Tin tin tini mini hanım, büküm büküm oldu canım!
Allah Allah! AA tipi ikilemeler konusundaki imece çalışmamızı adım adım ilerleyerek sonuca vardırmanın hayali ve heyecanıyla tatlı tatlı çalışırken nedir bu başıma gelen sevgili okurcuklarım!
***
Konuya ciddi ciddi ilgi duyanlarınızla ateşli ateşli tartışaraktan güzel güzel götürüyorduk işi; sizler öbek öbek ikileme örnekleri gönderirken ben de önerilerinizi bilmiş bilmiş eleştiriyor, doğru bulduğum ikilemeleri listeye bir bir ekliyordum ve öyle öyle çalışmamızı olgunlaştırıyor, azar azar yol alıyorduk. Emek emek uğraştığımız bu işin böyle aşama aşama ilerlemesi, ortaya dizi dizi örneklerin çıkışı fakiri gizli gizli sevindiriyor, içini kıpır kıpır ediyor, iştahlı iştahlı çalışmaya daha da heveslendiriyordu. Şimdi şimdi anlıyorum ki için için tahmin ediyormuşum başıma geleceği aslında da, onun için acul acul güncelleyip duruyormuşum ilmeği. Ne güzel efendi efendi marifet eyliyorduk şurada, şimdi sırası mıydı topak topak taş dökeceğim diye sürüm sürüm sürünmenin!
***
Evet evet, taş dökmeye hazırlanıyormuşum ufak ufak meğerse. Sol böbreğim usul usul taş üretmiş, vıcır vıcır kumla dolmuş. Taş yolun hemen hemen sonuna gelmiş, düşmek için önce hafiften hafiften yoklamış beni, sonra da olanca şirretliğiyle özümü inim inim inletmeye karar vermiş! Başıma türlü türlü rahatsızlık da musallat olduğu halde ben hayatta kolay kolay doktora gitmemişimdir, gitmem, hele hele çevremdekiler bu hususta ısrar ederlerse inadına inadına mızıklanırım. Bile bile lades işte! Hasta hasta çalışırken görünmez bir elin beni iyileştireceğini salak salak umut etmenin dayanılmaz bir çekiciliği vardır gözümde nedense. Ama bu sefer misli misli belaya çatmışım, üzüm üzüm üzülecekmişim de haberim yokmuş! Kös kös boyun eğdim başıma geleceklere.
***
Ajansta o gün pırıl pırıl bir gökyüzü, sıcak sıcak içilecek bir çay, yanında da çıtır çıtır bir simit özlemiyle sızlanır vaziyette, her zamanki gibi haldır haldır iş peşinde koşturur, harıl harıl çalışırken ikindiyi etmiştim. Aniden aklıma bizim veledin proje ödevi için internetten yazılı ve görsel malzeme toplamam gerektiği geliverince, “topu topu birkaç sayfalık ödev nasılsa, olsa olsa beş on dakika sürer; çarçabuk bitirir, işime dönerim” diye düşünerek hızlı hızlı o işe giriştim diğer işleri bırakıp. Power Point’te sayfa sayfa hazırlamaya başladım ödevi. Ertesi gün sunumu vardı çocuğun ve hiç zamanı kalmamıştı turnuva turnuva maç peşinde koşmaktan –yoksa niye ben yapayım onun ödevini, benim yapacağım araştırmayı kendisi haydi haydi yapabilir!
***
İnternetten teker teker derlerken malzemeyi, içim tuhaf tuhaf olmaya başladı. Kıvır kıvır kıvranmaya, acı acı inlemeye başladım. Kalbim küt küt atıyor; ara ara terliyor, hemen sonrasında da üşümekten dişlerim takır takır ediyordu. Acıdan alnım kırış kırış, suratım al al, dudaklarım büzüş büzüş, gözlerim çakmak çakmak olmuş –anlattılar sonradan. Bunun yanında diş miş hikayeymiş meğerse, aman aman bir ağrı değilmiş –öyle feci, tırım tırım tırmalar bir hal!
***
Amma uzun uzun öyküledim, değil mi! N’apayım, adamı acıdan böylesine ciyak ciyak bağırtan bir durumla ilk defa karşılaştım da ondan. Neyse, arada olanları bıdı bıdı anlatmayayım. O ilk kıvranma nöbeti geçince sakin sakin düşünmeye çalıştım. Bu ülkenin hastanelerinde akşam akşam adam gibi doktor bulmak ne mümkün! Bari biraz sakinleşip gideceğim yere de temiz temiz gideyim diye tıpış tıpış eve geldim. Fellik fellik dolaşıp hastane aramanın manası yoktu, ne de olsa çevremizde doktor doktor sürünmüş birçok dostumuz arkadaşımız mevcut, ama yine de hastane hastane dolaşmak varmış kaderimde! Ajanstan çıkmadan önce, bilgisayarımı kapatmak aklıma geldi ve size telaşlı telaşlı o mesajı yazıverdim işte ayaküstü. Amacım merakınızı köpük köpük köpüklendirmek değildi elbet; sadece önem verdiğim bir konuyu durduk yerde yarım bıraktığım, maymun iştahlılık yaptığım gibi bir izlenim yaratmamak için o mesajı yayımlamak istedim –öyle korkmuştum ki belki de ameliyat olacağımı ve bu yüzden internete de uzun süre rahat rahat giremeyeceğimi düşünmüştüm.
***
Zaman zaman gelen dayanılabilir ağrı nöbetlerini saymazsak nispeten sakin ve ayakta geçen birkaç saatten sonra, artık gündüz gözüyle hastaneye gidip adam gibi muayene ve tedavi olayım hesabıyla yatmış ve yeni yeni uykuya dalar gibi olmuştum ki gece gece tekrar feci şekilde kıvranmaya başladım. Son sürat hastaneye vardık, kontrollerden geçerken orada da ağrım sancım tuttu, fakat aheste aheste kürek çeken asistan doktor teşhis koyamadı bir türlü. Sakinleştirici bir iğneyle eve geri gönderdi bizi, arsız arsız sırıtarak. (İğne vurulacağını anlayınca tüylerim diken diken oldu ve siz deyin tir tir, ben diyeyim zangır zangır titremeye başladım.)
***
Fitil fitil burnumdan geldi uyku, sabahı zor ettim. Dokuz sularında yaşadığım, öncekilerin şiddetini fersah fersah aşan yeni bir nöbetle fırladık evden, başka bir hastaneye vardık. Matrak matrak konuşan bir şişko doktor, vücudumu karış karış muayene ettikten sonra, acı gerçeği dobra dobra suratıma söyledi. Vah vah! Şaşkın şaşkın bakakalmışım, taş düşüreceğim hiç mi hiç aklıma gelmezdi. Karaciğerimden ve karnımdan da ayrıca şüphelenen bizim sevimli doktor, özümü ultrasona da yollayınca yavaş yavaş korku dağları sardı bende! Kahretsin, bardak bardak su içirdiler USG öncesi. Lıkır lıkır götürmek zorunda kaldım on bardak suyu.
***
Doktor haklıymış; karaciğerimde damarlar boğum boğum olup toplanmış, prostatım iltihaplanmış, ürettiği kocaman taştan dolayı sol böbreğim şişmiş. Karaciğerdeki oluşumun habis bir tümöre dönüşme tehlikesinin olup olmadığını anlamak üzere MR çektirmem gerektiği de söylenince, çok çok bir saati alır diye düşündüğüm bu muayene sürecinin uzayacağı anlaşıldı. S*ke s*ke ödeyip bir çuval dolusu parayı, ilaçları da alıp döndük eve. (Ağzımız da bozuldu bu arada, tövbe tövbe!)
***
Şimdi zıp zıp zıplayarak, ip atlayarak, avuç avuç hap yutarak, fincan fincan maydanoz, gilaburu ve mısır püskülü suyu içerek, midemi cumbul cumbul sıvıyla doldurarak mesanenin kapısına dayanmış olan kocaman taşı yerçekimi kanununa tabi kılmaya çabalama sürecine girmiş bulunmaktayım sevgili Kamçatkalı hemşehrilerim. Daha MR çektirirken zinhar yutkunmamak, karaciğerde bi halt yoksa sevincinden hobbidi hobbidi hoplamak ve yaşını başını almış prostatlı statüsünden kademe kademe uzaklaşmak gibi ödevlerim var.
***
Bu arada –çenemizin böyle çen çen düştüğü bu makalemizden de anlayabileceğiniz üzere- Türkçemize hayrı dokunma görevini erim erim erisek de, yorgan döşek zıbarsak da asla ve kat’a ihmal etmiyoruz. Kırmızı kırmızı kurdâleleri hakettik, öyle di mi okurcuğum!
***
Yakın ilginiz için hepinize tek tek teşekkürlerimi ve şükranlarımı, istemeyerek merakta bıraktığım için de özürlerimi sunarım.
***
Hadi bakalım efendi, paşa paşa ve de gümbür gümbür görevinin başına, marş marş! Siz de çeşit çeşit ikilemeler göndermeye devam ediniz lütfen.

