jazzetta

“renk renk düşünceler kaldı söylenmedik” (hayyam)

Hayden de bütün eller havaya!

Dedim ya, sabahtan beri sinirlerim tepemde saygıdeğer okurcuklarım, sevgili Sicilyalılar! Fazla lakırdı etmeden konuya geçeyim. Size sur le kaşı[n]mak yazımda bir metnini aktardığım Eduardo Galeano’nun “El Libro de los Abrazos” adlı kitabından bugün bir metin daha sunup huzurunuzdan çekileceğim. Bugünlerde fazla olduğumun farkındayım! Haydi, Şükrü Paşa Pasajı bizi bekliyor -aaa, teklemeden söyledim!

***

Öğretmen, okulun ilk günü, çantasından kocaman bir şişe çıkararak Miguel Brun’a ve öteki öğrencilere seslendi: “İçi parfüm dolu! Duyarlılığınızı ölçeceğim. Kokuyu alır almaz kaldırın ellerinizi.”

Sözünü bitirince tıpasını açtı şişenin. Bir iki dakika sonra iki el kalktı havaya. Derken beş, on, otuz… hepsi.

Kokunun yoğunluğundan başı dönen bir genç kız, pencereyi açmak için izin istedi öğretmenden. Onu birkaç öğrenci daha takip etti. Parfüm kokusuyla ağırlaşan hava, kısa sürede sınıftakilerin tümünün soluğunu tıkamıştı.

Sonunda, öğretmen şişeyi öğrencilerine tek tek inceletti. İçi su doluydu şişenin.

14.07.2006 - 16:37 Yazan: metin | JÜKRÜPASAPAŞAZI | | 1 Yorum

Bu bir yazıdır. Göremiyorsunuz diye yok sanmayın.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

14.07.2006 - 13:25 Yazan: metin | TAVANARASI | | 24 Yorum

Jacques Brel & Suren Asaduryan… Tanrı ruhuma notaların şefkatini esirgemez.

Nazarınız değdi Afşar Bey! Bu sabah keyfim yok hiç. Acayip sinirliyim. İnanamadınız değil mi buna? İnanın inanın, ben de patlıcangillerden değilim, her ne kadar patlıcana bayılan bir hıyar olsam da!

Niye mi sinirliyim? Hiç ummadığım -çok değerli- bir insandan hiç haketmediğim bir azar işittim de ondan. Abuk sabuk, acemice bir savunma cevabı yolladım kendisine ama, vazo kırıldı bir kez. Tansiyonum yükseldi. Başım çatlıyor. İki tek atasım geliyor -ama ben içkiden hiç hazzetmem. Dindar dostlarımın bir bildiği var gibime geliyor.

Dost saydığımdan işittiğim azar yetmediği gibi, iğneleme etkinliklerinde ne zamandır sıranın bana geleceğini tahmin ettiğim bir kişi de balkondaki asma yapraklarının arasından çaktırmadan gelip sokuverdi kolumu. Şişmiş, yeni farkettim. Eşek arısıymış meğerse. Haydaaa! Bu ne kadar uğurlu kademli bir sabahtır böyle?!

Laternamız yetişsin bari imdadımıza! Şişi indirsin, acıyı dindirsin. Bugün, o unutulmaz NE ME QUITTE PAS şarkısının ölümsüz sesi “bir yalnız adam”, Jacques Brel misafir olsun yazlığımızın bahçesine. Ihlamur ağacının altına minderler atalım gelin, çay da demleyeyim size her zaman olduğu gibi. Ama biz o şarkıyı değil, bir başkasını dinleyelim. Boktan bir dünyada son bir umudun dile getirildiği bir şarkıyı:

IL NOUS FAUT REGARDER

(…) / Il nous faut regarder / Ce qu’il y a de beau / Le ciel gris ou bleuté / Les filles au bord de l’eau / L’ami qu’on sait fidèle / Le soleil de demain / Le vol d’une hirondelle / Le bateau qui revient / (…)

GÖREBİLMEK GEREKİR

(…) / Görebilmek gerekir / Güzelliği ve güzel olabilecekleri / Görebilmek gerekir gökyüzünü / Boz da olsa mavi olsa da / Bir su kıyısındaki kızları / Bir dostun bağlılığını / Bir yarının güneşini / Bir kırlangıcın uçuşunu / Bir geminin geri dönüşünü / (…) [Sevgili dostum Mario Levi’nin çevirisi]

Ama saygıdeğer okurcuklarım, ben tuhaf bişi yapıyorum şu anda. Size Jacques Brel dinletirken kendim gizli gizli başka bir CD dinliyorum! Ne ayıp!

Jazzetta Düşünce ve Duygu İstihsal Kooperatifi fikrî ve hissî üretime başladığından beri ilk kez sıkıntılı sıkıntılı bir yazı yazmaktayım. Kendimi dışarılara da atamıyorum, kahrolası işler beni bekliyor. Ben de sefil ruhumun sefil sıkıntısını A. Şenol Filiz ile Birol Yayla’nın kurduğu Yansımalar grubunun, duduk ustası Suren Asaduryan’la birlikte çıkardıkları “Vuslat” adlı albümüyle gidermeye çalışıyorum. Özellikle de yedinci parçayı tekrar tekrar, bıkmadan usanmadan dinliyorum: HİSUNDARİ (ELLİ YAŞ). Suren Asaduryan duduk, Şenol Filiz ney, Birol Yayla klasik-akustik gitar ve tanbur, Nezih Yeşilgil kontrabas, Engin Gürkey vurmalı çalgılar, Samim Karaca ud, Taner Sayacıoğlu kanun, Reyent Bölükbaşı viyolonsel çalıyor.

Albümdeki parçalar şunlar:

1. Kayıkçı (Navavar)
2. Günüm güneşim olmazsın sen (Erzurumi şoror)
3. Yüce dağlar (Partsır sarer ay sarer - Pınçılik)
4. Tutam yar elinden tutam
5. Bir çiçek gibi (Vornbes mi dzağig)
6. Allı turnam
7. Elli yaş (Hisundari)
8. Tutam yar elinden tutam (anonim/Erzurum)
9. Kırmızı gülüm soldu (Tarametsav garmir vartıs)

Andropoza mı giriyomdur acep ayol? Ne bu sinir bu kadar? Bi arı soktu bi de dosttan azar işittim diye?

14.07.2006 - 12:40 Yazan: metin | LATERNA | | 23 Yorum

Devletşah Hanım’dan mektup* geldi…

Metin bey,

Bugün “cilalı kek” tarifinizi denemek için aldım bilgisayarımı kolumun altına, girdim mutfağa -malum söz verdim bir kere…

Lakin malzemeleri çıkartırken bir baktım ki sabahtan çay kalmamış… Eh, yenisini demledim. O demlenirken malzeme işine devam ettim. Fındık yağı mı? Hiç kullanmadım, bir ara alıp deneyeyim diyerek listeye ekledim. Yerine her zamanki gibi zeytinyağını çıkarttım. Sonraki kalem dondurulmuş muz… Bir kere muzu çok sevmem. Yersem de bu kadar güzel meyvelerin olduğu mevsimde değil kışın tercih ederim. Bu nedenle evde muz yoktu. Yerine şeftali koyayım dedim. Tezgaha çıkarttım. Çaya şeker koymak yerine yanında kuru üzüm yiyen bir tanıdığımız kalanları silip süpürdüğü için kalmamıştı. Yerine dut kurusu çıkarttım. Allah’tan damla çikolatam vardı. Olmasaydı yerine rendeleyecek sütlü çikolatam da vardı. Her sabah kahvaltıda yediğimiz ceviz maalesef bu sabah kahvaltıda tükendiği için fındığı bol tutarım dedim. Ancak olmayan fındık bol tutulamayacağı için, hepsinin yerini tutacak kadar badem çıkarıldı tezgaha. Vişne likörü derseniz bizim evin yolunu bilmez. Yerine acaba elma suyu olur mu derken baktım çay olmuş. Kendime bir bardak koydum… Tarifi tekrar gözden geçirirken fark ettim ki sizin kekin yerinde yeller esiyor. Benim yeni kek tarifi oluşuyor. Velhasılı kelam, yapmaktan bugün için vazgeçtim. Yerine bir güzel çift çikolatalı topkek yaptım.

Bu yazıyı da benim kekim yerine başkasını yapmış demeyesiniz diye beyan maksadıyle yazıyorum.

————————————————————————–

(*) Yayımlamak için kendisinden izin aldım.

14.07.2006 - 11:35 Yazan: metin | MUTFAKTA CİNAYET | | 4 Yorum

Brief

İçin­de mut­la­ka “On­lar­ca do­ma­te­si, bü­yük bir hız­la küp küp doğ­ra­yan aş­çı, sıra bi­ber­le­re gel­di­ğin­de elin­de­ki bıça­ğı bı­rak­tı” cüm­le­si ge­çmesi istenen bir me­tin kurmaya ko­yul­du­ğun­da, “ve­ri­le­cek bir tek söz­cük­le bi­le öy­kü ya­za­bil[di­ği­ni]” söy­le­yen O. Henry’yi dü­şün­dü. Bur­nun­dan kıl al­dır­maz, züppe ‘cre­ati­ve’ grupla, ‘fem­me fa­tale’ mi, fet­tan mı, ulaşı­la­maz mı ola­cak­la­rına bir tür­lü ka­rar ve­re­me­den ucuz nu­ma­ra­lar­la gü­nle­ri­ni gün et­me­ye ba­kan müş­te­ri tem­sil­ci­si kız­lar üşüş­tü­ ak­lına. Uza­dık­ça İz­mir im­ba­tı­na dö­nü­şen be­yin fır­tına­la­rı çok­tan din­miş, ha­va süt­li­man ol­muş­tu.

İr­kil­ti­ci bir ses­siz­lik, ni­ce­dir ya­şa­mı­nın tekdüze fon mü­zi­ğiy­di.

Vaz­geç­ti aniden. Mut­fağa in­di, sa­la­ta yap­ma­ya. Sıra bi­ber­le­re gel­di­ğin­de elin­de­ki bıça­ğı bırak­tı.

Me­ta­lin soğuk, kış­kır­tıcı parıl­tısın­dan ürk­müş­tü.

14.07.2006 - 11:27 Yazan: metin | FAKİRİN KİLERİ | | 4 Yorum