Mâruzatum var benüm!
Ciğerlerim, kuzucuklarım, bugün size bir fetva virecem. Aha bir suretini de çıkarıp koydum kürsüye. Hele bi yaklaşıp dinleyin bakem:
***
Mesele:
A. Bir kimesne, bir yolunu bulup Medresetü’l-Kuzât’ta, ıstılâh-ı zamâne ile Hukuk Fakültesinde, bi-eyy-i hal (1) müderrislik payesi ihraz edüp tal’im ve tedris kürsîsîni işgal eylese
B. Feemâ ol kimesne okuduğın anlamasa ve işbu anlamaduğu nesne üzerine âdemoğullarından her hangi birinin pire misillü müziyâtin (2) en küçüğiyle çiftleşmesi gibi aklen ve naklen (3) havsala-i beşerin ihâtasından hariç bulunan bu türlü bir iddiaya vücut verüp birtakım na-becâ (4) ve na-sezâ ahkâm-ı bâtıla binâsına kalkışsa (6)
C. Ve bu iddiasını, Ebüssuud Efendi gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nun en yüksek ve ileri çağında, İkinci İmam Ebu Hanife diye yüceltilen ve otuz yıl aralıksız şeyhülislâm olan ulu bir fıkıh ve tefsir âlimine ve kanun yapıcısına isnad ile kendüleri hakkında “onu hiçbir vechile büyük insan, ya da ilim adamı saymak olanağı yoktur” deyü bühtanlar eylese
Ç. Her kangı bir tarik-i âm (7) üzerinde karşımıza çıkacak âhâd-ı nâstan (8) şeriatçe mükellef (9) sayılan lâalettayin bir ferdin dahi, insan-oğlunun Pire ile cimâını tasavvur etmenin imkânsız olduğunu teyakkün edeceğinde, böyle bir süale muhatap olduğu takdirde, buna Zehi tasavvur-ı bâtıl, zehi hayâl-i muhâl mısra’-ı meşhüru ile karşılık vereceğinden aslâ ve kat’â (10) şekk ve şübheye mahal olmaduğu bilinse
D. Bundan mâadâ, müderris-i merkumun, kendünün emsal ve âkranlarından nicelerinin Kurûn-ı Vustâ medreselerinden her kangı birinde, müderrislik değil, ta’lim ve teallüm ile külliyyen alâkası bulunmayan ve ednâ hidmetlerden sayduğu hademelik bile yapamayacak kertelerde kimselerden olduğu ve kifâyet-i ilmiyyesinin mefkudiyyeti, tevâtür hudûdını aşup alâ melei’n-nâs (11) ikrar ve itirâfı ile sübut bulsa, ol müderrisin, medrese-i mezkûrede işgal eylediği ta’lim ve tedris makamında ibkası caiz olur mu? Cevap buyurup sevâba giresiz.
El-Cevâb: Olmaz.
Ketebehu el-fakir ilâ rabbihi el-Gani …………………… el Kavsü’l kuzahi el-Karlûki el-Oğuzi, afâ anhü fi Muharremi’l-harâm, sene 1397 min hicreti’n-Nebi.
***
Sevgili tebaatım, işte ol fetva! İmdi, bu fetvapenah kimdür ola? Dağılın araziye, keşfe çıkın. Daş düşebülür, unutmayın!
Durun hele, nire böyle hemencecik? Bitmedi sualimiz daha. İşbu fetva niyçün verilmiştir? Hangi şahs-ı sefile zehragîn handeler yollanmaktadır kine?
Bütün bunları araştırın, soruşturun. Hadi acıdım siz kuzucuklarıma; bu sefer guglamak da serbest. Yalnız birbirinizden kopye çekmeye tevessül eylemeyin, kafi.
Sualler demetini soldurmayanlara -şayet eski zaman bakkaliyelerinden birinde rastlayabilirsem- benden bir külah kaynana şekeri! Tevellüdü tutanlar bilir onun lezzetini, asaletini.
———————————————————-
(1) Her nasılsa.
(2) Pire, bit, tahtakurusu, sivrisinek, vb. haşarat.
(3) Akıl ve şeriat açısından.
(4) Yersiz.
(5) Yakışıksız.
(6) Bunu söylemem, söylersem bilmece çözülür!
(7) Anayol.
(8) Halktan herhangi bir kimse, sokaktaki adam.
(9) Çocuk, deli, bunak, yahut okuduğunu anlamaz bir prof olmayıp da dinin buyruk ve yasalarını ifa ile yükümlü, sağlıklı müslüman.
(10) Hiç mi hiç.
(11) Herkesin içinde.

