Pazartesi sendromlu Bağdadî poğaça
Ne yani kızlar, şimdi size yalan mı kıvırayım? Yalan didiğiniz, resmi tarihin işi, benim diil. Mis gibi de olmuş işte, eline sağlık sayın eşimin.
Ne mi yapmış? Denize nazır taraça, al sana Bağdatlı poğaça!
Bağdat gibi diyar olmaz derlerdi ah. Bağdat mı kaldı? Çiğnedi Teksaslı hırt kovboy Busht Bey, afili, görgüsüz çizmeleriynen. Tarumar etti Babil’in asma bahçelerini. Binbir gecenin büyüsünü bakire serveti bozar gibi bozdu.
Neyse, bunlar üzücü, kahırlı mevzular. Biz kendi küçükburcuva dünyacıklarımıza U dönüşü yapalım ve bir elimizde ayna, bir elimizde BAĞDADÎ POĞAÇA; iştahlıca, oburca, bencilce tıkınalım.
(Ben aslında MALAGENIA A LA JAZZETTA ÇORBASI yapacak idim. Yaşam Kulüpçüsü Hanım’a da patlıcanlı bilmemne sözüm vardı ayrıca. Bi dahakine artık.)
Hadindi kızlar, tezgah başına! Bak anlatıveemem ha!
***
Bizim velet yaz kampından anca dün akşam dönebildi. Biz de karı koca bekar takıldık evde. Fırsattan istifade, gençlik günlerimizi işkembevi tarzda da olsa eda ettik. O yaptı ben mideye indirdim bu sefer, rolleri değiştirdik ağnayacağınız.
Evvela unu kaba doldurup ortasını açtı. Tereyağını, sızıp kalmış zeytinyağını, kabartma tozunu, boklu Tuz Gölü’nden gelmiş tuzu, yoğurdu, dilim biynirini; susam, mahlep, kişniş ve sair baharattan mürekkep poğaça harcını una ekleştirdi ve karıştırarak hamura dönüştürdü. Şekil virerek üzerini de bi güzel fırçaladı yımırta sarısıynan. Çörek otu, susam, haşhaş serpmeyi de ihmal etmedi sevgili eşimiz.
Ha, bi de cevizi eşşek sudan gelene dek döverek torba yoğurduynan ve onu da unla karıştırıp, içine de kıymık kıymık kıydığı fesleğen, reyhan yapraklarını katıp topak haline getirdi. Topakları poğaça adaylarının karnına yerleştirdi. (Karınları ağrıyacak!)
Ve sıra, yağladığı tepsiye adayları dizim dizim dizmeye geldi. Adaylar, Goç Holding binasının üst katlarından birinde insan gaynakları müdiresinin huzuruna çıkmaya hazır möhendiz adayları kibin dizildiler ve müdiranımın karşısında 180 santigrad derecede yarım saat ter döktüler.
Kulunuz fakire de, orta balkonda (Havuçperver Toto Hanım üst balkonda ikamet eylemektedir), envai çeşit nebatatın arasında -burasını azıcık abarttım- tıkınması kaldı.
Çayı kim mi demledi?
Elbette Metin-theTeapot. Ya kim olacaktı!
***
Yaw kızlar, yutkunacağınıza bi sorun hele malzemenin cinsini cibilliyetini. Bak unutayazdımdı az kalsın.
Un beş su bardağı. Tereyağ 125 gr. Sızma zeytinyağı yarım su bardağı. Kabartma tozu bir paket. Tuz bir tatlı kaşığı. Yoğurt bir su bardağı. Harç iki yemek kaşığı. Yımırta bir adet. Biynir, arzunuzca. Ceviz birkaç tane. Eh, biraz da baharat işte. Hepsi budur. (Ceviz didim de… Tikkatinizi celbetmiştir sanırsam bu çetin ceviz bitkiye düşkünlüğüm. Mamafih, fih-i mafih, zeki fekat demokrasi düşmanı Ceviz Kabuğu Bey’i teğet geçelim de, Nazım Hikmet Amca ile Cem Karaca Baba pek bi hasretkârane anarlar bu cevizin ağacını.)
Neyse… Az tıkının ha, Amerikalı obez embesillere dönersiniz sonra. Demedi demeyin.
Yapacağımı yaptım gene. Özüme gırmızı kurdâleli, yıldızlı pekiyi virdim.


öncelikle,
Toto hanıma öpücükler:)
Düğününe bizi de çağırırsınız umarım:))
Metin bey,
tariflerinizi yutkunarak okuyoruz doğrudur fakat;125-250gr tereyağ meselesi sinyal veriyor gibi:)
Siz yaştaki gençlerimizin AORTlarını korumak için TOTO hanım tarzı beslenmesi gerekmez mi?
sevgiler
Tavşan şeklinde bir adet BJK’lı damat aranıyor. Kayınpeder Cimbomludur ona göre!
Ece Hanım, yaw siz de 125 gr yerine 100 gr koyuvirin tereyağını. Allah Allah! Kanun mu bu? Azıcık tadını bozarsınız, sası sası olur, o kadarcık kusurun kimde de olabileceğini artık bütün blog ahalim ezberlemiştir umarım:
Belluci Hanım’da.
Hem o ne dimek “siz yaştaki gençlerimiz”? Dalga mı geçiyonuz benlen? Yaşıma ne olmuş? Suya mı düşmüş, inek mi içmiş?
Siz poğaçanızı ziftlenmeye bakın. Yaşıma başıma ne karışıyonuz? Bi daha duymiyim.
Yaw fazlaca sert azarlamışım Ece Hanım’ı… Neme lazım şincik küser müser. Af dileyeyim kendisinden, yine “büyük”lük bende kalsın maalesef.
Yok ben size asla küsmem:)
(büyük konuşmim)
Geçen bir yazınızın altında “otobüs kaldırma” muhabbeti olmuştu Fatih bey’le..
İnanın o cümleyi de sizin bir başka blogta sarfettiğiniz -aynı- cümleyi alıntılayarak ve hoşgörünüze güvenerek sarfetmiştim:)
Sonra içim içimi yedi kırılmış olabileceğinizden korktum ,ama tatile çıkmış bulundum..
Aklıma gelmişken kırıldıysanız özür dilerim :)
Ben bloğu çok seviyorum..
sevgilerimle
düzeltme:
ben bu bloğu çok seviyorum olacaktı:)
Aman Ece Hanım, düşündüğünüz şeye bak! Ben de kırılmam, darılmam kolay kolay.
Metin Ağabey,
Bağdat gibi diyar olmaz derlerdi ah. Bağdat mı kaldı? Çiğnedi Teksaslı hırt kovboy Busht Bey, afili, görgüsüz çizmeleriynen. Tarumar etti Babil’in asma bahçelerini. Binbir gecenin büyüsünü bakire serveti bozar gibi bozdu.
Evet çiğnedi Busht Bey hoyratça kovboy çizmeleriylen.. Büzükdeşleri de Gazze’yi çiğniyor.Tanklarla sokak aralarına dalıyor rastgele evlerin üzerine ateş ediyor.Çocukları kadınları öldürüyor..
ve bizim elimizden hiçbir şey gelmiyor.. :-((
Lanet olsun. Evet, elimizden hiçbi halt gelmiyor.
Hükümet 1 milyon dolar gönderiyormuş..
Metin Bey,
Sabah sabah bu poğaça tarifini okumanın benim üzerimdeki etkisini yazdım zaten blogumda, burada da tekrarlamayayım!
Ancak Bağdat’tan bahsettiniz ya, okurken beni acı acı gülümseten bir şey geldi aklıma: Geçmiş zamanın birinde “Eaters of the Dead: The Manuscript of Ibn Fadlan Relating His Experiences with the Northmen in A.D. 922″ kitabını okuyordum, İbn Fadlan, Bağdat’tan bahsederken hep “City of Peace” diyordu… Yalnızca insanların değil, şehirlerin de sonunu görmeden mutlu dememeli onlara-galiba…
Meral Hanım,
Hoşgeldiniz. Ben de malikanenize uğrayıp mesaj bıraktım. Her işte bir hayır vardır laforizmasına inanırım ben. Bakın önce kavga ettik, iyi ki de etmişiz. Yoksa sizi tanımayacaktım.
Malikanemize her zaman bekleriz efenim. Yalnız ortalıkta içi izmarit dolu kültablası görmeye tahammül edemem, onu söyleyeyim!
Bu lafı, yani “Her işte bir hayır vardır”ı anneannemden söylerdi:)
Kültablası ve balkon konularında sizi aydınlatmaya çalıştım efendim…