Tek yol evrim!
Hayır hayır, yanlış anlamayın! Darwinistik ya da non-Darwinistik evrimden filan sözettiğim yok!
(O konuda “taraf” tutmuyorum! Bu, bitaraf ve dolayısıyla bertaraf olmayı zorunlu kılmıyor; yalnızca bir konumlanma ya da ebelemece oyunu oynamaya gönlüm razı değil. Hayat bana karmaşıklığa selam vermeyi, kaostaki düzeni ve düzendeki kaosu dikkatli gözlerle seçebilmeyi ve bu paradoksa hayranlık ve saygı duymayı, lineer bir ilerleme ve pozitif yönde gelişme paradigmasının kesinliğini sorgulamak gerektiğini öğretti. Bir de, bunun arkasında yahut önünde, sağında solunda, üstünde gibi yön ve boyut kavramlarına başvurmaksızın; sıfat ve dereceye yüz vermeksizin; “tasarım” gibisinden insani tasavvurların daraltıcı, indirgeyici, kapsam, içerik, yöntem ve yordam öngörücü sakıncalarını dışta tutarak, bütün gözkamaştırıcılığıyla “Yaratan” nosyonuna ve o nosyonun beni gönderdiği hakikat sezgisine yönelmeyi…)
Ben, böyle deyince, en azından kuşaktaşlarımın belleğinden acı, gurur, düşkırıklığı, özlem, belki kızgınlık, kırgınlık, hatta belki de utanç ve öfke gibi duygularla geçit resmi yapan, eski masalsı dönemlerimizden kalma bir slogana gönderme yapıyorum: “Tek yol devrim!”
Yıllar içinde, “devrim[ler]”in, politik/ekonomik/sosyal/kültürel çöküş dönemlerinin görünür ya da görünmez-kanlı sonu ve bu düzlemlerden biri/bütününde verili çöküş sürecinden geçmekte olan formasyonların antitezi iddiasını bağrında taşıyan, afili ve havalı bir[er] reaksiyoner/reaksiyonel sonuç[sallık] olduğundan hareketle, tarihi kanatan bir[er] patolojik olgu niteliği taşıdığını kavramam güç olmadı.
Tabii, Türkçenin bağında bahçesinde bir zamanlar fırtına gibi esip ağaçları devirmiş, etrafı tarümar etmiş olan öztürkçeci garabet akımın dilimizde yarattığı yoksullaşmanın doğal sonucu olarak burada bir sıkıntı yaşamıyor değiliz: “İnkılap” mı, “ihtilal” mi, nedir devrim?
Şöyle çizelim çerçeveyi dilerseniz: “Evrim”in karşıtı olan şey. Bundan hareketle gidersek, inkılap-ihtilal ayrımının yetersiz ikilemesinden de uzak durmuş oluruz. (Zıddından hareketle yapılan bu tanım sıkıştırması da tartışılır elbette. “Evrim” tarihsel planda geçerli bir argüman mıdır, tartışmalıdır. Benim şu anda yaptığım, yalnızca geçici bir konumlama. Böyle bakınca da, yazının başlığının bir ironiden öteye gitmediği de farkedilecektir!)
Devrimler tarihini didiklemeye gerek görmüyorum şimdi. Fransız devrimini, Sovyet devrimini, Çin kültür devrimini, Türk devrimini hatırla[t]makla yetiniyorum. Bunların farklı motiflerle, farklı toplumsal-tarihsel koşul ve süreçlerde, farklı karakterlerde eylenmiş ve işlemiş reaksiyon bütünleri olduklarını kabul ediyorum. Bununla birlikte, adları anılan anılmayan bütün devrimsel hareket ve süreçlerin ortak karakteristiğinin, savrulmayla gelen bir ilerleme illüzyonu, “bugün burada” yaşanmakta olan dekadansa karşı, değil onu durdurup düze çıkmak, bilakis başka bir renk ve doku ile onu derinleştirerek, problemlerine yeni ve bir kısmı ancak ileride görülebilecek problemler ekleyerek, yer yer dramatik ve yer yer trajikomik hikayelere zemin açarak, hem “bugün burada” hem de geleceği de kendi sorunsalıyla ipotek ederek yaşanacak bir “dekadans sonrası dekadans” olduğunu vurgulamak istiyorum. Organik tarihe, kesintisiz işleyen; lineer değil, belki çembersel, belki helezonik, belki kaotik, belki de Quantum teorisinin “wavicle” (kimi zaman particle/parçacık ve kimi zaman wave/dalga) tespitinin analojik izdüşümünün zihnimizde üreteceği bir nitelemeyle sıfatlandırılabilecek insani serüvene, iyileşmesi kendi doğal iç tedavi süreçleriyle ve zaman içinde doğal akışıyla mümkünken, edebi bir metaforla dile getirirsek; insansı ama zarar verici bir telaşın ve aceleciliğin paslı ameliyat bıçağıyla yapılan müdahalenin adı, acaba gerçekten de “devirmek”ten geliyor olmasın?! Bir yumrukta yere devirmekten?
Bu bir giriş yazısıydı. Bir sonraki yazımda “devrim” ile “gericilik-ilericilik” kavram ikilisinin arasındaki ilişki ve/veya ilintiyi ele almaya çalışacağım. Hem zaten yazının genel başlığını da "Gericilik vs. İlericilik" koymalıydık. Ana eksenimiz evrim-devrim karşıtlığı değil.


Metin bey,
Mukemmel bir yazi..
Savrulmaya yardimci olmak amaciyla, aklima gelen (NFK’dan) bir cift misrai alintilayayayim:
Zaman, korkunç daire[*]; ilk ve son nokta nerde?
Bazı geriden gelen, yüzbin devir ilerde!
*: Daire illa yuvarlak olmak zorunda degil. Oturdugumuz ‘daireler’ mesela… Burada, ‘daire’, ‘belli belirsiz bir cok seyi iceren’ anlamindaidr bence.. Tabii, bence.
Teşekkür ederim. Katkınız çok isabetli oldu.
Metin Bey ağabey,
Çpk güzel bir tazı, eline sağlık.Tamamı çok güzel söylenecek birşey yok.Ama ön-not’a özellikle bayıldım:
(O konuda “taraf” tutmuyorum! Bu, bitaraf ve dolayısıyla bertaraf olmayı zorunlu kılmıyor; yalnızca bir konumlanma ya da ebelemece oyunu oynamaya gönlüm razı değil. Hayat bana karmaşıklığa selam vermeyi, kaostaki düzeni ve düzendeki kaosu dikkatli gözlerle seçebilmeyi ve bu paradoksa hayranlık ve saygı duymayı, lineer bir ilerleme ve pozitif yönde gelişme paradigmasının kesinliğini sorgulamak gerektiğini öğretti. Bir de, bunun arkasında yahut önünde, sağında solunda, üstünde gibi yön ve boyut kavramlarına başvurmaksızın; sıfat ve dereceye yüz vermeksizin; “tasarım” gibisinden insani tasavvurların daraltıcı, indirgeyici, kapsam, içerik, yöntem ve yordam öngörücü sakıncalarını dışta tutarak, bütün gözkamaştırıcılığıyla “Yaratan” nosyonuna ve o nosyonun beni gönderdiği hakikat sezgisine yönelmeyi…)
Her ne kadar alt-proseste AT’yi benimsesem de “Tasarım” vb.şeylerin daraltıcı sakıncalarını tabiatı gereği darwinizmle kıyaslıyor olduğunuzu düşündüğümden bu sözlerinize –yaratılışın aşkın boyutunu düşünerek- katılıyorum.
Ellerine saplık..
Sağolun aziz kardeşim. İnşallah devamını da yazma gücünü bulurum.
Metin bey,
Yazıyı 2 kez okudum,anlamaya çalıştım..Umarım az çok anlamışımdır :(
Konuyu dağıtmak istemem ama sormak istediğim bir kaç şey var:
*1. ve 2. MEŞRUTİYET in ilanlarını ne olarak tanımlarsınız?
*Kopenhag kriterlerini uygulamaya geçiş sürecimiz bir tür “inkılâp” olarak isimlendirilebilir mi?
*Devrimler dış destekli olduğunda yine devrim midirler?
(Irak’ta yönetim sisteminin değişmesi yada kafkaslardaki Turuncu devrimler vb)
saygılarımla
Ya ilmek dışı olacak ama, Bekir Ağabey’den haber alamıyorum.. Sizin haberiniz var mı? meraklanmaya başladım..
bu yazıyı da kayıtlara geçelim..
bu arada sanırım ilk kez müzmin bey’le aynı noktada buluştuk; evet efendim, circle is not round!..
emme ve lakin bu yazıyı özellikle “kaos ve düzen (daha doğrusu hem kaos hem düzen)” vurgusunu afşar bey okursa buralar biraz karışır söylemedi demeyin.. :)
ilya prigogine’e de saygılar efendim..
çok zamansızım bu aralar, müzmin bey’e yanıt dahi veremiyorum lakin bu yazıyı ıskalamak istemedim..
Metin Bey dostum,
Sadece “oldugum haberleri biraz abartili” demek niyeti ile gelmistim buraya ama benim meshur “hersey birseydir”, vede “bilsesik alan terisi” olarak bilinen dusunce ekolumu (!) destekler ogeler buldugum derin fesefi anlaiziniz uzerine birkac soz soylemeden edemedim.
Once niye benim ekolumu destekeyici? Cunki koken ariyorsunuz. Taa isin basina gidiyorsunuz. Bunu en guzel “Organik tarihe, kesintisiz işleyen; lineer değil, belki çembersel, belki helezonik, belki kaotik, belki de Quantum teorisinin “wavicle” (kimi zaman particle/parçacık ve kimi zaman wave/dalga) tespitinin analojik izdüşümünün..” Sosyal bilimcilerin parcalara ayirma, diskretize etme kolayciligina kacmyor on yargilardan izafiyetten arinmis bir duzlemde ariyorsunuz hakikati. Ben de zaman zaman aslinda fiziksel ve metafiziksel evrenlerin aslinda ayni kurallara tabii oldugunu dusunmusumdur. Bundandirki Einstein’in fiziksel dunya icin onerdigi “birlesik alan teorisi” nin manevi izdusumu oldugunu dusunmusumdur hep. Aslinda bunu Maharashi Magesh Yogi gibi bircoklari da ifade etmisler, fazla detaylarina vakif olmasamda.
Biliyorum yazinizin konusu bu degil; b bebnim konuya yaklasim sekliniz uzerine cikarimim.
Evrim-devrim kavramlarina gelince. Gene yukarda bahsettigim cerceve icersinde fizigin kurallarini sosyal kavramlara da uygularsak aslinda evrim ve devrimin fazla farkli fenomenler olmadigini, ayni temel kanunlara uydugunu soyleyebiliriz. Basit ifadesi ile evrim olusan basinclarin yavas yavas release edilmesi (koyverilmesi?) devrim ise bu basinclarin suni olarak biriktirilmesi sonucu patlamaya yol acmasidir. Dolasyisi ile farkli mantiklari yoktur. Kanimca patlamanin (devrimin) siddeti biriken basincla dogru orantilidir. En uzun omurlu rejimler, en uygun eminiyet supablari kullananlardir.
Selam ve muhabbetlerimle
Bekir Ağabey nerelerdesin sen?
Öldük meraktan..Neyse, Hoşgeldin ağabey.. :-)
Buradaki yorumlara cevaplar vereceğim ama biraz zamana ihtiyacım var, işler çok sıkıştırıyor beni. Zaten yakında kovulacağım bu gidişle, o zaman siz de rahatlarsınız ben de! Aranızda para toplar hesabıma yatırırsınız, bi çorba parası çıkar artık!
Bekir Bey dostumuzun ortaya çıkışı münasebetiyle yazlık sitesinde bir iki cümle karaladım. Hoşgeldi yeniden!
Ece Hanım,
Dar vakitte, sorularınıza ÖN-cevaplar (ciddiyetsiz cevap değildirler ama):
1)1. ve 2. MEŞRUTİYET in ilanlarını ne olarak tanımlarsınız?
Cevap: “1. ve 2. Meşrutiyetin ilanları” olarak.
2) Kopenhag kriterlerini uygulamaya geçiş sürecimiz bir tür “inkılâp” olarak isimlendirilebilir mi?
Cevap: Kopenhag kriterlerini UYGULAMAYA geçiş sürecine mi girdik? Niye bana hiçkimse haber vermedi?
3)Devrimler dış destekli olduğunda yine devrim midirler?
(Irak’ta yönetim sisteminin değişmesi yada kafkaslardaki Turuncu devrimler vb)
Cevap: Destekler, payandalar, şunlar bunlar… geçin bunları.
Parantez içine cevap: Irak’ta olup biten, bambaşka birşeydir. Ne alakası var “devrim”le?! Turuncu “devrim”lere ise biraz da sırıtarak bakmak lazımdır.
DEVRİM ayakların baş olması demektir. Türkiye’de 1960′dan sonra başlayan süreçte ayaklar hep baş olmuşlardır. Bunu gördükçe bedbaht olanlar karşı-devrimci, zevkten-dört-köşe olanlar ise devrimcidir. Rahat uyu ey büyük devrimci Atatürk: Türkiye’de ayaklar baş oldu, daha da olacak! Hop-şikidam.
“Ayaklar baş oldu” denince, aklıma (başıma) Zülfikâr Zülfü Bey gelmektedir efendim. Nedense…
Murat Bey, size yine eski adınızla hitap etmek istiyorum, yalvarırım bırakın öyle hitap edeyim. Bu arada da, nihayet geldiniz, hoşgeldiniz.