jazzetta

“renk renk düşünceler kaldı söylenmedik” (hayyam)

Urfalı Füzyonist Hanım’a güzelleme

Sevgideğer Sierra Leoneliler, pıçağımız paslandı sanırsam, üç hafta ara vermek zorunda kalınca “mutfakta cinayet” işlemeye. Halbuysem ne gözel ayağını alıştırmıştım buraya Devletşah Hanım’la Tijen Hanım’ın… Ne de olsa bu yeme içme işlerinde ben sefil bir çekirgeyim sadece, hoca onlar! Her haftabaşında kendilerinden kocaman birer aferin alıp pazartesi sendromu denen illetin yolaçtığı zararı asgariye indirmek idi maksadım. Bu arada sevgili okurcuklarımın da damak tadına katkıda bulunuyor idim, çok mu! Bi tek kusurum ya da ihmalim, tıkınmasal yazılarımın sonuna Polinezyalı hemşehrilerimin ikamet ettiği yere en yakın sağlık kuruluşunun telefon numerosunu belirtmeyi unutmuş olmamdı -kesinlikle benden değil, yaz sıcaklarından kaynaklanacak olası zehirlenmelere ve barsak enfeksiyonlarına karşı. Şaka şaka, şu hususu bir defa daha ehemmiyetle tebaruz ettirmeliyim ki, böyle bir vaziyet kat’iyyen mevzubahis olabilemez!

Eveeet, Ramazan diil emme geldi çattı yeni tarif! Gıymatlı okurcuklarım ve bu arada Kapris Böcüsü Hanım, bu haftaki marifetimiz, bir börek. Lakin bildiğiniz böreklerden diil, uyarırım! Mutat olunduğu üzre, özgün mü özgün bir isim verelim sayın böreğimize: JAZZGIR BÖREĞİ. Niye böyle vaftiz ettim? Şununçün: Efenim, hikayeye göre, vakti zamanında cazgır mı cazgır bir hamfendinin zevci (”zevce”nin erilidir Ece Hanım, -i takısı alınca ç’si yumuşamıştır. Sakın “eril” nedir peki diye sormayın, börekten gıdım tattırmam walla, ona göre!) bıkmış usanmış hanımın mutfaktaki atıl kapasitesinden ve işin başa, kuzgunun da leşe düştüğünü idrak eyleyip tüketicilikten üreticiliğe adım atmaya karar virmiş. Kahramanımız bu kendisine hayırlı teşebbüste o gadder başarılı olmuş ki, bunun şerefine, yaptığı çeşit çeşit böreğe çöreğe hep böyle alafortonfonik isimler takmayı masumane bir hobi haline getirmiş. İşte böğünkü böreğimizin isminin esbab-ı mucibesi efenim.

Hay Allah, ahalimin ağzının iyice sulandığının farkındayım. Müessese amirimizin malzeme listesini not ediniz kızlar:

250 gr yağsız dana kıyma,
4 adet yufka,
2 adet patlıcan (ewwet Kapris Böcüğü Hanım, duydunuz zilin sesini!),
1 adet orta boy soğan,
Yarım demet maydanoz,
1 çorba kaşığı margarin (ben tereyağ kullanıyorum, gerçi bence o da sahte ya neyse),
1 çay kaşığı kırmızıbiber,
1 çay kaşığı karabiber,
Iccıcık karanfil,
Bir miktar çörekotu,
8 adet olgun kayısı,
16 adet kızılcık,
Yarım su bardağı süt,
Yarım su bardağı findukyağı,
Yarım su bardağı su,
1 adet yumurtanın sarısı, ciğerimin de yarısı.

Heh heh, hadi hepsini bi çırpıda bulun markette de göreyim sizi! Asıl marifet mutfağa girdikten sonra diil. Girmeden önce, çarşı pazar aşamasında. Allahtan bizim pazara bugünlerde sık düştü kızılcık -ki kendisi şahsen fanatiği olduğum, mübarek bi meyvedir.

Neyse, lafı dallandırmayalım canlarım. İmdi, şöyle oluyür: Bir tava, bir de kase çıkarıyorsunuz dolaptan ya da raftan. Fırından da tepsiyi. Üç koldan girişiyorsunuz, tabii dışardan gelen Minti Hanım’ın karnını doyurup -değilse kafanız karışabülür. Üst balkondaki Toto Hanım’ı da unutmayınız, garibimin havucu bitmiş olabülür. (Daş düşebilemez eğer Gastamonu’da yaşamıyorsanız, merak etmeyiniz.)

Tavaya margarini koyun. Minicik minicik kıydığınız soğan yağda pembeleşsin, keyif onun değil mi! Kıymayı ekleyin. Rengi değişene dek kavurun. İncecikten doğradığınız maydanozla kırmızı ve karabiberi, bi de karanfili ekleyin üzerine. İşte size harcımız!

Şinci n’apceniz? Canım badulcanları közleyip kabuklarını soyduktan kelli güççük güççük doğrıycanız ve dahi harca ekleyip karıştıracanız.

Onlar öyle duradursun; bi yandan kasede sütü, sıvıyağı, suyu allim fillim ederkene, öte yandan yufkaları dörde bölecek ve tepsiyi de Kırkpınar pelvanları kibin yağlayacanız. Yımırtanın sarısını da ayırıp kenarda tutmayı unutmayınız efenim.

Yufka parçalarını düz zemine serip üzerlerini fırçaynan yağlayın -yağ demeyelim de kasedeki karışım diyelim. İçlerine münasip miktarda harç koyun, harcın üzerine de bölük pörçük ettiğiniz kayısı ve kızılcıklardan serpiştirin. Yufkanın kenarlarını güzelcene içe doğru katlayın, tepsiye asker kibin dizin. Kat yerleri altta kalsın. Üzerlerine yımırta sarısını sürün, çörekotu serpin. Önceden ısıttığınız fırına virin. 180 derecede 20 dakika gadder ter döksünler, olgunlaşsınlar.

Aha budur Kızılcahamamlı hemşehrilerim, kıymatlı yoldaşlarım! Kimselere virmeyin, kendiniz tıkının -öyle de muhteşem olmuş bu börek! Özüme maşallah!

Acansımızın değerli, âli ve de ulu mutfak görevlisi Urfalı Filanca Hanım için yaktığım ağıt -pardon güzelleme- de benden bonustur efenim. Bunu, acansımızın bir nevi marşı olarak da ele alabilir, avcunuzda çevirip, hazır ıscakken fırına virebilirsiniz. Diyom emme, içinizde de reklamcı yok ki birader! Yaramaz size, bırakın kalsın:

Urfalıyam ezelden
Gönlüm geçmez güzelden
Âlâsını yaparım kahvenin de
Anlamam pek brief’ten

Bazen yatıya kalır reklam yazarı
Ona eşlik eder reklam çizeri
Pazar mazar der dururlar ya
Benim bildiğim semt pazarı

Hergün toplantı odasında
Eser bir beyin fırtınası
Kafalar iyi çalışsın yeter ki
Mönüde kadı beyni tatlısı

Aç kalır bunlar ben olmasam
Başarısız olur her reklam
Ne satışlar yükselir ne itibar
Mazallah ekonomi neyin batar

Lazımmış filanca markaya
Bir amblem-logoyla bir de slogan
Cıngıl için de esaslı bir güfte
Şimdi canları çeker lıklıkı köfte

Müşteri temsilcisi hanım kızı
Bu sabah sarmış bir telaş
Sunumda alacak eline sazı
Öğlene tabağında çağala aş

“İyi iş için iyi aş”tır konseptim
Ben de kreatif ekiptenim
Bugün otantik yarın füzyon
Araştırır öğrenir denerim

***

Bu arada, hadi bir gün daha veriyorum size, geçenki bulmacamızın doğru cevabını bulmanız için. Bakınız ben vazifemi yaptım, hadi vazife yapmakla kalmayıp böreğin yanına çay da yapayım. Daha ne istiyonuz, belanızı mı! Çabuk bulmaca başına Bilmemece Fatihi Konstantin Bey ve avanesi!

17.08.2006 - 19:09 Yazan: metin | MUTFAKTA CİNAYET | | 140 Yorum

İkizlere takke!

Oray Eğin’in dikkatini çekmiş: Yeni bir Michael Moore vak’ası. Bu kez, üç genç adam. Bir dizüstü, cepte de sadece altıbin dolar. Ve “Loose Change”. Bir belgesel. 11 Eylül’e farklı bir bakış.

Eğin’e göre -ben de paylaşıyorum bunu: “Şerif Mardin ‘Ayrıntıyı bilmeyen komplo kurar’ diyor, ama ‘Loose Change’in komploları da epey ayrıntılı. Şimdiden yeni bir Michael Moore belgeseli kadar ünlenen bu filme bakmak bir zorunluluk.”

17.08.2006 - 14:12 Yazan: metin | BUDUR! | | 25 Yorum

İthaf

Onca yılın hasadı, orda öyle… Tekstler, prezantasyon dosyaları, fosforlanmış brief’ler arasında…

Ara verdi. Kalemlerden birini seçti. Derken, dilin azizliğine gülmeyi akıl etti: Kurşun, dolma, tükenmez… Ve “bukalemun kalem”e: Kaleme çeken, kaleme alan, kalem oynatan, kaleme gelmeyen, kalemini satan, kaleminden kan damlayan, kaleminden çıkan, kalem kıran, kalem efendisi, kalem keski, kalemşor…

Kalemiyle geçinmişti. Reklam metinleri, senaryolar, spotlar… Oysa onu şimdiye dek doyuran kalemi aç’tı! Bla blalar, rabarbalar!

Açtı kurşunkalemi. O tek kitabın kapağını çevirdi, araya tek kelime sokmaksızın çelimsiz imzasıyla lekeledi ilk sayfayı. Duy sesimi demenin alçalışı: Israr, ihsan, inayet, atıfet, lûtuf dileniş.

İthaf: İtlaf. Dizginleyemedi kendini, onaylanmış işin üzerine kustu.

17.08.2006 - 12:48 Yazan: metin | FAKİRİN KİLERİ | | 5 Yorum

Zelzele bize vız gelir anam!

Farkında mısınız, bugün 17 Ağustos!

Vurdumduymazlığın, insan hayatına duyulan saygısızlığın, telef olmasına gizli gizli sevinilecek bir nüfusu gözden çıkarmada doğaya/Tanrı’ya bel bağlamışlığın, sorumsuzluğun, balık hafızalılığın, organizasyon özürlülüğünün, ciddiyetsizliğin, ilkelliğin, köylülüğün 7’nci zafer yılı!

30 yılın 7’si geçmiş, kalmış 23 yıl.

Allah kerim, bize birşeycikler olmaz! Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir. Bu gelecek olan “deprem” deyip geçebileceğimiz birşey değil, komple bir ulusal felaket olacakmış, ekonomi ve hatta belki de egemenlik elden gidecekmiş, hayatımız kayacakmış, ne gam! Şark zihniyetimiz sapasağlam, dimdik ayakta kalır; önemli olan budur, gerisi hikayedir.

Çernobil’de de bardak bardak çay içmemiş miydik sayın bakanın eline ve de sayın Atom Enerjisi Kurumu profunun diline sağlık diyerek!

Zaten ister deprem, ister tsunami, ister Ebola virüsü, ister uzaylıların saldırısı, isterse nükleer savaş olsun, geriye “Yıkılmadım, ayaktayım!” türküsünü çığıracak iki tür canlının kalacağı bilimsel bir gerçek: Türkler ve hamamböcekleri.

Bunu öğrendik ya, içimiz rahat. Kaldığımız yerden devam ederiz evelallah!

17.08.2006 - 11:59 Yazan: metin | Poorish | | 11 Yorum