jazzetta

“renk renk düşünceler kaldı söylenmedik” (hayyam)

Bamyacıklar oldu mu, kavanoza doldu mu hey!

Şurası kesin ki sevgili okurcuklarım, başta Devletşah Hanımla Tijen Hanım olmak üzere tüm damak tadı uzmanlarının gözünden düştü müessese amiriniz! Hey gidi eski güzel günler! Her pazar ertesinde MUTFAKTA CİNAYET köşeciğimiz şenleniyordu. Birbirinden nefis ve de leziz börekler, kekler, çorbalar, dondurmalar… Hepiciği de oricinal tarifti, adeta birer sanat eseriydi diyerekten mübalağa zanaatkârlığımızı konuşturak şuracıkta ansızın.

Dün gece canımı dişime taktım gene (bakınız geçen de söyledim, burada hakikaten bir canı dişe takma operasyonu bahis mevzuudur) ve de ne yaptım bilin bakalım muhterem Moritanyalı hemşehrilerim!  

Turşu yaptım, turşu! Heh heh! Hemi de iki çeşit. Şinci her daim olduğu üzre, yine Jazzetta Mutfağı’nın dünyanın hiçbir mutfağına benzemeyen, son derece özgün ve özgül bir ekol olduğunu ispatlayacam yüksek müsaadelerinizle. Şöyle kine: Ekim ayının 15’inci günü törenle bu iki turşuyu birbirine katıp karıştıracam. Durumdan da hepinizi haberdar edecem tabii. Zevkle ve gururla.

E sormayacak mısınız a be kızancıklarım turşuların cinsini cibilliyetini özüme? Ahan da açıklıyomdur: 1) Bamya turşusu, 2) Kızılcık turşusu.

Şahsımdan da bu umulur değel mi! Öyle her faninin boş yere yapıp da boş yere övündüğü banal turşulara yüz virmem ben. Bu da yetmez, oricinalitemiz bilem duble olcek ki birşeye benzesin. Demek ki bu iki turşunun bitiştirilip hemhal olması iktiza edecek.

Neyse, gelelim geceki marifetimize. Müessese amirimizin atıp tuttuğuna bakmayın siz, esasında turşu didiğinin neresi tam anlamıyla oricinal olabilir ki! Bendenizin olaya kattığı güzellik, iki turşunun da malzemesini zenginleştirmekten ve sonunda bunları birbirine katmaya niyetlenmekten ibaret. Netice bilem henüz meçhul. Umarım yüzümüz kara çıkmaz.

Efenim malzemeler şöylecene sıraya dizilebilür:

KIZILCIK TURŞUSU için:

  • 250 gr kızılcık
  • 3 tatlı kaşığı kayatuzu
  • Bir avuç kuru nohut
  • Yarım çay bardağı elma sirkesi
  • 4 adet bamya
  • 3 adet ham kirazdomates
  • 1 adet olgun kirazdomates
  • 1 sap maydanoz
  • 2 adet nektarin (?)
  • Yeterince su (Bir su bardağı kadar) 

BAMYA TURŞUSU için de:

  • 250 gr bamya
  • 2 adet kırmızı erik
  • 5 adet nektarin (?)
  • 2 sap maydanoz
  • 10 diş sarımsak[lasak] (”sarmısak” demek şart midur allasen!)
  • Yarım havuç
  • 2 adet ilimon
  • Yarım çay bardağı elma sirkesi
  • 1 tatlı kaşığı tozşeker
  • 3 tatlı kaşığı kayatuzu
  • 1 çorba kaşığı kereviz tohumu
  • 15 adet tane karabiber
  • Yeterince su (Bir su bardağından fazla)

Soru işaretini merak etmişsinizdir, açıklayayım kızlar. Benim bildiğim, epilasyonsever şeftaliye nektarin denir. Bi de erik büyüklüğünde ve sarımsı olup da ne idüğü belirsiz bir nesne var; erik desen değil, kayısı desen hiç değil, şeftali de değil. İşte ona ne denir bilmiyorum. O yüzden kendisine geçici olarak nektarin diyorum! Bi hayırsever çıkar da doğrusunu söylerse düzeltirik.

Şimdi kıymetli ahalim, evvela kızılcık turşusundan çıkalım yola. Velet Yalova’daki Türkiye elemelerinden alnının akıyla gelmiş, gelip gelmez de eşyaları fırlatıp bi köşeye, annesine sarılıp yatmış. Bendenizse mutfakta, elim böğrümde, kaderime küs vaziyette, buzdolabındaki yiyeceklere yutkunma efekti eşliğinde bakmaktayımdır. Sonra ani bir kararla polyanacılık oynamaya başlayıp, turşu kurmaya karar viriyomdur. O sabah marketten ve pazardan devşirdiğim malzemeleri tezgaha dizim dizim dizmişimdir zaten. Yemek masasının üzerinde sanatımı icra etmeye başlarımdır. Bi güzel yıkayıp yuduğum sevgili kızılcıklarımı çekirdekleriyle mekirdekleriylen kavanozun dibine sererim. Büyücek bir kasede suyu, tuzu, sirkeyi karıştırarak turşu suyunu hazırlarım. Kavanozdaki kızılcıklarımın üzerine boca eder, sonra içeriye nohutları da sallarım. Tepesine de çekirdekleri çıkarılıp üçer parçaya bölünmüş nektarin(?)lerle diğer kahramanlarımızı yerleştirdikten kelli, kavanozun ağzını sıkı sıkıya kapayıp demlenmeye bırakırım. Tam bir ay. Ha, bu arada belirtmeyi unuttum: Kızılcık turşusu kurulurkene, Tülay German Hanım’dan “Kızılcıklar Oldu mu” türküsünü dinlemek farzdır. (Verip de tutamadığım sözlerden biri: LATERNA köşeciğimiz içün Tülay German yazısı! Milpardon gıymatlı okurcuklarım.)

Yorulmuş muyumdur? Ne münasebet! Sıra bamya biraderlere gelmiş olupdur. İkinci kavanoza sırayla, bamyayı, sarımsağı, havucu, eriği ve nektarin(?)i kat kat dizmişemdir. Kereviz tohumuyla karabiberi serpmeyi ihmal etmek yoktur. Hepsinin üstüne de maydanoz dallarıyla limon dilimlerini bezemişemdir. Sıkacakta limonun suyunu çıkardıktan sonra, ayrı kapta bunu su ve sirkeyle bi güzel karıştırmışam ve kavanoza boşaltmışamdır. Sonracığıma, kavanozu içindekiler dökülmeyecek şekilde ters tutup suyunu süzmüş; bu suya tozşekeri, tuzu ve limonumuzun kabuklarını eklemiş; on dakika ocakta kaynattıktan sonra ılımaya bırakmış ve nihayet bu suyu tekrar kavanoza boca etmişemdir. İşte sana bamya turşusu! Kavanozun ağzını deli kuvvetiyle sıkmazsan olmaz ha! Bu kavanozu yan yatıracan, çamura batırmasan bile serin ve kuytu yerde on gün evire çevire dinlendirecen. İki hafta sonra sürpriiiz: Krallara layık bir turşu! (Umarım!)

Kızlar, söz viriyom: Önce ayrı ayrı tadına bakacam turşuların, sonra katıp karıştıracam birbirine. Üç sonucun üçünü de ayrı ayrı bildirecem emir ve görüşlerinize. Ben de merak ve sabırsızlıkla bekliyomdur neticeyi.

Yalnız biriniz hatırlatsın vakti gelince bizahmet. Bugünlerde unutkanlığım üzerimde de…

11.09.2006 - 23:38 Yazan: metin | MUTFAKTA CİNAYET | | 12 Yorum