“Bu odada sanki biri”
Acı, bir zaman gelip de dudağın kenarında acı bir tebessüme dönüşene kadar acıdır -sıfatsız, elbisesiz. Günlerime rengini veren, şimdilerde o, salt acı, saltık acı. Kabuğunu kıramadığım, içinden çıkamadığım.
Ve içeriden sesinizi duydum, duymaktayım, sizler çok yaşayın sevgili dostlarım. Biliyorum ki hiç de sanal değilsiniz; sahiden sahici, sahihsiniz. Blogdaki ve posta kutusundaki mesajlarınızla derdimi yeğnilttiniz, güç verdiniz. Kuru bir teşekkür sözü az gelir, söz bulamam.
Kendimi yeniden bulduğumda geri dönerim, yorumlarınızın hepsini karşılarım, yerlerinizde ziyaret ederim –söz. Belki yarından da yakın, kimbilir.
“Mum olduğu gibi kalsın akşamdan”**
Ah Ölüm Amca, ben küçük, küçücük bir oğlan çocuğuyum; daha ıslık çalmam lazım, erik çalmam lazım; ıslık çalarken erik, erik çalarken ıslık çalmalıyım.
Ah Ölüm Bey, sizi şöyle alalım, şu divana, şu Divan’a; ortalık da pek dağınık, kusuruma bakmayın; tahayyül bir tarafta, tecessüs başka tarafta, mısralar dökülmüş ortalığa, çile yarım kalmış.
Ah Ölüm Efendi, geç kaldınız, oysa sizi şuracığa yollamış idim, şu kısa yola; gereksiz işler sardırdınız dertsiz başıma, ığrandım, yoruldum, sorup durdum, cevap aradım; oysa gözümü açıp kapayana gelmeniz gerekirdi.
Ah Ölüm Dost, sırtımı başka kimin sırtına dayayabilirim ki olanca güvenle, söyle haydi; çekinme, arkadaşız biz; canımı al yalan söylüyorsam, doğruysa söylediğim omzuma koy elini, takdirine mazhar eyle.
Ah Ölüm Sevgili, vefa nedir bilmez misin, nasıl bir aşktır bu sormaz mısın, nefsi nefesle heveslendirdiğinin farkına varmaz mısın?
Ah Bendeki Ölüm, çok geç kaldın bana.
Ah Ölümdeki Ben, ne zaman ki tanıştık, işte o zaman…*
————————————————————————————————-
(*) Bu, bir dizi metnin dördüncüsüdür. İlki şurada, üçüncüsü de şurada. İkincisini de yayımlayacağım -daha sonra.
(**) Başlıkta Ahmet Kutsi Tecer‘in “Besbelli” adlı şiirinin dördüncü mısraı alıntılanmıştır.
About
Beniâdem içre bir âdem. Ademin mevcudiyetini yahut mevcudiyetin ademini merak ediyor. Ne Konstantiniyye’siz yapabiliyor, ne de Konstantiniyye ile. Kendine göre bir ütopyası ve distopyası var. Başak burcu. Mekteb-i Mülkiye-yi Şahane-i Osmanî mezunu. Müellif ve muharrir olduğu iddiasında ama bu aslında bir muammadan ibaret. Hayatta aşkla bağlı olduğu ilk ve son şey, Türkçe. Arada birkaç şey daha var tabii. Bazen kendisi olduğunu düşünüyor, Borges’in kulaklarını çınlatarak. Blues, caz, progresif rock, fusion, klasik, barok, tango, türkü ve şarkı seviyor -sırayla değil ve sadece bunlar da değil. Yüzme bilmiyor ve bu gidişle hiçbir zaman öğrenemeyecek. (Bu kadar ayrıntılı tarife lüzum yoktu ya neyse!)

