Tadında (2)
Diklen şaha da dilenciye de, eşitle onları ölümünle! Protesto et oyunu, terket sahneyi! Yesenin’i kınayan Mayakovski’ye, dirimi yücelten Pavese’ye bak! Çıkma Azrail’in karşısına yaşamın prangasıyla…
Böyle dediğimde kim yenilmiş olacak? Ben mi? Güldürmeyin insanı! Yenilgi yok -çünkü zafer de yok! Çünkü o zaman kelimeler, cümleler, ünlemler, soru sancıları, cevap müsveddeleri de yok. Müstehcen acılar, ağlak kahkahalar yok. Saklanma ve gösterme, kaçış ve diklenme, yol ve yolcu, yolun bitimsizliğiyle usancı, bilinmezin şeytani çekimiyle bilinenin tozlu terkedilmişliği: Bütün bunlar, hiç anlatılmamış, tek kulakla bile dinlenmemiş öyküler olarak, koordinatlarından sıyrılmış, adını istemeye bile gerek duymayan yerde öylecene, bensiz ve başkasısız, hatta ötekisiz, kalakalacaklardır.
About
Beniâdem içre bir âdem. Ademin mevcudiyetini yahut mevcudiyetin ademini merak ediyor. Ne Konstantiniyye’siz yapabiliyor, ne de Konstantiniyye ile. Kendine göre bir ütopyası ve distopyası var. Başak burcu. Mekteb-i Mülkiye-yi Şahane-i Osmanî mezunu. Müellif ve muharrir olduğu iddiasında ama bu aslında bir muammadan ibaret. Hayatta aşkla bağlı olduğu ilk ve son şey, Türkçe. Arada birkaç şey daha var tabii. Bazen kendisi olduğunu düşünüyor, Borges’in kulaklarını çınlatarak. Blues, caz, progresif rock, fusion, klasik, barok, tango, türkü ve şarkı seviyor -sırayla değil ve sadece bunlar da değil. Yüzme bilmiyor ve bu gidişle hiçbir zaman öğrenemeyecek. (Bu kadar ayrıntılı tarife lüzum yoktu ya neyse!)

