Eusebius ile Florestan, havadan sudan konuşurlar…
Eusebius: Günümüz insanının, sağlıklı ölmekten gayri bir amacı yok!
Florestan: Bu söz sana ait değil*, biliyorum. Olsun, sen söylemiş de olabilirdin. Malum; güneşin altında söylenmedik söz yoktur.
Eusebius: O halde söz bitti!
Florestan: O zaman biz de başka bir güneş buluruz, altında yeni şeyler söyleyeceğimiz.
Eusebius: Ya orada da söylenmedik söz kalmazsa, biz keşfedip göç edene kadar?
Florestan: Buluncaya kadar ararız yeni bir güneş…
Eusebius: Yeter ki sağlıklı ölelim!!!
Florestan: O, günümüz insanının derdi. Bizimki başka. Ölünce ölmemek bizim derdimiz. Bizi kelimelerimiz taşıyacak. Arayışımız taşıyacak. Israrımız, pes etmeyişimiz, yolumuz taşıyacak.
Eusebius: Ölünce ölmemek de neyin nesi? Ölünce ölmüşüzdür.
Florestan: O senin kötümserliğin. Ölmeden ölenlere sat sen onu.
Eusebius: Susalım! Bugün de böyle geçsin. Sıradan insanın, bugünün insanının sağlıklı ölmesine yardımcı olalım!
Florestan: İlk kez sana katılıyorum. Bazen susmak, en iyi konuşmaktır.
(*) Yarın yokum. Size haftasonu ödevi: Bu laforizma kimin? Bilmece Fatihi Bey, sözüm sizedir: Yemin edin bakayım, bir ayağınızı da kaldırmayın; guglamak yok, tamam mı?! Tüfeng öncesi döneme dönün. Kitaplarınızı bugün postaya verecem, unutuveririm bakarsınız sonra postanenin yolunu, ona göre!


Abi daha önce de söyledim, bu romantizm beni aşar..
Bugün kitapçıma gittim, bir sürü kitap aldım.Bir tanesi de İskender Pala’nın Kitab-ı Aşk’ı..:
Ne beyân-ı hâle cür’et, ne figâna tâkatim var
Be recâ-yı vasla gayret, ne firâka kudretim var.
Bu derde çare yok mu? Ne dersin bende başka güneş aramaya gideyim mi?
Laforizmanın çözümü de Fatih beye kalsın :-))
Yaw sevgili dostum, herşeye romantika etiketi yapıştırırsan seninle kavga edicez ha!
***
İskender Pala'yı severim. O da beni sever. (Öyle hatırlıyom.)
***
Bütün bilmeceleri Bilmece Fatihi Bey çözerse, sizler havanızı alırsınız! Bak ne güzel kitaplarına kavuşacak ayın ikisinde, hem de taaa Florida'larda! Siz şunun şurasında iki adım ötedesiniz, yakışık alır mı?! (Sahi kaç adım ötedesiniz, sormamda sakınca yoksa? Benim coğrafi koordinatlarımı, enlem ve boylamımı biliyorsunuz.)
Ayrıca da hasetten çatlıycam. Habire kitap alıyonuz kitapçıdan. Biraz da bana alın. Habire okuyonuz. Sizin gününüz Uranüs yahut Jüpiter günü müdür? Oralarda gün kaç saattir?
Abi ben ortalama 5- 5.5 saat uyurum.Bunu da 4.5 a indirmeye çalışıyorum Sen kaç saat uyuyorsun?
Gözlerin şişmiş.. :-))
Abi İstanbul’da değilim ama marmara bölgesindeyim.Yakın sayılır. :-))
Ne de olsa gençlik işte; uykudan feragat kolay iştir. Ben ne yazık ki uyku saatini kitap okuma saatine dönüştüremeyecek kadar ölüme yakınım. Yanlış anlaşılmaya; görece yani, rölatif olarak, izafeten! Size göre yani! Ben yakınım dedikse o bana yakın olacak değil. Benden ırak henüz. Irak? Aman Allahım!
Ölünce ölmemek bizim derdimiz.
SÖZ UÇAR YAZI KALIR!(mış)
VERBA VOLANT,SCRİPTA MANENT miş yani:)
sayg.
Abi benim çok güzel bir huyum var. Hiçbir şey beni okuduğum kjitabı anlamaktan alıkoyamaz.İnan bana maç seyrederken bile kitap okuyabilir ve anlayabilirim.(her kitabı değil tabii). Buna hanımın dırdırını dinlerken veya oğlumun üstümden koltuğa uçarken ki vaziyetlerimi de katabilirsiniz. Lakin bu mustaaakyol.org sonrası başlayan net macerası bu okuma işine bir sekte vurdu, bundan da rahatsızım açıkçası..
Ölüm!.. Ölüm kime uzak ki. Bazısına ansızın gelir, bazısına da göstere göstere. Herkes eşit uzaklıktadır, amma şu da bir gerçek ki “ölen hayvan imiş aşıklar ölmez!
Maddi vücutlarımız ise : “Küllü nefsün laikatül mevt”
He. Öyledir.
Bu laforizma Peter Sellers’a aittir. Kusura bakmayın kitap kazanayım diye atlamadığım yarışma kalmadı…:)
Bu blogosfer, stratosfer gibi bişi; insanın aklını başından alıyor, oksijensiz bırakıyor beyin hücrelerini! Beni de yaktı bu işler!
Bir yazıda işleyeceğim emme şimden söyleyeyim: Aslında biz ölümle hiç karşılaşmayız ki! Ölümden korkmam ben, nasılsa asla onunla karşılaşmayacağım: O geldiğinde ben yaşıyor olmayacağım ki öleyim!
Anaaaa! E-mine Hanım bildi. Ama durun bakayım, gugladınız mı guglamadınız mı? Yemin edin! Google Efendi’ye müracaat ettinizse kazandınız sayılmaz. Vicdanınızla başbaşa bırakıyom sizi.
Ayrıca dikkat: Bugün kitap hediyesi yoktur tükkanımızda. Siz şu beş kelimeyi bi halledin zaten öncelikle. Sonrasını düşünürüz. Benim gibi bir centilmenin bir hanımı (”bayan”ı değil biliyorsunuz) üzmesi mevzubahis bilem olamaz!
Bilmece Fatihi Bey’i Guantanamo’ya mı kaçırdılar n’aptılar?! Allah korusun!
Hiç sesi soluğu çıkmıyor da, bir eşek şakası yapayım dedimdi.
Vallahi de billahi de gugladım…:)
Bi de pardon o ne demek?
Anaaa ! e-mine hanım bildi falan. Kırdınız kalbimi:(
Şimdi E-mine Hanım. Bunu saymam. Google yasak. (Ama dürüstçe itiraf ettiğiniz için bir defaya mahsus olmak üzere affedildiniz.)
İkincisi, "E-mine Hanım bildi." tümcesinin başına ille de "nasıl oldu da" ibaresinin mi getirilerek okunması iktiza ediyor? Ben öyle bir lakırdı mı ettim? Sadece bildiğinizi söyledim, bir de tümcenin öznesini belirttim. Öznesiz tümce olur mu E-mine hanım? Sizin Türkçe öğretmeniniz kimdi okulda? Onu geçin, siz kendiniz bizatihi öğretmen değil miydiniz? Aaa, olmaz ama. Asıl kalbi kırılan benim; bırakın dile getirmeyi, aklımın ucundan bile geçirmediğim kabalıklara beni layık görüyonuz.
Metin Bey, kızmayın . Şu kuyruk acısı durumu varya. Farketdi iseniz ben bu kırıldım meselesini siz benim sevgili google ile yaptığım işbirliğimi anladığınız için gündeme getirdim. Pişmanım affedin. Hemen özeleştiri yapmaya başlıyorum:)
Tamamdır. Tekrar affedildiniz. Bi daha yapmayın! Özeleştirinizi virin.
Metin Bey, ölüm konusunda sayın Cengiz Cebi bir ki şey söyleseydi ne güzel olurdu değil mi?
Bir de siz nasıl görüyorsunuz ölümü ve ötesini?
Ölüme ilişkin bir yazı yazacağımı demin buralarda bir yerde söylemiş idim. Cengiz Bey’e gelince… Anlamıyorum doğrusu, benim yazlığıma niçin uğramadığını… Ve üzülüyorum, değerli bir bey kendisi.
Bir de özeleştirimi yapayım derken hakkınızda gıybet ettiğimi farkettim. Hakkınızı helal edin lütfen.
Aaa! Herkes bu temayı beğendi, bir tek siz beğenmediğinizi söylüyorsunuz. Şaşırdım. Bu temayı teknik direktörcüğüm seçmişti, benim de hoşuma gitti. Bir tek grisi beni bunaltıyor, nefretle kınadığım bir renktir. Ama tercih hakkımız yok sanırsam, o yüzden elimden bişi gelmiyor rengi konusunda. Diğer temaları da ben sevmedim.
Metin Bey, agzinizdan yel alsin diyorum baska da birsey demiyorum.
Yorgan-dosek yatiyordum evde ondandi sessizligim. Ama hain Amerikan iscileri herzamanki gibi calismamak icin bir bahane buldular. En guzeli Amerikan olmayanla calismak walla.
E-mine hanimi da buradan tebrik ediyorum. Google da yaptigi calisma takdir’e sayan.
Acaba saat farkından dolayı mı senkronize olamıyoz diye de düşünmüştüm de cehaletim belli olacak deyu belirtmemiş idim. Neyse, gözüm aydın, kulağım entellektüel! (Iyyyyk, ne soğuk ABD esprisi, di mi?!)
Daha postaneye gitmedim, gidecem bugün. Acep diyom, sizin kitaplardan birini E-mine Hanım’a mı yollasak? Centilmenliğin yükü üzerime fazla ağır geliyor, paylaşsam sizinle fifty-fifty?
(Yarışmacılar işte böyle birbirine düşürülür? Boşuna mı bize Mülkiye’de İngiliz sömürge valisinin entrikasal böl-çarp-çıkar-yönet taktiklerini öğrettilerdi!)
Eusebius: Herkes bi yerlere dağıldı Florestan! Yazlık sitemizin bahçesinde in cin top oynuyor…
Florestan: Daha ne istiyorsun? Bak, in cin top oynuyor. Sen de katıl aralarına. Gol atarsın belkim.
Evet madem politika uretmek gerek, uretelim.
Sevgili Metin Bey, benim icin aldiginiz kitaplari E-mine hanim ile paylasmakta hicbir kotuluk gormuyorum. Tabi ki baskasina alinmis bir hedayeyi isteyebilecek kadar acgozlu olmasi onun sorunudur :)
Kitap olunca hedaye açgözlülük yapabilirim ama ben kitap değil kitap adı istiyorum hedaye olarak. Metin Bey’den ve herkesten.
E-mine hanim Jean Baudrillard’dan cool memories 2 (zannedersem turkcesi siyah an’lar idi)yi tavsiye ederim. Ayrica yazarin Amerika adli kitabi da takdire sayandir.
Bakin ben sizin istediginizi verdim, lutfen acgozlu olmayin. Yazik bana :(