Doğala kıymayın efendiler!
Transgenik tohum üretimi ve ticareti serbest hale geliyormuş. (Haberi şuradan okuyabilirsiniz.) Dehşete ve infiale kapılmamak mümkün değil. İlgili bakan yasayı savunuyor. Biyogüvenlik miyogüvenlik hak getire -böyle anlayış düşman başına! Yazıklar olsun.
Jazzettanka’yı bir tamamlayabilsem, yeşil olduğumu da söyleyecektim. Zaten anlamışsınızdır. Dolayısıyla transgenik ürünlere de şiddetle karşıyım. (Nasıl olup da GDO’ya Hayır Platformu’nun sitesine link vermemişim, hayret!)
Şimdi Muzmin Bey kapımı çalıp hışımla içeri girecek ve aramızdaki o derin çatlağın dayanılmaz ağırlıktaki gerçeğini gafama gafama vuracaktır yine, eminim! Olsun, dostun vurduğu yerde gül biter! Genetiği değiştirilmemiş gül.


[format hatasi. duzelttim 2. :) otekini silebilir miziniz lutfen. pardon, cok oluyorum, ama, ne yapayim. onizleme yok burada]
Metin bey,
Kendime yaziklar olsun diyorum. Onca zamandir onca byte harcadim ve hala daha meramimi anlatamamisim… bu kadar beceriksizlik olmaz; yaziklar olsun.
Simdi su soyleyeceklerimi benim soyleyecegimi beklemediginiz belli –o konuda da soyleyeceklerim var–, ama, Transgenigin her sekline karsiyim.
Bu gune kadar, istisna taniyacak, kisisel olarak beni ikna edecek bir istisnai niche’ine rastlamadim. Boyle bir istisnayla karsilasincaya kadar, tekrar soyluyorum, transgenigin her sekline karsiyim.
Daha kategorik soyleyeyim: Genetik uzerinde yapilacak olan her turlu calisma ve deneyin, askeri ve tibbi amacli nukleer deneylerde kullanilan alinan tedbirlerden daha yogun tedbirlerle ve sadece kapali (dunyadan izole) laboratuarlarda yapilmasi taraftariyim. Ticari, akademik, devlet.. her ne bela ise.. bunun istisnasi yoktur.
Genetik, elektronik, kimya, fiizk vb gibi seylere benzemiyor. Hem, bugunku bilgi seviyemiz acisindan, hem de potansiyel mahzurlari acisindan…
Diger bilim dallarinda, ya da muhendislik kollarinda, ‘burda vurdum kirbaci’ dediginizde ‘Halep’te oynar ucu’ diyebiliyorsunuz. genetik sozkonusu oldugunda bu –su an– mumkun degil. Neyin neye karisip ne gibi bir canavara, musibete, illete donusecegi hakkinda en ufak bir fikrimiz yok.
Dolayisi ile, yasaklansin demiyorum –bilakis, uzerinde calismak ve ogrenilecek ne varsa ogrenmek fevkalade onemlidir– ama, kendimizi kobay etMEmek sartiyla. Benim acimdan, bu sartin saglanmasinin tarifi de yukarida.
Simdi gelelim kendime yaziklar olsun dedigim seyi acikliga kavusturmak denemelerimden bir baskasina:
Ben afakilige karsiyim. Ayaklari yere basmayan, realitede yeri olmayan, olmak ihtimali de pratikte mevcut olmayan, ya da vakti gelmemis seylerin cozum diye konumlandirilmasina, gosterilmesine veya yutturulmasina karsiyim.
Sizinle daha onceki tartismalarimizin cogu, benim gozumde, bu baglamdaki itirazlarimdan kaynaklaniyordu. Bu defa umarim meramimi biraz daha iyi anlatabilmisimdir.
[Bu arada, Akismet'e bu yazim takilmazsa bile, http://jazzetta.wordpress.com/2006/10/03/irticaya-kitakse/#comments basligi altinda bir tane takildi. Onu cozer misiniz lutfen]
Muzmin Bey,
Kendime kızdım şimdi! Niye? Çünkü “Onca zamandir onca byte harcadim ve hala daha meramimi anlatamamisim… bu kadar beceriksizlik olmaz; yaziklar olsun. / Simdi su soyleyeceklerimi benim soyleyecegimi beklemediginiz belli” sözünü sarfettirmiş oldum size ve şimdi ne desem inandırmak zor olacak -sizi ve herkesi. Halbuki size takılmak istemiştim sadece, bu konuda aynı fikirde olduğumuzu kesinlikle tahmin ediyordum. Peki niye takılmak istemiştim? Basit: “Ayaklari yere basmayan, realitede yeri olmayan, olmak ihtimali de pratikte mevcut olmayan, ya da vakti gelmemis seylerin cozum diye konumlandirilmasina, gosterilmesine veya yutturulmasina karsi” biri olarak tam da bu karşı olduklarınızı yapanlar cephesine beni sık sık (yahut her zaman) koyduğunuzu düşündüğüm için, yeşillerin de yeşillik olsun diye yeşillik yaptıklarını söylemenize bir fırsat yaratırım diye düşünmüştüm! Anarşist yönümü de, liberal yönümü de, “hayalci-gerçekçi” tutumumu -yahut şöyle diyeyim; realpolitik alerjimi de- hep topa tutuyorsunuz ya, yeşilliğim niye eksik kalsın diyesiydim! Ama bunu transgenetiği savunarak yapmayacağınızı, sadece bahis açılmışken vesile kılarak yapmak isteyebileceğinizi öngörmüştüm. Ya da hiçbiri -düpedüz sizi kışkırtıp güzel ve her zamanki gibi dolgun ve doyurucu, ufuk açıcı ve incelikli bir yorum getirerek yazlığıma cazibe katmanızı planlamıştım desem!
Samimiyetle özür dilerim. Şakayı kaka yapmış oldum! Boş yere canınızı sıktım.
Metin bey,
Ozur dilemenize gerek var miydi?..
Yok da, bahsettiginiz turden bir tepki vermemi beklediginizi, buna karsilik benim yazdigima da sizin boyle bir cevap vereceginizi tahmin ettiigmi soylersem, bu yazismalarin artik nasirlasmis ve bosanmak icin eli kulaginda olan evlililere benzedigini ikimiz de kabul ederiz saniyorum.
Yani ‘Le aleylil firaha fisi sifa’ [Cem Sultan]
2′ye ek:
Muzmin Bey,
Akismet Bey’in hışmına uğramış yorumunuzu kurtardım. O yorumu okuduğumda hiç şaşırmadım. Aramızdaki derin çatlağı bir kez daha işaret etmişsiniz orada! (Muhatabının şeklen ben olmayışım farketmez. Ayrıca da kendimin ve sizin, o hususta, iki karşıt duruşu temsil eden FİGÜRLER olduğumuzu es geçiyor değilim. Hep “ben vs. siz” deyişime bakmayın. Önemli olan, o iki karşıt duruş; siz ve hele de ben değil.)
3′e cevap:
İlahi Muzmin Bey! Çok hoşsunuz walla. Teşekkür ederim anlayışınız için.
4′e ek:
“Bu hususta”yı “o hususta” olarak düzelttim.
Gözlerim Bülent Bey ile Veysel Bey’i arıyor!
Onlar gelmeden ben bir çay içimi kısa bir ziyarette bulunayım Sevgili Metin Bey!
Ayet mi, hadis mi bilmiyorum, ama çok vurucu buluyorum bu sözü: “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi de helâk eder misin Allah’ım?”
Eder!
O beyinsizlere engel olamadığımız için…
insanlar birbirine neden kötü davranıyor ?
Hoşgeldiniz Selim Bey. Haklısınız vallahi. Helâk olacağız gibime geliyor zaten! Kötümserliğim her geçen gün artıyor.
off yaa! Şey diyecektim Metin Bey… Size önerip duruyorum, bitki çayları filan alıp bilgisayarı bir süreliğine kapatmanızı, öyle yapmalısınız. Pencereden bakmalı veya küçük hikayeler okumalısınız.
Kendinize iyi bakın.
Muzmin bey dogru diyor da, korkunun ecele faydasi yok. Bu teknoloji varsa insanlar bunu kullanirlar. Ne kadar hizli ogrenirsek o kadar cabuk tehlikeleri anlamaya baslariz. Durdurma ihtimalimiz, tehlikeler ne kadar korkunc olursa olsun, yok gibi gozukuyor bana. Nispeten acik, kontrollu ve az tehlikeli yapmayi kolay hale getirmeye cabalamak en iyi sans herhalde.
Yukardaki haber linki duzgun olmamiz aciga link vereyim ve bir iki laf edeyim: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=200429
Tanidik bir iki yere temas edeyim:
Bu maddenin devamında, bu tür tohumluklardan ‘şahsi ihtiyacından fazlasını ticarete konu olacak kadar elinde bulunduranlara’ 10 bin YTL idari para cezası uygulanacağı öngörülüyor.
Buna bence dogru tepkiler gelmis. Gidip kanuna bakmadim simdi, baksam da anlar miyim bilmiyorum, ama iyi veya kotu niyetle bir suni kitlik yaratildigi ortaya cikiyor. Suni kitlik ve bu kitligi giderecek konumda devletten icazet almis saticilar olacak gibi gozukuyor. Yazida esrar benzetmesi yapilmis, o uyusturucu islerinin yarattigi kazanc ve o isteki devlet kontrolunun basarisi goz onune alininca bunun niye gozume battigi da herhalde ortaya cikar.
Patent isi de gundeme gelmis:
Günaydın, “Çiftçiler ihtiyaçları olan tohumu, Anadolu’ya özgü bitkilerin genetiğinde küçük değişiklikler yaparak patentini alan şirketlerden her yıl bir önceki yıldan daha pahalı bir fiyata satın almak zorunda kalacak” dedi.
Burada ‘ciftci tohumcuya cok para verecek’i asan bircok sey var:
Irtica nedir, pasa ne demistir, sokakta cubbeyle dolasanlarin iman gucuyle insan intihar ettirme metodlari, kim kimi hangi tatil mekaninda duzmus, kicini acan kadinlarin modernite yuzunden otobus duragina reklam olmasindan hareketle dine onem vermenin geregi filan gibi fevkalade acil islerimizden firsat bulursak kimsenin giki cikmadan dunyada fikri mulkiyet kanunlarinin ne hale getirilmekte oldugunu, bunlari burada nasil kabul edip uyguladigimizi belki arastiririz. Aklima gelenleri cala kalem soyleyeyim:
– Bu durumda ‘patent’i bir diger sozluk anlamiyla ‘acik’ olarak alirsak aslinda korkuyu azaltici bir tarafi oldugunu soyleyebiliriz. Bir alternatifi bu genetik degisikliklerin gizli olmasi, ticari sir olarak kalmasi cunku. Yani alternatif senaryo adamlarin tohuma birsey yapmasi, ne ise yaradigini soylemesi ama tam ne yaptigini soylememesi. Bu ‘patent’ denen imtiyaz hic olmazsa ne yaptigini soylemesini temin ediyor. Haktir veya degildir, o ayri tartisma ama bu noktanin farkinda olunmasi faydali bence. Bir de patentlerin gecici suresi oldugunu soyleyeyim. Bu bilgi bir zaman sonra herkesin kullanimina acik hale geliyor (ama mesela ilacta veri korumasi diye yapilan gibi elli turlu kanuni dansozlukle imtiyaz/tekel konumu devam ettirilebiliyor).
– Bu tohumcular kendi ozel tohumlarini nasil koruyacaklar?
Patentle verilen imtiyaz bu isin acik ticaretine ve buyuk capli uretime engel olur ancak. Bu tohumlar hibrit degiller dogrudan genleri degismis anladigim kadariyla. Dolayisiyla tohumdan yetisen bitkinin urettigi tohumun da kullanilabilir olma ihtimali var. Yani kolay bir cogaltma mumkun olabiliyor bazi durumlarda. Bilgisayar programlarinda denendigi gibi, tohumlari sadece bir nesil kullanilacak sekilde degistirenler var. Kopyalamaya karsi engele tekabul ediyor bu. Bu konuda bilgili degilim ama bu meknizmalarin tabii yollardan genleri degistirilmemis urunlere atlayip onlari da ‘kisirlastirma’ ihtimalinden soz edildigi duydum. Bu Muzmin beyin isaret ettigi kaza degil, bunu yapanin kasitli yapmasinin ticari getirisi var. Ne yapacagiz bu konuda? Biyolojik silah gibi bu.
Bu konuyu bilmiyorum ben aslinda, dolayisiyla dediklerimi biraz da ’soyle olabilir mi?’ diye alin lutfen.