jazzetta

“renk renk düşünceler kaldı söylenmedik” (hayyam)

Gözden Irak, gönülden Lübnan!

Ali Bulaç’ın, “tarihin sonu” tezinin bir dolayımı olarak “küresel rezervasyonlar” argümanını dile getiren Fukuyama’nın modernite-müslümanlık gerilimini soru konusu edişiyle, Huntington’ın “medeniyetler çatışması” tezi üzerinden küreselleşme ideolojisinin gerekçe buluşunu kurcaladığı Tarihin Sonu ve BOP yazısını; bir de Etyen Mahçupyan’ın, “milli” hamasetçi resmi zihniyetin tahakküm politikasının nasıl bir vatandaşlık anlayışının dışavurumu olduğuna ayna tuttuğu Gerçekten de Biz Neyiz? yazısını bir şekilde konu etsem diye düşünürken, ayrıca da sevgili okurcuklarıma yeni yeni bilmeceler, bulmacalar, yarışma soruları falan hazırlamayı planlarken, bir yandan da veledimin bir türlü hallolmayan okul kaydı sorununa çözüm bulmak üzere oraya buraya telefonlar ediyorum. Bu arada da iş güç yığılmış durumda tabii. İyice sıkıldım anlayacağınız. Bedenimi de, ruhumu da tatile çıkarmam lazım benim. Ama öyle bir tatil ki, gidişli ve fekat dönüşsüz olmalı! Kalmalıyım gittiğim yerde, nedense ve nasılsa beni oracıkta unutuvermiş olmalılar. Yanımda Cuma Bey‘i de istemiyorum doğrusu. Karga sesi olsun, ne bileyim hipopotam sesi bile olur, yeter ki insan sesi olmasın. Kitaplarım olsun, CD’lerim olsun, -hay Allah, tamam, itiraf ediyorum, internet bağlantım da olsun-, ama cep telefonu, gazete, televizyon ve ademoğlu olmasın. Reklamveren, reklamalan, reklambakan olmasın. Reklam olmasın, iş olmasın, İsrail olmasın, ABD olmasın, “irtica” yaygarası olmasın, “perinçsizler” olmasın.

Amaaan, benimki de hamhayal işte, n’olcek! Temiz hava adamı çarpar, ben gene inime döneyim. Alın size bir anekdot, tepe tepe okuyun, hisse senedi filan çıkarın:

Ahmet Haşim’in telif hakkını vermekte nazlanan yayıncısı, Haşim ısrar edince ona şöyle der:
- Gözlerimden biri camdır benim. Vaktiyle İsviçre’de yaptırmıştım. Hangi gözümün camdan olduğunu bilin, telifinizi derhal vereyim üstat!
Haşim, karşısındakinin gözlerine dikkatle bakar ve:
- Sağ gözünüz cam, der.
Yayıncı şaşırmıştır:
- Nasıl bildiniz?
Haşim ustaca yapıştırır cevabı:
- İlk defa, o gözünüzde bir insaf parıltısı gördüm de ondan!

25.07.2006 - 15:13 Yazan: metin | AN, EK, DOT | | 20 Yorum

Ebced

Siz şimdi hüvvez’i, kelemen’i filan da bilmezsiniz! Edep dairesinde “Elli sekiz!” diye şurada ünlesem, tanrı bilir en maçonuzun bile kılı kıpırdamaz. Faraza “iki büklüm tarih” tabiri çıksa ağzımdan, şanlı ecdadımızın tarihe baş eğdirip önünde rükûa vardırdığından dem vurduğumu vehmetmez misiniz? Vallahi mecaz-ı mürsel’i de Karamürsel sepeti anlıyorsunuzdur da itiraf etmek işinize gelmiyordur sizin. O halde işimiz altmış altıya bağlanmış olmuyor mu? Ölme eşeğim ölme!

Bu saatten sonra benden kapik işlemez; ne vezin, ne kafiye. Sizden de bana hayır geleceğini sanmıyorum doğrusu. Adam değilim Sururi’nin kemikleri sızlamıyorsa. Yok yok, buna öyle bir tarih düşürmeli ki cehaletiniz, cahil cüretiniz yanınıza kâr kalmaya!

25.07.2006 - 13:20 Yazan: metin | FAKİRİN KİLERİ | | Yorum yapılmamış

N’olcek bu melmeketin hali ağam?

Şirin beldem Absürdistan’ım öyle bir ülkedir ki, bir yanda komplolardan, öte yanda da bunların teorilerinden geçilmez. Fakat bu memlekette de insan komplo teorisyenliği yapmadan duramaz ki birader! Çünkü hiçbir şey sağlıklı değildir burada, hiçbir şey mantığa, akla, doğal akışına uygun yürümez, gitmez. “Olmaz olmaz” diyarıdır bu diyar, aklımı başımdan sen alıncaya dek sırada neler var neler, yar!

Ama şunun bir komplo teorisi olduğuna öteden beri inanmadım: Milliyetçi etiketli güçlerle Kürt milliyetçisi güçler birbirinin düşmanı değildirler; birbirleriyle stratejik ve taktik, her türlü işbirliği ve koordinasyon içinde faaliyet gösterirler. Hayatımız, 1) akıl, mantık, izan ve feraset dışı, bizim bütün maddi ve manevi gücümüzü sürekli kemirip duran “Kıbrıs meselesi”, 2) son 15 yıla gelene kadar Pentagon, CIA ve Panama destekli antikomünist provokasyon seferberliği, 3) reel-sosyalizm çöktükten sonra antikomünizmin yerini alan Kürt etnofaşist ayrılıkçılığı, 4) geçen yüzyılı bunalımlar içinde geçirmemizin başmüsebbibi olan tepedeninmeci ve dayatmacı bir toplumsal kimlik mühendisliği projesinin gerisindeki zihniyetin gittikçe anakronikleşmesinin yol açtığı devlet-toplum gerginliği gibi kronik majör buhranlarla geçti, geçiyor. Bir numaralı sorunda yeni bir aşamaya geçildi. İki numaralı sorunda yorgan gitti, kavga bitti gözüküyor. Ancak, bilinçli bir saptırmacayla kısaca “Kürt sorunu” ve “irtica sorunu” diye karikatürize edilen üç ve dört numaralı sorunlar bütün şiddeti ve bıktırıcılığıyla devam ettiği gibi, hele de üçüncüsü gün geçtikçe iyiden iyiye uluslararasılaşıp içinden çıkılmaz hale geliyor.

Avrupa Birliği’ne katılım projesi, iç dinamiklerle içinden çıkamadığımız majör sorunlarımızın çözümü için bir kaldıraç işlevi görmekteydi. Her ne kadar bu epeyce utanç verici bir durum idiyse de, tarihten ve sosyopolitik genetiğimizden gelen yapısal nedenler, bizim kendi başımıza kendi gücümüzle demokratikleşmemize imkan tanımamaktaydı. Halen de tanımamakta. Fakat AB işi de tavsamış durumda. Çünkü biz toplum olarak gerçekte fırsatçı ve yararcı bir tutumla bakıyorduk AB işine, mış gibi yapıyorduk. Bunu bilen hakim zihniyet ve güç de, bu bilginin de verdiği pervasızca ikiyüzlülükle, AB’ye katılım konusunda istekli ve işgörür gibi görünüyor; ama perde arkasında, işletir gibi göründüğü süreci baltalamak için ne gerekiyorsa yapıyordu. Dolayısıyla, demokratikleşme konusunda şansımız iyice azalmış durumda. Hakim güçler, demokratikleşmemizi istemiyor, çünkü o vakit altlarından zemin kayacak. Her türlü dezenformasyon, manipülasyon, provokasyon yol ve yöntemi deneniyor bu amaçla. Kullanılabilecek her türlü siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel imkan kullanılarak bu “kale”nin elden gitmemesi için “kahramanca” mücadele veriliyor. Vaktiyle rüyamızda görsek inanamayacağımız kutsal ittifaklar kuruluyor, gözümüzün önünde de, sütre gerisinde de. Ama her zaman olduğu gibi, bu kutsal amacın ideolojik kalkanı, “Türk milliyetçiliği”. Ve bu milliyetçilik artık hiç yalnız değil. Refakatinde “sol milliyetçilik” ve “Kürt milliyetçiliği” var. Bunlar üç silahşorlar. d’Artagnan ise, resmi zihniyetin devlet kurucusunun ismiyle kutsadığı resmi milliyetçiliği. Dört gözüpek şövalye! Saf kötülüğün temsilcisi olan Mileydi ise, toplumun demokratikleşme arzu ve talebinin ta kendisi!

Lafı gene dağıttım her zamanki gibi. N’apayım, bilimsel makale yazmıyorum ve olay örgüsünü gevşek tutuyorum ki saldıracak olan kötü niyetlileri arkadan kuşatıp yenilgiye uğratayım! Diyeceğim şu ki, hükümet çok zor ve kritik bir dönemde yürütme görevinin başına gelmek zorunda kaldı; ama bu bir yönüyle talihsizlik ise, bir yönüyle de aslında bir şanstır! Kalibre meselesi! Bakalım Mevlam neyler, neylerse güzel eyler diyelim.

http://www.gazetem.net/ahmetaltan.asp

25.07.2006 - 11:53 Yazan: metin | BUDUR! | | 8 Yorum