jazzetta

“renk renk düşünceler kaldı söylenmedik” (hayyam)

Hisli duygular!

“Halkın büyük çoğunluğu sadece apaçık bilinen minör gerçeklerle yetinmeyip, bilinen majör genel gerçekler de ister. Popüler sanat müteahhitleri de istenileni yaparlar; nedir ki çoğu durumda bunları gayet sıkıcı, üstüne üstlük rahatsız edici bir beceriksizlikle anlatırlar. Nitekim annelerin evlatlarını sevmeleri gerçeği, majör genel gerçeklerden biridir. Halbuki bu genel gerçek, bıktırıcı yıvışık anne şarkılarıyla, hisli yaklaşım dizileriyle, lirikler yahut tefrika anlatımıyla ortaya konduğu zaman duyarlı kimseler acıyla irkilirler yalnızca, insanlığın tümü adına başkasının yerine bir çeşit utanç içinde yüzlerini çevirirler.”

Aldoux Huxley Emmi söylemiş bunu. Güzel söylemiş. Az söylemiş.

21.08.2006 - 19:09 Yazan: metin | JÜKRÜPASAPAŞAZI | | 45 Yorum

Nalan, sevgilim, sana bir şiir yazdım, okiyim mi?

(Nedense karamsar ve/veya nihilist bir rüzgar estiği algılaması sezinledim bugün yazlığımızın ziyaretçilerinde! Havayı yumuşatalım biraz bari.)

***
Sevgili Şebinkarahisarlı, Doğubeyazıtlı, Kamçatkalı hemşehrilerim,

Mıstaa Bey’in çiftliğindeki horozların arasında görüneli nereden baksanız bir altı ay oldu sanırım. Sonra kovan oğul verdi, dört bir yana saçıldık! Jazzetta ile daha da açıldı çenemiz, kapanmak bilmedi. Ne zaman kapanır onu bilmem, ama en azından şimdilik kendi isteğimle kapamaya niyetim yok görünüyor.

O günden bugüne özümü takip eden ısrarlı okurcuklar, benim bir ukala dümbeleği olmadığımı farketmişlerdir diye düşünüyorum. İlk defa milli olmaya karar verdim, bugün bu yazıda ukala dümbelekliği yapacam! Buyurun, hayrını görün. Kızmayın, anlayın beni.

***
Efenim şair milletiz vesselam! Şiirden zerre anlamaz bir şair millet! Ağaçtan zerre anlamaz köylü misali. G*tündensanatçı artiz taifesine nasıl ki sanatçı diyorlar, birtakım abuklamalara da şiir deyip geçiyorlar. Sağımız solumuz, önümüz arkamız şiir, şair maşallah. Meşhur tespittir: Her üç kişiden beşi. Edebiyat dersleri demek s**tiriboktan ders kitaplarına maruz bırakılmak demek olursa olacağı budur: Okuma zevki, okuduğunu anlama yetisi gelişmemiş, “edep”, inceluk, sanat nedir bilmez kuşaklar…

Efenim dersimize geçelim. Bugünkü dersimizin konusu soba borusu değil, şiirin ne olmadığı. Yahut şöyle diyelim: Şiir, şairaneliğe ve bayağılığa karşı. Hadende bakalım, ezberinize kuvvet. Failatün failatün mefailün failün:

01) Şiir, bir içdökme platformu, bir duygulanım dışavurumu değildir.
02) Şiir, şairane bir eda, şairane bir ifade kaygısı değildir.
03) Şiir, ille de manzume (ölçülü-uyaklı sözler bütünü) olmadığı gibi, her ölçülü-uyaklı sözler bütünü de şiir değildir.
04) Şiir, self-romantika değildir.
05) Şiir, politik ajitasyon aracı değildir.
06) Şiir, atmasyon, sallamasyon değildir.
07) Şiir, devrik cümle kullanmak, satırları gelişigüzel bölmek, ilkel ve amaçsız benzetmeler, eğretilemeler türetmek demek değildir.
08) Şiir, arabesk bir isyan denemesi değildir.
09) Şiir, kelimenin ikinci (özenci) anlamıyla, amatör bir uğraş değildir.
10) Şiir, kelimenin ikinci (özencinin karşıtı) anlamıyla, profesyonel bir uğraş değildir.
11) Şiir, felsefi bakışın/dünya görüşünün manzum ifadelerle aktarıldığı bir tür bildiri değildir.
12) Şiir, anlamsız ve işlevsiz kelime oyunları yapmak demek değildir.
13) Şiir, günlük dilin verili yapısı içinde işlev gören dilsel araçların verili kullanımıyla üretilen bir söyleme dayanan ürün değildir.
14) Şiir, asla İbrahim Sadri, Şebnem Kısaparmak gibilerinin yapay, acıklı ve gülünç bir müsamereci ses tonuyla ve söyleyiş biçimiyle gevelediği/höykürdüğü, harcıalem, saçmasapan laf salatası değildir.
15) Şiir, ilkokul bebelerinin hamasi bir ses tonuyla “dramatize” ettiği, yirmibeşinci sınıf okul kitabı şairlerinin “sen kalk da…” acıklılığı ya da “Dehşet Domal Çağıldar” koçaklaması değildir.
16) Şiir, her ÜÇ Türk vatandaşından BEŞinin yazdığı “şey” değildir.

Şiirin ne olmadığı, üç aşağı beş yukarı belli oldu. Keyfim yerine gelirse, bakarsınız şiirin ne olduğuna ilişkin de birkaç satır karalarım.

Çok mu didaktik oldu? Walla internet çıkıp da mertlik bozulunca, -sözüm meclisten dışarı- “ben yaptım oldu”culuğun gemi azıya aldığı bir kitsch&trash ortamı oluşunca, kör gözüm parmağına didaktizm de gerekiyor arada. Sözlü kültürden görsel kültüre atlayıverince olanlar oldu. Neticelerden bir netice: İnterneti bir tür -selülozik olmasa bile- YAZILI kültür aracı olarak kullanamayan, görsel kültürün sığlığında zibildeten bir toplum…

Teneffüste bahçeye çıkıp top koşturmayın. Terler, üşütürsünüz. İkinci derste konumuza devam edecez.

21.08.2006 - 16:16 Yazan: metin | KARŞI APARTUMAN | | 14 Yorum

Zil çaldı, ne paydos?

“Toplumun basıncına karşı gerçek deneyimi halâ mümkün kılan şey, zevkle in birbirine dolanması olabilir ancak. Bu türden bir deneyim, gittikçe toplumun hoşgörü sınırlarının dışına itilmektedir. Düşünsel denen meslekler için de geçerlidir bu: Ticari faaliyeti andırdıkları ölçüde her türlü haz ögesinden de yoksun kalıyorlardır. Atomlaşma, sadece bireylerin birbirinden kopmasında değil, bireyin kendi içinde bölünmesinde ve yaşamının çeşitli alanları arasında duvarların belirmesinde gösterir kendini. Hiçbir ruhsal doyum payı tanınmamalıdır işe ki, amaçlar bütünlüğü içindeki işlevsel alçakgönüllüğünü yitirmesin; boş zamanın içine de hiçbir düşünce kıvılcımı karışmamalıdır ki, iş dünyasına sıçrayıp onu ateşe vermeye kalkmasın. Yapıları açısından iş ve eğlence gittikçe birbirini daha çok andırmaya başladığı halde, aralarındaki ayrım da görünmez sınır çizgileriyle sürekli pekiştirilmektedir. Sevinç ve zihin ikisinden de kovulmuştur: Hüküm süren, vahşi ciddiyet ve sahte faaliyettir ikisinde de.” (abç)

Adorno böyle diyor.

Tatile çıkmak istiyorum. Sonsuz bir tatile. Önce işten ayrılmak istiyorum. Sonra düzenden. Sonra dönemden. Sonra çağdan. Sonra bu gezegenden. Bu güneş sisteminden. Bu gökadadan.

Nereye gitmek istiyorum?

Bilmiyorum.

Bildiğim, ayrılmak istediğim.

Bildiğim, kendimi bulmak istediğim.

Şimdiki kendimden uzaklaşıp.

Esaret altındaki, kendini tanımayan kendimden.

21.08.2006 - 12:24 Yazan: metin | JÜKRÜPASAPAŞAZI | | 19 Yorum

Gölgem daha önce buluştu geceyle…

Watermark

No. 8: EVENING FALLS…

Written By: Eithne Ní Bhraonáin (Enya)
Lyrics: Roma Ryan
1988

(Şarkısözünün tümünü buraya alıntılamam gerekiyordu, ama yasalarla başımın derde girmesini istemiyorum. Dileyen, şuradan okuyabilir.)

***

Gittiler.
Ana kız.
İçimde birkaç çelişik duygunun at oynatışı.
Kızımın uzun uzun sarılışı.
İlk defa böyle uzun.
Ölümle randevum ne zaman?

New age bir ezgi. Bilgisayar başında. Boğucu yaz akşamı sıcağında. Küçücük bir kitaplık odasında.
Ayakucumda kedim. Aklanıp paklanıyor. Birbaşınalığımızın farkında.
Bilahare, beyaz kuzey cazı. Jan Garbarek.
Kullanılsa da eprimeyen kelimeler.
Şekspiryen oldukları ilk bakışta belli olmayan kelimeler. Kelimeler.
Kelimeler.

Gittiler.
Kelimeler.
Bir döneme sessizce, birkaç saniyelik saygı duruşu. Geçmiş bir döneme değil.

Hep otobüsler, otobüsler.
Bir iki tren yolculuğu.
Uzun yol. Uzun yolun büyüsü. Uzun yolun nefesi.
Uzun yolun hevesi.
Yol.
Sihir. Büyü. Cazibe. Bilinmeyen. Özgürlük. Ağıt. Sevinç. Hayat. Tekerlek izleri.
Motor homurtusu. Seninle ilgisi olmayan, yabancı uğurlayıcılar.
Yol.
Giderim ben de.
Geride kalmak kötü. Geride kalmak istemem. Kalan olmak kötü. Kalmam. Kalamam.
Kaldım. Kötüyüm.
Yol uzun. Uzun mu uzun.
Kalmak uzun. Kalmak iç burkucu. Sızı. Derin.
Kalmanın müziği bastırıyor. Makamı kırık.
Notaları savruluyor.
THE FAIRY WOODS. Bjorn Lynne.

Ben annemlerden dönerken de Enya dinlemiştim. Enya dinlerdim.
Yol akıyordu. Hızla.
Enya’nın ezgileri biliyordu yolumun aktığını.
Annemler bilmiyordu.
Zaman hükmünü yürütecekti. Zaman vardı. Biraz.
Ayrılacaktık.
Geride kalan ben olacaktım. Gitsem de.
Kalsam da.

Otobüsün içinde insanlar uyuyordu. Bir bebek düş görüyordu.
Bebeklerin ve kedilerin düş görüşleri güzeldir. Bilirim. Gördüm.
Gülerler.
Önümdeki adam sigara içilen eski güzel günleri özlüyor, sıkıntıyla debeleniyordu.
Öte yandakiler gizlice öpüşüyordu.
Ama hepsi uyuyordu. Bebek, öpüşenler, sigara içemeyen adam.
Uyumayan bendim. Görüyordum yolu. Akan yolu.
Annemi, babamı. Bensiz ihtiyarları. Onlarsız beni.
Geleceğin rahmindeki dipsiz ayrılığı.
Nedensiz uçurum kıyısını.
Binlerce kitabın son sayfasını.
Yıllar yıllar sonra gelecek çocuğumu.
Kucaklaşmamı.
Ağzımdan tek sözcük çıkmayışını. Aslında ne kadar çok şey söylemek istediğimi.
Eve dönüşümü.
Eski günlerdeki gibi yatağın üzerine dergileri, kitapları, gazeteleri yayıp hepsine aceleyle, yavaş yavaş göz gezdirdiğimi.
Uykumun gelişini, gözlerimin kapanışını, dalışımı.
Perdenin rüzgarıyla uyanışımı. Tekrar dalışımı. Düş görüşümü.

(Bu yazı bitmemiş olabilir)

21.08.2006 - 10:34 Yazan: metin | LATERNA | | 2 Yorum