Zelzele bize vız gelir anam!
Farkında mısınız, bugün 17 Ağustos!
Vurdumduymazlığın, insan hayatına duyulan saygısızlığın, telef olmasına gizli gizli sevinilecek bir nüfusu gözden çıkarmada doğaya/Tanrı’ya bel bağlamışlığın, sorumsuzluğun, balık hafızalılığın, organizasyon özürlülüğünün, ciddiyetsizliğin, ilkelliğin, köylülüğün 7’nci zafer yılı!
30 yılın 7’si geçmiş, kalmış 23 yıl.
Allah kerim, bize birşeycikler olmaz! Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir. Bu gelecek olan “deprem” deyip geçebileceğimiz birşey değil, komple bir ulusal felaket olacakmış, ekonomi ve hatta belki de egemenlik elden gidecekmiş, hayatımız kayacakmış, ne gam! Şark zihniyetimiz sapasağlam, dimdik ayakta kalır; önemli olan budur, gerisi hikayedir.
Çernobil’de de bardak bardak çay içmemiş miydik sayın bakanın eline ve de sayın Atom Enerjisi Kurumu profunun diline sağlık diyerek!
Zaten ister deprem, ister tsunami, ister Ebola virüsü, ister uzaylıların saldırısı, isterse nükleer savaş olsun, geriye “Yıkılmadım, ayaktayım!” türküsünü çığıracak iki tür canlının kalacağı bilimsel bir gerçek: Türkler ve hamamböcekleri.
Bunu öğrendik ya, içimiz rahat. Kaldığımız yerden devam ederiz evelallah!
11 Yorumlar »
Yorum yapın
About
Beniâdem içre bir âdem. Ademin mevcudiyetini yahut mevcudiyetin ademini merak ediyor. Ne Konstantiniyye’siz yapabiliyor, ne de Konstantiniyye ile. Kendine göre bir ütopyası ve distopyası var. Başak burcu. Mekteb-i Mülkiye-yi Şahane-i Osmanî mezunu. Müellif ve muharrir olduğu iddiasında ama bu aslında bir muammadan ibaret. Hayatta aşkla bağlı olduğu ilk ve son şey, Türkçe. Arada birkaç şey daha var tabii. Bazen kendisi olduğunu düşünüyor, Borges’in kulaklarını çınlatarak. Blues, caz, progresif rock, fusion, klasik, barok, tango, türkü ve şarkı seviyor -sırayla değil ve sadece bunlar da değil. Yüzme bilmiyor ve bu gidişle hiçbir zaman öğrenemeyecek. (Bu kadar ayrıntılı tarife lüzum yoktu ya neyse!)


Benim de bizzat yaşamış olduğum bu felaketten ötürü suçlanmayan kalmadı. Bir müteahhit vatandaş “Yalova’nın Apo’su” ilan edilerek içeri tıkıldı, ancak bir tek ilerici TMMOB’nin ilerici İnşaat Mühendisleri Odası’nı suçlamak kimsenin aklına gelmedi! Ne hikmetse?
Saygılarımla,
Murat Aygen
Not: Sn. Metin bey: Lübnan konusunda yazdıklarımdan dolayı bana küstünüz mü ne? Mail’ime cevap vermediniz. Küsmedi iseniz görüşelim. İstanbul’a 1 saat mesafede Hereke’deyim.
İşte beni hem telaşlandıran, hem de sevindiren bir meşaz!
Sevgili Veysel Bey,
Utanıyorum! Elim bir türlü varamadı cep telefonuma o gün. Sizi arayıp yine her zamanki gibi özür dileyecektim, yapamadım. Özrün de bir haddi var artık diye düşündüm. Acayip derecede yoğun günler yaşıyorum, hem işten dolayı, hem çocuğun okuluyla, sporuyla, falanıyla filanıyla ilgili, hem başka şeyler… Kimselere randevu veremiyorum, söz veremiyorum, bir saniye sonra ne halt edeceğim, nerde olacağım belli değil. Bakmayın bu blogda vakit bulup da car car öttüğüme, aslında vaktim çok kısıtlı, esir statüsündeyim!
Uzun lafın kısası, küsmek ne kelime, hiç olur mu öyle şey! Size çok ayıp ettim, onun utancıyla ezildim, cesaret edip de bildiremedim. İyi ki şimdi bunları bana söyleme fırsatı verdiniz, teşekkür ederim. Sanırım İstanbul’da değil de Ankara’da buluşacağız, öyle görünüyor!
Biz Türk üz bize bişeycikler olmazzz!!
Acı patlıcanı kırağı çalmaz diyen ve hayat kadını “ben aids liyim” dediği halde pazarlıkta ısrar eden bir ırkın ahfadıyız biz!!
:))
ahfad ne demekti ya:)
[google bilir mi]
ahfad=torunlar=soy demekmiş..
Ece Hanım,
AIDS de aklımdaydı da, Ebola’yı yazınca benzeri bir örnek daha vermek istemedim -gerçi bizdeki acınası gülünçlükler AIDS’te yaşanmıştı ya, neyse.
“Ahfâd”, torunlar, ileriye dönük soy anlamına gelir. “Hafîd”in çoğuludur.
buraya ne yazsam ki???
Hah ben depremde az kalsin yere dusuyodum :)
Depremde İstanbul’da olanların neler hissettiğini ben bilirim, çünkü onlardan biriydim.
Ben Angarada yere dusuyordum.
Orada da öyle şiddetli hissedildi miydi ki?
Ben ikinci zelzeleden bahsediyom :)
Ve ikincide ben deprem korunakli bir binadaydim… O binalar normalden fazla sallaniyorlar…esneklik miymis neymis…
Walla butun ankara 10 saniye zin diye sallandi ise, biz en az 1 dakika zin zin zin zinnnnn deyu sallandik :)
17 agustosda arkideslerle oyun oynuyor idik…saat 3′u az geciyordu en irikiyim(zebellah) arkadasimiz ayaga kalkti… “biz de yuh dedik evi salladin” o kadar yani :)))
İyi sallamış walla evi o arkadaşınız!