama bu yüzden Orhan Pamuk un linç edilmesini savunmuyorum..
O kent diye bahsettiğin Trabzon için ise hem özel nedenlerle hem de sırdan vatandaş olarak çok üzgünüm..
“Trabzon, Türkiye nin Sicilyasıdır ” gibi söylemlerle bütün bir şehrin insanlarını töhmet altında bırakan da malesef bir diğer örgüt:Medyadır..
Ha aklıma gelmişken ÇÖLAŞAN örgütünü de unutmamak lazım tabi..
Ulusalcıların kimler olduğunu hatırlarsan eski forumda uzun uzun konuşmuştuk..
Doğu Perinçek bile ulusalcıysa oturup biraz düşünmek gerekir..
KİM BUNLAR DİYE?
Bak Kerinçsiz ne kadar vatansever(!!) bir avukatmış:
1- Fener Rum Patrikhanesi’ne karşı düzenleneceği açıklanan “Patrikhane Yunanistan’a” mitinginin düzenleyicileri arasında yer almıştır.
2-“Radikal Gazetesi” Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan ile gazete yazarları Erol Katırcıoğlu, Murat Belge, Haluk Şahin ile “Milliyet” gazetesi yazarı Hasan Cemal hakkında, Osmanlı Ermenileri Konferansı’na ilişkin yürütmeyi durdurma kararı üzerine kaleme aldıkları yazılarında “yargıyı etkiledikleri” ve “devletin yargı organlarını aşağıladıkları” gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuş ve dava açtırmıştır.
3- Gazeteci Hrant Dink hakkında suç duyurusunda bulunmuş ve Dink’in aldığı ertelenen cezanın arttırılmasını istemiştir.
4- Yazar Orhan Pamuk hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Pamuk’un duruşmasında, dayanışma için duruşmaya katılan yazar arkadaşlarına ve AB gözlemci heyetine saldıran grubun başında, üstelik müdahil olarak eylemde bulunmuştur.
5- Boğaziçi Üniversitesi’nde Osmanlı Ermenileri Konferansı düzenlenmesine karşı suç duyurusunda bulunmuştur. Daha sonra konferansın yapıldığı Bilgi Üniversitesinin önündeki galeyana gelmiş eylemcilerle, halkı kutuplaştırmaya ve birbirine düşman etmeye çalışmış ve şiddeti teşvik etmiştir.
6- Türk dostu, AB sürecindeki Türkiye’yi diğer ülkeler önünde cesurca savunan, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini destekleyen Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk hakkında, “yargılamayı etkilemeye teşebbüs ettiği” iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştur.
Metin abi,
aynı anda yazıyormuşuz:)
Dehşet içinde olmayın.
dinleyin.
Siz kendiniz faşistleşmek yoluna düştünüz.
ceheneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir.
evet metin bey, avukatı tanımıyorum.
siz bana o avukatı yazmışsınız. O avukatın kimseyi öldürdüğünü yazmadınız. Teşebüs ettiğini de yazmadınız.
yazarsanız eyvallah. tamam derim, bilmiyordum.
islam terminolojisinde “kıyas” diye birşey var.
bir katille, bir tepkiyi ortaya koayan insanı aynı kefeye koyamazsınız.
Bu ülkede 301 in kalkmasını isteyen de olur, istemeyen de.
301 kalkmasını isteyen bunun için kendini daha iyi ifade edecek yollar bulması, hukuk ve isyasi mücadeleyi kazanması lazım.
o zaman namaz kılan insanı da işte katil bu diye yayınlayın., katil eyleme gitmeden önce namaz kılmış.
bunu neden yapamayız ? kıyas yanlış.
ben size “kıyas” yazdım. dehşetten uyan metin abi.
gerektiğinde şeytanın avukatlığını yaparım.
siz benim ne dediğimi okumadınız mı ?
kıyas, eylemdir.
okumadınız mı ?
trabzonda bildiri dağıtan gençler linç ediliyordu.
dehşet bizi doğruya götürmez.
serinkanlı düşünün.
o günden bugüne neden o gençler birdaha o şehre girememdiler.
o avukat içişleri bakanı mı ?
o avukat mı linç eylemine karıştı ?
ben size şunu söyleyim.
siz sivasta yangınla hesaplaştınız mı kendi iç dünyanızda ?
sivasa durmadan mazeret aranmasa belki bunlar bukadar kolay olmayacaktı,.
bir eylem, başka eylemle kıyas edilir.
bir satırda dehşette düşmeyin metin abi,
ermeni yasa tasarısına karşı çıkmak demokratik haktır.
bir yazar hakkında suç duyrusunda da bulunulablir.
hukuk var. hukuk hbir yazarı aksız yere suçlu buluyorsa, bunun mücadelesini yaparsınız.
ben cenazaye gittim.
ama mehmetçik öldüğü zaman 50 bin kişi nerdeydiniz diye sorulduğunda, ben o soru sahibine hak veririm.
mehmetçik cenazesine hiç gitmedim.
fakat o cenazaye gitmekten dolayı pişman olmam.
o bir güvercindi aramızda ve koruyamadık.
insandı, güzeldi.
ve bizim elçimiz paris sokağında, atinada ve başka yerde öldürüldüğünde 100 bin fransız hepimiz türküz diye yürümedi. Ben bundan dolayı da gittiğime kıvançlıyım.
insanlık dersidir.
büütn türkiye sokakta olsaydık,.
ve mehmetçiğime sahip olmak için, bu beraberliğimizden ders de çıkaracağız bundan sonra.
asla lübnan olmayacağız.
Bosna olmayacak buralar.
metin bey, kıyası sivas’la yapın.
bir düşünün.
ececim iki gözüm, hiç sevmedikerimize bile tahammül edeceğiz. BAŞKA yolu yok.
Knz ciğim,
Şehit cenazeleri dedin de bak bugünlerde NASNAME diye bir siteyi takip ediyorum..Lütfen sen de takip et..
APO ve PKK nın da gerçekte ne olduğunu az çok anlayabiliyoruz..
Devlet Bahçeli cenazeye gitmeliydi..
Trabzon halkı inadına otobüslerle gelmeliydi cenazeye..
Birileri önderlik etmeliydi…
Biz sürüyüz çobanımız naparsa onu yapıyoruz malum..
İsmail Cem ölmüş:(
Knz Hanım,
Mantığınızı anlamakta güçlük çekiyorum. Türkiye’de yaşadığınızdan emin misiniz? Yoksa faşizm sizin için hiçbir şey ifade etmiyor mu? Tansiyonum çıktı bu söyledikleriniz yüzünden. O &%$*?*!$% ç&%c$ğ* ile ilgili olarak dilimin ucuna gelenleri yazarsam 301′lik filan olabilirim her an, başım büyük derde girebilir ve siz beni buna teşvik ediyorsunuz. Yapmayın!
14′e ek:
Bir toplumun geleceğine suikastler düzenleyip duran birtakım yaratıklar var bu ülkede. Etiketleri, kostümleri, titrleri, rozetleri ne olursa olsun farketmiyor; bunlar kan içici birer cani. Hepsi malum bir network’ün uzantıları. Ve siz tutmuş, “demokratik tepkisini koyan sıradan bir vatandaş” gözüyle bakıyorsunuz bunlara, öyle mi? Bravo.
15′e ek:
Dün ve bugün gazetelerde yayımlanan üç fotoğrafa dikkat edin ve puzzle parçalarını birleştirmeye çalışın:
1. Malum hukukçu bozuntusu, her taşın altından çıkan Susurlukçularla (özellikle, eli öpülen korkunç herifle) aynı karede.
2. Cinayetin “büyük abi”si olduğu söylenen %&$*!&, bir faşist partinin genel başkanı olan adamın koruması olarak onunla aynı karede. (Tetikçi de bu faşist partinin yan örgütünün eski üyesi çıktı, hatırlayın. İsterseniz 12 Eylül öncesine uzanalım ve bu faşist partinin genel başkanının ne &%$ olduğunu da söyleyivereyim size.)
3. Meryem Ana Kilisesi’ndeki törende olMAyanlar:
Cumhurbaşkanı (Konumunu belli eden büyük jestlerinden biri daha… Nobel alan yazarımızı da kutlamamıştı),
Başbakan (Neden katılmadığı belli, ama katılmamakla nasıl vahim bir hata yaptığının farkında değil),
Dışişleri Bakanı (Bir önceki parantez içi),
CHP Genel Başkanı (Faşistlerle faşizm yarışına çıkan bu adamın demokrasi düşmanı cephenin önemli bir kurmayı oluşu dolayısıyla zaten katılsaydı şaşardım).
Bir toplumun geleceğine suikastler düzenleyip duran birtakım yaratıklar var bu ülkede. Etiketleri, kostümleri, titrleri, rozetleri ne olursa olsun farketmiyor; bunlar kan içici birer canı. Hepsi malum bir network’ün uzantıları. Ve siz tutmuş, “demokratik tepkisini koyan sıradan bir vatandaş” gözüyle bakıyorsunuz bunlara, öyle mi? Bravo.
Bu dediğinizin her Ermeniye, solcuya, sağcıya vs. kötü gözle bakmaktan ne farkı var? Knz hanımı ilk defa doğru dürüst anladığımı düşünüyorum. Karşımızdakini insan değil diye görmeye başlamak da — yanlış anlamadıysam — Knz hanımın işaret ettiği şey.
Yanlış kızmıyorsunuz da yanlış insana kızıyorsunuz bence, bunu yaparken de onun dediğini teyid ediyorsunuz. En azından şimdi bana öyle gözüktü, neden öyle olmadığı konusunda ikna olmayı isterim tabii.
16′ya ek:
Bir başka blogda yorum yapan biri “siz ülke gerçeklerini bilmiyorsunuz!” demem üzerine aklına geliverenleri yazıvermiş. Yazıvermiş de, sizin dediklerinize karşı benim dediklerimin aklına geliverenlerle ne ilgisi olduğunu tam anlatamamış. Ayrıca kaçak güreşmesine ne lüzum vardı, kendisiyle aramda kan davası mı var; “Bir başka blogda bir kişinin yorum yapan birine ’siz ülke gerçeklerini bilmiyorsunuz!’ demesi üzerine aklına geliverenler”i buraya yazsa hem daha şık, hem daha ahlaki bir davranış olurdu.
Bülent Bey,
Alıntıladığınız sözlerimde kastettiğim zevat, Susurluk figürleridir. “Susurluk” -biliyorsunuz- artık bir sembol isimdir. “Derin” işlerin sembolü…
“İnsan” olmak, homo sapiens görünümünde olmak demek değildir. Tanrı aşkına, ben, bu toplumun demokrasi, insan hakları, özgürlük ve hukuk talep eden bir bireyi olarak bu zevata nasıl iyi gözle bakabilirim, söyler misiniz? Bu, akla, mantığa, izana sığacak birşey midir?
Metin Bey tamamiyle haklidir!
Herkes insan kategorisine dahil ama her insan kategorisine dahil olan insan kategorisi için faideli değil maalesef! Bu durumda herkese herşey için sınırsız özgürlük diye bi kavram yoktur! Akıldışı insan kategorisine dahil biri sürekli birilerini dava etme yoluyla hedefleştirilmelerine çanak tutuyorsa bu akıldışı ama işini bilen!! biri olduğunu gösterir, çünkü bu yolla bazı çevreleri galeyana getireceğeni gayet iyi bilmektedir ve bunun adı kesinlikle demokratik bir hakkını kullanmak olamaz! Burası vahşi batı mı? Türkiyenin iç dinamiklerinden bi haber bi insan bile bunları yaparken iki kere düşünür de öyle yapar! Bu belli maksatları, kötü niyetleri içeren ırkçı bir projenin alt menülerinden biridir! Özgürlük başkalarının özgürlüğünü sınırladığın yere kadardır ki burda insanların yaşam özgürlüğünün kısıtlanmasına kadar giden bir durum söz konusudur! Kaldı ki aynı kavramın binlerce anlamı olduğu bir ülkede birilerine kavramların gerçek anlamlarına ikna etmek te pey zor hatta imkansızdır!
Kaç gündür üzüntümden suskunum ama bu saçmalıkları duydukça ben de insanım, onlarda! ben niye ırkçı değilim de onlar bu kadar gözü kara ve gururlu ırkçılar! diye düşünüp çileden çıkıyorum. Ben de bu topraklarda büyüdüm, ben de sorunlar yaşadım ben de okudum ben de sırası geldi parasız kaldım, yalnız kaldım bu arada ben de karadenizliyim!? ama yine de ırkçı olmadım! Bu saçmalığa devam ettiğimiz de Metin Beyin dediği gibi ne sevecek ne de gidecek bi yurdumuz olacak!
—————————————–
Jazzetta’nın notu: Özge Hanım, teşekkür ederim. Beni bağışlayın lütfen; yorumunuzdan o özel ismi çıkarmak zorundaydım, çıkardım. Çomağı hazırlamak zorunda kalmayalım. Zaten tehlikeli sularda geziniyoruz…
Malum şahıs devletin savcisi midir ki devlet adina halkina karsi dava acmaya calismaktadir???
Ama en sonunda gelinen nokta budur. Malum şahıs ve ekibi Turkiyeyi kendilerinin sahip olduklari bir toprak parcasi olarak gormekteler… Yaptiklarindan baska birsey cikarilamaz…. Ve kendilerinden olmayana yasam hakki vermemeye niyetliler… Turkiye kendi ulusalcilarinin bir malidir… Solcusu, muslumani, ateisti, ermenisi burada ya efendilerini dinlerler ya da …oup giderler demektedirler…
Rahip cinayeti, Yargitay baskini ve Dink’in oldurulmesi resimlerinin ucunde de soyadi minik kendisi mide bulandiran bir insanin olmasi halen buyuk resmi farkettirmiyor mu?
Turkiye tezatlarin zitliklarin ve tutarsizliklarin ulkesi olmaya devam ediyor. Yunanistandaki Turk azinlik icin utanmadan hak isteyen bir ulke burasi… Kuzay Iraktaki Turkmenler icin her turlu hakki isteyen ama kendi ulkesinde azinliklara hak vermemeye calisan bir ulke…
Fransada Ermeni soykirimi yapilmamistir diyen yasayi kiyasiya elestiren ve sonra biri “Ermeni soykirimi yapilmistir” deyince hakkinda acilan davalari hakli bulan, aldigi nobel’i tum bunlarin basi c.baskani tarafindan kutlanmayan bir ulke….
Ve malum şahsa bu ofkemize ragmen bir gun dahi canina kastedmeyi dusunmeyiz… Insanlik orada devreye girer iste…
———————————————–
Sevgili Fatih Bey kardeşim,
Özge Hanım’a bıraktığım notu size de bırakıyorum, özür dileyerek. Uğursuzları uzak tutalım başımızdan, olur mu, katılırsınız değil mi bu düşünceme? Özel isimleri değiştirdim izninizi almadan, lütfen hoşgörün.
Metin Bey,
yazacaklarimin sizinle ve sizin ortaya koydugunuz argumanlarla hic bir ilgisi yoktur. Izninizle, knz rumuzlu kisinin biraktigi yorumlar uzerine bir iki sey soylemek istiyorum.
eger bir arguman yapilcaksa, dogru yapilmali. once ortaya fikrinizi koydunuz diyelim. tek basina fikirler sallamakla olmuyor bu is. dayanaginiz nedir, ve sonuc olarak ne demek istiyorsunuz bunu da acikca belirtmeniz gerekir. ve daha saglikli bir argumansa istediginiz, iddanizin hangi sartlar altinda dogru olamayacagini da belirtmeniz onemlidir.
yani demem suki;
bahsi gecen avukatin fikirleri dogrultusunda tepki koyma hakki vardir (iddia)
cunku demokrasi bireye fikirlerini ozgurce beyan etme hakki verir (dayanak)
hah simdi bu arguman coktu. cunku;
bu ulkede fikirleri yuzunden yargilanan bireyler var (gercek)
demek ki bu ulkede demokrasi yok (varilan sonuc)
birde daha da sagliksiz olan, zaten varligi demokrasiye ters olan bir yasa uzerinden, fikirlerini belirten insanlara dava acan bir avukatin fikir ozgurlugu hakkindan bahsedilmesi.
o kadar karistirmaya gerek yok. aslinda cok basit.
bu arada Endiseli Peri’nin yorumunu okuyunca ogrendim, Ismail Cem vefat etmis.
Pelin Hanım,
Haklısınız. İfade özgürlüğü, demokrasi, hak ve hukuk taleplerimizi, insanlığımızı, gelecek umudumuzu yoketmeye ahdetmiş, bununla da kalmayıp bu ülkenin en değerli insanlarından birinin fiziken ortadan kaldırılmasına ön ayak olmuş, bunu misyon edinmiş olan alçakların bütün bu insanlıkdışı, hukukdışı, ahlakdışı eylemleri yapmakta özgür olmaları gerektiğinden bahsedilmesi tam bir kara mizah ürünü. Ne diyeyim!
Metin bey,
ne okuduğunuzu anlamakta güçlük çekiyorum.
Burada hep birden bir ayine mi katılmmaız gerekiyor ?
ben size ilkelerden bahsediyorum.
suça azmettirmek gibi birşeyden sizler şimdiye kadar şikayetçi değil miydiniz ?
o zaman orhan pamuk ta, başklarına göre pkk ları suça teşvik ediyor olur.
kardeşim suça teşvik olmayacak vatandaş.
kışkırmayacak.
sivasta yangın çıkaratanları kışırmıştı diye mazur görmediler mi ?
kan neden beyninize çıkıyor ?
15 de yazdığınıız benim dediğimle hiç bir ilgisi yok.
ben her vatandaşın cenazaye katılması gerektiğini zaten yazdım., insanlık dersidir. keşke türk dipomatları öldürüldüğünde fransızlar 50 bin fransız hepimiz türküz diye yürüseydi. Biz dünyaya insanlık dersi verdik.
vatandaş katıldı ve komplekse girmedi.
ben komplekse girmedim girmedim.
bana mehmetçiğin cenazesine gittin mi diye eleştiren çıkarsa,. haklısın derim. keşke daha hassas olsaydık şimdiye kadar.
bundan sonra daha hassas olurum derim.
susurluk çetesi her nasıl korunuyorsa bunun hesabını iç işleri bakanından, adalaet bakaınından sorun.
burada o avukat hakkında görünen bir bağlantıyı yazamıyorsunuz. ben ne yapayım ? ayine katılamıyorum.
ben gördüğümü yazıyorum.
eylem suçtur.
bir bildirin içeriğine sonuna kadar karşı olmak başka, bildiri dağıtanları linç etmek başka.
dindar hassasiyeti olmak başka, sivasta otel yakıp insan öldürmek başka.
1-öldürmeye yönelik her eylemi benzer kategoriye koyuyorum ben.
2-suça teşvik etmek gibi her eylemi başka kategoriye koyuyorum.
ikiden bire geçişi kapatırsanız, 2 tehlike olmaz.
avukat kıştırttı.
halk bildiri dağıtanları linç etmeye kalktı.
araya yasa koymak zorundasın.
ve bir vali olarak, o şehirde o bildirinin dağıtılcağı ortamı yaratcak. Peki, bu oldu mu trabzonda ? yok.
özge hanım hepimizin paraya ihtiyacı var. banka soyuyor muyuz ? yemez çünkü. Güvenlik var koruma var.
yani avukat konuşmasın sözü bumerang gibi size döner.
bir de bakarsınız metin abi konuşmasına döner.
o güzel öfkenizi neden yöneticilere yöneltmiyorsunuz ?
bence. benden bu kadar zaten.
metin bey üzdüğüm için özür dilerim. Sizin hassasiyetinizi anlamıyor değilim.
Knz Hanım,
Malum şahsın şöhret basamaklarını tırmanışı sürecinde olup bitenleri benim burada özetlememe gerek yok, bu bilenlerin ve bilmek isteyenlerin bilgisi dahilinde zaten.
Uğursuz çetelerle piyonlar arasındaki bağlantılar da herkesin malumu. Piyonları, tetikçileri besleyip meydana salan sosyolojik şartlar da herkesin malumu.
Malum şahıs “konuş”muyor Knz Hanım, feci yanılıyorsunuz, çok feci hem de; o zat cinayet kışkırtıcılığı yapıyor, linç kışkırtıcılığı yapıyor, provokasyon yapıyor, geleceğimizin altına dinamit yerleştiriyor, toplumsal barışı yerle bir ediyor, ırkçılık ve faşistlik yapıyor, aydın düşmanlığı yapıyor, demokrasi yıkıcılığı yapıyor. Onun bir misyonu var. Kafasına göre takılan biri değil. Yalnız değil. Kendisini göremiyorsanız sağındakilere solundakilere bir fener tutun, bakın bakalım, ne göreceksiniz.
Ayrıca, ikide bir Sivas deyip durmayın lütfen, o yangının acısını en derinden yaşayanlardan biriyim ben, orada canlarımdan bir canımı kaybetmişim ben, bunu bilmediğiniz için tereciye tere satma konumuna düşmenizi istemem. Hem ne alaka yani?
Bir de “Metin abi konuşması” dediğiniz ne mene birşeydir, merak ettim, bir açıklar mısınız lütfen? Açıklarken Dink’in ölümüyle peşpeşe yazdığım yazıları gözönüne alacaksınızdır sanırım, değil mi? Yoksa genel bir gözlem midir?
Yorumcu dostların dikkatine:
Yasalarla başımın derde girmesini istemiyorum. İsim serdedilmesi gerekmeyen yerlerde bunu yapmazsak sanırım iyi olur. Teşekkür ederim.
Metin abicim,
nefesinizi tuketmeyin bosuna.
Burada demokrasi havarisi kesilenlerin tek yapmaya calistiklari sey benim katilim iyi senin katilin kotudur. Benim kiskirticim senin kiskirticindan iyidir.
Bi de bunu yine utanmadan yapiyor…
Kendisinin Vakit gazetesi hakkindaki kiskirticiligi hakkinda soyledikleri halen hafizamizda iken bugun malum kisileri korumaya calismasi kendisinin de ne oldugunu gostermesine yeter de artar bile….
Metin bey,
Son zamanlarda genel anlamda dusunmek bir yana, bu konunun uzerinde etraflica icin cok zamanim olamadi malesef. Fakat, dusuncesizce lakirdilar etmek aliskanligim bilindiginden, bu durumu yadirgamayacaginizi tahmin ediyor ve bir iki sey soylemek istiyorum:
Hrant Dink’in oldurulmesine, katline, ziyadesiyle uzgunum.
Genetik anlamda Turk olup olmadigi benim icin hic de onemli degildi –zaten ‘genetik Turk’ de olsa olsa teorik bir seydir–, o bu topraklarin dilini biliyor, ve anliyordu bence.
Bu topraklarin dilinde de ‘kol kirilir yen icinde’ eski bir dusturdur. Kirilmasi gerekmiyor(du) tabii, ama yen icinde kalmasi adettendir.
O bunu biliyor ve AIHM’e gitmek zorunda kalisini, mecburiyetinin gerekcelerini yazmak istiyordu. Bu konudaki ilk yazisini okumustum, digerleri yayinlandi mi bilemem –takip edemedim– ama, o yaziya benzer bir yaziyi ‘biz’ dediklerimizin cogu hic yazmadan AIHM’e gittiler ve –baskalarini bilemem– ama benim gozumde cok puan kaybettiler.
Hrant Dink ise oyle yapmadi.
Ne kacti, ne de bir tehdir unsuru olarak AIHM’i kullandi. Cogu aydinimizdan, manevi liderimizden cok daha yuce bir durustu onunki.
Vuran cocugun Trabzonlu olmasi tabii ki hos degil. Bolgenin ahalisinin ismine ‘Laz’ ya da ‘Pontuslu’ filan diyerek oralari da etnik ayriliga sevk etmek ve bunu da bu son olaylarla pekistirmek istiyor olabilirler. Tutacagini sanmiyorum, ama, mide bulandiracak oldugu ortada.
Bu konuda Trabzon ya da Trabzonlulara yuklenmek yerine, marifetmis gibi mikro milliyetcilikleri birer etnik yapi olarak sokusturanlara karsi durmanin gerekli oldugunu dusunuyorum. Bu konuda bizlerin diklatli olmasi gerektigi kanaatindeyim.
Kulturel cok seslilik iyi, ama bunun altinda etnik ayrilik atesinin yakilmasi hic de iyi degil.
Milliyetciligi tenkid ederken, bu tur kulturel cokseslilik ‘ayak’lariyla yaratilan tepkiyi de dikkate almak gerekir.
Dikkatli olmak, bence, bu yuzden cok onemli.
Beyaz Turk konusunda isaret ettiklerinizle onemli derecede hemfikir olsam da, tamami ile hemfikir olamiyorum.
Ben, nacizane, ‘beyaz Turk’lerin once kendilerini sattiklarini, geriye kalanlari da artik onemsemediklerini dusunuyorum.
O yuzden, sosyal yapida onarilmasi zor catlaklara yol acmakta olan ve adina ozellestirme denen talani tenkid ediyorum.
Caresizlige ittiklerimizin masa olmasini yadirgamadan once, bunlari bu caresizlikle basbasa birakanlari dadegerlendirmeliyiz bence.
Ote yandan, Bulent beyin temas ettigi tema dogrultusunda da bir iki kelime eklemem gerekiyor. Boyle zamanlarda, kiminle birlikte empati yapildigi kadar, kimleri de sorumlu gosterdigimiz onemli.
Ve, ikisi de zararli bence.
Cunku, murekkep yalamis dahi olsa ‘duygu adami’ olmak, istemeden olsa da, baska ve beklenmedik extremism’lere yol acabilir.
Murekkep yalamislarimizin bu tur zamanlardaki baslica gorevi empati yapmak yoluyla bir tur ‘amplifier’lik yapmak yerine, yatristirici ve yol gosterici olmaktir kanaatimce.
Ama, ta basinda dedigim uzere, bu dusuncesizce yazilmis bir yazidir, kaale alinmasini beklmeiyorum.
Metin Bey yaıznın en başında “Aman haaa! Falancalar alınmasın!” gibisinden bir uyarı yazmışsınız ama memlektin bütün lümpenliğini gene tutup milliyetçilere yüklemişsiniz.
Ülkede adam mı öldürülüyor, garanti milliyetçiler yapmıştır!
Bu olayın failinin milliyetçi olduğu bile şüpheli ama mesela hâlâ devam eden sokak çatışmalarında araba yakıp, üstüne THKP/C yazan lümpenler devrim savaşçısı, değil mi?
90′ların başından beri, Ümraniye, Gazi Mahallesi gibi yerlerde senede en az bir kere polisi taşa tutup, çevreyi harabeye çevirip, sokaklara barikat kuran öküzler memlektin aydın çocukları değil mi?
Elli bin defa da olsa örnek vereceğim, Kadıköy’ü savaş alanına çeviren teröristleri kınadığınızı ben hiç duyamadım Metin Bey? onların avantajı veya imtiyazı solcu hümanistler olmaları mı?
Solun “özeleştirisi” , “dostlar alışverişte görsün” hesabı, yoksa yarım ağız “Hadi koçlar yıkın şu faşist polisleri, yıkın bu burjuva devletini” dediğinizi duyar gibiyim ?…
Burada yürütülen kampanya Türkiye’de “Türk” adının anılmasını faşizmle özdeşleştirerek, Türk için konuşulmasını engellemek… Vicdanlarda Türk olmaktan dolayı bir suçluluk duygusu yaratmak.
Bu da faşizmin bir başka türlüsü ama kime anlatacaksınız? İnsanlığı, özgürlüğü, barışı herkesten iyi bilen THKP/C, TİKKO vs militanlarına mı? ( Metin Bey’e militan demiyorum elbette ama.. Hani Türk olmaktan dolayı falan hepimiz suçluyuz ya.. Acaba o da kendisini radikal solun terör eylemlerinden dolayı suçlu hissediyor mu?)
Lütfen bırakın bu küfür kampanyalarını!
Bu toplumun lümpeni, odunu sağcısıyla solcusuyla bir bütün. ODTÜ’de hilal bıyık bırkaın bakalım solcu kabadayılardan dayak yiyor musnuz yemiyor msunuz? SBF’de duvara sol örgütlerin dışında bir bildiri ya da yayın asın bakalım neler oluyor?
Bu memlekette sadece “hümanist” solcular yaşamıyor metin Bey. Ama korkarım siz yakında Türk olduğunu söyleyenlerin yaşamasına müdahale etmeye başlayacaksınız…
ben sivasın hesabını kimseden sormadım ki.
sivas demein sebebi bir eylemi bir eylemle kıyaslamak.
ben 3 tane örnek verdim.
sivas bir linç eylemi.
diğer en yakın ve bölgesel örnek papazın öldürülmesi. eğer papazı öldüren kişiye kahraman gibi davranılırsa, nedensellik ilkesi böyle işler.
diğer bir örnek ise, bidiri dağıtan geçlerin linç edilmesi girişimi.
ben örnek verdim. kimseye ima birşey ima etmiyorum.
afşar beyi tikko demiş. deyin afşar beyi diyin.
netice de cinayeti herkes işler. linç etme duygusu insanların en ilkel halinde mevcuttur.
fransanın göbeğinde öldürülen türk elçisi,
almanyada diri diri yakılan kundaklanan türk evi,
hollanda da müslüman cezayirli tarafından öldürülen yönetmen, peygamber karkatürü yüzünden belki de estatik olmak zorunda kalan karikatürüst,
yani dününyanın her yerinde her görüşten, her dinden , he milliyetten insan bunu yapabilir. Budistler bile yapabilir, herkes yapabilir.
yani afşar beyi, tencere dibin kara seninki benden kara mı diyeceğiz ?
fakat sorun şu ?
bu ülkede 301 madesi eleştirelemez mi olacak ?
eleştirene katil mi diyeceğiz ?
bir yazar görüşleri nedeniyle eleştirilemez mi olacak ?
bu cinayetten prim kapmak olur.
cinayet geliyorum demiş ve yöneticiler uyumuş.
mesele bu., biz d esormamışız, nasıl oluyor trabzonda bilidir dağıtanlar linç ediliyor diye ? şimdi ahkam kesiyoruz.
şimdi anlatmak lazım. adam soruyor ve haklı.
adam diyor ki, şehit cenazesine gittin mi sen ?
ben diyorum ki adam haklı.
ona da gitmeliydik.
YANİ hrant kardeşin cenazesine gitmek değildi kötü olan, keşke öbürüne de gitseydim.
bunu anlatırım ben.,
metin-thePoor, yazınızı hala anlamadım,. bu Avukat yetkisi olan biri mi ? vali mi ? DEĞİL. o mu engellemiş soruşturmaların düzngün gitmesini., veya kendisi bir linç girişiminde bulunmuş mu ? benim zihnimde suça teşvikten yargılanma diye birşey yok.
Knz ciğim şehit cenazelerinin tükeneceği yok..
ben doğdum doğalı böyle..
gidersin inşaallah birine..
Ama bu cenazeye katılmış olman bence çok asil bir davranış..
Bu cenaze sıradan bir cenaze değildi çünkü..bir semboldü..
Müzmin bey in yazısında geçen cümlelerden, “AİHM e gitmeleri” ile ilgili de şunu söylemek istiyorum,
–doğru yada yanlış, türk yargısı güvenilirliğini yitirdi bence..
yine doğru yada yanlış, emekli bir kurmay çıkıp “korkutmak için hakimlerin yakınına bomba attırdım” diyorsa, yargının da kimlerin tekeline doğru gittiğini bir kez daha düşünmekte yarar var..
sayg.
Ece hanim,
Once usul ve cerceve acisindan bir duzltme denemesi: ‘Turk yargisi’ degil de ‘Turkiye’deki adliye mekanizmasi’ demek bence daha dogru olur.
Bu haliyle onermenizi kabul edebilirim. Ama, ahir karanlik diyerek yuzugu disarida aramanin mantigini gormek pek de kolay degil. AIHM’de verilen kararlarin uygulamasini da Axxx’e yaptirmayacaksaniz, buradaki sistem hakkinda dusunmek ve onu duzeltmek icin bir seylerin yapilmasi yolunda nefes (byte) tuketmenin daha yerinde olacaginda mutabik olacagimizi umuyorum.
Bir baska nokta da, AIHM’in tipik bir hukuk mahkemesi oldugunun sanilmasidir ki, basortusu vb gibi seylerde yasanilan husranlarin onun oyle olmadigini gosterdigini saniyorum.
Kisacasi, gecmis siyasilerimizin de, pseudo-siyasilerimizin de (basortusu aktivistleri ve gazeteciler buna dahildir) AIHM’e biat etmelerini ben kabul edemedim hic.
Adalet sisteminin duzelmesi yolunda mazlum olmak da siyasilerin gorevidir ve bundan kac(in)malarini hicbir sekilde samimi bulamiyorum.
Bu konuyu tartismis oldugumuzu hatirlar gibiyim ve bu sekliyle buraya alintilandiginda, tipki ‘Cennet annelerin ayaklari altindadir’ demenin Cenneti ayaklar altinda tasvir etmek iddiasini dile getirmek gibi durmus bence.
O meselede soylenen o degildi. Tehlikeli bir ortamda kendi keyiflerine uygun davranan birkac burokrata soz geciremeyen bir kolluk/asayis kuvvet (birlik) komutaninin basvurmak zorunda kaldigi bir tur tedbir amacli uygulamasini out-of-context okursaniz ‘nush ile uslanmayana etmeli tekdir; tekdirle uslanmayanin hakki kotekdir’ diyen Ziya Pasa’yi da gelmis gecmis en azili fasist sayacaginizdan endise ederim.
:)
Topu Metin bey e atıyorum..
yada Faith abi ye:)
Saga sola –hele de gecenin bu saatinde– top atmak nasil anlasilir bilmiyorum.
Ayrica, bir iki saat once HaberTurk’te biteviye bir ‘abi orgutlenmesi’nden bahsedip durdular.. sizin verdiginiz isimler bu konuda eminim ilgililerin isine yarayacaktir.
Efendim sölemesi ayıptır bir kez “hakim” karşısına çıkmışlığım var:)
O da 8 ay ehliyetsiz araba kullanıp kaza yapmadığım halde, ehliyet aldıktan sonra 8/8 suçlu bulunduğum bir kaza yaptım:P
Karakola da Yargıya da Allah düşmanımı düşürmesin dedim o zaman..
Elimde olsa AİHM e ben de başvururdum yani:P
Hmmmm… anliyorum. 8/8 kabahatli olunca insanin AIHM’e basvurmak istemesi tabi ki /anlasilir/ bir seydir ;)
:)))))))
Metin bey e topu attım çünkü Tansu ablanın kurşun atan yiğitler lafını hatırladım nedense:)
Tansu hanimin cok sayida talihsizligi kendi sahsinda toplamis olmasi, nasil ki kadin siyasetci konusunda agzimizda buruk bir tad birakmis ise; benzer sekilde, alakasiz yerde dedigi yanlis laflarin da –laflarin degil de soyleyenin yanlis olmasindan baska– fazlaca ciddiye alinmasini da bir talihsizlik olarak gormek zorunda oldum hep.
bilmiyorum ki ece,
belki de mehmetçik cenazesi asker gibi kalkmalı.
inan bilmiyorum.
ben hrant abinin cenazesinde çok sivildim, yalnızdım.
bir kere cenazede slogan atılmasın vasiyeti beni çekti.
bi slogan beni inciltirdi.
hepimiz ermeniyiz sözü, edebi bir anlam taşırdı.
türk mentalitesidir.
xsi ve ece bilir edebi sanatları.
hani karikatürlerde şu ünlü mizah sözü var ya?
hanginiz kara muratsınız der.
cevap hepimiz kara muratız şeklindedir.
yani aramızdan birileri öldürmek için ermeni arıyorsa, biz hepimiz ermeniyiz demek.
bu dünyaya ders.
kimse yapamaz böyle.
çok tatlı insanlarız.
bu türk ulusunun bir başka özelliği;
dediğim gibi mesela ahmet türk milletvekiliydi kuzey yunnaistanda, öldürüldü ?
katili mi bulundu mu ?
yunanlılar “hepimiz türküz” diye yürümedi değil mi ?
onlar yapamaz.
bu bir yüce yürek işidir.
ben böyle gördüm.
böyle cenazelerde her slogan inciltici olur.
cenazelerde susmalı.
tekbir bile getirilmemeli. ( topluluğun, halkın katıldığı yürüş kısmında diyorum, yani mabedten çıknca)
şehit cenazesinde “kahrolsun pkk” bile duymak istmezdim.
tabiki ben hiçbir ölçüde pkk lı değilim ( töbe; şimdi yanlış anlayan olur, afşar beyi imdaaaat, o avukat yemesin beni :),
bana neden mehmetçiğe katılmadın diye eleştiri yapan herkesle yüzleşmeye hazırım. Yani onlara; haklısın demek çok zor değil. onu diyorum.
metin-thePoor Hrant abinin eşi benim gibi düşünmüş.
başbakana demiş ki; ölen rahibin cinayeti çorap söküğü gibi takip edilseydi, bu olmazdı demiş.
her zaman suç oluşablir.
her toplulukta.
önemli olan suçu oluşmadan önyebilecek organizsayondur.
o organizsyon demek çalışmadı. Birileri bunu önlüyor.
işte onlar gizli kalmamlı. kim soruşturmada yavaş davrandı ? görevini yapmadı ? biz toplum olarak onun hesabını soralım. Kalem müdürü mü diyorlar ? kim o ?
bak sen şunu atladın., görevine son.
yani ben işimi yapamayınca işime son veriyorlar.
ben basitim. basiti görmek istiyorum.
karmaşa gözümü yoruyor.
hadi metin bey, bana çaya gelin.,
bekir bey siz de buyrun. suat beyi de alırsanız sevinirim.
özge ben knz nikli kişi değilim. knz yim.
benim en okumadığım kitabın adı, kavgam.
Kenize Hanım,, lafı döndürüp dolaştırıyorsunuz da memlekette çıplak bir realite olarak duran sol terörü bir türlü eleştiremediğinizi görüyorum.. İlla 12 Eylül mantığıyla bir milliyeçi terör odağı da bulunacak!
Oysa mezkur cinayetlerin hiç birisinin “milliyeçilik” sebebiyle işlendiği kesinleşmemişken, İstanbul’u harap edenlerin kimlikleri, ayan beyan ortada.
Kaldı ki her ifadeden kıllanıp onu bunu dava eden avukatları savunmuşluğum da yok! Kaldı ki burada okumamış, köylü “milliyetçileri” nasıl eleştirdiğimi de sanırım okumamışsınız?Ama mesele Türk olmak dğeil mi? Türk iseniz baştan suçlusunuz! Konuşmağa hakkınız yok! tütrklük ne demek? Türklük bir avuç faşistin uydurduğu bir kavram değil mi size göre?Gene bahsettiğim sol şiddetin üstünden atlayıvermişsiniz, onu görmezden gelmek kolay değil mi?
Bu ülkenin asıl tehlikesi milliyetçi şiddetten falan gelmiyor, bu tamamen bir uydurma korku.. Bu ülkenin gerçek ve mevcut tehlikesi, kendisine uymayan her görüşü “faşizm” olarak niteleyip kamu vicdanından sökmeğe çalışan ve zaman zaman da ortalığı yıkan sol şiddet…
Knz hanim ben size yonelik bir suclama yaptigimi zannetmiyorum! Aslında Muzmin Anonim Bey’in ima ettiği gibi nefrete nefretle karşılık vermek bütün konuştuklarımızın temeline aykırı bir şey ve ben de bunu asla yapmak istemiyorum, bu topraklar üzerinde yaşayan her tür insanla barış içinde yaşamanın yollarını tartışmamız lazım! Kelimeler bazen çok farklı anlaşılabilir, burada kendimizi aslında hissettiğimiz gibi ifade edemeyebiliriz, bu bir iki satırla bir iki cevapla halledilebilecek bir mesele olsaydı zaten şimdiye kadar halledilmişti! Çoğu zaman ben de şöyle düşünürüm yazdığım bir yoruma gelen cevap aslında içinden çekip aldığım bazu nüasnlarla veya temel olarak benim de anlatmak istediğim şeydir ama benim cümlelerim ya farklı ya da tamamlayıcı diğer cümleler olmaksızın yanlış anlaşılmış olabilir! Konunun özü: aynı kavrama çok farklı anlamların yüklenmesi meselesidir kanımca! Ülkemiz bence demokratikleşme sürecine girmiş vaziyette, ve bu gayet sancılı olacaktır, başka türlüsü bizim gibi kozmopollit bir ülke için çok zordur, istenir ama sorunlar çıkması engellenemez görüldüğü üzere! Farklı fikirlerden insanların biraraya gelerek tartışma kültürü yaratabilmeleri lazımdır! farklı fikirler farklı yönlerden birbirlerini tamamlayabilirler! Sabit fikirlilikten vazgeçmek lazımdır! Bu ülke klişe olacak ama hepimizin! sadece bir kaç kişinin tekelinde değil! İyi insanlarımızın teker teker öldürülmesi, diğer iyi insnalarımızıdan bu suretle sindirilmesi bu ülkeye ne fayda getirecektir! Son tablodaki insanlar değil, son tablodaki insanları bu sona iten sebepler, sistemler, süreçler iyileştirilmelidir! Ülkemizde belli periyotlarla farklı ideolojiler yüzünden cinayetler işlenmiş, huzursuzluklar yaratılmıştır! birlikte yaşama ve daha da önemlisi birlikte fikir alışverişinde bulunabilme dirateyini gösterebildiğimiz ölçüde demokratik özgürlük kavramına yaklaşabileceğiz! Kendine demokrasi diyen gelişmiş batı toplumlarındaki çifte standartları da biliyoruz! Ülkemizdeki bazı konjoktürler dünyadaki konjoktürle aynı paralelliktedir aslında! Sözün kısası bizim isyanımız temelde, ne olursa olsun fikri farklı, dini farklı, dili farklı, ırkı farklı diye insanların öldürülmesinedir! Yaşam hakkı herşeyin üzerinde bir haktır!
Kisacasi, gecmis siyasilerimizin de, pseudo-siyasilerimizin de (basortusu aktivistleri ve gazeteciler buna dahildir) AIHM’e biat etmelerini ben kabul edemedim hic.
Bu konuda benzer düşündüğümüzü evvelki konuşmalardan biliyorum. Sadece biat değil pompalanan, bir de ‘batı’ kurumlarına güven telkini var hayret verici şekilde çok daha değişik düşünebilecek donanımda olmaları beklenen insanların yaptığı. Bunu da evvelce konuştuk, aklıma şu geldi şimdi. Siz Oedipus kompleksi diye anlatıyorsunuz bu tarzı galiba. Ben o kadar sofistike düşünemediğim için kızıp — kötü niyet yoksa — bildiğimiz düz eşeklik diyorum içimden bazen (ve şimdi de dışımdan oldu tabii). O açıdan, belki, Malatyalı, yetim ve “azınlık” mensubu rahmetli Dink, ‘aydın’ olma konusunda — doğma büyüme küçük köyün büyük ağası olduklarından zahir — çevrelerince pek sorgulanmayıp okum derken *okum demeyi alışkanlık haline getirmişlerden çok daha düzgün bir donanıma sahipti.
Ozge hanim,
Bu cumleyi tam anlayamadim.
Benim durdugum yerde ‘nefrete nefretle karsilik vermek’ anlamli degil; otomatik hic degil, hele de sart hic degil…
Bunlari, aksinin de otomatik ya da sart olmadigini soylemek istiyorum. Yani, nefrete surekli sevgi ile hosgoru ile vb karsilik vermenin de anlamli ya da zorunlu olmadigini soylemek istiyorum.
['Niyet okuma' gibi dursa da, 'niyet analizi' demek kulaga daha dogru olur: ] Muhatabinizin tavrinin ardindaki motiv onemli.
Baska bir deyisle, karsinizdaki durumun sadece bir duygusal bir patlama olduguna hukmediyorsaniz, teskin edici olmaniz lazim. Yok, bir kose basini ele gecirmek icin bir taktik hareket ise, uygun tepkiyi vermek zorunludur.
Yukarilarda bir arkadasimiz bahsetmisti galiba: Ben de, Hrant Dink’in bir Ermeni milliyetcisi oldugundan suphe etmiyorum. Bunun anormal de bulmuyorum; cunku Dink, bir Ermeni milliyetcisi olmasina ragmen cikarlarinin birliktelikte oldugunu gorebiliyor ve bunu da soyleyebiliyordu. Ermeni diasporasi gibi biteviye bir ‘nefret kusmak’ histerisine kapilmis degildi. Bu onemlidir ve bu ‘calisilabilir’dir.
Farkiliklarimizi reconsile etmek; gecmise mazi demek, ‘let bygones be bygones’ diyebilmek acisindan rahmetli Hrant beyin varligi onemli idi. Onun tavrina karsilik bizlerin (’Turklerin’) ve onlarin (’Ermenilerin’) bazi seyleri kabul etmesi kolay olacakti..
Simdi isimiz tekrar zora girdi.
Bilhassa, eger bu konuyu Ermenistan’la degil de bir belligerent simarik velet gibi davranan Ermeni diasporasi ile halletmekten baska alternatif kalmazsa, tekrar bir numarali kareye donmus oluruz.
Hrant Dink’i kaybetmis olmak, bu acidan bakildiginda, daha da uzucu.
Fakat, bunu da bir baska duygu seline donusturmek ve ‘hapimiz birer katiliz’ filan gibi hezeyenlara garkolmak da cozume yardimci olmaz bence.
Denge. Denge cok onemli.
Dengeli olmak sart.
“Bunlari, aksinin de otomatik ya da sart olmadigini soylemek icin soylemis olmak istiyorum.”
olmaliydi.
Knz hanim,
Bu, cok onemli bir tesbih ve tespittir.
Elinize, dilinize saglik.
Muzmin Anonim Bey,
Ben sizin nefrete nefretle cevap vermekten yana olduğunuzu değil, tam aksine nefrete nefretle cevap vermenin tüm konuşmalarımıza aykırı olduğunu yani nefrete nefretle karşılık VERMEMEMİZ gerektiğini ima ettiğinizi söylemek istedim ama imlaları doğru yerde kullanıp, cümleyi tam cümle şeklinde yazmadığımdna herhalde bunu farklı algıladınız.
Ki nefrete nefretle cevap vermeye taraftar olduğunuzu ben herhalde hayatta iddia etmem, sizi tanıdığım kadarıyla! Yanlış anlama var yani! aşağıdaki cümlelerinizden yola çıkıp bu sonuca varmıştım ayrıca! ima derken de kastım buydu!
(YANLIŞ ANLAYAN TÜM ARKADAŞLARADIR BU CEVABIM!)
‘Cunku, murekkep yalamis dahi olsa ‘duygu adami’ olmak, istemeden olsa da, baska ve beklenmedik extremism’lere yol acabilir.
Murekkep yalamislarimizin bu tur zamanlardaki baslica gorevi empati yapmak yoluyla bir tur ‘amplifier’lik yapmak yerine, yatristirici ve yol gosterici olmaktir kanaatimce.’
ne yazıydı be. sonuna kadar kendini okuttu…
“mesele”ye doğru bir bakış açısı getirmişsiniz ve doğru sonuçlara ulaşmışsınız. kaleminize sağlık.
konu dışı ama bir anket açtım oy kullanırsanız sevinirim:)
sayg.
http://e-ce-naze.blogspot.com/
Şurada da bir “gazeteci” yurttaşımız “demokratik hakkını” kullanmış.
çok eskilere gitmeyeceğim,
daha bir yıl önce, “rahip cinayeti” çorap söküğü gibi gitseydi, sadece hrant abiyi mi korumuş olacaktık ?
katil fotoğrafını gördünüz mü ? üniversite cüppesi mezuniyet töreninde ? bu mu diyorsun ? bir anne fotoğrafı vardı. Komuşumuz zehranım teyzelere ne çok benziyor ?
eğer rahip cinayeti çorap söküğü gibi gitseydi, o fotoğraftaki genç daha silahı eline almadan bir el, devletin eli, onun eline yapışacaktı.
O suçu işleyemeyecekti.
o çocuk, 10 sene sonra mezuniyet fotoğrafına bakarken,
o yıllarda aklımdan neler de geçirmiştim diye kendi kendine gülecekti., hayatı kurtulacaktı.
avukatı ben savundum afşar beyi.
ama avukat görünürdeki yaptıklarını; yani ece nin saydıklarına göre yazıyorum. gizli bağlantıda yeri
varsa, o ortaya çıkarmak yine yönetimin işi.
Onlar içişleri bakanlığı, adalet bakanlığı, kalem müdürleri, bilme ne saymanı, şehrin valisidir. Gizli devlet diye bişey uydurdular, yan gelip yatıyorlar.
gizli devlet trafik canavarı gibi uydurduğumuz birşey.
ben inanmıyorum açıkçası., avukatın gizli ilişkisi varsa ortaya çıkar, çıkarsa da kendi tutuklanmalıydı.
ama bu hailiyle avukat, aksine kabaran öfkeyi sönümlendirecek birşey yapıyor.
suç işlemeden önce o gençleri öfkeli görseydim, “git mahkemeye şikayet et” derdim., enerjini orda dök.
301 den yana olmak, bir yazara karşı olmak suç değildir.
dediğim buydu. kendini ifade et. bunu için geliştir.
bu ülkede gençler var. yıllardann beri harcaya harcaya bitmediler. ben sağ ve sol görmüyorum artık afşar beyi.
insan var.
bizim çocuklarımız., sağcımız, solcumuz.
tikkocu dedin o da ana evladı.
bizim hrant abimiz.,
ilk kez hrant abinin cenazesinde belki bunu başardık. Biz lübnan olmaya niyetli bir halk değiliz., dedik.
şimdi bu slogan başka gençleri incitmesin.
ben ona uğraşıyorum.
mehmetçiğe gitmediler diye içlenmesinler.
bu ülkede konuşalım.
anlatmaya çabalıyalım.
keşke bu ülkenin biraz da “hulusi ketmen” leri olsaydı.
o genç tabancayı aldığında engel olsaydı., babacan birşekilde , “bir daha aklından geçirme” deseydi ve bıyığını bursaydı.
çok mu hayal görüyorum ?
yukarki yazıyı yazdktan sonra;
nasname ye baktım.
İşte Hrant Dink cinayetinin asıl failleri:
*1914 -15’li yıllarda Ermeni–Asuri katliamını inkar etmekte diretenlerdir.
*24 Temmuz 1923 Lozan’ı deldirtmeyiz diyenlerdir.
cinayetten geçinenler bunlardır! bu yazıyı yazan adam, ellerini oğuşturmuş ve bir cinayetin rantını toplamaya çalışıyor. kan beynime çıktı hayatımda ilk defa.
Sevgili arkadaşlar,
Bu yazı altındaki yorumlarınıza toplu bir cevap vermek ve bunu da ayrı bir yazı halinde sunmak istiyordum. Ama içimde müthiş bir bunaltı ve bulantı var. Kusmak istiyorum. Gazetelerdeki haber, yazı, yorum ve görüntüleri biraraya getirdiğinizde; bunlara bir de internetteki yorumları falan eklediğinizde, kusma hissinizi dizginlemek mümkün olamıyor. Beyaz ve esmer faşistleri, tatlısu okuryazarlarını, CHP’yi, MHP’yi, BBP’yi, FP’yi, İP’yi, derin güçleri, tetikçileri, eyyamcıları, şunları bunları anlayabiliyorum -onlar kendileri açısından son derece tutarlılar aslında. Ama, “müslüman” olmakla kalmayıp bir de bunun davasını güttüklerini iddia eden bazılarımızın, müslümanlık ile kan içici şoven milliyetçiliği nasıl bağdaştırabildiklerini, karşı oldukları despotik resmi zihniyeti nasıl da farkında olarak olmayarak içselleştirdiklerini anlamak mümkün değil. Mümkün de, kabul etmek mümkün değil. Bunu görmek için yaygın medyaya bile bakmaya gerek yok; çevrenize, bloglarınızda yapılan yorumlardan bazılarına bakmanız yeter.
Neyse, birazcık sakinleştiğimde cevap yazacağım. Şimdilik bir tek şey söyleyeceğim: Burada tetikçilerin ağabeyi olan malum şahsın tarafınızdan savunulması, sinirlerimi altüst ediyor Knz Hanım.
Ama, “müslüman” olmakla kalmayıp bir de bunun davasını güttüklerini iddia eden bazılarımızın, müslümanlık ile kan içici şoven milliyetçiliği nasıl bağdaştırabildiklerini, karşı oldukları despotik resmi zihniyeti nasıl da farkında olarak olmayarak içselleştirdiklerini anlamak mümkün değil.
Tam buraya dokunacaktım ki, devamını gördüm.
Mümkün de, kabul etmek mümkün değil.
Bu işlerin karakteri bu değil mi zaten? Sırf din bağlamında değil, herhangi bir ’siyasi’ mücadelede kutupların arası açılınca fikri ahlak ve tutarlılığın yollandığı tatilin süresi uzamiyor mu? Kabul etmeyip n’apacağız? Bunun filmini dinle alakasız bir bağlamda görmemiş miydiniz 70lerde? Gözümüzün önündekini reddetmek yerine, belki onunla yaşamayı kabul edilir sınırlar içine çekmenin yolunu aramak lazım. İnsanlara “senin normal insan olmanı kabul edemiyorum, niçin peygamber ile masal kahramanı hibridi birşey olmuyorsun” demek pek makul gelmiyor bana. Bunu siz gayet tabii benden iyi biliyorsunuz — buralara aslında hepimiz kripto-faşistiz manasına gelen yazıları asan ben değilim.
Üzülmeyin bunalmayın yeni birşey öğrenmediniz çünkü demek için yazıyorum bunu. Yahut şöyle diyeyim: bir kutunun içine bir fenalık koyduk, bunu o fenalığı görmemek için yaptık, ara sıra bir zelzele filan olunca o kutu da olduğu yerden düşüyor ve açılıyor içini görüyoruz rahatsız oluyoruz. Rahatsızlığın kaynağı kutunun içindeki değil aslına, onu zaten biliyorduk. Rahatsızlığın kaynağı zelzele. Aklımız varsa o kutuyu biraz daha sağlam kaparız, biraz daha sağlam rafa koymanın yoluna bakarız. Bunlar yapılabilir şeyler, içindekini yok etmek ise mümkün gözükmüyor.
Metin bey,
Inandiginiz, ya da inanmadiginiz o ilahi/uhrevi sey askina/adina, azicik daha az duygusal olmanizi istirham etmek aklima geldi; vazgectim.
Baskalarini bilmem, ama, ben sizin yazdiklarinizi okumagi biraz da bu yuzden seviyorum galiba.
Aksi halde, ikimiz de ilac recetesi gibi soguk seyler yazamak zorunda kalirdik..
Evet, ask olmali tabii ki.. ama, dozu konusunda mutabik olabilecegimize emin degilim :)
Zannedersem ilgili avukattan bahsediyorsunuz. Eger oyleyse, onun hizmetini de takdir etmek gerekir.
Cunku, bir ahbabimin bana dedigi/naklettigi uzere, o da ilgili kanunlarin limitlerinin tespitine ve duzletilmesine hizmet ediyor –bir anlamda. Bu da, cok fena bir sey olmasa gerek.
Benim asil sasirdigim, Knz hanima sinirlenmis olmaniz…
Kategorize etmek taraflisi olmadigi icin, elde maddi kanit bulunmuyorsa itham etmenin dogru olmadigini soyledigi icin mi ona sinirleniyorsunuz?
“kan içici şoven milliyetçilik” mi? Eh yani pes!
Yahu solun bu memlektte hala yürttüğü teröre rağmen hiçkimsenin aklına bu kadar “iğrenç” nitelemeler gelmiyor metin Bey! Oldu mu şimdi?
Hâlâ Türkiye’de Nazihayaletleri görmeyi bırakın lütfen.. Buülkede hiçkimse kimsneinkafatasını falan ölçmedi ama ODTÜ’de öğrenciler bıyıkşekillerindnedolayı solcularca hala tehdit ediliyor.
Sol terör bitmedi, silahlarıyla ve kalemleriyle hâlâ beyinleri taciz etmeyi sürdürüyor, varlığı tartışılır “kan içici şoven milliyetçiler” derhal mahkûm ediliyor…
Milliyetçiliği bu şekilde sürekli karalamanız ve onu bu çirkin sıfatlarla yaftalamanız ne nezakete neentellektüelnamusa sığıyor Metin Bey… Ne istiyorsunuz!? Aynışekilde karşılık almadıkça sol devamlı bu çirkinsıfatları, küfürleri telkbaşıan kullanmağa devam ediyor.. Buna denk bir tane hakaret görseniz eminim dünyayaı ayağa kaldırırsınzı.. Şimdi ben de bütün solcualra, ” Allahsız, vatansız , marksist domuzlar” desem mesela… ( Bunu sadec sizin öylece ağınızdan fırlayıveren ve solcu olarak sarf etmekte mahzur görmdiğiniz lafa bir benzer örnek olsun diye ettim.. Kulağa hiç de hoş gelmiyor dğil mi?) Mideniz bulanmaz mı? Öyleyse lütfen siz de size yakışmayan iğrenç sözlere tevessül etmeyin…
knz ciğim,
NASNAME yi kürt entellektüeller yazıyor..Ben de ne düşünüyorlar diye takip ediyorum, hepsi bu!
Afşar Bey,
Sizi seviyorum. Ama bu “milliyetçilik” mevzuu açıldıkta sürekli olarak KENDİ AKLINIZA hakaret etmenize üzülüyorum. Size yakıştıramıyorum. İncelikli, duyarlı, iyi bir insansınız. Geçmişteki düşünce yapınızla gönül bağınızı anlayabiliyorum, benim de var; gelgelelim siz şoven milliyetçilik olgusu ile sizdeki (ve bendeki ve pek çoğumuzdaki) vatan sevgisini ısrarla ve inatla birbiriyle özdeş sayıyorsunuz. Bu bir. İkincisi, ben yollarımı çoktan ayırdığım “yoldaş”larımın vaktiyle yedikleri herzeleri şiddetle eleştirmekten hiç yüksünmüyorum ama siz benim bu tutumumu ısrarla ve inatla görmezden geliyor ve tam aksini lanse ediyorsunuz. Gelin şunda birleşelim: Barbarlığın her türlüsü kötüdür! Şovenist milliyetçilik faşistliğin bir yönsemesidir ve faşizm barbarlıktır! (Bakın sizin için milliyetçiliğin başına şovenist sıfatını getirerek bir de ayrıca şovenist olmayan milliyetçilik varmış gibi yapıyorum. Bunu sizin için yapıyorum, çünkü şovenist olmayan milliyetçilik yoktur; gerek sizin tarafınızdan gerekse Serdar Turgut gibi yazarlarca milliyetçilik kavramına yüklenen, bu kavramın özünde olan birşey değildir; vatan sevgisi başka birşeydir; gelvelakin siz ille de bunu milliyetçilik kavramı içine sığdırmak istiyorsanız, hiç değilse bu tür bir “milliyetçilik”le literatürdeki kavramı birbirinden ayırmak için öyle davranmış olalım.)
Yazımın girişindeki notların birincisiyle üçüncüsünü de alıcı gözle okumamışsınız. Okusaydınız belki daha ölçülü bir tepki verirdiniz. Bugünkü ben ile bugünkü sizin insan hakları ve özgürlükler hususunda anlaşamayacakları birşey olmadığını düşünüyorum. Bir de sizin anladığınız anlamdaki milliyetçiliğe itirazım olmadığını bir görüverseniz, hiç gerek kalmayacak öfkelenmeye Afşar Beyciğim.
59′a ek:
Afşar Bey,
Ayrıca şunu da belirtmeliyim -aslında çoktandır altını çizmeliydim, bir türlü belirtmek kısmet olmadı:
Jazzetta’da politik mevzularda konuşurken sol bir perspektiften ziyade liberal bir perspektiften kelam ettim. Muzmin Bey yanılmıyorsam vaktiyle bana -mealen- solcu olmadığımı, sadece kendimi solcu zannettiğimi söylemişti! Demek o kadar kalın çizmişim altını bendeki liberal damarın.
(Liberal liberal deyip duruyorum ya, aslında yanlış yapıyorum: Liberallikten ziyade Etyen Mahçupyan’ın çerçevesini çizmeye çabaladığı demokratlıktır benim temel çizgim.) Sonuç olarak siz hababam komünist geçmişimden hiç kopmadığımı ima edip dururken başka okurlar arasında solculukla ilişkimin laf[z]da kaldığını söyleyenler çıkabiliyor ve işin ilginci bu okurlar bunu sosyalist bir mevkiden söylüyor değiller! N’apcez şincik? Kendimden şüphelenmeye başladım; ben neyim, burası niresi?
Metin Bey,
Solcu olduğunz kesin.. Zira milliyetçilğe bakışınız Marksist bir iman penceresinden ve bu bakış son derece mutaassıp bir bakış…
“Kan içici şoven..” vs laflaırnı sizin köşenizde duymak beni özellikle irrite etti. Şu ADDiler midir nedir onlar gibi yarım akıllı adamların böyle laflar etmeleri tabiatları gereğidir…
Benim de anlatamadığım şey şudur: Şovenizm, tutuculuk, ayrımcılık milliyetçliğin bir gereği ve şartı değil, geri toplumlardaki bütün ideolojik/imani cemaatleşmelerin ortak paydasıdır…
Geçmişle bağımdan bahsetmişsiniz. Geçmişle bağım sadece yıllar geçtikçe benim için daha akıl almaz olan şartlarda “benim tarafım” olan insanların çektiği acılara duyulan bir saygıdan ibarettir. Herkes kendi kampına ayrılmıştır ve herkes hesabını kapatmıştır…
O zamanların kinini bu güne taşımamak fikrimi belki 6-7 defa dile getirdim. Hem buun bir faydası yok, hem ahlâkî olarak yanlış, hem de artık insan olarak birbirlerini kollayan eski düşmanların iradelerine, kişiliklerine saygısızlık…
Benim tahammülümü zorlayan nokta şudur: Sanki bu ülkede medeniyet solun iidir de bütün ilkellikler antikomünistlere aittir gibi bir baskın egemen anlayış şu anda sol tarafından hepimize dayatılıyor.
Merhum babam: “Değişmeyenler yalnızca aptallar ve ölülerdir” derdi. Söz başkasına da ait olabilr bilmiyorum ama ben babamdan duymaktan hoşlanırım.
Sizin “liberal” olmaktan ürkmenizi eskiye bağlılığa bağlıyorum. Liberal olunca kendinizi inançlarınza ihanet etmiş mi hissedeceksiniz? Mahçupyan’ın “demokratlığı” sakın ola demokrasiyi bir aritmetik kitle diktası haline getirmek olmasın? “Sınrlı demokrasi” üzerinde kafa yormakta da sayısız faydalar var gbi geliyor bana.. Temel hakları çiğneyecek kitlesel kararlar almak demokrasinin şekil şartlaırnı sağlar da devletin hukuk temelli meşruiyetini sağlayabilir mi?
Sükûnetiniz, akılcılığınız ve anlayışınız için teşekkür ediyor, kırgınlığa sebep olduysam da çok özür diliyorum..
Saygılarımla..
Afşar Beyciğim,
Ben size kırılmıyorum, çünkü keskin öfkenizin ardındaki insani bakışın inceliğini sezebiliyorum.
Şimdi kısa kısa geçeyim izninizle:
Liberal olmaktan ürkmüyorum. Bunu yanlış algılamışsınız.
Mahçupyan’ın demokratlığı konusunda ise benim birşey söylememe gerek yok. Hayli karmaşık şekilde de olsa Atilla Yayla hocayla çok güzel ve uzun uzun tartıştılar. O polemiği okumadıysanız okumanızı isterim. Gerçekten ufuk açıcı olabileceğini düşünüyorum.
Evet haklısınız, solcuyum galiba. Ama marksist değilim artık, bundan adım gibi eminim!
Yahu, şunda bari anlaşalım: Metin Bey, size sizin anladığınız anlamdaki milliyetçiliği kö-tü-le-mi-yor!
Anlaşalım efendim, anlaşalım… Atilla hoca -Mahcupyan polemiğini epey okuduk.
Dikat buyrulursa Atilla Hoca’nın görüşlerinin Mahçupyan’dan daha vukuflu ve geniş ufuklu olduğu görülecektir.
Zira o, ferdin hak ve hürriyetlerinin DEMOKRASİ ADINA DAHİ OLSA hiç bir otoriteye devredilmemesi gerektiğini savnurken, Mahçupyan’danbiraz daha hassas ve geniş açılı bakıyordu olaya…
Mahçupyan’ın “demokratlığı” bana biraz Demoktratik Almanya’nın demokratlığı gibi görünüyor.
Ve en nihayetinde gene “Anladık yeldeğirmeni de bunun suyu nereden geliyor” kabilindengöreceğinizi sandığım bir soruyu sormadan edemiyorum: Mülkiyeti, “hırsızlık” saymayan bir sol var mı?
İncelik sizin hüsn-ü zannınız efendim, teşekkür ederim..
trabzon emniyet amiri görevden alınmış.
can dündarın bugünkü(ctesi) yazısını okuyun.
metin-thePoor eniyisi benim burdan kaydımı silin.,
yorum yapmayım ben şimdi.,
Mülkiyeti, “hırsızlık” saymayan bir sol var mı?
Hangi mülkiyet? Öncelikle noktayı tespit edelim Afşer Bey.
1-Kaynağının meşruluğu izah edilebilen ve bir insan emeği ve bilgisi kapsamına girebilen MÜLKİYET Mİ?
YOKSA,
2-Mantık, izan, akıl, sağduyu, matematik, gibi ölçülere göre, kaynağında kendi bilgi ve emeği bulunmayan, toplumsal hak ve değerleri yok sayan, ihtiyaçtan çok baskı ve egemenlik aracı olarak kullanılan MÜLKİYET Mİ?
Bunlardan biri suçtur elbette.
Bunlardan biri “suçtur” elbette
“suçtur” kelimesi “hırsızlıktır” olacaktı.
Zihni Bey, Bu ölçütleriniz ölçüt değil. Bir mülkiyetin aksi ispatlanıncaya kadar meşru olduğu kabul ediir. Hangi mülkiyet sorusu bu açıdan anlamsızdır..
Mülkiyet kavramının meşru olup olmamasıyla “Hangi mülkiyetin meşru sayılacağı” sorusu birbirinden farklıdır.
Bir insanın mülkiyetine müdahale etmek istiyorsanız sizinki gibi kriterler uydurarak bunu yaparsınız.. Zaten mesele bir hak olarak mülkiyeti gasp edilemez , dokunulmaz kabuk edip etmemek meselesi.
Bu cevabınız üzgünüm “geçerli” bir cevap değil.. Çünkü sorunun kapsamına girmiyor.. Mülkiyeti bir hak olarak görüyor musnuz? Mülkiyeti bir hak olarak gören sol var mıdır?
Zira haklar zaman zaman askıya alınabilmelerine rağmen aksi ispatlanmadıkça , suçluluk durumu tespit edilmedikçe, verili olarak dokunulmaz sayılan menfaatlerdir.
Mülkiyeti böyle görmekle, onun bir takım şartlar altında kabul edilebilir bir imtiyaz olduğunu savunmak kökten farklı şeyler…
Sizin yaklaşımınız keyfi müdahaleleri, otoriterliği kaçınlmaz ve meşru kılmağa yönelik bir kasıtlı saptırma olarak kullanılmaktadır.
Ölçütü olmayan mülkiyet hakkı, sömürüyü ve hırsızlığı meşrulaştırır.
Sıcak savaşları geçin, günlük yaşam içindeki karmaşalar da servet egemenliği ve kontrolsüz biriktirme hırsından kaynaklanmıyor mu?
“Servet egemenliğ hırsı” insanlığa bir dereceye kadar zenginlik getiriyor gibi görülse de, asıl etkisi, “aşırı zengin-aşırı yoksul” çelişkisine hizmet etmektedir.
Bu nedenle, en fazla bir ömürlük erişilebilir rekabete evet ama, kopukluğa hayır. Bunun insancıl kriterleri vardır. Burada yerimiz dar.
Afşar Bey,
BURADA benzer konuları (özyönetim) tartışmaktayız.
Zamanınız olursa buyurun.
Mülkiyetin kayıtsız şartsız bir HAK olarak kabul edilmediği yerde bu hakkı elde etmek mücadelesi başlar ki bu asıl hukuksuzluktur.
Hukukun temeli mülkiyetn mutlak kabul edilmesidir.
“Size göre” , “bana göre” mülkiyet olmaz!
64 için:
Knz Hanım,
Ben hiçbir zaman sansürcübaşı veya “ya sev ya terket”çi olmadım burada. Ne demeye bana öyle bir tutum yakıştırıyorsunuz ki?
49 için:
Cem Bey,
Teşekkür ederim. Her zaman beklerim.
32 ve 34 için:
Ece Kardeş,
Aman topu bana atmayın! Halâ deplasmandan dönemedim zaten! Fatih Bey’in malikanesinde Muzmin Bey’le tartışmamız yarım kaldı. Bombacı Paşa Bey bu arada terfi etti mi, onu da bilmiyorum.
metin-thePoor susmayı kendim tercih ettim. Benim bir şeyi anlatma çabam sizin sağlığınızdan daha değerli değil.
muzmin anonime önemli not.
aşağıdaki gazete haberini okuyun.
okuduğunuzu belirten cevap yazarsanız sevinceğim.
ben de bu vesile ile metin-thePoor’a biçift sözüm var.
beim elimi kolum bağlayarak, bir nevi sansürklediği için
daha önce yazacaklarımı yazamamıştım.
insanlar eleştiriye dayanıklı olmalı diyorum.,
Yunanistan’ın en çok satan gazetelerinden Ta Nea’nın Genel Yayın Yönetmeni Leon B. Karapanayotis, 19 Ağustos 1999′da yazıişleri toplantısına girdi. 17 Ağustos’ta Türkiye’de büyük bir deprem olmuş ve binlerce kişi ölmüştü. Karapanayotis, Ertesi günkü başyazısına “Hepimiz Türküz” başlığını koyacağını söyledi. Toplantı masasındakilerden bazıları özellikle milliyetçi Yunanlılardan tepki gelebileceği uyarısında bulundu. Ancak Karapanayotis fikrini değiştirmedi ve başyazı 20 Ağustos’ta o başlıkla çıktı: “Hepimiz Türküz.”
evet insanlara güvenmek lazım.
fırsat vermek lazım.
deprem gibi bir feleketin acısını paylaşmış halktık.
ama yine de içimi buran şey; depremi yapan bir ynanlı değil.
depremi yapan allah.
veya çürük yapılar
ama yunanlı biri değil.
ama bir miletvekilini ahmet türkü öldürenler ise yunanlıydı.,
ama olacak, hepsi olacak.
ben burda inatla ve gurula diyorum ki;
katillere inat
kardeşimsin hrant.
ben yapmam gerekeni yapıyorum.
gelelim tansiyon hastamız ev sahibine,
aysbergin en dibine bakma merakınız yüzünden oluyor bunlar.
bir kez de tevazu gösterip, asbergin kabak gibi günyüzünde olan kısmın abkamadınız.
hepinizinin gizli bilgileri var.
sizin gizli bilgileriniz de benim tansiyonumu fırlatıyor.
ben inatla asbergin gmörülen yüüznü yazacağım.
derin devletmiş.
alt tarafı birçey ocağı.
sizin sadece kendilerimden ne ayran, ne hytar,
ne de cacık olamyacak siyasileriniz sorunmlu.
bir yıl önce rahip öldürüldüğünde derin devlet onlara mani olmadı.
oy kaygısı gözetiler.
bir misyoner için memeleket çocuklarını hapsilerde çürütecek bir siyasi adres olmayı göze almadılar.
bu kadar basittir.
o kadar basit ki herşey,
herkes derinlerde görünmeyenleri kendilerine
yontuğundan malesef görünüleni de göremez olduk.
iç içleri bakanı ve adalet bakanının dünyanın hiç bir ülkesinde geçerli bir mazereti olmaz.
ordan başalrsın tırpna.
bunu kim yapacak siyasi ?
siyasiyi kim seçiyor halk ?
ama halkın gözünü bulandırın, derinleri göremeiyoruz diye.
ne oldu sizin avukat hala bulmadınız değil mi ?
10 tane knz paralasınız, oy hesabı yapan siyesetçidir sorunmlu.
siz dalın daha