Dilin bende yarattığı yılgıyı belki de onu içinden vurarak aşabilirdim. Yazılmayı bekleyenlerin üzerinden hayalet gibi süzülerek; dili bir sözcük listesine daraltarak, düşüncenin ağır ve tehlikeli yükünü taşımayı bu listeye devrederek. Evet evet, bir sözcük listesi… Çözümlemeci bir tutumla gözden geçirdiğinizde, edebiyat tarihinin içini dolduran tüm edebi akımların, yaklaşımların, tüm üslup kaygılarının, kurgusal çabaların, tipleştirme ve karakter yaratma, temsil edicilik ve dışarıda bırakıcılık tekniklerinin izini sürebileceğiniz, böylelikle de üzerinde tartışabileceğiniz, sansasyon yaratabileceğiniz, öncüllerinizi güçlendirip önermelerinizin onaylanmasına katkısı olabilecek, sizi okuyacak -evet yanlış söylemedim: sizi okuyacak- bir hikayeyi içinden çekip alabileceğiniz bir sözcük listesi. Calvino’nunki gibi, sözcüklerin yineleniş sıklıklarını da bildirmeyi unutmadan.
15.08.2006 - 18:28
Yazan:
metin |
FAKİRİN KİLERİ |
|
24 Yorum
O’Henry Abi, “Yakın ışıkları. Eve karanlıkta gitmek istemiyorum.” demiş. Ne zaman demiş? Ölürken, son söz olarak.
James Joyce Amca, “Kimse anlamıyor mu?” diye sormuş. Neyi acaba? Ölümü mü, öleceğini mi, ölmeyi mi, yoksa kendisinin ölmekte olduğunu mu?
Katherine Mansfield Teyze ölürken yağmur mu yağıyormuş ne? “Sanırım öleceğim. Yağmuru seviyorum, yüzüme değmesine bayılıyorum.” demiş çünkü.
William Saroyan Dayı yakınmış ölürken: “Herkes ölür, ama bana bir ayrıcalık tanınır sanıyordum. N’olacak şimdi?”
George Bernard Shaw Emmi hemşireye dönüp demiş ki: “Beni bir antika olarak saklamaya çalışıyorsun, ama işim bitti. Öleceğim.”
James Thurber Bey ismindeki tanımadığım bir çizer-yazar ise çelişik duygulara kapılmış ölürken: “Allah korusun… Allah kahretsin…”
Ve Thomas Wolfe Bey ise, müteveffa karısına seslenmiş bu taraftan: “Tamam, Mabel, geliyorum.”
Sevgili okurcuklarım, özüme gelir isek, bendeniz bi türlü kararlaştıramadım yıllardır ölürken ne yumurtlayacağımı. İkide birde değiştiriyom o son sözü. Adı üzerinde “son söz”, şakaya gelmez. Yanlış bi laf edersin, adın çıkar dokuza, inmez sekize. Gerçi ne farkeder, sen zaten yoksun, ruhun bilem duymaz ama olsun, yine de yakışık almaz yani. Şöyle delikanlıya yakışır, ağır, oturaklı bi lakırdıya ihtiyaç vardır.
Aslında şunu da düşünmemiş değilim: Son söz, mezartaşına yazılması gereken sözdür. Öylelikle havaya karışmaz, uçup gitmez, akılda kalır, başına kakarsın ziyaretçilerinin durmadan.
Amaaaan, onca söze bir söz daha eklemenin ne lüzumu var! Nasılsa kelimeler uçar; geriye kalan, söylenmemiş sözlerdir sadece. Yaşamana bak, yaşadığın sürece birbirini ardına cevher üret dur. Uydurup uydurup ipe dizdiğin her tümce, aleyhine delil olarak kullanılacaktır nasılsa. Niye durup dururken bir koz daha veresin karşındakilerin eline?!
15.08.2006 - 10:49
Yazan:
metin |
LAFORİZMA |
|
26 Yorum