Keder prensesiyle anlam yolculuğuna çıkmak…
“Kuşunu uçurmuş çocuk gibiyim! / Gitti ömrüm! Hepsi bu kadar mı?”
Büyük yazar, “kuşkunun aristokratı” Emil M. Cioran’ın deyişiyle “Boşluğun bile henüz varolmadığı bir zaman”dan yine onun deyişiyle “ontolojik bir rahatsızlık olan doğmuş olma”nın kucağına düştüğünüzde, hiçbir kulağın duyamayacağı dalga boyunda bir müzik başlar. Notaları kağıda dökülemez, hiçbir orkestrasyon çabasına yanıt vermez, temposu son derece kararsız, kimi ritmik kimi aritmik, bestecisinin kim olduğu rivayetten ibaret, çılgın ve durgun, akışkan ve ağdalı, sıkıcı ve büyüleyici, ürkünç ve tatlı bir symphonia poema’dır bu. Sanki. Belki. Gibi.
Ölçüleri, birimleri, formülleri, bağıntıları, koordinatları, denklemleri havsalanın almamakta haklı sayılabileceği tanrısal bir matematiğin parantezinden sızarak kozmik kaotik düzenin atmosferine yayıladuran bu müziğe insancıklar ezel ve ebed sınırları çizerler, güya sınırsızlıkla tanımladıkları sonsuzluk adına. Bilmekten uzaktırlar ki sonsuzluk diye bir “şey” yoktur; kendi kavram çiftleriyle kozmik derinliğin büyüsünü kaçırdıklarından mayhoş bir esrikliğe sürüklenmişlerdir ta en baştan; son ve sonsuzluk, sınır ve sınırsızlık gibi saçmalıklar zavallılıklarının bariz belirtileridir. Algı evrenlerinin kerteriz noktaları, acizlikle şişinme arasında gidip gelen insansı duruşlarının dışavurumu, ya da düpedüz körlük ve sağırlıklarının yol açtığı kalıcı yanılsamadır.
Bu müzik, onların omuzlarını yalayarak, kulaklarının dibinden geçip gider. Geri döner, şiddetli bir uğultu yaratarak onları şaşkınlığa sürükler, sonra çok daha kararlı adımlarla tekrar geldiği yöne doğru ilerler. Aslında yön filan yoktur; bu da insancıkların kuruntusudur. Girdap mıdır yoksa? Kimbilir…
Bu müzik, kozmik kaotik düzenin hem kaosuna, hem düzenliliğine övgüdür, sesleniştir, fondur.
Ontolojik rahatsızlığımızın hem tanığı, hem devasıdır. Ölümlülüğümüzün övgüsüdür de. Bir yol ve yolculuk serüveninin incesazı, bir davanın müdahilidir.
Bu kadar gayretli bir tasvir çabası niye ki? Şunun için:
İnsancıklar bu müziği belli belirsiz duyarlar ya da duyduklarını sanırlar. Taklit yetenekleri, onları umarsız ve trajikomik bir feryadın peşinden sürükler. Bu feryat, o müziğin suya düşmüş yansısı gibidir. Değildir de, onlar öyle görürler, görmek isterler. Bu feryat, ölümlülerin hançerelerinden çıkıp bir sigara dumanı gibi ortalığa yayılan birşeydir. Gözalıcı ama uçucu; ciğer yakan ama geçici, dünyevi bir zevke taşıyan; müziğimsi bir mırıldanmadır. İşte biz nedense yazının başından beri anlatılmak istenene değil de, bu zavallı, tuhaf çaresizliğin çocuksu saflıkla erişkin hinliğini içinde yanyana tutan ilkel melodilerine “müzik” demişiz.
Yine de insanın insancıklığına yaraşan bir varlık belirtisidir bu. Bilgelik yolunda ufak, dev bir adımdır! Tanrısallığı kendi çapında duyumsama, daha da ileri giderek onun bir parçası olma girişimidir. İyidir, hayırlıdır, verimlidir, güzeldir.
Bana bu satırları yazdıran, bir klasik parça, bir blues esintisi, bir barok ses-anıtı olabilirdi. Hayır, bu yazının heybetli kelimeleri karşısında kuştüyü hafifliğinde olsun isterse, sözlerine ister kulak verin ister vermeyin, çok daha masum ve iddiasız, çok daha su gibi ve sakin, çok daha insancıkça bir feryat, bir mırıldanış, bir iz bu.
Siz de dinleyin. Helen Folasade Adu -kısaca Sade- dinleyin. Onu sadece dinleyin. Yıllar oluyor. Yıllar onu eskitemedi, eskitemez. O masum ve çalışkan bir ırmaktır, ruhun ovalarında kıvrıla döne, ışıltılar saça döke akar durur.
Susun ve dinleyin: Sade, KING OF SORROW.
Dinleyin: Sade, NO ORDINARY LOVE.
Susun ve dinleyin: Sade, BY YOUR SIDE.
Dinleyin: Sade dinleyin. O sizi dinlemiş bile.
Doğu ve Batı, Kuzey ve Güney. Müzikte yön yoktur, yön sensin. Diller yoktur, dil seninki.
Yazının başında kim sesleniyordu bize peki? Büyük şair Sadi‘ydi o. Kuşunu uçuran çocuklarız işte. Gitti gider ömür. Hepsi bu kadar. Ve kozmik müzik bunu anlatır gizliden gizliye, içten içe bize. Ve biz kendi feryadımızın müziğiyle eşlik ederiz alt notalarda.
9 Yorumlar »
Yorum yapın
About
Beniâdem içre bir âdem. Ademin mevcudiyetini yahut mevcudiyetin ademini merak ediyor. Ne Konstantiniyye’siz yapabiliyor, ne de Konstantiniyye ile. Kendine göre bir ütopyası ve distopyası var. Başak burcu. Mekteb-i Mülkiye-yi Şahane-i Osmanî mezunu. Müellif ve muharrir olduğu iddiasında ama bu aslında bir muammadan ibaret. Hayatta aşkla bağlı olduğu ilk ve son şey, Türkçe. Arada birkaç şey daha var tabii. Bazen kendisi olduğunu düşünüyor, Borges’in kulaklarını çınlatarak. Blues, caz, progresif rock, fusion, klasik, barok, tango, türkü ve şarkı seviyor -sırayla değil ve sadece bunlar da değil. Yüzme bilmiyor ve bu gidişle hiçbir zaman öğrenemeyecek. (Bu kadar ayrıntılı tarife lüzum yoktu ya neyse!)


King of sorrow’u buradan dinleyebilirsiniz ayrıca izleyebilirsiniz de. Ama susmanız gerek:)
http://www.youtube.com/watch?v=iiChWUvPoeg
AH!
http://www.youtube.com/watch?v=H-OiRxbiiqE
(No ordinary love)
Ne güzel! Biri kaldı, onu da isterim! Ah siz, Endişeli Peri Hanım, Kederin Prensesi’yle elele verdiniz, değil mi?!
İşte sonuncusu.
Evet:)
http://www.youtube.com/watch?v=nsy34OpFslM
Çok teşekkürler Peri hanım, çok iyi geldi valla..
Metin Ağabey,
“Bu müzik, onların omuzlarını yalayarak, kulaklarının dibinden geçip gider. Geri döner, şiddetli bir uğultu yaratarak onları şaşkınlığa sürükler, sonra çok daha kararlı adımlarla tekrar geldiği yöne doğru ilerler. Aslında yön filan yoktur; bu da insancıkların kuruntusudur. Girdap mıdır yoksa? Kimbilir…
Bu müzik, kozmik kaotik düzenin hem kaosuna, hem düzenliliğine övgüdür, sesleniştir, fondur. ”
İşte budur!..
Metin Bey,
hem size hem de Peri Hanım’a teşekkür ederim.
iyi ki de kalbimin sesini dinlemiş ve o gün ”Sade” demişim. eh, kalp kalbe karşıymış..
Suat Bey,
Jazzetta’nın çeşitli köşeleri arasında sayısal bir denge tutturmak istiyorum ama ruh halim hiç iyi değil bugünlerde, n’aparsınız. Mesela mutfağı çok ihmal ettim, bilmece bulmacaları da öyle, bedduaları, kehanetleri de… Neyse ki laternamız pek tozlanmadı. İlginize teşekkür ediyorum dostum.
Cano Hanım,
Teşekkür benden efenim, ya da şöyle diyem: “Şukran ya leydi!”
Evet, kalp kalbe karşıymış. İyi ki de öyleymiş…
King of Sorrow, yukarıdaki linkten dinlenemiyor artık sanırım. Şuraya gidebilirsiniz.
No Ordinary Love için şuraya ya da şuraya.
By Your Side içinse şuraya ya da şuraya.