Hafiflik, bir ağırlık sanısıdır. Böylesine basit bir gerçeğe yakılmış türkü:
Efenim ne zamandır şu bizim malum paşaza uğramıyorduk! Fırsat bu fırsat deyip daldık içeri. Elimize cildi çoktan eprimiş, sayfaları dağılmış bir kitap geçti. Künyeyi okuyamadık diye tutup kitabı bir kenara atacak değiliz a, koltuğumuzun altına sıkıştırıp evin yolunu tuttuk.
Neyse, gevezeliğin lüzumu yok; aradan çekileyim ben, siz rahatınıza bakın. Kahvenizi alın, sallanan koltuğunuza kurulun, dileyen piposunu da yaksın –dikkat, sigara demedim; Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti’nin alakadar talimnamesi mucibince sağlığa zararlıdır sigara biliyorsunuz.
***
DENGE TÜRKÜSÜ
yükseldim seni ve hafiflerim sandım
atarak kendimi
yanmış köklerse bıraktıklarımız
isidir sözün yapışan -ağrının hiyeroglifi
ve göğün alaycı ağırlığıdır.
bir taş gibi doldurdun
nemli ve kuytu göz boşluğumu
bunca uğultuda yakaladım ince uzun sesini
ve bir halk uykusuna yakalandım
gitmediğim bunca yerde buluyordum
kan bulaşmış kanımı, göz bulaşmış gözümü
anlamıyordu gitmemişliğim kısa süren sessizlikten
dramaturgunu arıyordu dram
donmuş kuşlar kokarken hava
ölümün pamuk gibi dokunduğu kuşlar
ölümün, pamuk gibi
ölümün pamuk gibi dokunduğu
renkkörü bir çölde erdimdi seni.
sonunda gerçekleşmiştim
sandım. sonunda
iyiydim
evcildim ılıktım.
birbirine ulanan pamuk tarlaları
kedere ince saz gibi eşlik eden ayla
tamamlanıyordu
çok orman sarmıştı etrafımı
ve tıslayıp kıvrılan bir yazı -dili çatal.
tek oldum kırıldım
geçip gitti çürük gövdemden eski sesiyle
rüzgarın izi
ki ansızın büyüdüm eksilmişliğimde
gece; yoldur, babadır
sabah; annedir, tutunuş
bu bilgelik sardı belimi -doğrulup
bir soru gibi herkese gittim.
dönmek yok kalırım onlarda -hep akan bir dam olurum
ayla seyrederiz birbirimizin yadsınmış yalnızlığını
biz konuşurken hep unutuyorduk
yonttuğumuz o büyük boşluğun
ispanyol kalyonlarını.
büyük kayıplar verdik dudaklarımızın kıyısında.
ellerimizi birbirimizde unutmak yoktur
plantasyonlarında efendilerimizin
ey! ben rozetini taktım kalbimin yakasına
öğle güneşinin ve sevdim
göğüs boşluğuna yakışmış kokusunu
gövdende yaktığın günlüğün.
öğle güneşinde gözler içe açılır
gölgeyi biçmenin heyecanıyla
kendileri olur gövdeler -gibi basit gerçeklerle doyurdum
basit gerçek ruhumu
hafiflerim sandımdı
düşünce kendimden daramı
ağır geldi dengenin özgül
bilgisi
harflerin, boşluğun, yitimin, gecenin ilgisi
About
Beniâdem içre bir âdem. Ademin mevcudiyetini yahut mevcudiyetin ademini merak ediyor. Ne Konstantiniyye’siz yapabiliyor, ne de Konstantiniyye ile. Kendine göre bir ütopyası ve distopyası var. Başak burcu. Mekteb-i Mülkiye-yi Şahane-i Osmanî mezunu. Müellif ve muharrir olduğu iddiasında ama bu aslında bir muammadan ibaret. Hayatta aşkla bağlı olduğu ilk ve son şey, Türkçe. Arada birkaç şey daha var tabii. Bazen kendisi olduğunu düşünüyor, Borges’in kulaklarını çınlatarak. Blues, caz, progresif rock, fusion, klasik, barok, tango, türkü ve şarkı seviyor -sırayla değil ve sadece bunlar da değil. Yüzme bilmiyor ve bu gidişle hiçbir zaman öğrenemeyecek. (Bu kadar ayrıntılı tarife lüzum yoktu ya neyse!)

